Tam / Gerçek Adı: Prof. Dr. Hanifi Özcan
Doğum Tarihi: 5 Mayıs 1954
Doğum Yeri: Kayseri, Türkiye
Hanifi Özcan kimdir?
İslâm felsefecisi. 5 Mayıs 1954, Yahyalı / Kayseri doğumlu. İlköğrenimini doğduğu yerde, ortaöğrenimini Kayseri Lisesinde tamamladı. Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi İslâm Felsefesi ve Kelam Bölümü (1979) mezunu. Bitirdiği fakülteye asistan olarak girdi. Doktora çalışmasını Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsünde (1985) yaptı. 1986 yılında Dokuz Eylül Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Din Felsefesi ve Mantık Anabilim Dalına yardımcı doçent olarak atandı. 1990 yılında doçent, 1996 yılında profesör oldu. Felsefe Tarihi, Mantık ve Din Felsefesi Anabilim dallarına başkanlık görevlerinde bulundu. Din felsefesi, İslâm felsefesi ve Türk-İslâm düşüncesi alanlarında Türkçe ve İngilizce olarak kaleme alınmış çeşitli yazıları 1996’dan itibaren Journal of Islamic Studies (İngiltere), Hamdard Islamicus (Pakistan), Islamochristiana (İtalya), DEÜ İlahiyat Fakültesi Dergisi, İslâmi Araştırmalar, Diyaneti, Kubbealtı Akademi Mecmuası gibi dergiler ile bazı ortak kitaplarda yayımlandı. Türkler Ansiklopedisi, Genel Türk Tarihi Ansiklopedisi ile TDV İslâm Ansiklopedisi’ne maddeler yazdı.
--reklam--
Hanifi Özcan Kitapları - Eserleri
- Epistemolojik Açıdan İman
- Türk Düşünce Hayatında Matüridilik
- Matüridide Bilgi Problemi
- Farabi'nin İki Eseri
- Maturidi’de Dini Çoğulculuk
--reklam--
Hanifi Özcan Alıntıları - Sözleri
- Mâtüridî'nin sisteminde ahlakî fiillerin ve ibadet amaçlı yapılan fiillerin kaynağı birbirinden farklıdır. Ahlakî fiillerin kaynağı akıldır; burada vahiy akla destek olur. İbadet amaçlı fiillerin kaynağı ise vahiydir; burada akıl vahye destek olur. (Türk Düşünce Hayatında Matüridilik)
- Bilenin bilecek durumda, ya da bilinenin bilinecek durumda olmaması onun var olmadığı anlamına gelmez. (Epistemolojik Açıdan İman)
- Aklını kullanacak yaşa gelen, onu kullanarak teemmül ve tefekkür etmek isteyen bir insan pekâlâ "biliyorum ki, Tanrı vardır" diyebilir; buna aklen gücü yeterlidir; fakat "Tanrı'yı ( O'nun zatını) biliyorum" diyemez... Bir şeyin "bizzat kendisini bilmek " ayrı şeydir, "onun var olduğunu bilmek " ayrı şeydir. Yani O'nun "hakkındaki bilgi" ile "Kendisini bilme"yi birbirine karıştırmamak gerekir. (Epistemolojik Açıdan İman)
- Yapıldığı anda derhal eziyet veren iyi fiiller, daha sonra mutlaka haz verirler. Halbuki yapıldıkları anda hemen haz veren kötü fiiller, daha sonra mutlaka eziyet verirler. (Farabi'nin İki Eseri)
- İnsan toplumsal bir varlıktır, dolayısıyla hiçbir zaman toplum içinde yaşamayan bir insanın inanan olması mümkün değildir. Bir insanın inanan olabilmesi ve bir imana sahip olabilmesi için her şeyden önce bir dil'e, dolayısıyla bir kültüre sahip olması gerekir. (Epistemolojik Açıdan İman)
- Mâtüridî'nin sisteminde akıl dinin temelinde yer alır ve hatta İslâm bir "akıl dini"dir. (Türk Düşünce Hayatında Matüridilik)
- Erdemle, ahlâkî ve aklî olmak üzere iki çeşittir. Aklî erdemler hikmet, akıl, akıllılık, zeka, anlayış mükemmelliği gibi aklî kısmın erdemleridir. Ahlâkî erdemler ise, iffet, şecaat, cömertlik, adalet gibi arzuyla ilgili kısmın erdemleridir. Aşağılıklar da, bunun gibi, iki kısma ayrılır. (Farabi'nin İki Eseri)
- Bilgi tasdik, bilgisizlik de tekzip dogurur (Matüridide Bilgi Problemi)
- (Kötü şeyler yapmaktan) kendini alıkoyan (kendi nefsini zapteden) kişi ile, erdemli kişi arasında bir fark vardır, yani kendisini zapteden kişi, iyi işler yapmakla, erdemli fiiller yaptığı halde, kötü fiilleri de sever; onları da arzular; dolayısıyla o, arzusuyla çarpışır ve (fiilinde) durumunun ve arzusunun teşvik ettiği şeyin zıddını yapar. O, iyi fiilleri yapar, fakat onları yaparken eziyet çeker. (Farabi'nin İki Eseri)
- Bilgi marifet olsaydi, bilen arif olurdu (Matüridide Bilgi Problemi)
- Beden için sağlık ve hastalık olduğu gibi, nefs(ruh) içinde sağlık ve hastalık vardır. Nefsin sağlığı, kendisinin ve kısımlarının durumlarının, ona devamlı iyi şeyler, iyi işler ve güzel fiiller yaptıran durumlar olması; hastalığı ise, yine onların, ona devamlı kötülükler, kötü işler ve çirkin fiiller yaptıran durumlar olmasıdır. (Farabi'nin İki Eseri)
- Bir şeye, yeterli delil olmaksızın inanmak, her yerde ve herkes için yanlıştır. (Matüridide Bilgi Problemi)
- İnsan aklının gücü sınırlı olduğu için, bizzat bilemediği birçok şeyin varlığını kabul etmek zorundadır. Çünkü ya "bilen"in (süjenin) bilecek durumda, ya da "bilinen"in (objenin) bilinecek durumda olmaması onun var olmadığı anlamına gelmez. (Epistemolojik Açıdan İman)
- Kötü şeyler yapmaktan kendini alıkoyan (nefsini zapten) kişi ile, erdemli kişi arasında bir fark vardır, yani kendisini zapteden kişi iyi işler yapmakla erdemli fiiller yaptığı halde kötü fiilleride sever; onları da arzular dolayısıyla o arzu ile çarpışır ve fiilinde durumunun ve arzusunun kendisini teşvik ettiği şeyin zıttını yapar. Erdemli kişi ise fiilinde severek ve isteyerek iyi işler yapar. Bu insana acı veren şiddetli bir ağrıya sabretmeyle , asla acı duymama veya hissetmeme arasındaki farka benzer (Farabi'nin İki Eseri)
- "Eğer iman objesinin hakikati bu dünyada bilinebilseydi, o zaman, tek bir hakikat olacağı için, farklı dinlerden söz edilemeyeceği gibi, bizzat imanın imkanından da söz edilemezdi. İman objesinin bu esnekliği, her dine kendi inanç sisteminin doğruluğunu iddia etme ve bu yolda çeşitli deliller geliştirme imkanını vermekte ve insan zihnini de donmuşluktan kurtardığı gibi, "ahlakı" da mümkün kılmaktadır." (Epistemolojik Açıdan İman)
- Din bir akıl ve zihin işi olarak görüldüğü için, insanların dini anlama ve kavrama düzeyleri farklıdır. Bazıları, naklin yardımına ihtiyaç duymadan, düşünme ve delile başvurma yoluyla yani fikrî çabayla anlayabilirler. Bunlar filozoflar ve alimlerdir. Bazıları, ancak naklin yardımı ve bildirmesiyle anlayıp kavrayabilirler. Bunlar öğretme, yönlendirme ve uyarıyla kavrayabilen çocuklara benzerler. Diğer bazıları da, ne akıl ile ne de nakil ile kavrayabilirler. Bunlar "hayvan tabiatlı" (behâyim) insanlardır. (Türk Düşünce Hayatında Matüridilik)
- Bir dile yani çeşitli kavramlara sahip olmayan bir kimsenin düşünmesi ve inanması mümkün değildir. (Epistemolojik Açıdan İman)
- Mâtüridîlik, akıl zemininde Kur'an ve Sünnet ışığında şekillenen, dolayısıyla akla ve vahye dayanan, değişim ve gelişime açık gerçekçi bir din anlayışıdır. Bu din yorumunda, "insan, din için değil; din, insan içindir'' ilkesi ihmal edilemez. (Türk Düşünce Hayatında Matüridilik)
- "İyi" iyi olduğu için amaçlanmadığında onunla da mutluluğa ulaşılamaz. (Farabi'nin İki Eseri)
- Kuran, akil bulunmayinca duyu verilerinin bir degeri olmadigini belirtir. (Matüridide Bilgi Problemi)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin