Doğum Tarihi: 1921
Doğum Yeri: Londra, İngiltere
Ölüm Tarihi: 17 Temmuz 2013
Ölüm Yeri: Paris, Fransa
Henri Alleg kimdir?
--reklam--
Henri Alleg Kitapları - Eserleri
- Sorgu
- Büyük Geri Sıçrama
- Sam Amcaya Fatiha
--reklam--
Henri Alleg Alıntıları - Sözleri
- Nedir komünizmin esası? Eşitlik, bireyler ve halklar arasında dostluk, herkesin kendini geliştirme özgürlüğüdür; insanın sömürülmesinin yok edilmesi, büyük üretim araçlarının toplumsal mülkiyetidir. Öyleyse açıklayın bana, kötülük bu düşüncelerin neresindedir? Ve böyle bir toplumu gerçekleştirme isteğinde ütopya olacak ne vardır? (Büyük Geri Sıçrama)
- Bilirsiniz ki, bir Müslüman, çölde yapayalnızken ve kumda ya da taşların üzerinde bile, yani her yerde ibadet edebilir. Tanrı, mümini her yerde duyar. Bunun için şatafatlı camilere gerek yoktur. Sovyet rejimi ateizmi yüceltiyordu, ama hiçbir zaman kimse bizim dinimize göre hareket etmemizi yasaklamadı. Dilimizi konuşmayı ve öğrenmeyi, kendi kültürümüzü geliştirmeyi de öyle. Gerçekte, dine karşı kampanyalar zamanında bile, Sovyet Hükümeti İslama karşı hep büyük bir hoşgörü gösterdi. (Büyük Geri Sıçrama)
- Lüks bir "Mercedes" sokağın ortasında patlıyor. Sahibi enkazdan çıkarılıyor, bir eli kopmuş. Adam, "Yepyeni Mercedes’im gitti!" diye inliyor. Kaza tanıklarından biri bağırıyor: "Ama siz sol elinizi kaybetmişsiniz!" Yeni zengin dövünüyor: "Tüh be tüh tüh, altın Rollex’im de gitmiş!" (Büyük Geri Sıçrama)
- "....Size, birtakım yeni camiler -bazen Suudi Arabistan'ın verdigi paralarla- yapıldığını soyleyecekler. Bunu SSCB zamanında yapamazdık. Bize bir okul ya da hastane yapmanın daha iyi oldugunu soyleyip hevesimizi kırarlardı. Evet, dogrudur bu, ama bazılarının dedikleri gibi, dine karşı baskı ve zulümden soz edilemez. Bilirsiniz ki, bir Müslüman, çölde yapayalnızken ve kumda ya da taşların üzerinde bile, yani her yerde ibadet edebilir. Tanrı, mümini her yerde duyar. Bunun için şatafatlı camilere gerek yoktur. Sovyet rejimi ateizmi yüiceltiyordu, ama hiçbir zaman kimse bizim dinimize gore hareket etmemizi yasaklamadı. Dilimizi konuşmayı ve ögrenmeyi, kendi kültürümüzü geliştirmeyi de oyle. Gerçekte, dine karşı kampanyalar zamanında bile, Sovyet Hükümeti Islama karşı hep büyük bir hoşgörü gösterdi. Oysa rejime karşı büyük bir muhalefet gücü olarak kendini gösteren ve iç savaş doneminde Beyazların yanında yer alan Ortodoks Kilisesine karşı durum boyle degildi. Bugün daha ozgür müyüz? Iktidarda olanlar bu temayı işliyorlar. Ama Ruslar, buna inandırmaya çalıştıkları gibi, hiç de kendilerine boyun egilmesi gereken şefler degildiler. Gerçekten, dostluk içinde yaşıyorduk. Bize öyle diyorlar: Ama şimdi ozgürsünüz! Bize şöyle diyorlar: lstediginiz yere gidebilirsiniz. Ister Amerika'ya, ister Avustralya'ya. Daha once bunu yapamazdınız! Bu ozgürlük beni güldürüyor. Yeni zenginler dışında, gerçekten kim yararlanabilir bundan? Gerçek şu ki, biz onceki kadar ozgur degiliz. Ozbek, Tacik ya da Ukraynalı olalım, bizler her yerde Sovyet yurttaşıydık ve bütün Birlik içinde kendi evimizdeydik. Yolculuklar ucuzdu. Bugün, Moskova-Vladivostok gidiş-dönüş biletinin fiyatı on aylık ortalama ücrettir. Kim odeyebilir bunu? Eskiden, ayda aldığım ücretin beşte bir tutarından az bir parayla Taşkent-Moskova uçağına gidiş-donüş biniyordum. Olmayan vize ve gümrük sorunlanı da saymıyoruz. Ama daha beter bir şey var: Onyıllardan beri, onlarca degişik halk barış içinde yaşar, çocukları birlikte oynar ve ögrenim görür, milliyetleri sorun olmaksızın birbirleriyle evlenirken, şimdi her yerde çatışmalar patlak veriyor. Bir savaş bitince, öbürü patlıyor: Ermeniler Azerbaycanlılara, Abhazlar Gürcülere, Kırgızlar Ozbeklere karşı ve son derece aptalca ve vahşice bir c;atışmada Ruslar çeçenlere karşı. Bu nedenle, eger onlara, ülkelrinin henüz Sovyetler Birligi'nin üyesi olduğu yıllar hakkında ne düşündüklerini sorarsanız, Ozbekler, Tacikler, Türkmenler, Kazaklar ya da otekiler size ondan, bir tür yitik cennet gibi söz edeceklerdir. ülkemizde kullanılan bir sözcük oyunu var. Ozbekçede bağımsızlığa 'mustakillik', köleliğe ise 'mustakullik' denir ve işte insanlar bunlar üzerinde dalga geçiyorlar. Diyorlar ki, bu 'mustakillik'te bir 'mustakullik'in her şeyi var. Yaşamın sadece pembe yanları oldugunu soylemiyorum -değiştirilmesi, düzeltilmesi gereken çok şey vardı- ama bugünden ne kadar farklıydı!" (Büyük Geri Sıçrama)
- Ödünç aldığı zamanla yaşayan bir ölüsün sen artık. (Sorgu)
- Fakat bunların kafaları da boş. Düşünme gibi bir alışkanlıkları olmadığı gibi ne yaptıklarını, ne için yaptıklarını da bilmiyorlar. (Sorgu)
- "Şu kesindi; alev yeniden canlanacaktı. Hem Rusya'da, hem başka yerlerde.." (Büyük Geri Sıçrama)
- Önce işkence edenlere bakalım, kim bunlar? Sadist mi? Yeryüzüne inmiş azrail mi? Korkunç amaçları olan savaş tanrısı mı? Kendilerine kalırsa bütün bunların karışımıdırlar. Fakat Alleg bu sözlere inanmıyor. Anlattığı olaylardan çıkartılabilen sonuca göre bunlar kendilerini ve kurbanlarını üstün güçlerine inandırmak istiyorlar. Kimi zaman üstün insanı oynuyorlar. Kimi zaman da insanın evcilleştirilmesi görevinin verildiği güçlü ve sert kişiler olarak görüyorlar kendilerini. Her şeyden önce tutsaklara kendileri ile aynı cinsten olmadıklarını duyurmak istiyorlar. Bunun için de onları soyuyor, dövüyor, küçümsüyorlar. (Sorgu)
- Milliyetçi dalga yatışınca, Orta Asya'nın eski Sovyet oteki halkIarı gibi, onlar da aldatıldıklanı anladılar. Ozbekistan'ın ekonomisinin Rusya, Ukrayna, Beyaz Rusya, Kazakistan ve Birligin oteki cumhuriyetlerinin ekonomilerine sıkı sıkıya baglı oldugunu, bu ilişkiler koparılmış oldugundan işletmelerimizin artık çalışamadığını, sandıkları gibi, Dolarların Batıdan tomar tomar gelemeyecegini, Türkiye'nin de, boyuna soylendigi gibi, bizden ileride degil, yaşam düzeyi, saglık, egitim bakımından ve sanayi, bilim ve teknik alanlarında daha geride oldugunu keşfettiler. Eskiden hemen hemen bilinmeyen işsizlik bugün onbinlerce emekçiyi etkiliyor. (Büyük Geri Sıçrama)
- Şafakla birlikte kapılarının açılacağı düşüncesi hem onları, hem bizi yataklarımızda uykusuz beklemeye zorluyor. Şafakta hiçbir şey olmamasını tüm gücüyle dilemeden ya da şafağın ışıklarını görmeden kim varabilir uykuya. İşte bu bekleme saatlerinde türküler işitiliyor her gün. Özgürlüğü için savaşan halkın ta yüreğinden fışkıran o güzelim türküler. (Sorgu)
- Kimilerine bakılacak olursa, olayları ciddi ve gerçekçi olarak görmek için, artık, her ideolojiye güvenmemek, başkaları hakkında hemen hiç kaygılanmamak ve yalnız bir kurt gibi, her sürüye karşı durmak gerekiyordu. Yaşam denilen bu kavgada, ancak böylelikle iyi bir pay elde edilebilirdi. Başta Amerika olmak üzere, kapitalist dünyanın öğrettiği bu değil miydi? (...) "İşte bugün kimi insanların, daha çok da gençlerin ağzından duyulan şey bu", diyordu yine Oleg. "Bense, bana dünyanın bütün dolarlarını sunsalar bile, düşünü kurdukları bu ruhsuz ve umutsuz gelecekten hiçbir şey kabul etmezdim!" (Büyük Geri Sıçrama)
- Duvarın öte yanında ise bir teki bile çözülmeyen kadınlar vardı: Cemile Behire, Elyet Loup, Nesime Hablal, Melike Kın, Lusi Koskas, Colette Gregoire ve başkaları. Çırılçıplak soymuşlar, dövmüşler, küfretmişler su ve elektrikle işkence yapmışlar. Ayrıca hepimiz ırzına geçildiği için canına kıyan Annik Kastel'den de haberliyiz. Bütün bunları gördüm, duydum, biliyorum. Ya bilmediklerim, görmediklerim, duymadıklarım. (Sorgu)
- "Kapitalistler, burjuva demokrasisinde kitleleri, binbir düzenle -"saf" demokrasi ne kadar gelişkinse o kadar etkili ve ustalıklı düzenlerle ülkenin yönetimine katılmaktan, toplantı ve basın özgürlüğünden, vb. uzaklaştırır. Emekçi kitlelerin burjuva parlamentosuna (Bir burjuva demokrasisinde bu parlamento hiçbir zaman büyük sorunları çözmez: Bu sorunlar borsa ve bankalarca çözüme bağlanır) katılmasının önüine binbir engel çıkartır. Ve işçiler burjuva parlamentosunun kendileri için yabancı bir kuruluş, burjuvazinin proleterleri ezme aracı, hasım bir sınıfın, bir sömürgen azınlığın kuruluşu olduğunu çok iyi bilirler ve sezerler, görürler ve kavrarlar..." (Büyük Geri Sıçrama)
- "Para, bir yüzünde sahici kan lekeleriyle dünyaya gelmişse, sermaye her gözeneğinden çirkef ve kan sızdırarak dünyaya gelir." (Büyük Geri Sıçrama)
- Suskuları ve umursamazlıkları ile işkencelerin sürdürülmesine ve yayılmasına katkıda bulunan, dünyanın her yanındaki barışsever ve açık fikirli insanlar olmasaydı, bu kitap hiç yazılmayacaktı. (Sorgu)
- Cellatlar çoğu zaman, Cezayir sorunuyla hiç ilgilenmeden ömrünün yirmi yılını Fransa'da geçiren gençlerdir. Fakat nefret, bir çıkar ortaklığının ürünüdür. Bunun için onlara da bulaşmış onları da tutsak etmiştir. (Sorgu)
- İktidarı açık açık eleştiren tüm sözde "muhalif" ve "demokrat”lar, gerçekte ancak onu güçlendirmek için vardır. (Büyük Geri Sıçrama)
- Son savaşta İngiliz radyolarından ve gizlice çıkan gazetelerden Oradour'daki katliamı öğrenir, sonra da yolda kendi halinde giden Alman askerlerine bakar: “Aynı bize benziyorlar, bu işleri nasıl yapabiliyorlar acaba?” derdik. Bir de nasıl yaptıklarını anlayamadığımız için gururlanırdık. Bugün anlaşılamayacak bir şeyin olmadığını biliyoruz artık. Çünkü Fransızlar şu gerçeği kavradılar: Eğer bir ulusu, kendi öz benliğine karşı koruyacak gelenekleri ve yasaları yoksa ve eğer 15 yıl, dünün kurbanlarını bugünün cellatları haline getirebiliyorsa, o ulusun olaylar karşısındaki tutumu ve davranışı yalnızca fırsat ve rastlantılara bağlıdır. (Sorgu)
- İstedikleri yüreklilik, istenç, bağlılık, zekâ gibi insanca yanlarıyla birlikte kurbanı yok etmekti. Çünkü bu nitelikleri sömürücüler yalnız kendilerine yakıştırıyorlardı. (Sorgu)
- Dayanılmaz bir acıydı. Sıçradım. Sonra iyi duymamaya başladım, gerçekten her şeyi güçlükle duyabiliyordum. Bu beni rahatsız etmedi; memnundum, çok memnun. Soru sormaya devam ediyorlardı. Sessiz bir filmdi. Biri kulağımda ıslık çalıyordu. “Atina, Göklerin Kızı.” Her şey tümüyle maskaralık. Kızgındılar, vurup duruyorlardı, ama onları tam duyamıyordum. Herhalde konuşamıyordum da. Makronisos'da birçok kimsenin işkenceden sonra konuşma yetisini yitirdiğimi işitmiştim. Böylesine talihli olabileceğime inanamıyordum. Düş kırıklığına uğrayacağım diye ağzımı açmak istemiyordum. Sonunda denedim. Konuşamadım. Doğru, artık korkacak bir şeyim yoktu. (Sorgu)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin