Doğum Tarihi: 1944
Doğum Yeri: İstanbul
İlhan Eksen kimdir?
1944 yılında İstanbul’da dünyaya geldi. Çocukluğu ve ilk gençliği Beyoğlu’nun kozmopolit mahallelerinden birinde geçerken, ilkokulu Parmakkapı’da, ortaokul ve liseyi Galatasaray’da tamamladı. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’ndeki eğitimi sırasında turist rehberliği yaparak gördüğü, bildiği ve her gün yeni bir özelliğini keşfettiği İstanbul’u yabancılara tanıtmaya, sevdirmeye çalıştı. Askerlik hizmetinden sonra başladığı bankacılıkta 1998 yılına kadar Türkiye Sınai kalkınma Bankası’nda uzmanlık ve yöneticilik görevlerinde bulundu. Emekli olduktan sonra yeniden İstanbul sokaklarını arşınlamaya başlayarak eski bilgi ve birikimlerini yeni gözlem ve araştırmalarla zenginleştirip kentin yaşama ve yeme içme kültürü üzerine kitaplar, dergiler için makaleler kaleme aldı.
Kitapları: Dengeli Demlenme ve Rakı Mezeleri, Çokkültürlü İstanbul Mutfağı, Dünkü İstanbul, Kebabistanbul, İstanbul Sende Kalsın (roman), İstanbul’un Tadı Tuzu, Yolculuk (roman), İstanbul’da Bir Nihavent Tango (anı).
Dengeli Demlenme ve Rakı Mezeleri adlı ilk kitabı 2008 yılında Fransa’da Mezzés du Soleil adıyla Fransızca olarak yayımlandı.
--reklam--
İlhan Eksen Kitapları - Eserleri
- İstanbul Sende Kalsın
- Dünkü İstanbul
- İstanbul'un Tadı Tuzu
- Çokkültürlü İstanbul Mutfağı
- Dengeli Demlenme ve Rakı Mezeleri
- Yolculuk
- Kebabistanbul
- İstanbul'da Bir Nihavent Tango
--reklam--
İlhan Eksen Alıntıları - Sözleri
- Eskinin mandırasını, sütlü kaymaklı kahvaltısını merak edenlere gelince, onların Beşiktaş Çarşısı içindeki Bulgar Sütçü Pando ile Kumkapı’daki kaymakçı Boris’den başka da gidecek yerleri kalmadı galiba şu İstanbul’da. (İstanbul'un Tadı Tuzu)
- Yaz sonunda önce palamutun çingenesi, sonra kendisi gelmiş. Sonbahar aylarında Boğaz kıyılarında oyalanırken canavar lüfer gelip kovalamış onları Marmara’ya. Lüferler de üşüyüp güneye doğru yollanınca kasımdan itibaren meydan uskumruya, kolyoza kalmış, ta mart ayına, anavasya (balık göçü) başlayana kadar. (İstanbul'un Tadı Tuzu)
- Her şey değişti. Bolluk var ama bereket yok. Muhabbet ise artık moda değil. (Takuhi Tovmasyan - Sofranız Şen Olsun) (İstanbul'un Tadı Tuzu)
- Nargile ilkin Hindistan’da çıkmış, sonra Mısır’a, oradan da İran üzerinden bize gelmiş. (İstanbul'un Tadı Tuzu)
- Evliya Çelebi bu özel lokantalarda satılan özel yemeği, işkembe çorbasını, “taam-ı mahmuran” mahmurların, ayılamayanların yemeği olarak tanımlamış. O zamandan beri değişen bir şey yok demek ki! (İstanbul'un Tadı Tuzu)
- Sokak simitçisi de her zamanki yerinde, camekanına gururla yazmış “Taş fırın simidi” diye. Simit “sarayı”, “hanesi”, “dünyası” ile başka nasıl rekabet etsin? (İstanbul'un Tadı Tuzu)
- Rumların kırk günlük, Ermenilerin beş haftalık perhiz döneminin ardından kıştan ilkbahara geçildiği günlerde kutlanan Paskalya sofralarında ağır yemekler yer almıyor. İstanbul Rumları için geleneksel yemek, fırında kuzu ve patates. Paskalya’da herkes birbirine yeniden doğuşu, dirilişi temsil eden renkli yumurtalar hediye ediyor. Dolmalar, sarmalar da Rumların özel günlerdeki yemekli kutlamalarında mutlaka yer alıyor. (İstanbul'un Tadı Tuzu)
- Fırından yeni çıkmış “Kürt Böreği” olacak muhakkak; dört köşe, iki üç parmak kalınlığında, nar gibi kızarmış kat kat hamurdan. Börek sade; içinde ne peynir ne de kıyma var. Yerken üstüne biraz pudra şekeri serpiliyor o kadar. (İstanbul'un Tadı Tuzu)
- İstanbul halkının bira ve birahane ile tanışması Tanzimat’tan sonraya rastlar. Daha 1840’larda ünlü Salvatore birasi Pera’da görülür... Yerli bira üretimi ise ilk, İsviçreli Bomonti Kardeşler başlatırlar 1890 yılında. (İstanbul'un Tadı Tuzu)
- Fransız devlet adamı Talleyand “Şeytan kadar kara/ Cehennem kadar sıcak/ Melek kadar saf/ Aşk kadar tatlı,” diye nitelemiş kahve denilen, artık hayatımızın bir parçası olmuş bu vazgeçilmez ve dayanılmaz içeceği. (İstanbul'un Tadı Tuzu)
- 3. yüzyılda basılan paraların üzerine palamut ve yunus balıklarının kabartma resimlerini bile koymuşlar... Surlarla çevirmişler yedi tepeli kenti. (İstanbul'un Tadı Tuzu)
- Ramazan (Şeker) Bayramı'ndan iki ay on gün sonra kutlanan Kurban Bayramı ise gelişini, sokaklarda sürüler halinde dolaştırılan satılık kurbanlıklar, evlerin bahçelerinden gelen yanık melemeler sonucu İstanbul'un "pastoral" bir havaya bürünmesi ile belli ederdi. (Çokkültürlü İstanbul Mutfağı)
- Bütün dinlerde ölenin arkasından benzer şekilde yapılan bütün bu toplu dualar, mevlitler, birlikte yenilen yemekler dünyadaki hayatın hep devam etmekte olduğu gerçeğini geride kalanların yüzlerine çarpıyor âdeta. (Çokkültürlü İstanbul Mutfağı)
- (19. yy) Deniz ürünleriyle ilgili olarak sardalye, mersin, mercan balıklarıyla lakerda ve çiroza rastlanıyor mutfak kayıtlarında. İki sefer de ıstakoz alınıyor ama bu lll. Napoleon İstanbul’a geldiğinde verilen ziyaret için saray mutfaklarına giriyor. (İstanbul'un Tadı Tuzu)
- "Benim çocukluğumda aşure bir tören havası ile pişirilir, muhakkak aşurenin "gelin olması" gerekirdi, "Anuş abur" deriz biz ona, yani tatlı çorba. Buğday ilk haşlandıktan sonra yoğurt yapar gibi bezlere, havlulara, elbiselere, çarşaflara sarılır, evin başköşesine, sedirin köşesine konurdu, hepimiz onun üstüne birer giysimizi koyardık, "üşümesin gelin" diye. Gelindi çünkü o, sabaha kadar ılık kalır, buğday özünü verir, sonra içine şekeri ve diğer malzemeleri konur, pişirilirdi." (Çokkültürlü İstanbul Mutfağı)
- Mastori, içki ve meze trafiğini yöneten görevli demek. Patrona da barba deniyor. Meyhane çalışanlarının ünvanları hep Rumca, pedimular, palikarlar; Türkçe’ye de öyle geçmiş. (İstanbul'un Tadı Tuzu)
- BİR YIĞIN İNSAN DOLU BAŞTAN BAŞA BEYOĞLU ...BİLMEM HATIRLAR MISIN GEÇTİĞİMİZ O YOLU.....!!! (İstanbul Sende Kalsın)
- Uskumru dolmasının eski İstanbul'da diğer bir adı da "unutma beni dolması" imiş. Ramazan ayı süresince kapalı olan meyhaneler, bayram yaklaşınca bir yandan temizlik ve hazırlıklara girişir, diğer yandan devamlı müşterilerine yeniden kavuşacakları güzel günlerin habercisi olarak çırakları ile uskumru dolması yollarlarmış. Böylece normal zamanda çoğu zaman meze olarak yenilen uskumru dolması, eninde sonunda bir dolma olduğundan, Ramazan'ın son günlerinde akşamcıların iftar sofralarında, Allah bilir ne gibi çağrışımlarla yerini alırmış. (Çokkültürlü İstanbul Mutfağı)
- Hayat güzeldi, yaşamak güzeldi, sevmek güzeldi......!!!!! (İstanbul Sende Kalsın)
- Bazıları için telden alışveriş arabalarında çocuk gezdirip, ailece raflar arasında dolaşmak tatil günlerinin bir eğlencesi haline gelmiş durumda... Her şey var ama insan ilişkisi yok. Kalabalık içinde yalnızlık dedikleri de bu olsa gerek. (İstanbul'un Tadı Tuzu)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin