Laszlo Krasznahorkai kimdir? Laszlo Krasznahorkai kitapları ve sözleri
Macar Romancı ve Senarist Laszlo Krasznahorkai hayatı araştırılıyor. Peki Laszlo Krasznahorkai kimdir? Laszlo Krasznahorkai aslen nerelidir? Laszlo Krasznahorkai ne zaman, nerede doğdu? Laszlo Krasznahorkai hayatta mı? İşte Laszlo Krasznahorkai hayatı...
Macar Romancı ve Senarist Laszlo Krasznahorkai edebi kişiliği, hayat hikayesi ve eserleri merak ediliyor. Kitap severler arama motorlarında Laszlo Krasznahorkai hakkında bilgi edinmeye çalışıyor. Laszlo Krasznahorkai hayatını, kitaplarını, sözlerini ve alıntılarını sizler için hazırladık. İşte Laszlo Krasznahorkai hayatı, eserleri, sözleri ve alıntıları...Doğum Tarihi: 5 Ocak 1954
Doğum Yeri: Gyula, Macaristan
Laszlo Krasznahorkai kimdir?
LÁSZLÓ KRASZNAHORKAI, 1954’te Macaristan’ın Gyula kentinde doğdu. Budapeşte’de dil ve edebiyat, ardından hukuk eğitimi aldı. 1985’te basılan ilk eseri Şeytan Tangosu, Béla Tarr’ın yedi buçuk saatlik siyah beyaz filmiyle (1994) sinema tarihine de geçti. Ertesi yıl Kegyelmi viszonyok öyküsü yayımlandı. Sovyet Bloku’nun çöküşünde ülke dışındaydı. Dönem dönem çeşitli ülkelerde yaşadı. Moğolistan ve Çin’de yaşadıklarını Az urgai fogoly (1992) ve Rombolás és bánat az Ég alatt (2004) kitaplarında sorguladı. A Theseus-Altalanos (1993), Savaş ve Savaş (1999), Az ellenállás melankóliája (1999), Északról hegy, Délrl tó, Nyugatról utak, Keletrl folyo (2003), Seiobo jart odalent (2008), Az utolsó farkas ve nesir-resim kolajı Állatvanbent (2010,Max Neumann’la birlikte) eserlerine imza attı. Yazarın ayrıca senaryo çalışmaları da var.
Laszlo Krasznahorkai Kitapları - Eserleri
- Savaş ve Savaş
- Şeytan Tangosu
- Seiobo Orada, Aşağıdaydı
Laszlo Krasznahorkai Alıntıları - Sözleri
- “durumların birbirine nasıl bağlı olduğunu gülümseyerek belirledi; bu olaylar artık birbirlerine rastlantı sonucu ve gelişigüzel bağlanmıyor, aradaki boşluğa, dile getirilemeyecek kadar güzel, anlamlı bir köprü kuruyordu.” (Şeytan Tangosu)
- Ya her yer karanlık ya da ışığa ihtiyacımız yok. (Seiobo Orada, Aşağıdaydı)
- İnsanın yarattığı o kutsallık, görünmeyen zamanın ve mekanın, Tanrı'nın ve tanrısalın keşfi; Çünkü Tanrı'sı olduğunun farkına varan, kutsallığın büyüleyici varlığını gören insandan daha harika bir şey olmadı ve bunları insan, farkına vararak ve anlayarak kendisi yarattı, gerçi muazzam anlar yaşandı, olağanüstü şeyler yaratıldı ama hepsinin arasında ve her anın ve yaratılan her olağanüstü şeyin zirvesinde o tek Tanrı -the God- pırıldıyordu Ve yine o insandı, bütün bir evreni, göklere doğru yükselen bir katedral misali kendisi, kendi içinde yaratan ve ondan sonra da yaşayanlar için kutsal yerlere ihtiyaç duyan, yenilgiye doğru baş döndürücü hızla süren bu düşüşte, bu apaçık fiyaskoda hayret edilecek bir şey. Ama bundan da hayret verici olan Tanrı'daki kişisellik; çünkü insan en büyük keşfiyle, yani göklerde Tanrı olabileceğinin ve yeryüzünün üstünde gökler olabileceğinin keşfiyle sadece dünyanın tahtına oturttuğu Tanrı'ya ulaşmakla kalmadı, kişiliği olan, hitap edilebilecek bir Tanrı'ya ulaştı, o halde olan ne, eşi olmayan bu düşünce akıllara durgunluk veriyor, kişiyi şaşkına çeviriyor: yani bu zayıf, bu aciz, bu daima yanılabilen insan kendisinden çok ama çok daha kudretli bir kainat yaratmış, büyüleyici olan da bu, yücelik bunda, yani insanın kendisinin üstüne yükselttiği, yücelttiği bir şey yaratması, aslında kendisinden çok daha büyük, daha yüce olanını yaratması ve işte o küçücük yaratık, kendi yarattığı Muazzam'a, onu koruması için, meramını anlaması için nasıl da sarılıyor, bu göz kamaştıracak kadar güzel ve unutulamaz bir şey ama bir o kadar da dokunaklı. Çünkü sonra o Muazzam'a hakim olmayı beceremiyor çünkü o Muazzam'ı idare etmeye muktedir değil, yarattığının altında çöküyor, yarattığının altında eziliyor, hem de sonra yine hepsi ta en başından başlasın ve sonsuza kadar durmadan devam etsin diye. Zira fiyaskoya adım adım yaklaşırken değişen bir şey yok, altında giderek daha çok, giderek daha ağır bir şekilde ezilmek, bu hiç değişmiyor. Çünkü Muazzam'la onun minicik yaratanı arasında dehşetli ve tüketici gerginlik de değişmiyor. (Savaş ve Savaş)
- “Au plafond (on la sent plus qu'on ne la voit) une fine poussière ondule avec lenteur et dignité.” (Şeytan Tangosu)
- Bir günde en azından kırk üç bin ölü Avusturyalı gören, ondan sonra aynı kişi olabilir mi, sorarım size, olabilir mi, olamaz, o artık aynı insan değildir. (Savaş ve Savaş)
- Varoluşun her büyük öğesi birbirine karşı duyarsızdı, kördü. (Savaş ve Savaş)
- Dünyayı o kadar derinlemesine düşünmesine ve anlamak için o kadar zorlanmasına rağmen, bir türlü başaramamış, karmaşa giderek daha anlaşılmaz olmuş, o kadar ki sonunda anlamak için o kadar zorlandığı dünyanın anlamının tam da o karmaşa olduğu hissine kapılmış, demek ki dünya onun kendi karmaşasıyla aynı şey... (Savaş ve Savaş)
- Herkesten çekinmesi gerekiyormuş, çünkü herkeste aynı insanı görüyormuş. (Savaş ve Savaş)
- Pazar günleri insanın üstüne çöken bir canavar gibiydi. (Seiobo Orada, Aşağıdaydı)
- Etrafındaki her şey birden yok olmuş ve o oracıkta yanan bir ev gibi kalakalmış... (Savaş ve Savaş)
- Çünkü Halics'in gözünde Bayan Schmidt yazın, 'sadece içeri çöken güzü, arzusuz kışı' ve heyecan dolu, tamamına ermemiş ilkbaharı tanıyan biri için ulaşılmaz olan mevsimin ta kendisiydi. (Şeytan Tangosu)
- Kerekes şişeyi açtı, kadehleri boştaki eliyle önüne çekti ve bir elinde şarap, diğerinde kadeh, sanki ne yapması gerektiğini unutmuş biri ya da yalnızca içinde durduğu kör karanlıkta bir süreliğine bütün sözler ve her türlü tıkırtı kesilivermiş, böylelikle çevresini saran her şey, hatta kendi bedeni, poposu, kolu, iki yana açık duran ayakları kör ve sağır halde bütün ağırlığını yitirivermiş gibi yerinden kıpırdamadan dakikalarca öylece kalakaldı ve sanki bütün yetenekleri bir dokunuşta, bir tadışta veya koklayışta eşzamanlı olarak kaybolmuşçasına, belki de beyninin yarımkürelerinin gizemli merkezleri daha sonra yeniden ve yeniden fırlayıp ortaya çıkacakları o cehennemin dibi karanlığa, düşlerin yasaklı alanına geri çekildiği için, bu derin bilinç boşluğunda yalnızca içeride bir kan akışı gümbürtüsü ve sadece organların soğuk işleyişinden başka hiçbir şey kalmamıştı. (Şeytan Tangosu)
- "Ya her yer karanlık yada ışığa ihtiyacımız yok." (Seiobo Orada, Aşağıdaydı)
- Yalnız olmadığına sevindi; pisicik hala ısıtıyordu karnını. "Evet," dedi sesini yükseltmeden önüne bakıp, "melekler bunu görür ve anlar." İçinde bir huzur hissetti ve dört bir yanındaki ağaçlar, yol, yağmur ve gece de hep birlikte bir huzur yayıyordu. (Şeytan Tangosu)
- İnancın olağanüstü önemli olduğunu, dünyayı ona olan inancını yarattığını ve devam ettirdiğini ve bu inancın bitmesinin yok edeceğini öğreten eski bilgi... (Savaş ve Savaş)
- gürültülü, kıpır kıpır bir dünyanın tam ortalık yerinde tek başına kalması gerek (Seiobo Orada, Aşağıdaydı)
- Şimdiye kadar sessizce şakırdayan yağmur, artık barajlar yıkacak bir taşkın halinde gökten boşanmaya başlamış, daha alçakta bulunan alanlara doğru yılankavi dar kanallar kazarak zaten sular altında boğulmakta olan toprağı kaplamıştı. Camdan artık hiçbir şey göremediği halde dönmedi, çürümüş tahta çerçeveye ve duvarda alçının döküldüğü yere bakıp durdu ve birdenbire camda silik bir şekil fark etti, bir insan yüzü belirlendi, fakat korkuyla bakan bir çift göz görünceye kadar kim olduğunu anlayamadı. Nihayet gördü, "kendi yıpranmış çehresi"ni, şaşkınlıkla ve acıyarak tanıdı. Zamanın, yüz hatlarını ileride tıpkı şimdi kendisinin camın üzerinde dağılıp aktığı gibi silip geçeceğini hissetti; utanç, gurur ve korkunun birbiri üstüne yerleşmiş katmanları, Işın gibi üzerine doğru hareketlendiği anda, bir çeşit büyük, yabancı zavallılık yansıyordu bu görüntüde. Birdenbire o kekremsi tadı yine hissetti; sabahki çan sesleri, bardak, yatak, akasya dalları, mutfağın soğuk döşeme taşı geldi aklına...ve dudaklarını kederle büktü. (Şeytan Tangosu)
- Dün akşamki mektubunuzdan anlaşıldığına göre lütfedip bizimle birkaç laf edecekmişsiniz. İşte buradayız ve sizin dileğinizi yerine getirmek arzusundayız. Bu memleketin sadık vatandaşlarıyız bu yüzden -doğal olarak gönüllü bir şekilde- hizmetlerimizi sunuyoruz. İzninizle bir hatırlatmada bulunayım yıllar boyunca doğrusu biraz düzensizce belki bunlardan yararlanma lütfunda bulundunuz. Bu arada pek de hoş olmayan bir sessizlik olduğu dikkatinizden sanıyorum ki kaçmamıştır ve bundan ötürü bizden bir süreliğine mahrum kalmak zorunda kaldınız. Kuşkusuz baştan savmacılık ve benzeri aşağılık dürtülerden her zaman uzak duracağız. Şimdi size alışılagelmiş yüksek seviyede iş görmeye devam edeceğimizi söylersem bana inanabilirsiniz. Hizmetinizde olmaktan büyük memnuniyet duymaktayız. (Şeytan Tangosu)
- Bazen durmak ve her şeyi bırakmak istiyorum, öylesine.. Çünkü içimde bir şey kopuyor, yoruluyorum. (Savaş ve Savaş)
- Aslında dünya mevcut değil, ama ayrıca anlamış ki dünyaya ilişkin bütün düşünce süreçleri gayetle mevcut; hatta binlerce ve binlerce değişik biçimde mevcut, dünyayı tasvir eden insan aklının binlerce ve binlerce tasavvuru olarak mevcut, hepsi söz olarak, sular üstünde uçuşan kelâm gibi mevcut... (Savaş ve Savaş)