Türk siyaset adamı ve tarihçi. Mahmut Goloğlu edebi kişiliği, hayat hikayesi ve eserleri merak ediliyor. Kitap severler arama motorlarında Mahmut Goloğlu hakkında bilgi edinmeye çalışıyor. Mahmut Goloğlu hayatını, kitaplarını, sözlerini ve alıntılarını sizler için hazırladık. İşte Mahmut Goloğlu hayatı, eserleri, sözleri ve alıntıları...

Doğum Tarihi: 1915

Doğum Yeri: Akçaabat

Ölüm Tarihi: 1982

Ölüm Yeri:

Mahmut Goloğlu kimdir?

Mahmut Goloğlu (1915-1982) Akçaabat’ta doğdu, aynı günlerde babası Sarıkamış’ta şehit düştü. Trabzon’daki öğrenciliği sırasında Halkevi’nin yerel tarih araştırmalarına katıldı. Tarihle ilgisi böylece başladı. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirerek Tekel’de müfettiş oldu. Bir süre serbest avukatlık yaptıktan sonra aktif siyasete atıldı. Milletvekili oldu ve TBMM’de başkan vekilliği dahil pek çok görevde bulundu; Meclis Kütüphanesi’nde tarih çalışmalarını sürdürdü. Siyasetten çekildikten sonra, yerel tarih çalışmaları ile Milli Mücadele ve Türkiye Cumhuriyeti Tarihi konulu dizi kitaplarını kaleme aldı. 1976’da Karadeniz Teknik Üniversitesi’nde Devrim Tarihi profesörü olarak ders vermeye başladı. Akademik çalışmalarıyla Boğaziçi Üniversitesi tarafından 1981’de Şeref Ödülü’ne layık görüldü.

--reklam--

Mahmut Goloğlu Kitapları - Eserleri

  • Devrimler ve Tepkileri
  • Erzurum Kongresi
  • Sivas Kongresi
  • Milli Şef Dönemi
  • Üçüncü Meşrutiyet
  • Tek Partili Cumhuriyet
  • Türkiye Cumhuriyeti
  • Cumhuriyet'e Doğru
  • Halifelik
  • Demokrasiye Geçiş
  • Trabzon Tarihi

--reklam--

Mahmut Goloğlu Alıntıları - Sözleri

  • Fransa Savaşı bitmiştir. Şimdi İngiliz Savaşı başlamak üzeredir. Hitler, ya bizi bu adada öldürmek ya da savaşı yitirmek gerektiğini biliyor. Ona karşı koymayı başarırsak bütün Avrupa özgür olacak, dünya yaşayacak, güneş dünya üzerinde parlayacaktır. Düşersek, Amerika dahil olduğu halde, dünya ve bütün sevdiklerimiz yeni ve korkunç karanlıklar döneminin uçurumlarına yuvarlanacaktır. (Milli Şef Dönemi)
  • 6.11.1494'te Trabzon Valisi Şehzade Yavuz Sultan Selim'in güzel eşi Hafsa Sultan'dan Trabzon da bir oğlu dünyaya geldi. Çocuğa verilecek adı bulabilmek için geleneksel bir davranışla Kuran'ı Kerim'den gelişigüzel bir sayfa açıldı. Bu sayfada "İnnehü mines Süleymane...ayeti vardı. Çocuğa" Süleyman" adının verilmesi gerekiyordu. Fakat çok alçak gönüllü olan Şehzade Yavuz Sultan Selim, çocuğuna böylesine kutsal değeri büyük bir peygamber adının verilmesine razı olamıyordu.Sonunda çözüm yolunu yine kendi buldu. Eski harflerin türlü okunuşuna göre türlü anlama gelmelerinden yararlanarak Süleyman'ı bir peygamber adı olarak değil de, "Selim" ve "en" kelimelerinin yanyana gelmesiyle ortaya çıkmış "Selim'in küçüğü" anlamına aldıve bunu kabul etti, çocuğun adı Süleyman oldu. (Trabzon Tarihi)
  • "Lazistan Türkleri de, Kürdistan Türkleri gibi, Çerkes Türkleri gibi aynı soydan geldiklerini, aynı babanın değişik isimli çocukları olduklarını, hepsinin kan kardeşi olarak aynı yerlerden buralara geldiklerini, kendilerinin de daha önceleri Legzler adı altında Kafkasya'da oturduklarını, o zaman da Kafkas Türkü olduklarını, sonra Legzlerin ikiye ayrıldığını, bir kısmının aynı yerde kalarak Lezgi adını aldıklarını, bir kısmının iki bin yıl kadar önce kıyılardan batıya göçerek Rize-Batum bölgesine geldiklerini ve Lazgi diye anıldıklarını, bu deyimin sonradan Laz şekline dönüştüğünü ve en az iki bin yıldan beri burada oturarak Kafkas Türklüğünden çıkıp Anadolu Türkü olduklarını biliyorlardı." (Erzurum Kongresi)
  • Mustafa Kemal Paşa ile maiyetindekilerin ve birlikte gidecek Heyet-i Temsiliye üyelerinin yol masrafları nasıl karşılanacaktı? Yoksulluk içindeki halktan başkaca para istemek ve almak mümkün değildi. Fakat, Erzurum’un fedakar evlatlarından,60 yaşını geçkin, emekli binbaşı Süleyman Efendi: “Çocuklar, benim bugüne kadar biriktirdiğim 900 liram var. Ben 60 yaşımı geçmiş bir adamım. Tanrı rızasından ve milletin esenliğinden başka dileğim yok. Bu parayı size veririm. Fakat bu parayı benim verdiğimi ne paşa, ne de başka kimse bilmeyecek” demiştir. İşte bu para ile yol hazırlıkları tamamlandı ve 29 Ağustos 1919’da Sivas’a hareket edildi. (Sivas Kongresi)
  • "Korku, aşağılık insanlar yetiştirir. Cumhuriyet ise, erdemli insanlar yetiştirir." (Devrimler ve Tepkileri)
  • "Kesinlikle inanıyoruz ki, köylümüzün eğitimini daha yüksek bir dereceye vardırdığımız gün,milletimizin her alandaki gücü,zor tasarlanacak kadar yüksek ve gösterişli olacaktır." (Hasan Ali YÜCEL) (Milli Şef Dönemi)
  • Özellikle içinde yuvarlandığımız ve sadece bir tarih olayı değil, uluslar için bir tarih örneği olan Harekâtı Milliyemizin nasıl başladığını ve nasıl şekillenip geliştiğini çoğumuz bilmiyoruz. (Cumhuriyet'e Doğru)
  • Bu millet utanmak için yaratılmamıştır, övünmek için yaratılmıştır. Tarihini, övünülecek olaylarla doldurmuş bir millettir. (Devrimler ve Tepkileri)
  • Tarih çalışmalarındaki ilk adım 1930 yılında atılmış ve 23 Nisan 1930’da toplanan Altıncı Türk Ocakları Kurultayı’nın 28 Nisan 1930 tarihli birleşiminde, Türk Ocakları içinde bir Türk Tarihi Tetkik Heyeti (Türk Tarihini İnceleme Kurulu) kurulması kararlaştırılmıştır. Kurul, Hamdullah Suphi Bey’in Başkanlığında 4 Haziran 1930’da çalışmalarına başlamış, Türk Ocaklarının kapanmasından sonra da, 15 Nisan 1931’de Tevfik Bıyıklıoğlu’nun Başkanlığında Türk Tarihini İnceleme Derneği kurulmuştu. (Tek Partili Cumhuriyet)
  • A) Devletin borç senetlerini ellerinde bulunduranlarca seçilecek, yedide altısı yabancı olmak üzere, bir Düyunu Umumiye Meclisi İdaresi (Genel Borçlar Yönetim Kurulu) meydana getirilmiştir. Bu kurulun yetkisi kesin, yönetimi bağımsızdır. (Tek Partili Cumhuriyet)
  • Erzurum Kongresi Kongrenin açılış günü olan 23 Temmuz gelip çatmıştı. Milli birliğe doğru gidişim ilk büyük tezahürü bugün görülecekti. Hava güzeldi. Halk, büyük bir sevinç ve heyecan içinde sokakları doldurmuştu. Kongre içim tek katlı eski bir okul binası( Sansaryan Ermeni Okulu) hazırlanmıştı. (Bu bina sonradan yıkılmış ve yerine şimdiki Atatürk Yağı Usta Okulu binası yapılmıştır.) Kolordu bandosu marşlar çalıyordu. Kongre saat 11’de başlayacaktı. Delegeler okulun bahçesinde toplanıyorlardı. Hepsi de çok heyecanlı idiler. Kolay iş değildi. Dışardan, içerden, her yanından düşmanlar ve tehlikelerle sarılmış bir yurdun evlâtları, yok olmaktan kurtulma çabası içinde dünyaya meydan okumaya, Türk’ün yok edilemeyecek bir millet olduğunu apaçık göstermeye, Türk Milli Mücadelesinin milli birlik temelini atmaya hazırlanıyorlardı. (Erzurum Kongresi)
  • Ve 30 Ekim 1918’de Limni Adasının Mondros Limanı’nda, İngilizlerin Agamemnon zırhlısında Türk delegeleri Bahriye Nâzırı Hüseyin Rauf, Dışişleri Müsteşarı Reşad Hikmet, Kurmay Yarbay Sadullah ile itilaf Devletlerimi temsil eden İngilizlerin Akdeniz Donanması Başkomutanı Amiral Somerset Arthur Gough Calthorpe arasında Mondros Mütarekenâmesi imzalandı…. Varılan anlaşmaya göre, derhal savaş haline son verilecek, Doğuda askeri birliklerimiz 1914 sınırının gerisine çekilecek, Türk ordusu terhis edilecek ve eldeki silah, ceohane, teçhizat, ulaştırma araçlarının ne yapılacağı hakkında İtilaf Devletlerince verilecek talimatlara uyulacak, donanma teslim edilecek, limanlar, demiryolları, posta işleri İtilaf Devletlerinin denetim ve yönetiminde, İstanbul ve Çanakkale Boğazları ile Toros tünelleri de yine bu devletlerin işgalinde bulunacaktı… Mondros Mütarekesi, imzalandığının ertesi günü yürürlüğe girdi ve 31 Ekim 1918’de savaş hâline son verildi. Türk ordusunun terhis hazırlıklarına başlandı. İki gün sonra da, 3 Kasım’da, İngilizler Musul’a girdiler. 4 Kasım’da ilk defa bir İngiliz savaş gemisi İzmir limanına geldi ve Anadolu Rumlarının taşkınlıkları başladı. Her tarafa Yunan bayrakları asılarak gösterilerde bulunuldu. 8 Kasım’da Çanakkale Boğazı’nın işgaline başlandı… (Erzurum Kongresi)
  • İçeride barış, dışarıda barış. Kimsenin toprağında gözümüz yoktur, kimsenin de sevgili yurdumuza dokunmasına dayanamayız. (Milli Şef Dönemi)
  • 14 Mayıs’ta Sadrazam’la yaptığı görüşmede her zaman yolculuğa çıkabileceğini söylemiş olan Mustafa Kemal Paşa, kendisi için hazırlanmış bulunan Bandırma Vapuru ile, 16 Mayıs’ta yola çıkmış ve 19 Mayıs’ta Samsun’a varmıştı. Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a geldiği gün memleketin genel durumu şöyle idi: Millet yoksul ve yorgun, Padişah geleceğinden kuşkulu, hükümet beceriksiz ve korkak, ordu başsız ve silahsızdı. İstanbul’da İtilâf Devletlerinin orduları ve donanması vardı. Adana Fransızların; Urfa, Antep, Maraş İngilizlerin; Antalya ve Güneybatı Anadolu İtalyanların; İzmir Yunanlıların; limanlar ve istasyonlar İtilaf Devletlerine ait askeri birliklerin işgali altında idi. Trakya’da, Yunan subayları tarafından kurulmuş Rum çeteleri Türklere saldırıyorlardı. Doğu sınırı Ermeni askerleriyle sarılmıştı. Iğdır ve çevresinde iki, Kars’ta bir, Göle’de bir, Çıldır’da bir, Sarıkamış’ta bir, Kağızman’da bir alay Ermeni askeri vardı. Ermeniler, doğu illerimizi içine alacak olan Büyük Ermenistan hülyalarını gerçekleştirebilmek için fırsat kolluyorlardı. Doğuda ayrıca bağımsız Kürt Devleti kurma gayretleri de vardı. Doğu Karadeniz bölgesinde Pontusçular faaliyet halinde idiler. Samsun-Sivas bölgesinde Pontusçular şiddet hareketlerine başlamışlardı… (Erzurum Kongresi)
  • Mustafa Kemal Paşa, milli mücadeleci Vali Vekili Yahya Galip Bey emrindeki il basımevinden yararlanarak bir gazetenin çıkarılabilmesi imkânlarını arıyordu. Sivas'taki İrade-i Milliye gazetesinin devamı gibi olan Hâkimiyet-i Milliye gazetesi işte bu çabaların sonunda, Recep Zühtü Bey'in (Soyak) yönetiminde, ilk kez 10 Ocak 1920'de olmak üzere haftada birkaç defa yayınlanmaya başlamıştır. (Üçüncü Meşrutiyet)
  • Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir. Yazan, yapana sadık kalmazsa değişmeyen hakikat insanlığı şaşırtacak bir mahiyet alır (Sivas Kongresi)
  • Şapka giymekle insan Hıristiyan olmaz. Yahudiler şapka giymişlerdir diye, Hıristiyan mı olmuşlardır? Hindistan Mecusileri sarık sarıyorlar diye Müslüman mı olmuşlardır? Şu halde dinle bunun ilgisi yoktur. (Devrimler ve Tepkileri)
  • Mustafa Kemal Paşa herhangi bir başarısızlık belirtisiyle yılacak, kararından dönecek kişilerden değildi. Erzurum'daydı, Erzurum Kongresi'ne katılmıştı, Erzurum Kongresi bölgesel nitelikten çıkarak 30 Eylül 1918 sınırlarını esas tutmak suretiyle, tüm vatanın bütünlüğünü ve tüm ulusun bağımsızlığını amaç edinen ve ileride"Misak-ı Milli" diye anılacak olan kararları almıştı. (Sivas Kongresi)
  • Ey millet, iyi biliniz ki Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, mensuplar memleketi olamaz. En doğru, en gerçek tarikat, Uygarlık tarikatıdır. Uygarlığın emir ve isteklerini yapmak, insan olmak için yeterlidir. (Devrimler ve Tepkileri)
  • Pontos Krallığının soy kökleri İranlı, aile adları Mihirdad, armaları Ay-Yıldız, halkı tamamen yerli, başkenti de Amasya idi. Ve paralı Yunan askerlerini salıvererek Doğu Karareniz'in yerli halkından ilk kez Anadolu'nun milli ordusunu kuran devlet, Pontos Devleti olmuştur. Zamanla ülke büyümüş ve başkent M.Ö.169'da Sinop'a aktarılmıştır. Yunanistan bile Pontos Devleti'nin egemenliği altına girmiş, başkent de geçici bir süre için Bergama olmuş ve Pontus Devleti bir imparatorluk haline gelmiştir. Doğu Karadeniz Bölgesi ise;kendi bağımsız hayatını yaşamıştır. (Trabzon Tarihi)