Doğum Tarihi: 1883
Doğum Yeri: Erzincan, Türkiye
Ölüm Tarihi: 1961
Ölüm Yeri: İstanbul, Türkiye
Mehmed Şemsettin Günaltay kimdir?
Mehmet Şemsettin Günaltay (1883, Kemaliye, Erzincan - 19 Ekim 1961, İstanbul), Türkiye Cumhuriyeti'nin 8. başbakanı, tarihçi ve eski Türk Tarih Kurumu başkanı.
Çocukluk ve gençlik
Bugünkü adı Kemaliye olan Eğin'de 1883 yılında doğdu. Babası, müderris İbrahim Edhem Efendi, annesi ise Sâliha Hanım idi. Küçük yaşta İstanbul'a gelerek önce Üsküdar'da Ravza-i Terakki Mektebi'nde, sonra Vefa İdâdîsi'nde okuyarak. Cumhuriyet devrinde adı Yüksek Öğretmen Okulu olarak değiştirilecek Dârülmuallimîn-i Âliye'ye devam etti. 1905 yılında bu okulun Fen Şubesi'nden birincilikle mezun oldu. Bu arada, özel olarak Arapça ve Farsça derslerine devam ederek dini ilimlerde kendisini yetiştirdi. Ayrıca Fransızca öğrendi.
Kariyeri
Akademik
Meslek hayatına İstanbul Dârüşşafaka'da Hendese Muallimliği (geometri öğretmenliği) ile başlayan Mehmet Şemsettin, daha sonra Kıbrıs İdâdîsi'nde müdür muavinliği vemüdürlük yaptı.
Başarılı bir öğretmen ve iyi bir idareci olan Şemsettin, tabii ilimler okumak üzere Maarif Nezâreti tarafından 1909 yılında İsviçre'nin Lozan Üniversitesi'ne gönderildi.
Bir yıl sonra yurda döndükten sonra, bu defa Midilli İdâdisi'nde ve İstanbul Gelenbevi İdâdîsi'nde müdürlük yaptı. İstanbul Dârülfünunu'nda yapılan 1915 reformu sırasında Edebiyat Fakültesi'nde Türk Tarih ve Medeniyet Tarihi müderrisi olan Mehmet Şemsettin aynı zamanda dönemin en yüksek medresesi sayılan Süleymaniye Medresesi'nde de Dinler Tarihi müderrisi idi.
1919 yılında ise Edebiyat Fakültesi İslâm Kavimleri Tarihi ve Süleymaniye Medresesi İslâm Felsefesi müderrisliklerine tayin olundu.
1924 yılında Dârülfünun İlahiyat Fakültesi'nde İslâm Tarihi ve Fıkıh Tarihi müderrisi ve aynı zamanda Fakülte Sekreteri olmuştu. Ertesi yıl bu fakültede Dekanlık görevine getirildi.
1933 Üniversite Reformu'ndan önce İstanbul Dârülfünunu Edebiyat Fakültesi ile İlâhiyat Fakültesi'nde Türk Tarihi, İslâm Tarihi ve Medeniyet Tarihi dersleri vermekteydi. Milletvekilliği devam etmek suretiyle Dârülfünun'un İstanbul Üniversitesi'ne dönüşmesinden sonra da Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü'nde Ortaçağ Tarihi dersleri vermek üzere Ordinaryüs Profesör olarak atandı. Bu sırada Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi kuruldu ve orada da dersler verdi. Ancak Mustafa Kemal Atatürk'ün ölümünden sonra, Hasan Âli Yücel'in Millî Eğitim Bakanlığı döneminde (1938-1941) ya milletvekilliği ya da hocalığı tercih etmesi istenmiş; bunun üzerine Ord. Prof. Dr. Mehmed Fuad Köprülü (1890-1966) ve Ord. Prof. İsmail Hakkı Uzunçarşılı (1888-1977) ile birlikte hocalıktan ayrıldı ve yalnız siyasetle meşgul oldu.
Bununla birlikte tarihî konulardaki araştırmalarına aralıksız devam ettirdi. Mustafa Kemal'in isteği ile, 1931 yılında Türk Tarih Kurumu adını alan kurumun kuruluşundan itibaren kurucu üyesi oldu ve 1941 yılında bu kurumun başkanlığına seçilerek bu görevini vefat ettiği olduğu 1961 yılına kadar 20 yıl sürdürdü.
Siyasî
1915 yılında İttihat ve Terakki Fırkası'ndan Ertuğrul (Bilecik) mebusu seçilerek Meclis'e girdi. Bu görevi Meclis-i Mebusan'ın kapatıldığı 1920 yılına kadar sürdü.
Bu sırada Dârülfünun'un ıslahat çalışmalarında da görev aldı. Mütareke günlerinde, İstanbul Dârülfünunu'nda millî davayı kuvvetle savunan ve gençlere yol gösteren beşlıca hocalardan biridir. 1918 yılında Meclis-i Mebusan'da idare memuru oldu.
1920 yılında Teceddüd Fırkası'nın kurucuları arasında bulundu. Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'nin İstanbul teşkilâtında da görevliydi. Bu sırada Mustafa Kemal Paşa'nın emriyle İstanbul'da Cumhuriyet Halk Partisi teşkilâtını kurmaya memur edildi. Daha sonra Kuvâyı Milliye içinde bulunan ve İstanbul Belediye Meclisi Üyeliği ve Reis Vekilliği'ne seçildi. Siyasi hayatının ikinci devresi ise, 1923 yılında Cumhuriyet Halk Fırkası Sivas Milletvekili olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi'ndeki görevi ile başladı.
II. Dönem (Ara Seçim), III., IV., V., VI., VII. ve VIII. Dönem Sivas, IX . Dönem Erzincan Milletvekilliği, V. Dönem Teşkîlât-ı Esâsiye Encümeni Reisliği, VI. ve VIII. Dönem TBMM Başkanvekilliği yaptı. 1949 yılında Hasan Saka'nın istifası üzerine başbakanlığa getirildi ve Demokrat Parti iktidarına kadar bu görevini sürdürdü. CHP İstanbul il başkanlığı ve 27 Mayıs 1960 darbesinden sonra Kurucu Meclis Cumhuriyet Halk Partisi Temsilciliği (6 Ocak 1961 - 25 Ekim 1961) da yaptı. 1961 yılında İstanbul senatörü seçildi, ancak göreve başlayamadan vefat etti.
--reklam--
Mehmed Şemsettin Günaltay Kitapları - Eserleri
- İslam Öncesi Araplar ve Dinleri
- İslam Öncesi Arap Tarihi
- Hurafeler ve İslam Gerçeği
- Mufassal Türk Tarihi
- Orta Çağ İslâm Dünyasında Bilim Tarihi Makaleleri
- Zulmetten Nura
- İslam Tarihinin Kaynakları
- Antik Felsefenin İslam Dünyasına Girişi
- Yakın Şark 4: Bölüm: 2 Romalılar Zamanında Kapadokya, Pont ve Artaksiad Krallıkları
- Yakın Şark 4: Bölüm: 1 Perslerden Romalılara Kadar: Selevkoslar, Nabatiler, Galatlar, Bitinya ve Bergama Kırallıkları
- Yakın Şark Cilt: 2 ; Anadolu: En Eski Çağlardan Ahameniş'ler İstilasına Kadar
- İslam Öncesi Arap Tarihi
- İran Tarihi
- Bunalım Çağından İslâmın Aydınlığına
--reklam--
Mehmed Şemsettin Günaltay Alıntıları - Sözleri
- Cahiliye evliliklerinde kadın ile erkeği birbirine bağlayan nikah dini bir mahiyete sahip olmadığından kadın, ancak çocuk doğurduktan sonra iyale dahil olabiliyordu. Bundan dolayı kadın, çocuk doğurmadan önce ölürse, kocasına başsağlığına gelinmezdi. Çocuksuz kadın diyet vermeğe mahkum olursa diyeti kocası değil, kadının mensup olduğu klan öderdi. Araplar yalnız klan yakınlığına önem verdiklerinden onlara göre sıhri akrabalığın bir değeri yoktu. Hatta aralarında sıhri akrabalarla evlenme yasağı da mevcut değildi. Bu nedenden dolayı bir baba ölünce oğlu, üvey anneleri ile evlenebiliyordu. (İslam Öncesi Araplar ve Dinleri)
- Ey İyad halkı! Nerede babalar ve atalar Nerede hastalar ve onları ziyaret edenler Nerede o yüksek binaları inşa edenler ve süsleyenler Nerede mal ve evlatlan kendilerini şımartanlar Nerede "azıp haddini aşan, zulmedip mal biriktiren" ve "bensizin en büyük rabbinizim diyen Sonra da tüm bunlar bir göz kırpması gibi oldu. Onlar sizden zengin değiller miydi? Sizden uzun yaşamadılar mı? Daha uzun emellere sahip değiller mi? Fakat toprak onları bağrında öğütüp parçalara ayırdı. İşte onların çürümüş kemikleri. Şimdi onların evleri bomboştur. Uluyan kurtlar orayı şenlendirmektedir. Hayır! Allah tektir O'na ibadet edilmelidir. Doğmamış, doğurmamıştır. İlk çağlarda gidenlerde bizim için deliller vardır. İnsanların öldüğünü ve geri gelmediğini gördüm. Ölüme kavmimin küçük ve büyüklerinin koştuğunu gördüm. Gidenler dönmeyecek ve hiç kimse ebedi olarak yaşamayacak. Kavmim gittiğine göre benim de gitmememin imkansızlığına inandım. (İslam Öncesi Araplar ve Dinleri)
- Hz. Muhammed'in İslam dinini yaymaya başladığı dönemde kadın, yeryüzündeki bütün milletler arasında hakaret ve zelilliğe mahkum edilmişti ve esaret altında bulunuyordu. (İslam Öncesi Araplar ve Dinleri)
- Ey insanlar! Dinleyiniz ve anlayınız! Yaşayan ölür ve ölen fani olur. Olacak her şey olur: Yağmur yağar, otlar biter, yiyecekler ve azıklar meydana gelir. Anneler ve babalar toplanır ve ayılır. Olayların ardı arkası kesilmez. Gökte haber, yerde ibret verecek şeyler var. Yeryüzü bir karış elvan, gökyüzü bir yüksek tavan. Yıldızlar yürür, denizler kaynar ve yok olmaz. Çoçuklar doğar. Canlılar ölür. Giden insanların geri geldiğini neden göremiyorum. (Acaba) gittikleri yerden memnunlar mı ki kalıyorlar? Yoksa orada bırakılıp da uykuya mı dalıyorlar? Kuss b. Saide yemin eder ki; Eğer bu iş rıza ile ise zordur. (İslam Öncesi Araplar ve Dinleri)
- Beni Temim arasında bu vahşi geleneğin ne şekilde ortaya çıktığına dair şöyle bir efsane rivayet etmektedir. "Beni Temim kabilesi Hire'deki Lahmi emirlere senelik vergi öderlerdi. Bir sene verdikleri verginin miktarını denkleştiremediler. Hire emiri Nu'man üzerlerine asker gönderdi. Gelen askerler hayvanlarını ganimet olarak aldı, kadın ve kızlarını esir ettiler. Beni Temim kabilesi kendilerini bağışlaması için Nu'man'a sığınmak zorunda kaldılar. O da esir edilen kadın ve kızlardan isteyenlerin kabilelerine dönmesine müsaade etti. Esir edilen kız ve kadınların tümü döndüler. Yalnız Kays b. Asım et-Temimi'nin kızı, Amr b. el-Muşehric'i sevmiş ve onunla evlenmiş olduğundan babasının evine dönmedi, eşiyle beraber kaldı. Bu durumdan etkilenmiş olan Kays. bir daha kız evladı doğacak olursa onu öldüreceğine yemin etti. Böylece kız evlatları diri diri gömme geleneği başlamış oldu. (İslam Öncesi Araplar ve Dinleri)
- Araplar, ölen bir kimsenin ruhunun cesedinden ayrılarak kabirden çıktığına inanırlardı. Hatta eğer bu kişi katledilmiş ve katilinden intikamı alınmamışsa kuş şekline giren ruhunun, mezarının başında sürekli beni sulayın diye bağırdığına inanılırdı. Ruhun dönüştüğü bu kuşa hame derlerdi. (İslam Öncesi Araplar ve Dinleri)
- Cahiliye Araplarının dini eğilimleri hakkında eldeki malumat arasında bunların animizmle birlikte fetişizm dini ( tarzını ) de yaşamış olduklarını destekleyecek belgeler oldukça fazladır. (İslam Öncesi Araplar ve Dinleri)
- Arap geleneği cariyelerden doğan çocukları da esir sayıyordu. Yalnız bu çocukların zeki ve seçkin olmaları durumunda, babaları isterse kendi neseplerine kabul ederek evlat kabul edilebilirlerdi. (İslam Öncesi Araplar ve Dinleri)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin