Asıl adı Mehmet Korkmaz’dır. Mehmet Korkmaz; Tunceli merkez ilçeye bağlı Aşağı Taptikler köyünde merhaba dedi yaşama.

İlkokulu kendi köyünde bitirdi. Bir yıl ara verdikten sonra Tunceli Ortaokulu’na kayıt yaptırdı. Birinci sınıfı burada okudu. İkinci ve üçüncü sınıflarını Elâzığ Atatürk Ortaokulu’nda okudu.

1969 yılında Tunceli Öğretmen Okulu’ndan mezun oldu. 1987 yılında Anadolu Üniversitesi’ni bitirdi.

29 Temmuz 1969’da Tunceli Mazgirt ilçesi Seyitli köyünde öğretmenliğe başladı. Burada dokuz yılı aşkın bir süre çalıştı. 12 Ekim 1978’de atandığı Tunceli Merkez Hürriyet İlkokulu’nda öğretmen, müdür yardımcısı ve müdür vekili olarak görev yaptı. Burada çalıştığı dört yıllık süre içinde hakkında idari kovuşturmalar açıldı, sıkıyönetim mahkemelerinde yargılandı. Bununla birlikte birincisi Nisan 1980, ikincisi 13 Eylül 1982, üçüncüsü 18 Eylül 1982 tarihinde olmak üzere hakkında üç ayrı sürgün kararnamesi çıktı.  “Görülen Lüzum Üzerine” gerekçeli bu kararnamelerin birincisi ile Erzurum’a, ikincisi ile Kastamonu’ya, üçüncüsü ile Ordu’ya sürüldü. 1 Kasım 1982’de, “13 Eylül 1982” tarihli sürgün kararnamesini tebellüğ ederek 15 Kasım 1982 tarihinde Kastamonu-Araç-Recepbey Köyü İlkokulu’nda göreve başladı. Burada da öğretmenlik ve yöneticilik görevlerinde bulundu. Burada çalışırken sudan bir bahane ile 1 Mayıs 1985 tarihinden itibaren iki ay süreyle görevden uzaklaştırıldı. Zonguldak Bölge İdare Mahkemesi’ne dava açtı. Dava neticesinde 25 Haziran 1985 tarihinde görevine döndürüldü.

29 Eylül 1986’da göreve başladığı Adana-Kadirli-Aşağı Çiçeklidere Köyü İlkokulu’nda ve 16 Kasım 1987 tarihinde atandığı Adana–Seyhan-Hadırlı İlköğretim Okulu’nda öğretmen olarak çalıştı. 16 Şubat 1996 tarihinde emekliye ayrıldı. Başvurusu üzerine yeniden öğretmenliğe döndü. 10 Ekim 1996’da Adana, Seyhan Bahçelievler İlkokulu’nda göreve başladı. 27 Aralık 1996 tarihinde Adana Adasokağı İlkokulu’na yönetici olarak atandı. 19 Mayıs 1997 tarihinde ciddi bir rahatsızlık geçirince 16 Temmuz 1997 tarihinde ikinci kez emekliye ayrıldı.

 

****

 

Y A P I T L A R I M

BASILMIŞ KİTAPLARIM

 

1-Mitolojik Dinlerin Gizemi (2 Cilt)

2-Zerdüşt Dini İran Mitolojisi

3-Deylem’den Dersim’e Dersimliler

4-Antik Yunan Efsaneleri

5-Mitoloji Sözlüğü

6-Mitolojik İran Efsaneleri

7-Mitolojik Kadın Efsaneleri

 

ALTER YAYINCILIK TARAFINDAN BASILAN KİTAPLARIM

 

 

 

 

 

 

 

 “KUM SAATİ YAYINCILIK” TARAFINDAN BASILAN VE 19 KİTAPTAN OLUŞAN “MİTOLOJİ SETİ” İÇİNDE YER ALAN ÜÇ KİTABIM.

 

 

BASIMA HAZIR KİTAPLARIM

 

1-Dersimli Bir Muallimin Yaşamından Kesitler

2-Ateşte Semah Dönenler

3-Kaleme Dökülenler (Deneme)

4-Edebiyata Emek Verenler

5-Efsanevi Aşk Öyküleri

6-Olymposluların Gizemli Aşkları

7-Tanıkların Dilinden Dersim Katliamı

8-Ulusların Yaratılış Ve Tufan Efsaneleri

9-Hallac-I Mansȗr Ve Yedi Ulu Ozan

 

NOBEL ÖDÜLLÜLER

1-Nobel Ödüllüler-(Tek Kitap)

2-Nobel Edebiyat-Barış

3-Nobel Tıp-Ekonomi

4-Nobel-Fizik-Kimya


 

DERLEME

1- Yörelerimiz Ve Efsanelerimiz

2- Eşekname

3- Faili Meçhullerimiz

4- Edebiyatımızda İz Bırakan Edebiyatçılarımız

5- Yurdumuz Ve Dünyamız

6-Atatürk Ve Cumhuriyet-

ÖYKÜLER

1-Vefakâr Yusufçuk (Bana ait)

2-Türk Ünlülerden Öyküler

3-Yabancı Ünlü Yazarlardan Öyküler

 

SÖZLÜKLER:

1- Açıklamalı Atasözleri Ve Deyimler Sözlüğü

2- Genel Kültür Sözlüğü

YARDIMCI DERS KİTABI

1- Türkçe

2- Matematik

 

 

Şiirler

1- Dersim'den Esintiler

2- Sevdaya Dokunmak

3- Dersim Kokulu Dizeler

4- Memleket Havası

5- Rüzgâra Savrulan Dizeler

6- Hazanda Ömür

7- Bitimsiz Vuslat

8- Dersim-38 Ağıtları

9- Bulut Gözlüm

10- Dörtlükler

11-Yolun Sonu

NOT: 10 kitapta yer alan şiirlerimin toplam sayısı 1000 (Bin civarındadır)

 

YAPITLARIM

 

1- 7 tanesi basılmış

2- 37 tanesi basıma hazır olmak üzere

………………………………………………………

 

TOPLAM = 44 (Kırk dört) KİTAP

 

 ***

 

BEN BİR KÖYLÜ ÇOCUĞUYUM

 

Dersim’in Aşağı Taptikler köyünde merhaba dedim YAŞAMA.../

Annem, yırtık mintanıma dikerdi yama üstüne YAMA.../

Resmi kayıtlarda doğum tarihim 1950 olarak GEÇER.../

Küçük yaştan itibaren yokluğa olmuşuz DÜÇAR.../

İnsan gibi insan olanların hepsine açtım gönül HANEM.../

Beni dokuz ay karnında taşıyan o bir TANEM.../

Sen 1948’in baharında doğdun, derdi BANA.../

Bin bir cefa ile beni getirdi MEYDANA.../

Öyle ya da BÖYLE.../

Ne fark eder gel de sen SÖYLE.../

Yokluklarla geçen bir ömrün içinde lafı mı olur iki YILIN.../

Beyaz donum yırtıktı, ayağım YALIN.../

Ben, yokluğun ve yoksulluğun kol GEZDİĞİ.../

Acımasız doğanın insanları silindir gibi EZDİĞİ.../

Buna karşın insana ve insanlığa saygının zirvede OLDUĞU.../

Hazan gelmeden tüm çiçeklerin sararıp SOLDUĞU.../

Bir coğrafyada dünyaya açtım GÖZLERİMİ.../

Bir şiirimin dizeleriyle aralayayım SÖZLERİMİ.../

 

***

Gülümseyin ÇOCUKLAR!

hem de doyasıya...

çünkü büyüyünce

zaman bulamayacaksınız,

gülümsemeye.

çünkü bütün anlar;

yarın birer anıdan öteye geçmez.

İyisi mi siz,

şimdi gülümseyebildiğiniz kadar gülümseyin.

 

***

 

Çilekeş Anadolu köylülerinden biridir, benim yaşama merhaba dememe vesile olan BABAM.../

Yaşamı hep hengâmeyle geçti, istediği gibi yaşayamadı ADAM.../

Babasından miras kalan üç-beş tarlaydı, tek mal VARLIĞI.../

Yüreğinde hissetmişti ezikliği, görmüş geçirmişti her çeşit DARLIĞI.../

Bazen iki öküzüyle çift sürer, harman EDERDİ.../

Bazen çobanlık eder, koyun-kuzu GÜDERDİ.../

Herkes tarafından aranan bir taş duvar USTASIYDI.../

İnsanlığa gönül vermişti, dost HASTASIYDI.../

Kızgın yaz güneşinin sarı SICAĞINDA.../

Buram buram ter dökerken amacı kavrulmaktı kendi YAĞINDA.../

Göz nuruyla nakış nakış işlediği kesme taşlarla ev yapardı, aynı yazgıyı bölüştüğü İNSANLARA.../

Yaşadığı yokluk ve yoksulluklar, içinde açmıştı onulmaz bir YARA.../

1937–1938’deki Dersim Katliamı sırasında ramak kalmıştır, ağır makineli tüfeklerle TARANMAKTAN.../

Komşularıyla birlikte her gün ormana kaçarak saklanırlarmış, korkuyorlarmış GÖRÜNMEKTEN.../

Toplu halde katledilmek üzere askerler tarafından derdest edilerek Ağzunik köyüne doğru yola çıkarılır bir kısım yöre İNSANIYLA.../

Eğer askerin bir anlık gafletinden yararlanmasaymış yok yere bedel ödeyecekmiş CANIYLA.../

Ağzunik Deresi mevkiinde anlık bir fırsattan yararlanıp kaçınca kurtulur mutlak bir ÖLÜMDEN.../

Tıpkı katledilenler gibi suçsuz günahsızmış ama bir şey gelmiyormuş ELİNDEN.../

Babaannem; gözyaşlarıyla anlatırdı babamın askerler tarafından öldürülmeye GÖTÜRÜLÜŞÜNÜ.../

Babam götürüldüğünde saçlarını yolmaya başlamış, dövmüş ateşe yanan DÖŞÜNÜ.../

Köylülerin, köylere ani baskınlar düzenleyen askerlerce götürülüp öldürülmesinler diye gündüzleri ormanda SAKLANDIKLARINI.../

Gözleri yaşlı anlatırdı babaannem, ele geçirilen Kösoğlu Ailesi’nin cesetlerin altında kalan çocukları Hüseyin’in dışında kalanların tamamının nasıl HAKLANDIKLARINI.../

Derdi ki; saklanmaya gittiğimizde ağlayıp bizi ele vermesinler diye küçük çocukları eve kapatır öyle giderdik ORMANA.../

Ben neler yaşadıklarını sorunca, hüzünlü gözlerle bana bakar; ben anlatırım oğul derdi, gerek yok senin SORMANA.../

Rabat’tan Seyyid Kekil’in ve köylümüz Derviş Dede’nin sakallarının askerler tarafından nasıl tel tel çekilerek YOLUNDUĞUNU.../

Bir bir anlatırdı bana, en kutsal hak olan yaşam hakkının nasıl ellerinden ALINDIĞINI.../

Derdi ki bu yaşadıklarımız taze cumhuriyetin birer AYIBIYDI.../

Yaşananlar, onda büyük bir travma yaratmıştı, belli ki efkâr SAHİBİYDİ.../

Engel olamıyordu göz pınarlarından yağmur damlası gibi peş peşe akan GÖZYAŞLARINA.../

Annesiz babasız bırakılan çocuklar sürgüne yollanmışlar tek BAŞLARINA.../

Mektep-medrese görmeyen babam, okuma-yazmayı İkinci Cihan Harbi’nde izin kullanmaksızın dört yıl kaldığı askerlik ocağında ÖĞRENMİŞTİ.../

Buna rağmen köyünde çocuğunu ilk okutan kişi olarak cehalete karşı DİRENMİŞTİ…/

Bilmeyenler, onu bir şeyden anlamayan sıradan bir köylü SANDI.../

Hâlbuki o, ileriyi gören bir baba, gerçek bir emekçi, güvenilir bir dost, dürüst bir İNSANDI.../

 

      ***    

                       

Hem köyümüzün hem de yakın çevremizin okuyan ilk kadınıydı ANNEM.../

Muallim olmasına sadece birkaç ay kalmıştır, babamla evlendiğinde o bir TANEM.../

15–20 kişilik bir grup kız arkadaşıyla birlikte kaçmıştı OKULDAN.../

Sevdası mutlu yaşamaktı, gözü yoktu paradan PULDAN.../

Akçadağ Köy Enstitüsü’nün son sınıfındadır, okuldan KAÇTIĞINDA.../

Kaçtığı için nedamet duymuştu, acımasız yaşam, sinesinde onulmaz yaralar AÇTIĞINDA.../

Okula dönmediği için öğrencilik yaşamı sona ermiş, öğretmenlik hayali yok olup GİTMİŞTİ.../ 

Arkadaş uğruna aydınlık yarınlarını kendi eliyle öteye İTMİŞTİ.../

Akçadağ Köy Enstitüsü’nü yatılı okuduğu için hem kefili olan Haydar Amcam hem de KENDİSİ.../

Verildikleri mahkemede berat ederler, okul masraflarını ödeyince EFENDİSİ.../

Sonra bir, iki, üç derken çoluk çocuğa KARIŞIR.../

Eşit olmayan koşullarda acımasız yaşamla başa baş YARIŞIR.../

Ağır bir hastalığın pençesinde KIVRANIYORDUN. /

Babam, seni doktora götürdüğünde ateşler içinde YANIYORDUN. /

Okula gitmiyordum henüz, küçücüktüm o ZAMANLAR. /

Siz gidince bizi sahiplendiler, köydeki bütün CANLAR. /

Geleceksiniz diye her gün yol gözler OLDUK. /

İki kardeşimle iki babaannemin yanında KALDIK. /

Nihayette hastanede derdine derman BULMUŞTUN. /

İki aylık hasret bitmiş, babamla köye GELMİŞTİN. /

Köye döndüğünde halsiz düşmüş, yürüyemez DURUMDAYDIN. /

Geçmiş olsuna gelenler, bana derlerdi; senin de gözün AYDIN. /

Şakakların çökmüş, gözlerin çukura İNMİŞTİ. /

Bedeninin yorgunluğu, bakışlarına SİNMİŞTİ. /

Bakışların çaresiz, gönlün hüzün DOLUYDU. /

Sanki köyün çeşmesiydi, gözlerin her zaman SULUYDU/

Sarıldık birbirimize, doyasıya kucaklaşıp KOKLAŞTIK. /

Aynı bedende özü öze verdik, ruh ruha YAKLAŞTIK. /

İki aylık yokluğun hasretini böyle gidermiştik ANA-OĞUL. /

Sen benim yaradanımdın ben, yaradanıma KUL. /

Ama ne yazık ki o zamanki iki aylık hasret, sonsuzluğa dönüştü ŞİMDİ.

Her gün artarak devam ediyor, sanma ki sana olan hasretim DİNDİ.

Sen gidince yüreğimden eksilmedi KORLAR.

Zaman, insana her şeyi unutturur DİYORLAR.

ama ben bir türlü unutamıyorum, seni ANNEM.

Sen benim şahdamarım, ey benim bir TANEM.

 

***

 

Evet, bir köylü çocuğuyum BEN.../

Yaşam yasak kılınmıştı bize, bir şey gelmiyordu ELDEN.../

Merhaba dedim yaşama, doğruluktan, duruluktan yana tavır koyan, içtenliği ve hoşgörüyü ilke edinen insanların OTAĞINDAN.../

Tutunmaya çalıştım yaşamın solundan, SAĞINDAN.../

Dolaştım köyümün taşını toprağını adım ADIM.../

Ne yaşanır bir gün buldum ne de bir şans YAKALADIM.../

Dostluğa, kardeşliğe gönül verenleri orada GÖRDÜM.../

Onların bu düsturuna gönülden destek VERDİM.../

Orada annemin kucağına baş koydum güvenle YATTIM.../

Yaşamın soğuk yüzüyle orada tanıştım, sevgiyi, sevdayı orada TATTIM.../

Doğruluğu, duruluğu orada ÖĞRENDİM…/

Nefs-i emmâreyi orada YENDİM.../

Orada dünyaya GELDİM.../

Hayvanlarla orada haşır neşir OLDUM…/

Morlu koyunlarım, kınalı kuzularım orada oldu, BENİM.../

Yaşamın kendisidir benim ilk ÖĞRETMENİM.../

Atlara ilk binişim, tayları ilk sevişim de ORADAN…

Her şey yalan oldu, öyle uzun zaman geçti ki ARADAN.../

Orada tanıdım babamın çift sürdüğü KARASABANI.../

Çarıkla geze geze nasır bağlardı ayağımın TABANI.../

Kınalı kuzularımla fısır fısır KONUŞTUM.../

Ekin biçtiğim orakla orada TANIŞTIM…/

İnsanların kimine teyze dedim, kimine emmi, kimine DAYI.../

Hiçbir şeye değişmezdim hayalimdeki DÜNYAYI.../

 

***

Evet, bir köylü çocuğuyum BEN.../

Yaşam yasak kılınmıştı bize, bir şey gelmiyordu ELDEN.../

Çamurdan yaptığım oyuncakları saymazsam hiç oyuncaklarım olmadı BENİM.../

Yazın sarı sıcağında, kışın kuru soğuğunda kararırdı TENİM.../

Ne boy boy oyuncaklar gördüm ne de renga renk BALONLARI.../

Doğanın kendisiydi düğün yerimiz, bulunmazdı düğün SALONLARI.../  

Ne gençler damatlık giyerdi ne de genç kızlar GELİNLİK... /

Kine, kibire meydan verilmezdi, her şeye egemen olurdu İÇTENLİK.../

Davul-zurnalıydı düğünler, orkestra BULUNMAZDI.../

Öylesine güzel olurdu ki düğünler, ölene dek belleklerden SİLİNMEZDİ.../

 

             ***

Peter Abrahams adındaki Afrikalı siyahî yazar, şu dizelerinde dile getirir, Afrikalı özgür çocukları:

 

“Bizi ısıtan sıcak bir güneş,

 Islak bedenlerimizi kuruttuğumuz ıslak çimenler

 Oynamak için killi çamur,

 Boğuşmak için ince kumumuz vardı.”

 

Evet, Afrikalı bir çocuk doğadan bulduğu oyuncaklarla oyun oynardı elbette; ağaç dalı, ıslak kum, çamurdan yapılma bebekler, taşlar…

 

***

Ya biz köylü ÇOCUKLARI.../

Bazen arpa ekmeği yerdik, bazen DARI.../

Bizim de yoktu Afrikalı çocuklardan FARKIMIZ.../ 

Yüreğimizde sevdamız, dilimizde TÜRKÜMÜZ.../

Ayağımızda çarık, başımızda BÖRKÜMÜZ.../

Doğanın kendisiydi bizim evimiz, BARKIMIZ...

Soğuktan tir tir titrerken sırtımızda ne mont vardı ne de KÜRKÜMÜZ.../

Ne bir oyun alanımız oldu ne de kaydıraklı, salıncaklı bir PARKIMIZ.../

Bizim de doğadandı OYUNCAKLARIMIZ.../

Dostluğa ve barışa daima açıktı KUCAKLARIMIZ.../

Söğüt dallarındandı bindiğimiz ATLARIMIZ…/

Bizim ne teknelerimiz vardı ne de YATLARIMIZ…/

Az koşuşturmadık söğüt dallarının ÜSTÜNDE…/ 

Dostluk meşalesi vardı her birimizin DESTİNDE…/

Binerdik söğütten dallara başlardık YARIŞA.../ 

Oradan koşardık hepimiz BARIŞA…/

Kimi zaman tek, kimi zaman gruplar HALİNDE…/ 

Koşturur dururduk taşlı, tozlu köy YOLUNDA…/

Yarışı ilk sıralarda bitirdiğimiz zaman SEVİNİRDİK…/

Biraz gerilerde kaldığımızda DÖVÜNÜRDÜK…/ 

Kimi zaman başımız dik, kimi zaman boynumuzu eğer BÜZÜLÜRDÜK…/

Kimi zaman gözyaşı döker günlerce ÜZÜLÜRDÜK…/

Üzülmek de ne kelime resmen AĞLARDIK…/

O ufacık yüreğimizi kora DAĞLARDIK.../

Oynadığımız belli başlı iki oyunumuz VARDI.../

Çünkü bildiğimiz oyunların sayısı sadece bu KADARDI.../ 

Bunlardan biri Yedikule, diğeri SAKLAMBAÇ’TI…/

Oynarken kimimizin karnı tok, kimimizin AÇTI…/ 

Yedikule oyununu oynarken yoktu lastik TOPUMUZ.../ 

Top yapmak için çevreden paçavra toplardık HEPİMİZ.../

Bu paçavralardan yaptığımız toplarla oynardık YEDİKULE’Yİ.../

Amacımız, rakip takıma kaptırmamaktı KALEYİ.../

Susayınca köy çeşmesine KOŞARDIK.../

Önümüze çıkan engelleri birer birer AŞARDIK.../

                          

****

 

Hani Koca Yunus der ya ben bir avuç toprak, biraz da SUYUM…/

Övünülecek bir yanım yok, işte ben BUYUM…/

Evet, ben bir köylü ÇOCUĞUYUM…/

Her şeyi böyle meydana dökerim, kurusun HUYUM.../

Çamur sıvalıydı taştan yapılma tek odalı EVİMİZ.../

Ama hiç kimseden esirgemezdik SEVİ’MİZ.../

Biz köylü çocukları sokaklarda büyüdük, zenginler KATLARDA.../

Tatil yapmadık asla YATLARDA.../

Hiç dadılarım olmadı BENİM.../

İdare lambasının ışığında doğmuştum, karaca’ydı TENİM.../

Doğum günüm kutlanmadı ASLA.../

Ömrümün yarısı geçti figanla, YAS’LA.../

Kutlamak bir yana doğum günüm hatırlanmadı BİLE.../

Rahat yüzü görmedim, yaşamım geçti efkâr ile dert İLE.../

Cicili bicili bayramlıklarım hiç OLMADI.../

Gözüm kimsenin bayramlıklarında da KALMADI.../

Çünkü bizim köyde hiç kimsenin bayramlıkları YOKTU.../

Hepimizin yaşamındaki artılar az, eksiler ÇOKTU.../

Ayakkabıyla, ortaokula başlarken TANIŞTIM.../

Bilmediğim şeyler olduğunda gurur yapmadan gidip bilenlere DANIŞTIM.../

Siyah Ankara lastiği ile çarıktan başka giyecek görmedi AYAĞIM.../

Halâ o günleri yaşıyor ruhum, kopmadı o günlerden gönül BAĞIM…/

Kışın yağan karların yüksekliği birkaç metreyi BULURDU.../

Günlerce kapalı kalırdı yollar, herkes içeride KALIRDI.../

Nereye bakarsan bak her taraf KARDI.../

Radyo dahi yoktu, dış dünyayla ilişkiler KOPARDI.../

Günlerce köye ne gelen olurdu ne de GİDEN.../

Dostluk vardı, kardeşlik vardı, insanlık vardı ESKİDEN.../

Böyle günlerde büyüklerimiz, her gün bir evde TOPLANIRDI.../

Yediden yetmişe herkes birbirini TANIRDI.../

Büyükler bir araya gelmek için evden çıktıklarında biz çocuklar hemen dışarı KOŞARDIK.../

Debelenirdik karların içinde, oynar COŞARDIK.../

Rüzgâr tepemizde soğuk soğuk ESERDİ.../

Öyle uzun kalırdık ki dışarıda ellerimiz ayaklarımız buza KESERDİ.../

Donumuza varana kadar ıslanırdı her YANIMIZ.../

Sanki sokakta bulmuştuk CANIMIZ.../

Dışarıda tir tir titrer, soğuktan DONARDIK.../

İçeri koşar, ocakta yanan koca kütüklerden çıkan alevlere YANARDIK.../

Sıcağı gören çoraplarımızdan damla damla su AKARDI.../

Yüzünün şekli değişen annemiz ters ters bize BAKARDI.../ 

Koca koca kütüklerin yandığı OCAKTA.../

Isınınca kemiklerimiz hemen uyurduk ya kuru yerde ya KUCAKTA.../

 

***

 

“Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var: Yaşadın mı büyük yaşayacaksın ırmaklara, göğe, bütün evrene karışırcasına. Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır. Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana.” der, Ataol Behramoğlu.

 

***

Hayat bize sunulmuş bir armağan ise EĞER…/

İşte o zaman bu hayat yaşanmaya DEĞER…/

Bırakın, armağanımızı istediğimiz biçimde KULLANALIM…/

Özgür kalalım, allanalım PULLANALIM…/

Hayatın her döneminde bize armağan olarak verilen YAŞAMA…/

Evde, okulda, askerde bazen müdahaleler gerçekleşir aşama AŞAMA…/

Müdahaleye nasıl karşı koyacağınızı BİLEMEZSİNİZ…/

Korkuyla yaşar, yaşadıklarınızı kimsenin yaşamasını DİLEMEZSİNİZ…/

Çocukluğuma dönmeye öylesine özlem duyuyorum ki ANLATAMAM…/

Ey özgürlük sen benim bir parçam gibisin, kendimi senden ayrı TUTAMAM…/

Şu an geçmişime muhtaç DURUMDAYIM…/

Uzaktayım çocukluğumdan, yanımda ne emmim var ne DAYIM…/

O zaman küçücüktü, minnacıktı ellerim, AYAKLARIM…/

Şimdi büyüdüm ama elimden alındı çocukluk yapma HAKLARIM…/

Dün yaşadıklarım, bugün öylesine ağır geliyor ki o küçük BEDENE…/

Yaşamın bir anlamı kalmadı artık bedel ödene ÖDENE…/

Dönmek istesem de dönemiyorum eskiye ARTIK…/

Düne bedel ödeye ödeye yarınımızı KARARTTIK…/

Hayal bile olsa artık o günlerden çok UZAKLARDAYIM…/

Kapana kısılmış yarınım, yaşamın bana kurduğu TUZAKLARDAYIM…/

Beden bile razı değilken akıl buna nasıl KANAR…/

Çocukluğuma özlem duyuyorum diye belki birileri kalkar beni KINAR…/

Ah bir dönsem, bir dönebilsem o GÜNLERE…/

Hasret kalmazdım çocukluğumdaki DÜĞÜNLERE…/

Bana bıraksalar ne alır ne getirirdim dünden bugüne BİLEMEM…/

Yaşam yasak getirmiş bana hep ağlarım, asla GÜLEMEM…/

Döşüm açıktı, divitinden mintanımın yarısı YIRTIK…/

O zamanlar yaşadıklarımın hiçbiri bana ait değil ARTIK…/

Çünkü sanki başkası yerime yaşamış gibi geliyor, bu GÜNLERDE…/
Kabul etsem de karşı çıksam da çocukluğum kaldı DÜNLERDE…/

Kendimden ne çalabilirim, çaldıklarımı nereye, nasıl SAKLAYABİLİRİM…/

Bilmem bu yaşamda insanca yaşamayı ne zaman HAKLAYABİLİRİM…/

Ey yaşayamadığım, savunamadığım, ellerimden uçup giden hayat bana yeniden ver bir YÖN…/

Ey benden uzaklara kaçıp giden çocukluğum, n’olur artık bana geri DÖN…/

Dön ki bıkmışlığım, çaresizliğim, korkmuşluğum benden uzaklara kaçıp GİTSİN…/

Onlar benden uzaklara gitsin ki benim yaşam çilem BİTSİN…/

Hayallerim, sürüklendiği okyanusta nefes alamaz olmuş, BOĞULMUŞ…/

Hâlâ öbek öbek duruyor. Sanma ki gönlümdeki sis bulutları DAĞILMIŞ…/

Okyanusun derinliklerinde kaybolmuş o koca koca UMUTLARIM/…

Bana yapmadığın kalmadı ey densiz yaşam seni yürekten KUTLARIM…/

Okyanus öylesine derin ki dumura uğramış hayallerimi bulmam mümkün değil ARTIK…/

Mevsim hazana döndü, zümrüt yeşili yapraklarımızı SARARTTIK…/<