Doğum Tarihi: 1970
Doğum Yeri: İstanbul, Türkiye
Ömür Ceylan kimdir?
Ömür Ceylan, 1970 İstanbul doğumlu. Almanya'da başladığı eğitim hayatına türkiye'de devam etti. Trakya Üniversitesi fen-edebiyat fakültesi türk dili ve edebiyatı bölümü'nü bitirdi (1992). milli eğitim bakanlığı burslusu olarak Kuveyt Üniversitesi dil öğretim merkezi'nde bulundu (1997). Eski türk edebiyatı alanında doktor (1999) ve doçent (2004) oldu. Ankara, Trakya, Onsekiz Mart ve Gaziantep Üniversiteleri'nde öğretim üyesi olarak çalıştı. Halen İstanbul Kültür Üniversitesi fen-edebiyat fakültesi'nde öğretim üyesi olarak görev yapmaktadır.
Eserleri:
Tasavvufi türk şiir şerhleri (2000)
Hanedanda bir asi (2004)
Klasik türk şiirinde kuşlar (2004)
Önce aşk vardi (2005)
Hazana sürgün bahar (2005)
Not: "Böyle Buyurdu Sufi" isimli kitabının ilk sayfasından alıntıdır.
--reklam--
Ömür Ceylan Kitapları - Eserleri
- Ömürlük Şarkılar
- Önce Aşk Vardı
- Böyle Buyurdu Sufi
- Tasavvufi Şiir Şerhleri
- Kuşlar Dîvânı
- İsmail Hakkı Bursevi
- Yitik Düşler Kervanı
- Aziz Mahmud Hüdâyî
- Ümmî Sinan
- Hazana Sürgün Bahar
- Eşrefoğlu Rumi
- Sun'ullah-ı Gaybi
- Bağ Bozumu
- Yunus Emre / Türk Tasavvuf Edebiyatından Seçmeler 1
- Niyazi-i Mısri
- Seyyid Nesimi
- Gelenekten Geleceğe
- Seyyid Nesimi
- Asaf Divanı Hanedanda Bir Asi
--reklam--
Ömür Ceylan Alıntıları - Sözleri
- ... Kendi vadisinde yazılmış en etkileyici örneklerden biri olan şathiyenin ilk beyti şöyledir: Çıkdım erik dalına anda yidüm üzümü Bostan ıssı geldi eydür uğurladun kozumu (Erik dalına çıktım ve onda üzüm yedim. Bahçenin sahibi gelip cevizimi çaldın diyor.) ... (Böyle Buyurdu Sufi)
- "Koymadığın şey'i kaldırma sakın Töhmete kendini aldırma sakın * İki kimse kimse beynine düşse şikâk Eyleme ıslâhına şedd-i nitâk" (Böyle Buyurdu Sufi)
- ...hasret ateşi karşısındaki dayanma güçleriyle ölçülen aşıklar için semenderden daha iyi bir dost ve sırdaş düşünülemez bile. (Önce Aşk Vardı)
- öldürülen her kadının arkasından talihsiz diyorlar , kadınların tek talihsizliği bu coģrafyada yaşamaları... (Tasavvufi Şiir Şerhleri)
- Sûzân-ı gam-ı aşk nice olmasın âdem Yaktı bütün âlemleri tennûr-ı muhabbet (İsmail Hakkı Bursevi)
- "Kurtarmayınca Yaradan, Dîl kurtulur mu Yaradan.." . Dîl =Gônül (Aziz Mahmud Hüdâyî)
- Aşk, mukaddes bir şeydir. Onu layık olduğu mertebede tutmalıyız. (Ömürlük Şarkılar)
- Her kime ef’âl-i ‘âlem cür’asından sundu Hak Dört kitâbı nakl edersin hîç öğüt kâr eylemez (Ümmî Sinan)
- Gitmez önünden gerçi kim bülbüllerin evrâk-ı gül Ben bildiğim budur hele pervânedir üstâd-ı kül -Şeyhülislâm Yahyâ “Gerçi gül yaprakları (sayfaları), sürekli bülbüllerin önündedir ama benim bildiğim şudur ki (aşk bahsinde) büyük üstat pervanedir.” (Kuşlar Dîvânı)
- "küllü sırrın câveze'l-isneyni şâ" (İkinci bir kişiye açılan sır, artık sır değildir.) (Önce Aşk Vardı)
- " ..ve insan, hiçbir belânın aşk'ı unutturmayacağına dair söz vermişti . " (Önce Aşk Vardı)
- Leylâ dışında hiçbir varlığa tahammülü yoktur gecenin. (Yitik Düşler Kervanı)
- Adeta bestesini arayan güfteler gibi bulmuşlardı birbirlerini. (Ömürlük Şarkılar)
- Ko dünyâ fikrini tûl-i emeldir Seninle gidecek hüsn-i ameldir Bu dünyayı elde etme fikrini bırak. Dünya bitmek tükenmek bilmeyen bir hırstan ibarettir Seninle ahirete gidecek olan yaptığın güzel amellerdir. (Aziz Mahmud Hüdâyî)
- "Gel gelberü ki savm ü salâtın kazâsı var, Sensiz geçen sabâh u mesânın kazâsı yok." (Seyyid Nesimi)
- Dünya tarihi, birbiriyle sürekli mücadele eden iki haşarı kardeşin hikâyesidir aslında. Yerkürenin Doğusundaki halkın desteğiyle uzunca bir zaman galip olan mânâ, üstünlüğünü, Batının aklını arkasına alan kardeşi maddeye bırakmak zorunda kaldı bir süredir. Işığın Doğu'dan geldiği asırlarda Doğu'nun mânâ âlemini şekillendiren temel öğreti durumundaki tasavvuf, bugün için gölgede kalmış olan Şark topraklarında yeniden keşfedilmeye başlanıyor. Kimi zaman keramet bezirgânlarının ve yatır çaputlarının gölgesinde kalsa da, Doğu Batı'nın öğrenmeye/öğretmeye çalıştığı insanî değerleri kendisinin yalnızca hatırlamak zorunda olduğunu fark ediyor. Üzerinde yaşadıkları coğrafyanın vatan kılınmasında tasavvufun önemli bir etken olduğunu gören Anadolu aydını da, hem hamle odaklarının hem de zaaf noktalarının bir şekilde tasavvufla ilintili olduğunun ayırdına varıyor. Mânâ iklimini yalnız ve ancak duygunun kılavuzluğunda fethetmeyi hedefleyen tasavvufun, sosyal ve siyasî olarak böylesi hayatî sonuçlar doğurduğu bir coğrafyada suiistimallerden korunması, onun bilimsel ölçütlerle ve objektif olarak anlaşılmasını/anlatılmasını zorunlu kılıyor. Ruhun aydınlanması için kalbe ve zihne ulaşacak her türlü güzellikten yararlanan sûfî öğreti, kendisini ifade ederken tabiî bir vasıta olarak şiiri kullanır. Öyle ki, tasavvuf tarihini incelediğinizde edebiyat tarihinin de önemli bir bölümünü gözden geçirmiş sayılırsınız. Fakat şiir, bütün benzerleri gibi sanatın doğası gereğince akıldan evvel gönle kapı aralar; soğukkanlı analizlerden ziyade heyecanlı bağlılıklara göz kırpar. Verilen üründe Tanrı vergisi yeteneklerle parlatılan sanat değeri, diyalektik endişeleri bir anda berheva ediverir. Şiir tasavvuf geleneği için ilk elden bir eğitim aracıdır ve şiirden en üst seviyede didaktik beklentiler içinde bulunan sûfî gelenek, fikri duyguya kurban etmemek amacıyla, yazılan şiirleri açıklayan yeni metinler oluşturma yoluna gitmiştir. Şiir şerhleri denilen bu açıklayıcı metinler, bir yandan tasavvufun nasıl anlaşılması & anlatılması gerektiğini öğretirken, bir yandan da benzer şiirlerin çözümlenmesinde anahtar vazifesi görürler. (Böyle Buyurdu Sufi)
- Hemân yan ağla Mevlâ'yı seversen Koma feryâdı Leylâ'yı seversen Şeyh Gâlib (Yitik Düşler Kervanı)
- "Yüzüni görmezsem ben bu cihânı n’iderem Aşkuna irmezsem gönül bu cânı n’iderem" (Seyyid Nesimi)
- Yıllarca bu yollarda kalan gözlerim elbet Son uykuya sensiz sana hasret dalacaktır (Ömürlük Şarkılar)
- Önce aşk vardı. Gökler kat kat kurulmamış, yeryüzü kadem kadem örülmemişken, aşk vardı. Ay geceye saklanmadan ve gölge güneşe nikahlanmadan, aşk vardı. Dağlar yerin boyuna gerdanlık misali takılmamış, yıldızlar gökyüzünde billûr avîzeler gibi yakılmamıştı ve aşk vardı. Hava suyla dertleşip toprak için ağlamamışken ve su toprakla bir olup ateşe kin bağlamamışken, aşk vardı. İmkân boyunduruk altına alınmamış, zaman ve mekân ona cellat kılınmamışken, aşk vardı. Çamur meleklerin elleriyle karışmadan, ruhlar yıllara yenik düşecek bedenleriyle buluşmadan, aşk vardı. Kaderi heceleyen mühürlü defterden ve üzerine ant içilen kalemden önceydi O. Önce yoktu ve aşk vardı. (Önce Aşk Vardı)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin