Şaban Öz kimdir? Şaban Öz kitapları ve sözleri

BİYOGRAFİ

Türk Yazar, İslam Tarihçisi, Akademisyen Şaban Öz hayatı araştırılıyor. Peki Şaban Öz kimdir? Şaban Öz aslen nerelidir? Şaban Öz ne zaman, nerede doğdu? Şaban Öz hayatta mı? İşte Şaban Öz hayatı...

Türk Yazar, İslam Tarihçisi, Akademisyen Şaban Öz edebi kişiliği, hayat hikayesi ve eserleri merak ediliyor. Kitap severler arama motorlarında Şaban Öz hakkında bilgi edinmeye çalışıyor. Şaban Öz hayatını, kitaplarını, sözlerini ve alıntılarını sizler için hazırladık. İşte Şaban Öz hayatı, eserleri, sözleri ve alıntıları...

Tam / Gerçek Adı: Prof. Dr. Şaban Öz

Doğum Tarihi: 1973

Doğum Yeri: Malatya, Türkiye

Şaban Öz kimdir?

1973 yılında Malatya-Doğanyol’da doğdu. 1991’de Doğanyol Lisesi’nden, 1996’da Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nden mezun oldu. 1999 yılında Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İslâm Tarihi Ana Bilim Dalı’nda Hz. Peygamber’in Siretiyle İlgili Mevzu Haberlerin Tarihi Değeri teziyle yüksek lisansını, 2006 yılında aynı enstitüde İlk Siyer Kaynakları ve Müellifleri adlı teziyle doktorasını tamamladı. 2009 yılında Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ne yardımcı doçent olarak atandı. 2012 yılında doçent, 2018 yılında profesör oldu. Evli ve iki çocuk babasıdır.

Şaban Öz Kitapları - Eserleri

  • İslam Tarihi Metodolojisi
  • Araştırma Yöntem ve Teknikleri
  • Siyer Tasarımı
  • Elçi
  • Kur’an’ın Peygamberi
  • Bir Bedevinin Günlüğü
  • Siyer Soruları
  • Farklı Siyer'i Okumak
  • Siyer’e Giriş
  • Sahabe Sonrası İktidar Mücadelesi
  • İslam Tarihi
  • Peygamberimin Hayatından Hikayeler
  • Hz. Peygamberin Siretiyle İlgili Mevzu Haberlerin Tarihi Değeri
  • Siyer Usulü
  • İlk Siyer Kaynakları ve Müellifleri
  • Siyer Sözlüğü - Peygamberimiz Serisi 4
  • Peygamberimin Hayatından Hikayeler
  • Musab Ağlarken
  • Şia ve Tarih Makaleler
  • Siyer yıllığı 3
  • Nebevî Medeniyet Tasarımı
  • Peygamberimin Hayatından Hikayeler
  • Ebû Hüreyre

Şaban Öz Alıntıları - Sözleri

  • 5. Hz. Peygamber ile evlendiğinde Hz. Hatice kaç yaşındaydi? Yine ülkemizde en çok bilinen ve kullanılan rivayet, Hz. Hatice'nin Peygamberimizle evlendiğinde kırk yaşında olduğu şeklindeki rivâyettir. Bu durum, Hz. Peygamber'in yaptığı evlilikleri savunma derdinde olanlar tarafından vurgulanmış “yirmi beş yaşındayken kırk yaşında biriyle evlenmiştir” cümlesi sıklıkla kullanılmıştır . Ancak bu rivâyetin sıhhat açısından sorgulanması gerektiği kanısındayız. Sorgulama gerekçelerimiz arasında Hz. Hatice'nin kırk yaşından sonra o kadar çocuk doğurması, Hz. Peygamber'in o yaşta biriyle evlenme sebebi gibi hususları belirtebiliriz. Ne var ki, bütün bunlar sadece bir yorumdur ve bir siyercinin elinde rivayet yoksa yapabileceği tek şey “bireysel rivâyet eleştirisi/tenkidi”dir. Oysa Hatice'nin yaşı ile ilgili başka bir rivayet daha vardır ve tercih ettiğimiz esas görüş de odur. Bu rivâyete göre, Hz. Hatice, Peygamberimizle evlendiğinde yirmi sekiz yaşındaydı (İbn Sa’d, et-Tabakâtu'l-Kübrâ, VIII, 17). Sonuç itibariyle, Hz. Hatice'nin evlendiğinde yaşının kırk olduğu sadece meşhur olmuş bir rivayet olup tek bilgi değildir. (Siyer Soruları)
  • Metin Durumu: Kaynaklar Resulullah’ın dokuz ya da on iki yaşlarında iken gerçekleştiğini ileri sürdükleri bu olayın benzeri bir hâdiseyi daha nakletmektedirler ki o da Resulullah’ın yirmi beş yaşında iken Hz. Hatice adına ticaret yapmak için kölesi Meysere ile Yemen'deki Habeş pazarina ya da Şam'a gitmesidir. Bu rivâyet, Resulullah bir ağacın gölgesinde oturduğunda bir rahib, Meysere'ye “Bu ağacın altında oturan Nebî'den başkası değildir” demesini ve şiddetli sıcakta Resulullah (sav)'i iki meleğin gölgelendirmesini konu etmektedir. Ancak bu rivâyette bir öldürme tehlikesinden da girişiminden bahsedilmemektedir. Bahîrâ olayı Müslüman ve gayr-i Müslim tarihçiler tarafından farklı şekillerde değerlendirilmiştir. Wensinck “Ehl-i kitabın Muhammed'in peygamber olacağını daha evvel bir tesadüf eseri olarak ispat etmek temayülüne” olayı bağlarken; Caetani “Kur'ân'ın muhtelif fikralarını tenvir ve izah maksadı” ile uydurulduğunu söyler. Diğer bir kısım müsteşrik ise olayın doğruluğunu kabul ederek “İslâm Peygamberinin bir din kurma fikrini Bahîrâ'dan aldığı ve dolayısıyla İslâm dininin Hıristiyanlığın bir devamı olduğu, İslâm'ın yeni bir din olmadığı, Hz. Muhammed'in Bahîrâ'dan aldığı direktifler doğ rultusunda hareket ettiğini” iddia etmişlerdir. Müslüman müellifler arasında da bu olay farklı değerlendirmelere tabi tutulmuş, inkârının mümkün olmadığını söyleyenler yanında kısmen doğruluğunu savunanlar da olmuştur. Ancak rivâyetin metnini inceleyecek olursak, rivâyetin kabul edilmesinin oldukça zor olduğu neticesine varabiliriz: a. Metin, Kur'ân nassıyla çelişki içerisindedir. Allah'ın Hz. Peygamber'e hitaben “Sen, bu kitabın sana verileceğini ummazdın” “...Sen Kitab nedir, iman nedir bilmezdin” ayetleri Hz. Peygamberin nübüvvet gelmeden önce, vahye muhatap olacağına dair bir bilgisinin olmadığını gösterir. Ancak rivâyete göre daha çocukken Bahîrâ ona ve çevresine durumu bildirmiş olmaktadır, b. Resulullah’ın ilk vahyi aldığında korku derecesinde şaşırması ve telaşının da rivâyete göre olmaması gerekirdi. c. Kafilede yer alanlar en azından Ebû Tâlib, ileriki yıllarda bu olaydan hiç bahsetmemiş, Resulullah da peygamberliğinin ispati konusunda bu hâdiseden ne davetini kabul etmemekte direnen Ebû Tâlib'e ne de başkalarına bahsetmiştir. d. Mevcut rivâyetler arasında sadece sahabe tabakasına ulaşabilen Taberî (310/922)'nin kaydettiği Ebû Musâ kanalıyla gelen rivâyette yer alan “Ebû Tâlib, Resulü Ebû Bekr ve Bilâl ile beraber geri gönderdi” ifadesi ise Zehebî (748/1347) ve İbn Kesîr (774/1372)'inde belirttiği gibi265 imkânsızdır. Ebû Bekr’in Resulullah (sav)'den en az iki sene daha küçük olduğu ve Bilâl'i de Ebû Bekr’in mebastan sonra satın aldığı gerçeğinden hareketle bunun olanaksızlığı anlaşılacaktır. e. Yine rivayetlerde yer alan bulutun gölgelendirmesi ve Resulullah’ın bir ağacın altına gitmesi de kendi içinde çelişkidir. Şayet bulut gölgelendiriyorsa, niçin Resulullah bir ağacın gölgesine sığınma ihtiyacı hissetsin? Zaten bulutun gölgesi ağacın gölgesini iptal etmektedir. f. Malum olduğu üzere Resulullah gençlik yıllarında Hz. Hatice için ticarî seferlere katılmıştır. Ama hiç birinde Yahudi veya Rum'un Resulullah'a yönelik öldürme teşebbüsü ya da arzuları olmamıştır. 9-12 yaşlarında onun peygamberlik sıfatlarını tanıyıp öldürmeye kalkanların 23-30 yaşlarındaki birinde bu sıfatları daha kolay tanımaları gerekmez mi? g. Rivâyetler arasındaki büyük farklılıklar vardır. Âdeta her bir rivayet farklı bir olay anlatıyormuş gibi, birbirlerinden oldukça farklı anlatımlara sahiptir. Yukarıda sunduğumuz bu veriler haberin mevzû olduğunu hem sened, hem de metin açısından açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Haberin niçin uydurulduğu meselesine gelince, kanaatimizce bu sebep müsteşriklerin iddia etmiş oldukları Kurân'ın bazı kısımlarını açıklama babında ya da Hz. Peygamber'in bi'setinin önceden ehl-i kitap tarafından bilindiğine delil olması için uydurulmuş değildir. Çünkü rivayet dikkatlice incelendiğinde, üzerinde asıl durulan nokta, Bahîrâ'nın onu tanımasından ziyade onun korunmasında gösterdiği çabadır. İlerideki tehlikeyi göstererek Ebû Tâlib'i geri çevirme gayreti, öldürmek için gelenleri engellemesi Rahibin onu tanımasından daha çok vurgulanmıştır. Burada da Hz. Peygamber'in diğer peygamberlerle bir kıyaslanması söz konusudur; Musâ (as) için Firavun tehlikesi vardı. Firavun bir kehanetten dolayı İsrailoğullarında yeni doğan her erkek çocuğun öldürülmesini emretmiş ancak Kurân'da anlatıldığı şekliyle ilahî yardım neticesinde Musâ (as) kurtulmuştur. Musâ (as) için söz konusu olan bu kurtarılma olayı İsa (as) için de İncil'de kaydedilmektedir. Dönemin kralı Herodes, müneccimlerin haberi ile öldürmeye niyetlenmiş, ancak o da başarılı olamamıştır. Peygamberimiz (sav) için böyle bir hâdisenin nakledilmemiş olmasının, Hz. Peygamber'in en üstün Peygamber olduğunu Hıristiyan ve Yahudilere kabul ettirme mücadelesi verenleri zor durumda bıraktığı muhakkaktır. İşte böyle bir rivayet, Hıristiyan ve Yahudilerce yapılan ya da yapılması muhtemel itirazların önüne geçecekti. Dine hizmet gayesi ile haber uydurmayı caiz gören salih, âbid kimselerle, halkı coşturma gayesi güden kıssacıların bu haberin yayılmasında büyük katkıları olduğu bir vak’adır. (Hz. Peygamberin Siretiyle İlgili Mevzu Haberlerin Tarihi Değeri)
  • Tanrılarımıza sahip çıkmak zorundayız,dedi Ömer yine. Musab ona dönerek, Neden sahip çıkalım? Tanrılar kendilerini koruyamıyorlar mı? Madem korunmaya muhtaçlar bize ne faydası var? (Elçi)
  • Her insan, yetiştiği ve yaşadığı toplumun, inancın, tarihî birikimin ürünüdür. (İlk Siyer Kaynakları ve Müellifleri)
  • Her insan, içinde yetiştiği ve yaşadığı toplumun, inancın, tarihî birikimin ürünüdür. (İslam Tarihi Metodolojisi)
  • 3. Hz. Peygamber'in anne ve babasının âhiretteki durumu nedir? Hz. Peygamber'in anne ve babasının cehennemlik olduğunu konu alan rivâyetler vardır. Nitekim onlardan biri, “Bir adam dedi ki, “Ey Allah’ın Elçisi, babam nerede?” O, “Cehennemde” dedi. Adam dönünce, Resulullah onu çağırdı ve “Babam ve baban cehennemde” dedi.” (Müslim, Sahîh, I, 191) şeklindedir ve Hz. Peygamber tarafından bizzat kendi babasının cehennemlik olduğu dile getirilmiş gibi anlatılmıştır. Bu rivâyetin üretimine Zındıkların ciddi anlamda katkı sağladıkları inancındayız. Ayrıca Hz. Peygamber'in anne ve babasını cehenneme sokmanın bir Müslüman'a ne kazandıracağını anlamakta da açıkçası sıkıntı çektiğimizi ifade etmeliyiz. Uzun uzun kelâmî tartışmalara, tefsirlere vs. hiç girmeden bu konuda ayetin açık olduğunu (Biz, bir peygamber göndermedikçe (kimseye) azap edecek değiliz-17/İsra, 15), bu bağlamda uydurulan hadislere, Müslümanların Hz. Peygamber'in anne veya babasını cehenneme sokma konusundaki bütün gayretlerine rağmen onların Allah'ın rahmeti ve mağfiretiyle affedileceğine inanıyoruz. Bu mağfiretin temelinde de onların Hz. Peygamber'in anne veya babası olması değil, Allah’ın “uyarıcı göndermeden sorumlu tutmayacağı” konusundaki ahdi yatmaktadır. (3) (3) Öz, Farklı Siyer'i Okumak, 74-76. (Siyer Soruları)
  • Netice itibariyle şunu önemle kaydetmeliyiz ki tarihte olayların imkanlarını sorgulatan aklın veya mantığın verileri değil, rivayetlerin çerçevesini çizdiği “tarihi, içtimai, coğrafi şartlar"dır. Bu yüzden de tarihe dair olaylarda “aklın gerekliliklerini" aramanın pek "akıllıca" olmadığı kanısındayız. Aksi hâlde tarihteki bütün eylemlerin "akla uygunluğu”nu zorunlu kılmak demektir ki dünya tarihindeki birçok olayın bu uygunluğun sınırlarını zorladığı açıktır. (Farklı Siyer'i Okumak)
  • Kur'ân ve Sünneti yaşamak yerine, talim edilmesi veya tekrar edilmesi gereken metinler mesabesinde değerlendirmek, aslında henüz daha meseleyi dahi tam olarak anlamadığımızın işaretidir. (Nebevî Medeniyet Tasarımı)
  • Onların özelliklerinden biri olarak gösterilen Kur'ân’ı okumaları hususu İbn İshâk (151/768), Evzâî (157/774) ve Vâkıdî (207/822)'nin rivâyetlerinde yer almazken Buhârî (256/870) ve İbn Mâce (275/888)'nin rivâyetlerinde zikredilmiştir. Bu da Dûrînin belirttiği gibi, ilk dönemlerde Hâricîlerin kurrâdan olmadıklarını göstermektedir. Hâricîler ileriki yıllarda dönemin şartlarının da bir gereği olarak, siyasî nitelikteki faaliyetlerini dinî bir zeminden hareketle yürütmek istemişler, bunun için de Kurân'a yönelerek, manalarına bakmaksızın ayetlerle, dönemin iktidarlarına meydan okumuşlardır. (Hz. Peygamberin Siretiyle İlgili Mevzu Haberlerin Tarihi Değeri)
  • Eğitim olarak sadece "aşağıdakilerden hangisidir" veya "yukarıdakilerden hangisi değildir" seçeneğiyle karşı karşıya kalmış bir kuşağın anlatım yeterliliğinin "aynen" ile sınırlı kalmasına da çok şaşırmamalıyız. (Nebevî Medeniyet Tasarımı)
  • İnsanlara anlatmak için ilim öğrenmek! İşte bu ticarettir. (Bir Bedevinin Günlüğü)
  • Hz. Peygamber, - Allah'ı tenzih ederim. Ben Peygamber olan bir insandan başka bir şey miyim? deyince onlar, - Allah peygamber olarak bir insan mı gönderdi? dediler. Resulullah, - Yeryüzünde yerleşip dolaşan melekler olsalardı, Allah da onlara gökten peygamber olarak bir melek gönderirdi. Benimle sizin aranızda şahit olarak Allah yeter.* *(İsrâ,90-96) (Kur’an’ın Peygamberi)
  • Hiçbir surette onun Peygamberliğini kabul etmeyen Müşrikler, ne söylecekleri konusunda ise farklı farklı alternatifler geliştirmişlerdir. Onların Hz.Peygamber' e karşı dile getirdikleri ithamları şu şekilde sıralayabiliriz: 1.Allah adına yalan uyduruyor 2.Şairdir 3. Çinli/delidir 4. Sihirbazdır 5 Büyülenmiştir 6 Kâhindir. Bu iddiaların onların kafa karışıklığı yaşadıklarının bir diğer işareti de bazen bu ithamları birleştirerek dile getirmeleridir. Onların "cinli şair" benzetmesi de esasen bunun ifadesidir. (Kur’an’ın Peygamberi)
  • Mussab: Muhammed ne diyor? Anlatsanıza? 1.Genç: Neden? Mussab: Nedeni var mı? Kendimizi kandırmayalım.Hepimiz biliyoruz ki, Muhammed bu şehrin en güvenilirî İnsanlar adına yalan söyleMeyen Allah adına yalan söyler mi? 1.Genç: Kimse ona yalancı demiyor ki, zaten 5.Genç: Muhammed'ın ne dediğini sana anlatayım: Hepsi var olsun; tanrılarımız Lât, Menât, Uzzâ ve ulu Hubel'in ve diğerlerinin, atalarının uydurduğu boş isimler olduğunu, fayda ve zarar veremeyeceklerini, Tek bir Allah olduğunu, ınsanların öldükten sonra tekrar dirilip hesaba çekilecek lerini, Allah'ın kimseye ihtiyacı olmadığını ... (söylüyor...) Şaban ÖZ /Mussab Ağlarken (Endulus Yayınları) -Tiyatro - (Musab Ağlarken)
  • Sayısı üç yüzlere yaklaşan ülkedeki meal kaosuna hiç girmemeyi, alandaki sorunu işin ehline bırakmayı tercih etmekle birlikte şu olumsuz tecrübemizi de paylaşmamız gerekiyor ki, maalesef ülkemizde bazı mealler Kur'ân'ın Arapçası'ndan değil, masa üzerinde açılan üç dört meal üzerinden yapılmıştır. (Kur’an’ın Peygamberi)
  • Kur'an'ın Hz. Peygamber’in hayat hikayesinden (kısasından) nihai hedefinin tarihi bilgi vermek olmadığı, o yüzden de Tarih'in cevap aradığı, 'kim' 'nerede', 'ne zaman' sorularına cevap vermediği gözden kaçırılmamalıdır. Kısacası;Kur'an'ın Amacı Hz. Peygamber’in Hayatını değil "usvetun hasenetun" (33/21) olan Elçi'nin "örnekliğini" anlatmaktır. Kur'an'ın Peygamberi/Şaban ÖZ (Kur’an’ın Peygamberi)
  • Bazen yaşamamıza anlamsızlıkların yön vermesine imkan mı tanımalıyız yoksa... (Elçi)
  • Tarih ne işe yarar sorusu, tarih felsefesi ile ilgilenenler tarafından sorulmuştur ve sorulmaya da devam edecektir. Marc Bloch'un, bu soruya cevap ararken söylediği, “Hoşça vakit geçirtmesidir" şeklindeki çözümü her ne kadar kısmî bir gerçekliğe sahipse de mizahî olduğunu kabul etmeliyiz. (İslam Tarihi Metodolojisi)
  • Hz. Peygamber'in yaşamından ve sözlerinden çıkartılan "komşusu açken tok yatmamak", "hakkı söylemek", "emek sömürmemek" gibi onlarca hayati prensip ve değerlerin, "yemeğe tuzla başlamak", "sakalın boyunu ayarlamak", "kabak yemek" gibi "kutsanmış uydurmalarla" değiştirilmiş olması "nebevî modelliği" tespitin zorluğunu da göstermektedir. Yapılması gereken ise tevhid inancına sadık insana "sahih" nebevî modelliğin aktarılmasıdır. (Nebevî Medeniyet Tasarımı)
  • Resulullah, önceden ne bir kitaptan okumuş ne de yazmıştı. Böyle bir şey olmuş olsaydı inanmayanlar Kur'an'ı kendisinin yazdığı şeklinde şüpheye düşerlerdi. Hatta bırakın okumayı yazmayı, Hz.Peygamber vahiy öncesinde Kitâb'ın, imanın ne olduğunu dahi bilmiyordu.* *(Şûrâ, 52) (Kur’an’ın Peygamberi)