Türk Bizantolog, Sanat ve Kültür Tarihçisi Semavi Eyice edebi kişiliği, hayat hikayesi ve eserleri merak ediliyor. Kitap severler arama motorlarında Semavi Eyice hakkında bilgi edinmeye çalışıyor. Semavi Eyice hayatını, kitaplarını, sözlerini ve alıntılarını sizler için hazırladık. İşte Semavi Eyice hayatı, eserleri, sözleri ve alıntıları...

Tam / Gerçek Adı: Prof. Dr. Semavi Eyice

Doğum Tarihi: 1923

Doğum Yeri: Kadıköy, İstanbul, Türkiye

Ölüm Tarihi: 28 Mayıs 2018

Ölüm Yeri: İstanbul, Türkiye

Semavi Eyice kimdir?

3 Ocak 1924'te İstanbul'da doğdu. İlköğrenimini Kadıköy Saint-Louis ve Saint-Joseph Fransız 'okullarında tamamladıktan sonra 1943'te Galatasaray Lisesi'nden mezun oldu. Aynı yıl arkeoloji ve sanat tarihi okumak üzere Almanya'ya gitti. 1944'te Viyana Universitesi'nde, 1944-1945'te Berlin Universitesi'nde öğrenim gördü. 1945'te yurda dönerek İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nde yükseköğrenimini sürdürdü ve 1948'de mezun oldu. Aynı yıl Sanat Tarihi Kürsüsü'nde asistanlığa atandı ve 1952'ye değin bu görevi sürdürdü.

Asistanlığı süresince, Profesör E.Diez, Profesör P.Schweinfurth ve Profesör K.Erdmann'm Almanca, Profesör A.Gabriel'in Fransızca verdiği ders ve konferansları Türkçe'ye çevirdi. 1950-1953 arasında Profesör A.M.Mansel başkanlığında Side'de yapılan arkeolojik kazılara katıldı. 1952'de Side'deki Bizans yapıları üzerine hazırladığı tezle doktor, 1955'te İstanbul' daki son dönem Bizans yapılarım konu edinen teziyle de doçent oldu. 1958-1959'da Humboldt bursu ile Münih Üniversitesi'nde çalıştı. 1964'te ilk Osmanlı Devrinin Dinî- İçtimaî Bir Müessesesi: Zaviyeler başlıklı tezi ile profesörlüğe yükseltildi ve bir yıl önce kurulmuş olan Bizans Sanatı Tarihi Kürsüsü'nün başkanlığına getirildi.

Edebiyat Fakültesi'ndeki derslerinin yanı sıra, Türkiye'nin çeşitli yerlerinde ve yurt dışında, özellikle de Balkan ülkelerinde inceleme ve araştırmalar yaptı. Bedestenler konusuna ilk kez eğilen sanat tarihçisi oldu. Bu konudaki araştırmalarının sonucunu 1964'te bir konferansta sundu. 1972-1974 arasında Hacettepe Üniversitesi'nde, 1974'te bir dönem konuk öğretim üyesi olarak Bochum Üniversitesi'nde, 1976'da Paris'te Sorbonne Üniversitesi ve College de France'ta,1983'te yine Paris'te Ecole de Hautes Etu-des'de ders verdi.

Yurt içinde ve yurt dışında verdiği pek çok konferanstan başka uluslararası kongre ve toplantılara bildirilerle katıldı. Ayrıca 1958'den, 1982'ye değin Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu üyeliği yaptı. 1983'te yeni kurulan Taşınmaz Kültür ve Tabiat Varlıkları İstanbul Bölge Kurulu üyeliğine atandı ve kurul başkanı seçildi. 1982'de Yüksek Öğrenim Yasası'yla Bizans Sanatı Tarihi Kürsüsü'nün kaldırılmasından sonra Edebiyat Fakültesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi Bölümü başkanlığına atandı.

1957'de Türk Tıp Tarihi Enstitüsü, 1968'de Alman Arkeoloji Enstitüleri ve Türk Tarih Kurumu, 1974'te de Belçika Kraliyet Akademisi üyeliklerine seçildi.

2011 yılında sanat tarihi dalında Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü'ne layık görülen Eyice, ayrıca Türkiye Bilimler Akademisi Bilim Ödülü'nün sahibi olmuştu.

Prof. Dr. Semavi Eyice, 96 yaşında, tedavi gördüğü Maltepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde organ yetmezliği dolayısıyla yaşamını yitirdi.

Semavi Eyice Türkiye'de Bizans sanatını bilimsel bir bakışla ele alan ilk bilim adamı olmuştur. Türk sanatı üstüne de incelemeler yapmış ve makaleler yazmıştır. Ayrıca Türkiye'ye gelmiş Avrupalı sanatçı ve gezginleri konu edinen yayınlar da yapmıştır. Sanat tarihi konusunda, 4QQ'e yaklaşan yayınıyla en verimli bilim adamlarından biridir.

Yurt içinde ve dışında konferanslar verip, kongre ve toplantılarda bildiriler sundu. İlk yazısının yayınlandığı 1946 yılından günümüze gelinceye kadar, Türkçe ve yabancı dillerde olmak üzere 15 kitap, 500'den fazla bilimsel makale ve araştırması basıldı.

YAPITLARI:

- İstanbul, Petit gu.ide a travers les monuments byzantins et turcs, 1955, ("İstanbul, Bizans ve Türk Anıtları Üstüne Küçük Rehber");

- Son Devir Bizans Mimarisi, 1963;

- Küçük Amasra Tarihi ve Eski. Eserleri Kılavuzu, 1965;

- Galata ve Kulesi, Galaca and its Tower, 1969;

- Malazgirt Savaşını Kaybeden IV.Romanos Dioge-nes, 1971;

- Karadağ (Binbirkilise) ve Karaman Çevresinde Arkeolojik incelemeler, 1971;

- Ankara'nın Eski Bir Resmi, 1972;

- Bizans Devrinde Boğaziçi, 1976;

- Türkiye'de Bizans Sanatı, 1982;

- Ayasofya I, 1983.

Eserleri(başlıca):

- İstanbul Minareleri

- Son Devir Bizans Mimarisi

- Galata ve Kulesi

- Bizans Devrinde Boğaziçi

- Eski İstanbul'dan Notlar

- Tarih Boyunca İstanbul

- Atatürk ve Pietro Canonica

- Bursa

- Fotoğraflarla Fatih Anıtları (M.Tunay-B.Tanman'la)

- İstanbul Petit Guide

- İstanbul: City of Domes

- Karadağ ve Karaman Çevresinde Arkeolojik İncelemeler

- Semavi Eyice Armağanı: İstanbul Yazıları.

--reklam--

Semavi Eyice Kitapları - Eserleri

  • Tarih Boyunca İstanbul
  • Bizans Devrinde Boğaziçi
  • İstanbul'un Yaşayan Efsanesi
  • Eski İstanbul'dan Notlar
  • Yabancıların Gözüyle Bizans İstanbul’u
  • 10 Soruda Ayasofya ve Fossati

--reklam--

  • Atatürk ve Pietro Canonica
  • Ayasofya 2
  • Mimar Sinan'ın Gurbette Kiliseye Çevrilen Eseri
  • Ayasofya 1
  • Malazgirt Savaşını Kaybeden IV. Romanos Diogenes
  • Topkapı Sarayı
  • Küçük Amasra Tarihi

--reklam--

  • Ayasofya

--reklam--

Semavi Eyice Alıntıları - Sözleri

  • Haliç'in "V" biçimindeki dibinde kalın çamur tabakasını içinde çok değerli şeylerin bulunduğu kesindir. Nitekim 1850'de bir yabancı tüccarın gemiye binerken elinden düşürdüğü, içinde bütün serveti olan altın kesesini aramak üzere Haliç'in derinliklerine inen bir dalgıç dibin çok dik ve akıntılı olduğunu söylemiş, keseye rastlamamasına karşılık burada yirmi kadar tunç top bulmuş ve bunlar derhal çıkarılmıştır. II. Abdülhamid döneminde bir Beyoğlu eğlencesinden sabaha karşı çift at koşulu arabasıyla dönen bir paşazade, araba sürücüsünün köprünün açık olduğunu farketmemesi yüzünden Haliç'e düşmüş, atlarla araba ve sahibi Haliç'in dibindeki kalın çamur tabakası içinde kaybolmuştu. Nihayet tersane ve kalafat yerleri önünde bakımsızlık veya tamir sırasındaki ihmal yüzünden batan gemiler de Haliç'in derinliklerinde kaybolup gitmiştir. (Tarih Boyunca İstanbul)
  • Mesudi şehir adı hususunda bazı fikirler vermekte ve bu şekilde "Rumların Konstantinopolis'e Bolin veya imparatorluğun başkenti olduğunu ifade etmek istedikleri zaman, İsten Bolin dediklerini, Konstantiniye adını kullanmadıklarını, sadece Arapların kenti bu isimle andıklarını" belirten ilk Arap yazardır. (Yabancıların Gözüyle Bizans İstanbul’u)
  • Bugün Istanbul'da Roma çağına ait iki anıt varlığını korumaktadır. Bunlardan biri Sarayburnu'nda, Topkapı Sarayı'nın hemen önünde yükselen bir sütundur. Kaidesindeki Latince yazı bu anıtın Gotlara karşı kazanılan bir zaferi kutlamak üzere dikildiğini belirtir. Ikinci bir anit ise Fatih'tedir. Kaidesindeki bir çift kabartmadan dolayı Kıztaşı diye adlandırılan anıtın tepesinde, kaidesindeki kitabesinden İmparator Marcianus için dikildiği anlaşılan bir heykel bulunuyordu (Eski İstanbul'dan Notlar)
  • Türk Şehirlerinin çoğunda bulunan Ulu Cami İstanbul'da yapılmamış, bu görevi 1934'te camilikten çıkarılıncaya kadar 480 yıl Ayasofya sürdürmüş, Türkleşen İstanbul'un en başta gelen İslâm ibadet yeri olarak özel bir değere sahip olmuştur. (10 Soruda Ayasofya ve Fossati)
  • Haliç'in "V" biçimindeki dibinde kalın çamur tabakasını içinde çok değerli şeylerin bulunduğu kesindir. Nitekim 1850'de bir yabancı tüccarın gemiye binerken elinden düşürdüğü, içinde bütün serveti olan altın kesesini aramak üzere Haliç'in derinliklerine inen bir dalgıç dibin çok dik ve akıntılı olduğunu söylemiş, keseye rastlamamasına karşılık burada yirmi kadar tunç top bulmuş ve bunlar derhal çıkarılmıştır. II. Abdülhamid döneminde bir Beyoğlu eğlencesinden sabaha karşı çift at koşulu arabasıyla dönen bir paşazade, araba sürücüsünün köprünün açık olduğunu farketmemesi yüzünden Haliç'e düşmüş, atlarla araba ve sahibi Haliç'in dibindeki kalın çamur tabakası içinde kaybolmuştu. Nihayet tersane ve kalafat yerleri önünde bakımsızlık veya tamir sırasındaki ihmal yüzünden batan gemiler de Haliç'in derinliklerinde kaybolup gitmiştir. (Tarih Boyunca İstanbul)
  • En eski çağlardan günümüze kadar stratejik konumu ve doğal güzellikleriyle hep cazibe merkezi olmayı sürdüren İstanbul’un özellikle Osmanlı-Türk tarihi bakımından önemi çok büyüktür. Elinizdeki eserde, Bizans ve İstanbul tarihi konusunda dünya çapında bir otorite olan Prof. Dr. Semavi Eyice, tarih boyunca İstanbul’un kurum ve binalarını, sosyal hayata ışık tutacak özelliklerini, âfetlerini idari ve siyasi değişimlerin sonuçlarını bür uzman titizliğiyle ortaya koyuyor. Bir İstanbul envanteri niteliğindeki kitap, İstanbul’un kaybolmuş güzelliklerini, yıkılmış yapılarını bir bütün olarak görebilmeyi sağlaması yanında, bazı yaygın hataları düzeltmesi ve en yeni araştırmalar ışığında yeni bilgiler sunması bakımından okuyucuya gerçek bir ilim ve tarih ziyafeti vaad ediyor (Tarih Boyunca İstanbul)

--reklam--

  • Konstantinus'un hatırasını yaşatması için dikilen anıtın kırmızımsı renkli porfir taşından gövdesi, Roma'daki Apollon mabedinden getirilmişti. (Eski İstanbul'dan Notlar)
  • Haliç kıyılarından başlayan yangınlar poyraz rüzgarıyla güneye, Marmara'ya doğru uzanarak bazen şehrin üçte birinin, hatta yarısının kül olmasına yol açmıştır. Depremlerden ürken halkın ev mimarisini ahşaba dönüştürmesi yangınların yayılmasını kolaylaştır mıştır. (Eski İstanbul'dan Notlar)
  • Ayrıca aynı kurucu Abdullah Aga'nan Kısırlı Meydanı'ndaki mescidinin yanında görülen itinalı bir işçilikle işlenmiş mezar taşında da 895 (1489/90) tarihi yazılı olduğuna göre Langa'daki bu cami, 15. yy'in sonlarına doğru, Sultan II Bayezid döneminde inşa ettirilmiş bir mabetti. Şehrin 15. yy'a ait en eski eserlerinden biri idi. (Eski İstanbul'dan Notlar)
  • “1107 yılında İstanbul’a gelen Norveç Kralı I. Sigurd mahiyetindekilere: Dünyanın en zengin şehrine girmekte olduklarını, bu şaşaa karşısında hayran kalıp her şeye öyle uzun uzun bakmamaları konusunda uyarıda bulunmuştur. Hatta şehirde ilerlerken Sigurd’un atnın altın olan nallarından biri koptuğu halde tembihli olan Norveç askerleri, hiç durmadan nalı düştüğü yerde bırakıp ilerlemişlerdir.” (Yabancıların Gözüyle Bizans İstanbul’u)
  • İstanbul'un gerekçesi anlaşılmadan yıkılıp ortadan kaldırılan çeşitli eski eserlerinden biri de Karaköy'deki Merzifonlu Kara Mustafa Paşa veya kısaca Karaköy Camii'dir. (Eski İstanbul'dan Notlar)
  • İstanbul son yüzyıl boyunca ne yazık ki tarihi zenginliklerini koruyamamıştır. Şehre yeni bir görüntü vermek isteyenler o derecede acımasız davranmışlardır ki verdikleri zarar önceki deprem ve yangınlardan daha ağır olmuştur. (Eski İstanbul'dan Notlar)
  • “1204’de Haçlıların işgali altında olan Konstantinopolis’i VIII. Mikhail Palaiologos 1261 yılında geri almıştı fakat Haçlılar şehri öyle yağmalamış, öyle tahrip etmişlerdi ki artık şehir “dünya devleti” olma vasfını kaybetmiş bulunuyordu.” (Yabancıların Gözüyle Bizans İstanbul’u)

--reklam--

  • 1. Dünya Savaşı'nın ardından İstanbul'un işgali yıllarında, Ayasofya'yı tekrar kilise yapmak isteyen bazı yabancı güçlerin bir oldubitti yapmasını önlemek üzere, burada bir Türk askerî birliği hazır tutulmuş ve Rumların girişimleri engellenmiştir. Cumhuriyet'ten sonra 1926'da yine yerli ve yabancı uzmanlardan Ayasofya'nın karşı karşıya olduğu tehlikeler ve tamir esaslarına dair raporlar istenmiştir. Amerikalı Thomas Whittemore (1871-1950) 1931 de Ayasofya'nın mozaiklerini meydana çıkarmak üzere izin almış ve çalışmalara 1932'de başlanmıştır. "1934'te Atatürk'ün binanın müze yapılmasını teklif etmesi üzerine", Milli Eğitim Bakanı Abidin Özmen ertesi gün, binanın Vakıflar'dan kendi bakanlığına devrini isteyen ilk yazıyı yazmış ve 1 Șubat 1935'ten itibaren Ayasofya resmen Müzeler İdaresi'ne bağlanmıştır. Amerikan Bizans Enstitüsü binanın rölövesini çıkartıp mozaiklerin üzerini açarken, 1936'da Alman Arkeoloji Enstitüsü Ayasofya'nın batı cephesi önündeki kazıyı yapmıştır. (10 Soruda Ayasofya ve Fossati)
  • Süleyman Subaşı Camii 1940'lara kadar sağlam ve ibadete açık tı. Bu tarihlere doğru eski Unkapanı Köprüsü kaldırılıp yerine bir Fransız firmasına yaptırılan ve hâlâ kullanılan Atatürk Köprüsü inşa edilirken gereksiz yere, belki de şantiye yapılarına yer açmak için Süleyman Subaşı Camii de tamamen yıkılıp ortadan kaldırıldı. Bugün yerinde boş bir düzlük vardır. Böylece İstanbul, Haliç kıyısındaki bir özelliğini de kaybetmiş oldu. (Eski İstanbul'dan Notlar)
  • Örümcek, Kisrâ’nın penceresinde perdedarlık yapıyor, Baykuş, Efrasiyab’ın kalesinde nevbet vuruyor. Tursun Bey'in fetih sırasında söylediği iki beyit. (Yabancıların Gözüyle Bizans İstanbul’u)
  • “Fatih'in topları İstanbul surlarında gedikler açtıkça Bizanslılar Ayasofya’da ayinler yapıyor, bütün kiliselerin çanlarını durmaksızın çalıyor, bin yıldır Konstantinapolis’i koruduğuna inandıkları Meryem'in çok değerli ikonunu (Hodigitira=Yol Gösterici) Sarayburnu'nda, kendi adını taşıyan kiliseden alıp koruması için, surların yakınına getiriyorlardı.” (Yabancıların Gözüyle Bizans İstanbul’u)
  • İstanbul Boğazı'nın Karadeniz girişinde, Anadolu yakasındaki tepelerden birinin zirvesinde bir kale görülür. Bu halk arasında Yoros Kalesi veya daha yaygın olarak Ceneviz Kalesi olarak adlandırılan, Boğaz'ın girişini kontrol etmek için yapılan eski bir tahkimattır. (Eski İstanbul'dan Notlar)
  • “Grekler hepsi de barbarlardan olan her milletten askerler toplarlar ve bunları Türklere karşı olan savaşlarda hizmet ettirirler. Kendilerinin askeri ruhları gelişmemiştir ve adeta kadınlar gibi savaş yetenekleri yoktur.” (Yabancıların Gözüyle Bizans İstanbul’u)
  • Unkapani Aksaray arasındaki bulvar açılırken birçok cami ve mescit, Suleyman Suban, Papazoglu, Yahya Güzel, Sekbanbaşı Ibrahim Aga, Firuz Aga, Revani Çelebi gibi camiler ve mescitleriyle birlikte bu yol üzerindeki çeşmeler ve Payzen Yusuf Paşa Turbesi yıktırılmıştır. Bunlardan Gazanfer Aga Medresesi kargisindaki ünlü Kirkçeşme tekrar monte edilecek denilmesine rağmen bir daha yapilmamıştır. Bu caddenin açılma ve genişletilmesinin ikinci aşamasında Henri Prost planina gore Bozdoğan Kemeri'nin Aksaray tarafinda Ebul Fazl Mahmud Efendi Medresesi ile türbesi, Fatih devrine ait Mimar Ayaz Camii ile Candarhlar Hamam, daha aşağıda Baba Hasan Alemi ile dört servi arasında harikulade bir görünüm arzeden Ismail Efendi cami leri yıktırılmış, bu plan Aksaray'da Valide Camii'nin ve Pertevniyal Sultan Türbesi'nin yıktırılması ile noktalanmıştır. (Eski İstanbul'dan Notlar)