Türk Akademisyen, Yazar Sencer Divitçioğlu edebi kişiliği, hayat hikayesi ve eserleri merak ediliyor. Kitap severler arama motorlarında Sencer Divitçioğlu hakkında bilgi edinmeye çalışıyor. Sencer Divitçioğlu hayatını, kitaplarını, sözlerini ve alıntılarını sizler için hazırladık. İşte Sencer Divitçioğlu hayatı, eserleri, sözleri ve alıntıları...

Tam / Gerçek Adı: Prof. Dr. Sencer Divitçioğlu

Doğum Tarihi: 14 Şubat 1927

Doğum Yeri: İstanbul, Türkiye

Ölüm Tarihi: 9 Eylül 2014

Ölüm Yeri:

Sencer Divitçioğlu kimdir?

14 Şubat 1927’de İstanbul’da doğdu. 1950 yılında İ.Ü. İktisat Fakültesi’ni bitirdi. Doktorasını Paris Üniversitesi İktisadi Bilimler Fakültesi’nde yaptı. “Marx’ta İktisadi Büyüme” (1959) adlı teziyle doçent oldu. 1976 yılında profesörlüğe yükseltildi. 1983 yılında Paris Üniversitesi’nde konuk profesör olarak dersler verdi.

Çeşitli iktisat kuramlarını matematiksel bir dille ele alan teorik çalışmaların ardından yirmi yıldır tarihle didişiyor. Kendi deyişiyle “tarihsel konuşmalar” yerine “konuşulan tarih” üzerinde kafa yoruyor.

--reklam--

Sencer Divitçioğlu Kitapları - Eserleri

  • Asya Üretim Tarzı ve Osmanlı Toplumu
  • Osmanlı Beyliğinin Kuruluşu
  • Oğuz’dan Selçuklu’ya
  • Sekiz Türk Boyu Üzerine Bazı Gözlemler
  • Ortaçağ Türk Toplumları Hakkında
  • Orta Asya Türk Tarihi Üzerine Altı Çalışma
  • Kök Türkler
  • Karl Marx’da İktisadi Büyüme
  • Oğuz'dan Selçuklu'ya
  • Orta - Asya Türk İmparatorluğu
  • Nasıl Bir Tarih?
  • Mikroiktisat
  • Geçivermiş Gelecek
  • Meta Tarih - Ege Beylikleri Meta History

--reklam--

Sencer Divitçioğlu Alıntıları - Sözleri

  • Osman Bey zamanında yaşamış olan üç tarihçiden ne Pachymeres, ne Kantakouzenos ne de Nikephoros Gregoras Türklerin Rum köylülerine gaddarca davrandığını yazmaz. Üstelik Pachymeres Anadolu doğumludur, Gregoras ise Türklerden nefret eder. (Osmanlı Beyliğinin Kuruluşu)
  • Türk sularının kutsallığı türeyiş efsanelerine de yansır. Birinde dişi kurtla çiftleşen kesik bacaklı çocuk, birlikte sığındıkları, içinde sulak bir ova bulunan mağarada, on oğlan meydana getirmişlerdi. Su teması Uygur efsanelerinde de bulunur. Buka Kağan iki ırmağın kavuştuğu bir yerde doğmuştur. (Oğuz’dan Selçuklu’ya)
  • Özetlersek: Osmanlı toplumunda köylerin büyük . bir kısmı kapalı ekonomi halinde yaşamaktadır. Bu kapanmanın sebebi köy birimi içindeki tarım ile el sanatlarının işbirliği olabilir (ayrıca araştırılması gerekir). Fakat, herhalde sebeplerden başlıcası, köy ekonomisinin bizatihi bu kapanmaya mecbur edilişidir. Köy ekonomisi içinde yaratılan artık-ürün, mirî toprak sisteminden dolayı, köy toplulukları içinde kalmadığından artık-ürünün o yörede meta’ya dönüşmesi sözkonusu olamaz. Böyle olunca, köy, kendi ihtiyaçlarını kendi bünyesi içinde üretmeye mahkûmdur. Tekrar edelim ki, yaratılan artık-ürünün, bir kısmının köylünün ihtiyaçları için, basit meta dolaşımı şeklinde pazarda metaya dönüşmesi tahlili aksatmaz. (Asya Üretim Tarzı ve Osmanlı Toplumu)
  • Eğer, Asya üretim tarzı bünyesinin gereği olarak; kendini-destekler karakterinden ye devletin kamu işlerini yapmasından ötürü, sağlam ve dayanıklı ise, ticaretin kendi başına bu bünyeyi bozma olasılığı oldukça zayıftır. Herşey sistemin bünyesine bağlıdır. Bu bünyenin uygun ya da uygun olmayışı ticaretin, bir etken olarak, etkileme derecesini belirler. Doğallıkla, ticaret Asya üretim tarzını meydana getiren kurucu öğelerden birini, yani mülkiyet ilişkilerini değiştirdiği sürece, etkili olabilir. (Asya Üretim Tarzı ve Osmanlı Toplumu)
  • " Ya şehre girmeme müsaade edersiniz ki bundan bizi tanıdığınızı anlarım ya da geriye dönüp amcalarım ve amca oğullarımla birlikte gelirim." İbrahim Yınal (Oğuz'dan Selçuklu'ya)
  • Urfalı Mateos ise Ermenilerin "acayip şekilli, yaylı ve kadın gibi uzun saçlı Oğuzlar karşısında şaşırdıklarını" yazar. (Oğuz'dan Selçuklu'ya)
  • Türkmen adı ilk kez VIII. yüzyılda yazılmış bir Sogut mektubunda geçer. IX. yüzyılın başında Çinliler onlardan T'e-chumeng olarak bahsederler. İslam kaynaklarında ise Türkmen adı X. yüzyılın ikinci yarısı coğrafyacılarından Makdızî'nin eserinde geçiyor. (Oğuz’dan Selçuklu’ya)
  • Atalarımızda bereketin sunduğu nimetler dışında malların mallar ve emek aracılığıyla üretilmesi ve yeniden-üretilmesi kavramı yoktur. Çoğalan sürü üretilmez, onlar kendileri ürerler. Ayrıca üretilen malı üretenden gaspetmek, üretmekten daha kolaydır. Risaletü'l İslam'da, iktisadi meslekler arasında gazanın hem ticaretten, hem tarımdan hem de zanaattan daha yeğrek ve hayırhah olduğunu hatırlatayım. (Osmanlı Beyliğinin Kuruluşu)
  • Kök Türklerde geyik kutsaldır. Türk türeyiş efsanelerinden birinde geyik bezeği kullanılmıştır. Ayrıca kurbanlıktır. İşbara Kağan, içinde geyiklerin gezindiği bir koruyu çitle çevirmişti. Onları inciten öldürülürdü. Kavak ağacına gelince, ortaçağ Türk folklorunda kavak değil, kayın ağacı mübarek sayılır. Bence ''kavak'' Osmanlı tarih yazarlarının yanılmasıdır. (Osmanlı Beyliğinin Kuruluşu)
  • Yusuf Has Hacib'e göre iyi bir subaşı arslan, kaplan, domuz, ayı, kotuz, tilki, buğra, saksağan, kuzgun ve baykuş gibi hayvanların doğal karakterlerine sahip olmalıdır. (Oğuz'dan Selçuklu'ya)
  • Yabguluk verasetle geçmez, hiçbir sülale ya da uruğun tekelinde değildir. (Oğuz'dan Selçuklu'ya)
  • Moğollar güneşe ve aya saygı duyarlar ve onları tapınma derecesinde severler. Ayrıca ay, ışığını güneşten aldığına göre, güneş ayın anasıdır, derler. (Oğuz’dan Selçuklu’ya)
  • Savaştan dönen gaziler yağ sürünürlerdi (yağlanırlardı). Hiç şaşmayalım. Bütün Frank ve Sakson kralları da onction (yağlanma) törenlerine uymak zorundaydı. Böylece gökten iletilen kutsal ruh, zeytinyağı aracılığıyla vücuda sindirilirdi. Türkmenlerin bu âdeti Hristiyanlardan öğrendikleri bellidir. (Osmanlı Beyliğinin Kuruluşu)
  • İspanyol elçisi Clavijo 1403-1406 yıllarında Aksak Timur'a giderken Erzincan ile Hoy arasında Delilerkenti denilen bir köyde bazı dervişlere rastlar. Clavijo onları şöyle betimliyor: Bu dervişler kafalarını ve sakallarını tıraş ederler ve hemen hemen çıplak dolaşırlar. İster soğuk, ister sıcak, bir yerlerden buldukları delik deşik kumaşlardan yapılmış paçavra gibi giysiler giyip, sokaklarda dolaşırlar ve yürürken de yemek yerler. Gündüz ve gece yürüyüşleri esnasında dümbeleklerinin eşliğinde ilahiler okurlar. Zaviyelerinin kapısının üstünde kara yünden yapılmış bir püskül, onun da üzerinde ay biçiminde bir süs vardı. Bunların altında, sıra sıra geyik, keçi ve koç boynuzları dizilmiştir. Dışarıya çıktıklarında, av hayvanlarının boynuzlarını takmak onların âdetidir. (Osmanlı Beyliğinin Kuruluşu)
  • "Sultanın filleri varsa, bizim de oklarımız var." Tuğrul Bey (Oğuz'dan Selçuklu'ya)
  • Görüleceği gibi Kök Türkler ölen babalarının ve ağabeylerinin dul karıları ve kızlarıyla (öz ana ve kardeş hariç) evlenebilecekleri gibi, amcalarının dul ve yetimleriyle de evlenebilirler. Başka bir deyişle, toplum nezdinde sağken ubut olarak görülen bir birleşme, ölümle birlikte meşruluk kazanır. (Kök Türkler)
  • Bir aralık, tepeden savaş meydanına bakan Sübetay, sallanan tuğlar arasındaki Kıpçak tuğunu gördü. Hemen onlara haberci göndererek bir zamanlar babası Cengiz Han'ın onlara yaptığı iyiliği hatırlattı ve çarpışmadan çekilmelerini istedi. Kıpçaklar nankör değildi, o anda 20.000 Kıpçak atlısı muharebe meydanını terk etti. Zaten Rus kuvvetleri de geç kalmışlardı. Savaş Moğolların utkusuyla bitti (1225). Kıpçakların vefakârlığı Sübetay' ı öyle etkilemişti ki, "Moğollar ile Türkler arasında kanbağı vardır" diyerek, elde edilen ulcanın yarısını onlara verdi. (Orta Asya Türk Tarihi Üzerine Altı Çalışma)
  • Osman Bey'in ne zaman Müslüman olduğunu kesinlikle bilmiyoruz. Onun İslam'ı benimseme öyküsü şöyle anlatılır: Osman Bey bir gece imamın birinin evinde konaklar. Hoş beş arasında imam, ''Bey'' der, ''kusuruma bakma arkanda duran nesneyi kaldırayım.'' Osman ayıtır, ''Ne nesnesi?'' ''Kuran-ı Kerim'dir, Hazreti Muhammed'e inen kelâmdır'' der imam. Osman Bey hiç tınmaz. Ancak imam odasına çekilince gözüne uyku girmez, yataktan kalkar kitabı alır ve sabaha kadar okur (oysa aynı gelenek Osman Bey'in okuma yazması olmadığını söyler). Sabah olunca Osman Bey artık bir mümindir. (Osmanlı Beyliğinin Kuruluşu)
  • Tarihine ilk adımı atarken karşımıza Osman Bey'in kerametler gösteren babası Ertuğrul ile Osman'ın ünlü rüyasını tabir eden, Baba İlyas halifesi Ede Balı çıkıyor. Sonrası çorap söküğü gibi gidiyor. Karacahisar İmamı Dursun Fakıh, ki sonradan kadı olmuştur, Ede Balı'nın mürdidir. (Osmanlı Beyliğinin Kuruluşu)
  • Selçuklu Devleti'nin kuruluşu esnasında, gerek Arslan Yabgu, gerek Tuğrul Bey, gerekse İbrahim Yınal ok ve yayı hem başkanlık imi olarak üzerlerinde taşırlar hem de tuğra olarak kullanırlardı. (Oğuz’dan Selçuklu’ya)