Taha Niyazi Karaca kimdir? Taha Niyazi Karaca kitapları ve sözleri
Türk Yazar, Akademisyen Taha Niyazi Karaca hayatı araştırılıyor. Peki Taha Niyazi Karaca kimdir? Taha Niyazi Karaca aslen nerelidir? Taha Niyazi Karaca ne zaman, nerede doğdu? Taha Niyazi Karaca hayatta mı? İşte Taha Niyazi Karaca hayatı...
Türk Yazar, Akademisyen Taha Niyazi Karaca edebi kişiliği, hayat hikayesi ve eserleri merak ediliyor. Kitap severler arama motorlarında Taha Niyazi Karaca hakkında bilgi edinmeye çalışıyor. Taha Niyazi Karaca hayatını, kitaplarını, sözlerini ve alıntılarını sizler için hazırladık. İşte Taha Niyazi Karaca hayatı, eserleri, sözleri ve alıntıları...Doğum Tarihi: 1967
Doğum Yeri: Yozgat
Taha Niyazi Karaca kimdir?
1967 yılında Yozgat’ta doğdu. İlk ve orta öğretimini Yozgat’ta tamamladı. 1988 yılında Atatürk Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü’nden mezun oldu. Aynı üniversitede, 1995 yılında doktorasını tamamladı. 1996 yılında Erciyes Üniversitesi Yozgat Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Yakınçağ Tarihi Anabilim Dalı’nda öğretim üyesi olarak göreve başladı. Yazar, 2006 yılından itibaren Bozok Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi’nde görev yapmaktadır.
Daha önce yayınlanmış eserleri:
1-TBMM’ne Geçiş Sürecinde Son Osmanlı Meclis-i Mebusan Seçimleri, Türk Tarih Kurumu Yayını, Ankara 2004.
2-Türk-İngiliz İlişkileri ve Mehmet Akif Paşa’nın Anıları (İbret), IQ Yayınevi, İstanbul 2004.
3-Ermeni Sorununun Gelişim Sürecinde Yozgat’ta Türk-Ermeni İlişkileri, Türk Tarih Kurumu Yayını, Ankara 2005.
4-Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey Olayı, IQ Yayınevi, İstanbul 2008.
Taha Niyazi Karaca Kitapları - Eserleri
- Sınırları Çizen Kadın
- Büyük Oyun
- Tarihçi Geçmişi Kurgulamak: Kuram-Tasarım-İnşa
- Milli Şehit Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey
- Ermeni Sorununun Gelişim Sürecinde Yozgat`ta Türk Ermeni İlişkileri
Taha Niyazi Karaca Alıntıları - Sözleri
- "Salname yayınlanması Mustafa Reşit Paşa'nın projesidir. İlk kez 1847 yılında Devlet Salnamesi yayınlandı. 1918 yılına kadar da altmış sekiz adet Devlet Salnamesi çıkarıldı. İlk bakanlık salnamesi ise 1865 tarihli Salname-i Askerî'dir." (Tarihçi Geçmişi Kurgulamak: Kuram-Tasarım-İnşa)
- 19. yüzyılda Batılı devletler artık çelik gemi yapımına geçtiklerinde 1829 yılında Istanbul Tersanesi'nde 15. yüzyıl teknolojisine dayalı ahşap Mahmudiye Kalyonu üretilmişti. (Sınırları Çizen Kadın)
- İngiltere,nin savaşa girmesi ile olarak avam kamarası,nda yapilan tartismalarda Rus karsitlarinin ileri surdukleri dusunceler arasinda;Rusya,nin buyuyen bir dev olarak Akdeniz ticaretini ele gecirme cabalari,Rusya,nindespotzmin temsilcisi olmasi ve yonetim bicimiyle medeni bir ülke konumunda olmamasi ile hristiyanlığın sapık bir mezhebine inanmaları bulunuyordu.... (Büyük Oyun)
- Tarih, kademeli olarak gelişti. Tarihsel anlatıdan önce mitler vardı. Sonra efsaneler ve destanlar ortaya çıktı. En sonunda da tarihsel anlatım kendisini gösterdi. Tarih algısı ve bilgisinin toplumların düşünsel gelişimlerine bağlı olması nedeniyle tarih her toplumda aynı şekilde ortaya çıkmadı. Günümüzde dahi geçmişin bilgisi bazı toplumlarda söylenceler (efsaneler) üzerine bina edilmeye devam ediyor. (Tarihçi Geçmişi Kurgulamak: Kuram-Tasarım-İnşa)
- Tarihçinin her zaman hafızasında çakılı olan ilke, tarihçilik mesleğinin kin ve nefret duygularını işlemek için değil anlamak ve anlamlandırmak için yapıldığı olmalıdır. (Tarihçi Geçmişi Kurgulamak: Kuram-Tasarım-İnşa)
- "Napolyon'un 1798 yılında Mısır'ı işgal etmesi arkeolojinin gelişmesindeki önemli dönüm noktalarından oldu. Yanında getirdiği bilim insanları tarih öncesi ve İlk Çağ'a ait birçok kültür verisini toplayarak Fransa'ya götürdü." (Tarihçi Geçmişi Kurgulamak: Kuram-Tasarım-İnşa)
- "Mehmed Kemal Bey,savunmasını yaparken üzerinde durduğu noktalardan biri de Osmanlı vatandaşı Ermenilerin özellikle Ruslar lehine olmak üzere kendi devletlerine karşı giriştikleri tedhiş ve terör faaliyetleri idi. Kemal Bey asıl yargılanması gerekenlerin kendileri değil çeteler kurarak köylere saldıran ve Müslümanları öldüren Ermenilerin olması gerektiğini söylüyordu." (Milli Şehit Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey)
- Türk ordusuna karşı Ingilizleri destekleyen Filistinli Müslümanlar başlarına nasıl bir bela aldıklarını, Türklerin varlığının ne anlama geldiğini kısa sürede anladılar. (Sınırları Çizen Kadın)
- Tek lider kültüne inanan, soru sormayan, eleştirmeyen, dış dünyaya karșı așırı muhafazakâr politikalara yönelen toplumlar iletişim kurma özelliklerini kaybederek içe dönük bir yapıya büründüler. (Sınırları Çizen Kadın)
- Çoğu Evanjelik Hristiyan olan Liberal Parti yöneticilerinin en büyük isteklerinden biri İsrail Devleti'ni yeniden canlandırmaktı. Kaldı ki bu savaşta Yahudiler İngiltere'ye yardım etmişler, özellikle Aaronsohn ailesi İngiliz Gizli Servisi'ne çok faydalı bilgiler aktarmıştır. Dolayısıyla bu pazarlıkların ayağını Yahudiler oluşturuyordu. Fransa'nın İsrail Devleti'nin kurulmasına mani olmasını engelleme görev Mark Sykes'e verilmiştir. Bunsen Komisyon'unda görev almış olan Mark Sykes bölgenin nasıl şekilleneceğine dair teklifleri daha sonra Balfour Deklarasyonu adıyla anılan belgeyi yayınlayacak olan Arthur Balfour' un yer aldığı Savaş Komitesi'ne anlatmıştır. Mekke Şerifi Hüseyin ile Fransızlar arasına bir güvenlik şeridi çekilmesi gerektiğini öne sürerek Hayfa' dan güneye inen bir çizgi çizerek Filistin'in İngiliz hakimiyetine alınmasını teklif etmiştir. s. 238-239. (Sınırları Çizen Kadın)
- M.Ö 2200'lerde Zağaros Dağları'nın ötesinden gelen Gutiler Mezopotamya'da terör estirdiklerinde İbrahim, Ur şehrinde yaşıyordu. Gutilerin yağmalarından kaçmak için Ur şehrinden ayrılarak daha kuzeye Suriye ve Urfa'ya kadar gelmiştir. Yahudilerin inancına göre Şave Vadisi'nde yaşadığı bazı olumsuz olaylar üzerine Tanrı bir gece İbrahim'e görünerek korkmamasını, kendine inanmasını ve onu koruyacağını söyler. Tanrıyla konuşan İbrahim, Tanrı'ya inancına karşılık kendisine ne vereceğini sordu. Tanrı da şu vaatte bulundu: "Mısır Irmağı'ndan büyük Fırat Irmağı'na kadar uzanan toprakların - Ken, Keniz, Kadmon, Hitit, Periz, Refa, Amor, Kenan, Girpaş, Yevus topraklarını- senin soyuna vereceğim." Bu vaat üzerine İbrahim maceralı yolculuk sonrası günümüzde Filistin toprakları olarak bilinen Kenan diyarına göç ederek yerleşti. Oğlu İshak'ın soyundan gelenlerin oluşturduğu topluluk Yahudi toplumu olarak anıldı. Yahudiler zamanla çoğalarak Kenan diyarındaki yerli halkın elindeki toprakları aldı. Yerli halk olmadıkları halde Yahudiler Tevrat'ta geçen Tanrı ile İbrahim arasındaki anlaşma hikayesine dayanarak Filistin topraklarının kendilerine vaat edilmiş topraklar olduğunu söyleyerek hak iddia ettiler. Günümüze kadar uzanan tartışmanın bir boyutu da Filistinli bu yerli halkın kim olduğudur. Modern tarih yazarları Filistin'e adlarını veren Filistlerin bölgeye M.Ö 1200'lerde gelen Deniz Kavimlerinin veya M.Ö. 8 yüzyılda Girit ve Ege Adalarından gelen bir halk olduğunu ileri sürer. Bu iddia kitabın yazarına göre kendi içerisinde kurnazlık barındırır. Mısır İmp.unu, Hitit İmp.unu, Ege medeniyetlerini alt üst eden Deniz Kavimlerinin kimler olduğu, nereden geldikleri, nereye gittikleri hakkında hiçbir bilgi bulunmadığı halde Filistlerin Deniz Kavimlerinden biri olduğu ve Kenan Diyarı'na M. Ö. 1200'de yerleştiklerinin Deniz Kavimleriyle ilgili bilinen tek kayıt olduğunu iddia etmek ilginç sonuçtur. Yazar bunun anlamlı olduğunu çünkü bu durumda İbrahim aynı bölgeye bin yıl önce gelerek yerleşmiş olmakla Kenan topraklarının gerçek sahibi olarak gösterilir. s. 274-275. (Sınırları Çizen Kadın)
- Okul'un temel vurgularından biri tarihçinin insanı olan hiçbir şeye yabancı kalmaması gerekliliğidir. Çünkü insani olan her şey tarihseldir. Tarih, insani ve ahlâki olan bütün değerlerin taşıyıcısıdır. (Tarihçi Geçmişi Kurgulamak: Kuram-Tasarım-İnşa)
- "Silahların dağıtımı Yozgat'tan Meşlahcıyan Avadis ve Gemerek'ten Haçik Hoca'nın Merzifon'a gelmesi ile sağlanacaktı. Silah dağıtımının yapılacağı zamanı bildirmek için aralarında bir de şifre tespit etmişlerdi. 'Merzifon'a hocalığa gel' ibareli tel gönderildiğinde silah dağıtımı başlayacaktı.' (Milli Şehit Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey)
- Romanya Osmanlı İmparatorluğu'nun Eflak ve Boğdan eyaletlerinin birleşmesi sonucu oluşan devlettir. 1878 yılında bağımsız krallık, 1886 yılında tek meclisli monarşi haline geldi. Balkanlardaki tek Latin toplumu ve Roma İmparatorluğu ile bağları nedeniyle ülkenin adı Romanya olmuştur. Öte yandan Romanya Osmanlı İmparatorluğu'na karşı uzun savaş veren Kazıklı Voyvoda III. Vlad Tepeş'in ülkesidir. Bağımsızlığına yeni kavuşan Romanya'nın başkenti Bükreş hareketli diplomatik yaşantıya ev sahipliği yapmaktadır. s. 57-58. (Sınırları Çizen Kadın)
- Gertrude' a göre, şehirdeki zenginler oruç tutmuyorlardı. Oruç fakirlerin ibadetiydi. (Sınırları Çizen Kadın)
- Gladstone, hayatının sonuna kadar devam eden iki temel alışkanlığını Oxford’daki eğitimi sırasında bir yaşam biçimi haline getirdi. Birincisi her gün düzenli okuması, ikincisi ise günlük tutmasıydı. Düzenli olarak her gün dört saat kitap okuyor var yine düzenli olarak yürüyüşlere çıkıyordu. (Büyük Oyun)
- " I. Petro döneminde Rusların gerek Avrupa'da ve gerekse Asya'da nasıl yayılacakları tespit edilmiş ve Rus yayılmacılığı Petro tarafından vasiyet haline getirilmişti. Vasiyetinde Çar Petro Rus yayılmasını Avrupa'da İsveç ve Danimarka'ya,Asya'da ise Türkiye ve Hindistan'a yönlendiriyordu.O'na göre her kim Istanbul ve Hindistan'ı ele geçirirse dünya hakimiyetini elde ederdi." (Milli Şehit Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey)
- İngiltere ve Almanya gibi Fransa'da 19. yüzyıl boyunca Orta Doğu'dan pay alabilmek için mücadele içine girmiştir. Ama bu mücadele petrol ve ham madde temini ile sınırlı değildi. Antakya ve Urfa'dan güneye Kudüs'e kadar uzanan toprakların kendi yönetiminde kalmasını tarihsel bir hak olarak görüyordu. Hristiyanlığın kutsak topraklarını Müslümanlardan almak amacıyla 1096'da başlayan Haçlı Seferi'nde Fransız din adamları ve asiller önemli rol oynadı. Birinci Haçlı Seferi'nden sonra Fransızların kontrolünde Urfa, Antakya, Trablus kontluklarıyla Kudüs Krallığı kurulmuştu. Bu kontluklar zamanla ortadan kalkmış olsa da Fransa Orta Doğu ile olan bağlarını hiçbir zaman koparmak istememiştir. Fransız İhtilali sonrasında 1798'de Mısır'a asker çıkaran Napolyon Bonapart'ın ikinci adımı Lübnan ve Suriye bölgelerini ele geçirmeye çalışmak oldu. Akka'da Cezzar Ahmet Paşa'nın başarılı savunması bu girişimi sonuçsuz bıraktı. Ama bir süre sonra Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa ile Osmanlı imp. arasındaki anlaşmazlıktan dolayı Lübnan'ın Mehmet Ali Paşa tarafından işgal edilmesiyle Fransa bölgeye dolaylı da olsa girmiş bulunuyordu. Fransa'dan destek alan Paşa işgalden sonra birçok memuriyete Fransızlar atadı. Paşa'nın burada uyguladığı daha Hristiyanlara dayalı politikası sonrası güneydeki Müslüman Dürziler ile kuzeydeki Hristiyan Marunileri karşı karşıya getirmiştir. Lübnan'ın en kalabalık iki toplumu arasında çıkan 1841 ve 1860 çatışmalarında Maruni Hristiyanların koruyuculuğunu Fransa üstlenmiş, Lübnan'ı özerk bir yönetime kavuşturmuştur. Fransa, Lübnan üzerindeki etkisini 1912'de çıkan krizde de göstererek Maruniler lehine uluslararası yeni bir sözleşme imzalanmasını sağlamıştır. (Sınırları Çizen Kadın)
- Tarih salt bir anlatıdan çok sorgulamayı, araştırmayı hedefler. (Tarihçi Geçmişi Kurgulamak: Kuram-Tasarım-İnşa)
- "Tarihçinin her zaman hafızasında çakılı olan ilke, tarihçilik mesleğinin kin ve nefret duygularını işlemek için değil anlamak ve anlamlandırmak için yapıldığı olmalıdır." (Tarihçi Geçmişi Kurgulamak: Kuram-Tasarım-İnşa)