Gazeteci Vehbi Ersan edebi kişiliği, hayat hikayesi ve eserleri merak ediliyor. Kitap severler arama motorlarında Vehbi Ersan hakkında bilgi edinmeye çalışıyor. Vehbi Ersan hayatını, kitaplarını, sözlerini ve alıntılarını sizler için hazırladık. İşte Vehbi Ersan hayatı, eserleri, sözleri ve alıntıları...

Doğum Tarihi: 1961

Doğum Yeri:

Vehbi Ersan kimdir?

Gazeteci. 1961’de İstanbul’da doğdu. Sosyalist fikirleri gençlik yıllarında benimsedi. 12 Eylül darbesi döneminde tutuklandı ve yargılandı. 1992-1997 yıllarında haftalık Gerçek, Sözdergileri ile haftalık Yeni Ülke ve günlük Özgür Gündem gazetelerinde çeşitli görevler yaptı; yazı, makale, haber-yorum ve röportajları yayınlandı. 1997-2013 yıllarında günlük Radikal (1997-2001) ve Sabah (2003-2013) gazetelerinde, 2001-2003 arasında Metis Yayınları’nda editör olarak çalıştı. 1970’lerde Türkiye Solu ilk kitabı.

--reklam--

Vehbi Ersan Kitapları - Eserleri

  • 1970'lerde Türkiye Solu
  • Türkiye Savaşın Neresinde?

--reklam--

Vehbi Ersan Alıntıları - Sözleri

  • THKO’lular Geçici Merkezi Koordinasyon Komitesi’ni (GMKK) 1975 Mayıs’ında kurdu. Komite, 1974 affıyla tahliye olan militanlar ile 12 Mart tu­tuklamalarıyla Filistin’e geçmiş olan ve dışarıda Mücadelede Birlik adıyla THKO ilişkilerini korumayı başaran Teslim Töre’nin liderliğindeki iki ana grubu birleştiriyordu. (1970'lerde Türkiye Solu)
  • " Ecevit hükümeti, büyük umutlar besleyen halkın sol kesimi için tam bir hayal kırıklığıydı. Faşist terör etkisizleşmek bir yana büsbütün katliamlara dönüşmüştü. Büyük şehirlerde aydınlara, öğretim üyelerine yönelik suikastlar, rastgele solcu öğrencilerin kaçırılıp işkence edildikten sonra çuval içinde bir tarafa bırakılması, solcuların oturduğu kahvehanelere, üniversite ve liselere en kalabalık anlarında bombalar atılıp kurşun yağdırılması, Anadolu'nun il ve ilçelerinde Sünni halkın kışkırtılarak Alevi mahallelerine saldırılar düzenlenmesi sıradan olaylardı artık. " (1970'lerde Türkiye Solu)
  • Doğu Perinçek, Paris’teki bir konferansta “ordunun uşağı” diyerek kendisini protesto eden sol­culara “Türk ordusunun uşağı sözünü hakaret addetmiyorum” diyerek şöyle yanıtladı: “Bugün Batı’nın baş hedefi olan Türk ordusuna şunlar dayatılıyor: MGK dağıtılacak, ordunun politika­daki etkisi bitirilecek, Türk ordusu Kemalist geleneklerinden koparılacak. Küçük devletçikler, küçük emirlikler kurmak istiyorlar. Globalleşme ulusal devleti ortadan kaldırınca temel çekir­deği olan ulusal orduyu da ortadan kaldıracak, ordu bunun farkındadır ve buna karşıdır. Or­du Türkiye’nin en kıymetli birimidir, her konuda yanlışlık yapın düzeltilebilir, ama orduya kar­şı yanlışlık yaparsanız düzeltilemez. Solcu söylemlerle, halktan uzak hareketlerle bir yere va­rılmaz. Ben bu provokatörlerle 30 yıldır uğraşıyorum. Bana Türk ordusunun uşağısın diye ba­ğırıyorlar. Devrimcilik böyle yapılmaz. Tabii cuntalardan az çekmedik, ancak 28 Şubat çizgi­si bu darbelere zıt ve onlara düşman bir çizgidir. Türkiye’de orduya en düşman kim? Tarikatçı­lar, Nakşibendiler, Fethullahçılar, Amerikancılar ama biz orduyla yan yanayız. Halkın yanında yer alan bir Türk ordusu var, ulusun yanında Kemalist bir ordu var.” (1970'lerde Türkiye Solu)
  • " AP hükümeti sağcı komomdoların saldırılarını, üniversitelerde "anarşiye karşı" mücadeleye destek olduğu düşüncesiyle hoşgörüyle karşılıyordu." (1970'lerde Türkiye Solu)
  • " Solcu gençlere saldırılarda faşist hareket ile polis güçlerinin işbirliği açıkça gözlemlenebilen basit bir sisteme sahipti. (1970'lerde Türkiye Solu)
  • Çayan’a göre Türkiye “çarpık kapitalizmin egemen olduğu, yeni sömürge bir ülke”ydi. Yeni sömürgecilik, İkinci Dünya Savaşı sonrasında emperya­lizmin başvurduğu yeni tipte bir “sömürgecilik” biçimiydi. Görünürde em­peryalistler değil ulusal devletler hüküm sürüyordu, gerçekte ise ekonomi­sinden kültürüne, siyasetinden devlet örgütüne kadar her aşamada emperya­lizmin özellikle de ABD’nin “gizli işgali” söz konusuydu. Bu istilanın ye­rel egemenleri, emperyalizmle işbirliği içindeki tekelci burjuvazi, tefeci-tüccarlar ve büyük toprak sahiplerinin ittifakı bir “oligarşi”ydi. Bu ittifakta bas­kın güç “tekelci burjuvazi”ydi ve emperyalizm onunla içselleşmişti. İşçile­rin ve emekçi kitlelerin demokratik hak ve özgürlüklerinin olmadığı bir dik­ta yönetimi egemendi. Oligarşik yönetim “burjuva demokrasisi”yle hiçbir il­gisi olmayan “temsili demokrasi”yIe daha doğrusu “gizli faşizm”le icra edili­yor, ipin ucu kaçtığında bu demokrasi biçimine itibar edilmeyerek “açık fa­şizme” geçiliyordu. (1970'lerde Türkiye Solu)
  • Halkın Kurtuluşçulan, 1978-80 arasında “sosyal faşist” gördükleri TKP, TİP, TSİP gibi gruplardan başka yakın rakipleri Halkın Yolu, Halkın Birli­ği ve TİKP’ten başka TİKB, TKEP, Devrimci Yol, Kürt örgütlerinden de PKK ile çatışmalara girdiler. TİKB ile çatışmalarda 5, Emeğin Birliği’yle çatışma­larda 8, TKP’yle çatışmalarda 12, PKK’yla çatışmalarda en az 13 kişi hayatı­ nı kaybetti. (1970'lerde Türkiye Solu)
  • Bölgede örgütlenme ve kır gerillası hazırlığı yapan Devrimci Sol, Başba­kanlık Başmüşaviri, emekli korgeneral Hulusi Sayın (30 Ocak 1991, İstan­ bul), Jandarma Bölge Komutanı Temel Cingöz (23 Mayıs 1991, Adana), emekli Güneydoğu Anadolu Bölgesi Jandarma Asayiş Komutanı İsmail Selen (23 Mayıs, Ankara) ve eski 1. Ordu Komutanı, eski MİT müsteşarı ve Da­nışma Meclisi üyesi Adnan Ersöz (13 Ekim 1991, İstanbul) öldürülmeleriy­le Kürt halkında sempati'yaratmayı amaçlamıştı. Bu eylemler “Kürt halkına karşı baskı ve zulmü bizzat örgütleyenleri” hedef alarak “kalıcı örgütlenme yapmanın koşullannı yaratmak”, “Kürt milliyetçilerinden farklı bir çizgiye sahip olduğunu göstermek” için düzenlenmişti. Ancak bu çabalar Kürt illerine etki edilebildiği anlamına gelmiyordu, itti­fak konusu ise daha baştan olanaksızlaştı: PKK lideri Abdullah Öcalan, Dev­rimci Sol’u “terörist”, eylemlerini “çata pata” olarak nitelendiriyor, Kürt hal­kında sempati yaratmayı amaçlayan suikastları eleştiriyordu. Ve iki örgü­tün yıldızları hiçbir zaman barışmadı. (1970'lerde Türkiye Solu)