Tam / Gerçek Adı: Profesör William Hale Mathew
Doğum Tarihi: 1940
Doğum Yeri:
William Hale kimdir?
Profesör William Mathew Hale, Türkiye ve Türk siyaseti uzmanıdır.
--reklam--
William Hale Kitapları - Eserleri
- Türk Dış Politikası 1774 - 2000
- Türkiye'de Ordu ve Siyaset
- Türkiye’de İslamcılık, Demokrasi ve Liberalizm, AKP Olayı
--reklam--
William Hale Alıntıları - Sözleri
- 18 Nisan 1960'ın patırtılı meclis tartışmasında CHP lideri, "şartlar mecbur ettiğinde, ihtilal milletlerin meşru hakkıdır" ünlü sözünü sarfetti; fakat partisinin hükümete karşı muhalefeti açık isyan noktasına kadar götürmeyeceğini de açıkça söyledi. (Türkiye'de Ordu ve Siyaset)
- yabancı yatırım fonları, Türkiye gibi gelişmekte olan piyasalardan yüz çevirdiği için, 2008 yılında lira, dolar karşısında yaklaşık yüzde 30, Avro karşısında yaklaşık yüzde 20 değer kaybetti. (Türkiye’de İslamcılık, Demokrasi ve Liberalizm, AKP Olayı)
- ilk problemler ve politikalar 1991 -1995 yılları arasında ortaya çıkmaya başlamıştı. 1980'1erde Türk Hükümetleri her iki Iraklı Kürt partisiyle -Mesut Barzani'nin Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) ile Celal Talabani'nin Kürdistan Yurtseverler Birliği Partisi (KYB)- de arasını soğuk tutmuştu. Bu şüpheler karşılıklıydı. Aslında1983'den 1987 'nin sonunda PKK masum insanlara ve hatta KDP üyelerine saldırana kadar KDP ile PKK ittifak içindeydiler. Bundan sonra Öcalan'ın örgütü, KYB'le ittifak kurmuştu. 1991 Körfez Krizi'nden sonra durum esaslı bir değişikliğe uğradı. Mart 1 99 1 'de Saddam Hüseyin 'e karşı Kürt isyanı tüm hararetiyle devam ederken, Turgut Özal Türk geleneğini bozmuş ve Celal Tal abani'yle KDP temsilcisi Muhsin Dizai 'nin Ankara'ya gizli bir ziyaret yapmalarını sağlamıştı. Her iki Kürt lider de gerek kendi aralarında gerekse Amerika Birleşik Devletleri 'yle temasta bulunmalarını Türkiye'nin onaylaması nedeniyle bu bağlantıya sıcak yaklaşmışlardı. Bu ilgi, Kürtlerin "Huzur Operasyonu " vasıtasıyla Türkiye'den aldıkları yiyecek ve diğer malzemelere m uhtaç olmalarından dolayı, Saddam Hüseyin'in isyanı acımasızca bastırmasının ve Kuzey lrak'ta "güvenlikli bölgenin " kurulmasının ardından d a devam etti. Öte yandan, Türkiye'nin Kuzey lrak hakkında emin kaynaklardan bilgi alması ve orada yaşananlar üzerinde bir miktar nüfuz sahibi olması gerekiyordu -özellikle PKK ile KDP ya da KYB'nin yeniden ittifak kurmalarını önlemek maksadıyla. (Türk Dış Politikası 1774 - 2000)
- Bir kadının Başbakan seçilmesi, Müslüman bir ülkede kendi başına önemli bir dönüm noktasıydı. Bayan Çiller, göreli olarak genç, liberal ve hem politika açısından hem kültür açısından sıkı bir Batı yanlısıydı. Dahası, Demirel'in Cumhurbaşkanlığına seçilmesi, Türk siyasetinde sivilleşmenin başka bir işareti olarak görülebilirdi. İki kez generaller tarafından iktidardan uzaklaştırılan bir adam, şimdi onların üstünde, devletin en üst kademesindeydi. Yeni bir Cumhurbaşkanı ve Başbakan seçme süreci, geçmişle karşılaştırıldığında, pürüzsüz ve demokratik kurallar içinde gerçekleştirilmişti. Türkiye hâlâ şahlanan enflasyonla yüz yüzeydi ve Kürt sorunu, en ciddi iç çatışma olarak duruyordu. Bununla birlikte, başka bir askeri müdahale olasılığı, ülkenin savaş sonrası tarihinde her zamankinden daha uzak bir olasılık olarak görülüyordu. (Türkiye'de Ordu ve Siyaset)
- AKP'nin 2007 seçimlerindeki aday seçimi, merkeze yaklaşma yolunda bilinçli bir çaba harcandığını düşündürmektedir. Gazetelerde yazıldığına göre milli görüş geleneğinden gelen birçok milletvekili yeniden aday gösterilmemiştir ve halen toplam 341 milletvekili içinde bu gelenekten gelen yaklaşık 90 milletvekili vardır; 100 civarında milletvekilinin liberal bir dünya görüşüne sahip olduğu tahmin edilmektedir. Yaklaşık 70 milletvekili, daha önce ANAP ve DYP gibi merkez sağ partileri temsil etmişlerdir. Yeni AKP parlamento grubu, CHP'nin eski genel sekreterlerinden olan ve yeni AKP kabinesinde kültür ve turizm bakanlığına atanan Ertuğrul Günay gibi, bazı önde gelen eski solcuları da içine almaktadır.207 ANAP ve DYP'nin (yeni adı DP) hemen hemen tamamen tasfiye edilmeleriyle, AKP, siyasal yelpazenin merkez sağına ve merkezine sağlam şekilde yerleşmiş görünmektedir. (Türkiye’de İslamcılık, Demokrasi ve Liberalizm, AKP Olayı)
- Tayyip Erdoğan halkın uyanışının bir sembolü, mütevazı bir kökenden gelen, inançlarından ötürü hapis yatmış olan ve sonra da kurulu devlet düzenine karşı başarılı bir mücadele başlatan, “bir halk adamı” imajı yaratabilmiştir. (Türkiye’de İslamcılık, Demokrasi ve Liberalizm, AKP Olayı)
- Siyasal İslamın yükselişinin, İslamiyetin Türkiye'deki sosyal ve ekonomik nüfuzuna zarar vereceğini idrak eden AKP, kendi kendisini mağlup eden başarısından kurtulabilmek için, kendisini 'muhafazakâr demokrat' olarak tanımlamıştır (Türkiye’de İslamcılık, Demokrasi ve Liberalizm, AKP Olayı)
- Geleneksel olarak Batı siyasetteki sol-sağ boyutu, partilerin sosyoekonomik politikalar üzerindeki konumlarıyla ilişkilidir. Sol partiler, üretim araçları üzerinde daha çok kamu mülkiyetini, servetin zenginden yoksula doğru yeniden dağıtımını ve sosyal refah programlarının genişletilmesini, sağ partiler ise bunların aksini savunurlar. İlginçtir ki, Türkiye siyasetinde sol-sağ bölünmesinin önemini vurgulayan çalışmalar, bu politika boyutlarınin hiçbirine değinmeyip, kültürel-dinsel sorunlar üzerinde yoğunlaşmaktadır. (Türkiye’de İslamcılık, Demokrasi ve Liberalizm, AKP Olayı)
- Türkiye'nin elektrik üretimi ve sulama yapmak için Fırat ve Dicle nehri sularını kullanarak Güneydoğu Anadolu Projesi'ni başlatması ve Suriye'yle lrak'ı sularını kesmekle tehdit etmesi üzerine sürtüşmeler daha da arttı. 1987 yılında Fırat Nehri üzerinde dev Atatürk Barajı'nın inşasına başlandığında, Turgut Özal, Şam'ı ziyaret ederek Hafız Esat'la, Suriye'nin birbirlerinin topraklarında faaliyet gösteren direnişçi gruplara destek vermeyeceğini taahhüt etmesi karşılığında, Türkiye'nin Suriye'ye saniyede 500 metreküp su göndermeye devam edeceği bir anlaşmaya vardı. Kağıt üstünde bu anlaşma Türkiye için yeteri kadar tatmin ediciydi ama Suriye daha sonradan sadece barajın yapım aşamasında bu rakamı kabul ettiklerini vurgulayarak, inşaat tamamlandıktan sonra gönderilecek suyun saniyede 600-700 metreküpe çıkartılmasını talep etti. Her ne kadar reddetmiş olsa da Suriye, PKK'ya verdiği desteği kesmedi.... (Türk Dış Politikası 1774 - 2000)
- 1950-51 yıllarında 150.000 Bulgaristan Türk'ü Türkiye'nin BM tarafında Kore Savaşı'na katılması nedeniyle Türkiye'ye sürgün edilmişti. (Türk Dış Politikası 1774 - 2000)
- Neyse ki, Demirel temkinli davranıp Moskova'ya yaklaşarak diplomatik bir çözüm bulmaya karar vermişti. Başarılı da oldu. 25-26 Mayıs tarihlerinde Demirel 'le Rusya Devlet Başkanı Boris Yeltsin arasında geçen görüşmelerde liderler, Laçin'in işgal edilmesini ve Ermenistan'la Nahçıvan arasındaki bölgede yaşanan savaşı kınayan bir deklarasyon yayınladılar. Ermeniler iki gün sonra saldırıları durdurdular. (Türk Dış Politikası 1774 - 2000)
- DP, dini eğilimli muhafazakârların oylarından emin olmakla birlikte, onlara pek az ve daha ziyade iktidarının ilk yıllarında olmak üzere taviz verdi. Bu tavizler arasında ezanın Türkçeden Arapçaya çevrilmesi, imam ve hatipler yetiştirmek üzere, imam-hatip okullarının açılması, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın bütçesinin artırılması ve çoğu zaman devletten ziyade özel vakıflarca finanse edilmekle beraber birçok yeni caminin inşa edilmesi vardı. Öte yandan DP iktidarı, laik Medeni Kanun ve Ceza Kanunu'nu muhafazakâr Müslüman inançları doğrultusunda değiştirmek ya da cumhuriyetin laik tanımını ortadan kaldırmak yolunda hiçbir girişimde bulunmadı. 1951'de Atatürk aleyhindeki suçlar hakkında bir kanun çıkararak, Atatürk heykellerine saldırıda bulunan Ticani tarikatı mensuplarını kararlılıkla kovuşturdu ve cezalandırdı. Koyu dini muhafazakârların oylarını alan, muhalefetteki Millet Partisi (MP) 1953 yılında kapatıldı; daha sonra, partinin daha liberal unsurlarınca, Cumhuriyetçi Millet Partisi (CMP) adı altında yeniden kuruldu.23 Daha sonra, DP liderleri, 1960-61 askeri rejimi tarafından yargılandıklarında (bu, Menderes ve iki kabine arkadaşının idamıyla sonuçlandırılmıştır) kendilerine yöneltilen birçok suçlama arasında, laikliği yıkmaya teşebbüs yoktu. (Türkiye’de İslamcılık, Demokrasi ve Liberalizm, AKP Olayı)
- RP sözcüleri çoğu zaman, Türkiye nüfusunun yüzde 99'unun Müslüman olduğunu, dolayısıyla Türkiye'de sadece iki grup seçmenin var olduğunu vurgulamışlardır: RP seçmenleri ve potansiyel RP seçmenleri; bu görüş, gerçek anlamda çoğulcu bir toplum anlayışıyla hiç de bağdaştırılabilir nitelikte değildir. Hatta Erbakan, 1996 ekiminde, RP'nin yakında pek çok üyeye sahip olacağını, dolayısıyla seçimlere gerek kalmayacağını, adayların sadece notere gidip mazbatalarını alacaklarını söylemiştir. RP'ye sempatiyle bakan bir yazar dahi şunları söylemektedir: “Erbakan’ın temel görüşü, çoğulculuk politikası değil, hakikilik politikası idi. O, hakiki bir Müslüman kimliğinin ve sesinin günlük politikaya hâkim olması gerekliğine inanıyordu. Erbakan'ın hakikilik kavramı bağlamında, çoğulculuk ve hoşgörüye ancak sınırlı bir alan olduğu görünüyordu.” Erbakan'ın 13 mayıs 1990'da bir RP mitingindeki konuşması iyi bir örnektir: “Refah Partisi'ne hizmet etmezseniz, hiçbir duanız kabul olunmaz. Biz, bütün inananlar cemaati, Refahın emirlerine itaat edecek ve bu orduya katılacağız. Katılmayanlar patates dinine mensuptur. Refah, ordudur. Siz ordunun büyümesi için çalışmalısınız. Bunu yapmazsanız, o zaman patates dininden olursunuz. Bu cihat çağrısına itaat etmek, sizin dini görevinizdir.” (Türkiye’de İslamcılık, Demokrasi ve Liberalizm, AKP Olayı)
- 1960 darbesindeki idamlar askeri rejimin işlediği en ciddin hata olarak nitelendirilir. Türk siyasetine gölge düşürmüş ve geri dönüşü olmayan salt düşmanlıklara neden olmuştur. Ayrıca ordunun siyasetteki tarafsız duruşu ciddi şekilde zedelenmiştir. (Türkiye'de Ordu ve Siyaset)
- DP gibi AP de, imam-hatip okulları ve Kuran kursları yoluyla dini eğitimin yaygınlaştırılmasını desteklediyse de, hiçbir zaman dinin siyasetteki rolünü sınırlandıran kanunları veya laik kodları ortadan kaldırmaya kalkışmadı. Demirel'in ifadesiyle, “İslamiyete hizmet” şayanı kabuldür, “ama İslamiyet siyasetin hizmetine sokulamaz”. 1970'li yıllarda daha ateşli muhafazakâr Müslüman seçmenlerin desteğini ele geçiren, Necmettin Erbakan'ın Milli Selamet Partisi'yle (MSP) rekabet nedeniyle, AP'nin kimliğinde dinin taşıdığı önem daha da azaldı. (Türkiye’de İslamcılık, Demokrasi ve Liberalizm, AKP Olayı)
- Geçmişe bakıldığında, 2007 yılında yaşanan deneyimler, silahlı kuvvetlerin en yüksek kademesinde ciddi bir siyasal kavrayış eksikliği olduğunu ve kamuoyunun yanlış yorumlandığını gösterdi. Eğer 27 Nisan “e- muhtırası”ndan sorumlu olanlar, doğrudan bir hükümet darbesine başvurmaksızın cumhurbaşkanlığı seçiminin sonucunu etkileyebileceklerini ciddi olarak düşünmüş idiyseler, büyük bir yanılgıya düşmüşlerdir. Onlar, ordunun baskısının “Refahyol” hükümetinin devrilmesinde önemli bir rol oynadığı 1997 yılındaki durumla paralellik gösterdiğini düşünmüş olabilirler, ama 2007 yılının ortamı tamamen farklıydı. “Refahyol”un tersine, AKP hükümeti, gerek ülke içinde halkın büyük desteğine, gerek ülke dışında desteğe sahipti. 1997 yılında “Refahyol”a karşı olan iş dünyasından insan hakları örgütlerine kadar çok çeşitli kurumlar, 2007 yılında AKP'yi devirecek bir askeri harekete şiddetle karşıydılar. Orgeneral Başbuğ'un farkına varmış göründüğü gibi, eğer silahlı kuvvetler siyasal aktörler olmaya devam edeceklerse, onların da halka hitap etme tarzlarını değiştirmeleri –halka konuşmak yerine halkla konuşmayı, ya da tamamen kendi aralarında konuşmayı öğrenmeleri, gerekir. Konu her ne kadar pek tartışılmış olmasa da, askeri zihniyetin değişmesi, askerlerin sosyal şartlar ve tutumlar hakkında daha fazla bilgi sahibi olmaları ve böylece subaylar ile sivil toplumun büyük bölümü arasındaki kültürel uçurumun daraltılması için, katı duvarlar içindeki askeri eğitim sisteminde ve bu sistemin beslediği kolektif kültürde reform yapılması gerekir. Ama gerek birbiri ardına gelen hükümetler, gerek ordu komutanları bu konuya hemen hiç dokunmamışlardır. (Türkiye’de İslamcılık, Demokrasi ve Liberalizm, AKP Olayı)
- Nisan 1941 'de Iraklı milliyetçi bir politikacı olan Raşit Ali Geylani liderliğindeki Mihver taraftarı cunta hükümeti devirip, Geylani'yi başbakan yapınca, tüm dikkatler lrak'a çevrilmişti. Başbakan olduktan sonra Raşit Ali, lngiliz askeri desteğini kısıtlamış ve lrak kuwetleri Bağdat'ın 40 kilometre batısında bulunan İngiliz üssünü kuşatma altına almışlardı22. Raşit Ali 'ye yardım edecekleri haberi gitmiş olsa da Almanlar, yönetimi ele geçirmesini planlamamışlardı ve ayrıca ona yardım etmeye hazır değildiler. Bu safhada Hitler'in lngilizleri Orta Doğu'dan çıkartmak gibi bir planı yoktu. Daha çok Balkanlarla ilgileniyor ve Barbarossa Savaşı'nın hazırlıklılarını yapıyordu. 3 Mayıs'ta Hitler in Alman savaş uçaklarını lrak'a göndermesi, lngilizlere karşı verilen mücadeleye yardımcı olmuştu. Almanların lrak'a asker göndermesinin en kestirme yolu, Vichy idaresinin Suriye'de bıraktığı üsleri ele geçirmekti. 5 Mayıs'ta Fransa'da bulunan Vichy Hükümetinden bu planları için izin aldılar. Görünürdeki tek sorun, Suriye'yle Irak arasındaki demiryolu hattının Türk topraklarından geçmesi ve bu sebeple operasyonun Türk iznine bağlı olmasıydı. Bir kaynağa göre Türklerin Irak üzerinde -Musul 1926 yılında terk edilmişti- lngiltere veya Almanya 'yla işbirliği yapmak suretiyle uygulayacakları ciddi planları vardı. Buna rağmen böyle bir hevesleri varsa, tehlikeyi kendilerinden uzak tutmaları daha iyi olacaktı. Hafif silahlarla yüklü dört tren, Mayıs ayının ikinci yarısında Suriye'den yola çıkarak lrak'a varmış ama planlanan sevkiyatın geri kalan kısmı tamamlanamamıştı (aslında gönderilen silahlar lrak'ta varılan askeri sonucu hiç etkilememişti) Bu sırada Türk Hükümeti Raşit Ali'yle lngilizler arasında faydasız arabuluculuk girişimlerinde bulunmuştu. Haziran ayında Almanlarla yapılan pazarlıklarda Türkiye, Almanya'nın lrak'a sınırsız sayıda silah gönderme ve Alman birliklerini Türk topraklarından geçirme taleplerini kabul etmemişti. Almanlar bu teklifi yapmak için zaten çok geç kalmışlardı; lngilizler kuwetlerini çoktan lrak'a göndermişler ve 30 Mayıs'ta Raşit Ali'yi devirmişlerdi. Bu sırada yeniden Suriye'yi istila etmeye hazırlanan İngilizler, Türklere bu kampanyanın bir parçası olarak Halep'i işgal etmelerini önermişlerdi. Suriye sınırında asker bulundurdukları halde, Türkler bu öneriyi bir kez daha geri çevirdiler. Türkiye'yle işbirliği yapma olasılığının uzaklaşması üzerine, son Alman birliklerinin çekilirken, lngiliz, Hint, Avusturya, Arap ve bağımsız Fransız kuwetleri 8 Haziran'da Suriye'ye saldırdılar. 1 4 Temmuz'da müttefik güçler Suriye'deki Vichy idaresini devirdiler. Türkiye'yse her iki tarafa da bulaşmadan bu krizin içinden sıyrılmayı başarmıştı. (Türk Dış Politikası 1774 - 2000)
- Bir kadının Başbakan seçilmesi, Müslüman bir ülkede kendi başına önemli bir dönüm noktasıydı. Bayan Çiller, göreli olarak genç, liberal ve hem politika açısından hem kültür açısından sıkı bir Batı yanlısıydı. Dahası, Demirel'in Cumhurbaşkanlığına seçilmesi, Türk siyasetinde sivilleşmenin başka bir işareti olarak görülebilirdi. İki kez generaller tarafından iktidardan uzaklaştırılan bir adam, şimdi onların üstünde, devletin en üst kademesindeydi. Yeni bir Cumhurbaşkanı ve Başbakan seçme süreci, geçmişle karşılaştırıldığında, pürüzsüz ve demokratik kurallar içinde gerçekleştirilmişti. Türkiye hâlâ şahlanan enflasyonla yüz yüzeydi ve Kürt sorunu, en ciddi iç çatışma olarak duruyordu. Bununla birlikte, başka bir askeri müdahale olasılığı, ülkenin savaş sonrası tarihinde her zamankinden daha uzak bir olasılık olarak görülüyordu. (Türkiye'de Ordu ve Siyaset)
- Stalin'in vefatından kısa bir süre sonra Mayıs 1953'te, Sovyet Hükümeti Kars ve Ardahan üzerindeki taleplerinden vazgeçtiklerini ve "Türk topraklan üzerinde herhangi bir iddiaları bulunmadığını" duyurdu (aslında bu iddialarından boğazlar rejiminde bir değişiklik yapılması için vazgeçip geçmediği beli değildi). Menderes Hükümeti bunu memnuniyetle karşıladı ama uzatılan zeytin dalını almaya teşebbüs etmedi. 1956 yılında Montreux Sözleşmesi'nin süresi sona erdiğinde, akit taraflardan hiçbiri feshi veya değişikliği için başvuruda bulunmadığı için anlaşmanın kendiliğinden yenileneceği düşünülüyordu. Türkiye'nin ekonomik sıkıntılar içine girdiği 1958 yılı başlarında Moskova'ya ekonomik yardım amacıyla bir delegasyon gönderilmiş ama bir sonuç alınamamıştı. Türkiye'yi bu zor durumdan IMF paketi kurtarmıştı. 1960 yılının başında Türk tutumundaki bir başka değişiklik, Menderes'le Kruşçev'in birbirlerine resmi ziyaretlerde bulunacaklarını açıklamasıydı. Ama Menderes Hükümeti bunlar yapılamadan, 27 Mayıs 1960 hükümet darbesiyle devrilmişti. Kruşçev, 28 Haziran 1960'da Orgeneral Cemal Gürsel'e, Türkiye'nin tarafsızlık yoluna girmesi gerektiğini ve iki tarafın ortak konuları görüşmek üzere bir araya gelmeleri gerektiğini bildiren bir mektup yazmıştı. Bu, Sovyet politikasındaki bir değişikliğe işaret ediyordu; Sovyetler Türkiye'yi bir uydu haline getirmekten vazgeçmişlerdi ve tarafsız kalmasını talep ediyorlardı. Fakat, Türkiye'deki rejim değişikliğinin batıya olan bağlılığına bir zarar vermediğini ispat etmek isteyen Gürsel, yanıt veremedi• (Türk Dış Politikası 1774 - 2000)
- Huntington, toplumlar daha çok karmaşıklaştıkça ve sivil siyasi kurumlar güçlendikçe, ordular da daha muhafazakâr olurlar şeklindeki önemli önermesini yapar: ‘Oligarşi dünyasında asker bir radikaldir; orta sınıf dünyasında, bir katılımcı ve hakemdir; kitle toplumu ufukta görünmeye başlayınca, mevcut düzenin tutucu muhafızı olur’. (Türkiye'de Ordu ve Siyaset)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin