Brexit’in 10 yıllık bilançosu

DÜNYA

İngiltere'nin Avrupa Birliği'nden ayrılma kararıyla başlayan Brexit süreci, 10 yılın ardından ülkenin ekonomi, ticaret ve dış politikasındaki etkileriyle tartışılmaya devam ediyor.

23 Haziran 2016'da yapılan referandumda İngiliz seçmenlerin yüzde 51,9'u AB'den ayrılma yönünde oy kullanırken, yüzde 48,1'lik kesim üyeliğin sürmesinden yana çıktı. İngiltere 31 Ocak 2020'de AB'den resmen ayrıldı, ancak geçiş dönemi 31 Aralık 2020'de sona erdi ve ülke böylece AB Tek Pazarı ile Gümrük Birliği'nden de çıktı.

Brexit'in temel siyasi gerekçeleri arasında İngiltere'nin ulusal egemenliğini ve karar alma yetkisini güçlendirmesi, AB kurumlarının etkisinden çıkması ve özellikle serbest dolaşım kurallarını sona erdirerek göçü kontrol altına alması bulunuyordu. Buna karşılık ayrılığın ekonomik bedeli, ticaret üzerindeki yeni bürokratik engeller ve Avrupa ile bozulan ilişkilerin maliyeti Brexit tartışmasının en önemli başlıkları haline geldi.

Ticaret cephesinde ortaya çıkan tablo ise Brexit'in en tartışmalı sonuçlarından biri. İngiliz Avam Kamarası Kütüphanesi'nin Haziran 2026'da yayımladığı verilere göre İngiltere'nin AB'ye mal ihracatı, 2025 yılında reel olarak 2019 seviyesinin yüzde 14 altında kaldı. AB dışındaki ülkelere yapılan mal ihracatındaki gerileme ise yüzde 8'de kaldı. Buna karşılık hizmet ihracatı çok daha güçlü performans gösterdi; İngiltere'nin AB'ye hizmet ihracatı 2025'te 2019'a kıyasla reel olarak yüzde 28 arttı.

Brexit'in özellikle küçük ve orta ölçekli işletmeler üzerindeki etkisi de dikkat çekiyor. Aston Üniversitesi araştırmacılarının değerlendirmelerine göre, Brexit sonrasında İngiliz ihracatçıların AB pazarına sattığı ürün çeşitlerinin yaklaşık yüzde 53,8'i ortadan kayboldu. Bu durum, toplam ticaret değerindeki değişimin tek başına Brexit'in etkisini tam olarak göstermediğine; özellikle yüksek gümrük ve düzenleyici maliyetlerle baş edemeyen küçük işletmelerin Avrupa pazarından çekildiğine işaret ediyor.

Bununla birlikte Brexit'in ekonomik sonuçlarına ilişkin bütün göstergeler olumsuz değil. Hizmet sektöründe İngiltere'nin performansı güçlü kalırken, Londra'nın Avrupa dışındaki ülkelerle yeni ticaret anlaşmaları yapma arayışı da devam ediyor. Örneğin İngiltere ile İsviçre arasında Temmuz 2026'da açıklanan yeni anlaşmanın hizmet ve dijital ticareti artırması ve uzun vadede ikili ticareti yaklaşık 7,9 milyar İsviçre frangı, yani yüzde 25 civarında artırması bekleniyor. Londra ayrıca Brexit sonrasında AB dışındaki ülkelerle ticari ilişkilerini çeşitlendirmeyi siyasi bir kazanım olarak öne çıkarıyor.

Ancak 2026'ya gelindiğinde İngiliz hükümetinin Avrupa politikası belirgin biçimde değişmiş durumda. Londra artık Brexit'i tersine çevirmeyi veya AB'ye yeniden katılmayı gündeme getirmiyor; bunun yerine AB ile daha yakın ekonomik ve siyasi işbirliği kurmayı hedefliyor. Mayıs 2025'te gerçekleştirilen ilk İngiltere-AB zirvesinde taraflar yeni bir Stratejik Ortaklık oluşturma konusunda anlaşırken, ticaret, enerji, güvenlik, savunma ve göç gibi alanlarda işbirliğinin artırılması kararlaştırıldı.

Bu yeni dönemin en dikkat çekici başlıklarından biri, İngiltere'nin Brexit sonrasında uzaklaştığı Avrupa programlarına yeniden yaklaşması. Londra ve Brüksel, İngiltere'nin Erasmus+ programına yeniden katılımı, AB'nin iç elektrik piyasasına erişim ve gençlerin karşılıklı hareketliliğini kolaylaştıracak bir Youth Experience Scheme üzerinde çalışıyor. Taraflar ayrıca gıda ve tarım ürünlerinin ticaretindeki sağlık ve bitki sağlığı kontrollerini azaltabilecek ortak bir alan oluşturulması ile karbon piyasalarının birbirine bağlanmasını da müzakere ediyor.

Balıkçılık konusunda ise Brexit'in sembolik kazanımlarından biri yeniden müzakere konusu oldu. 2025'teki anlaşmayla İngiltere ve AB balıkçı filolarının birbirlerinin sularına erişimi 12 yıl daha güvence altına alındı. İngiliz hükümeti kendi suları üzerindeki egemenliğini koruduğunu vurgularken, anlaşma Brexit döneminde sık sık siyasi krize neden olan balıkçılık meselesinde Londra ile Brüksel'in yeniden uzlaşmaya çalıştığını gösterdi. İngiliz hükümetine göre İngiliz balıkçı filosunun AB sularına erişiminin yıllık ekonomik değeri yaklaşık 80 milyon sterlin seviyesinde.

Kuzey İrlanda ise Brexit'in en karmaşık miraslarından biri olmaya devam ediyor. İngiltere'nin AB'den ayrılmasıyla İrlanda Cumhuriyeti ile Kuzey İrlanda arasındaki sınırın nasıl yönetileceği sorunu, Londra ile Brüksel arasındaki müzakerelerin merkezinde yer aldı. Windsor Çerçevesi kapsamında Kuzey İrlanda'nın özel ticaret düzenlemeleri korunurken, İngiliz hükümeti bir yandan Birleşik Krallık'ın bütünlüğünü savunuyor, diğer yandan İrlanda adasındaki ticaretin mümkün olduğunca sorunsuz işlemesini sağlamaya çalışıyor.

Brexit'in toplumsal sonuçları da 2026'da gündemde kalmaya devam ediyor. İngiliz vatandaşlarının bazı AB ülkelerinde oturum hakkıyla ilgili yaşadığı sorunlar, ayrılığın yalnızca ticaret anlaşmalarından ibaret olmadığını gösteriyor. İsveç'te Brexit sonrasında gerekli oturum başvurularını zamanında yapamayan İngiliz vatandaşlarının sınır dışı edilmesi tartışmaya sebep olurken, 2021-2025 döneminde İsveç'te 2 bin 490 İngiliz vatandaşı hakkında ülkeyi terk etme kararı verildiği bildirildi.

Tüm bu gelişmeler, Brexit'in 10 yıl önceki siyasi sloganıyla bugünkü İngiliz politikasının arasındaki mesafeyi ortaya koyuyor. Londra AB'ye dönmüyor ancak AB ile kopuşun ekonomik ve stratejik maliyetlerini azaltmaya çalışıyor. İngiliz hükümeti Tek Pazar'a veya Gümrük Birliği'ne yeniden katılmayı ve serbest dolaşımı geri getirmeyi kırmızı çizgi olarak korurken, ticaret, enerji, güvenlik, eğitim ve gençlerin hareketliliği gibi alanlarda Brüksel'le giderek daha fazla ortak zemin arıyor.

Bu nedenle 2026 itibarıyla Brexit tartışması artık yalnızca “İngiltere AB'den çıkmalı mıydı?” sorusu üzerinden yürümüyor. Asıl soru, “İngiltere AB'den ayrılarak kazandığı siyasi bağımsızlığı korurken, ayrılığın ekonomik ve stratejik maliyetlerini ne ölçüde geri alabilir?” noktasına taşınmış durumda. Ticaret verileri mal ihracatında belirgin bir zayıflamaya işaret ederken, hizmetlerdeki güçlü performans ve AB dışındaki yeni anlaşmalar Brexit'in bilançosunun tek taraflı olmadığını gösteriyor. Ancak Londra'nın bugün Brüksel'le yeniden daha yakın ilişkiler kurmaya çalışması, Brexit'in öngörülemeyen sonuçlarının İngiliz siyasetinde hâlâ güçlü biçimde hissedildiğini ortaya koyuyor.

Sonuç olarak, Brexit İngiltere'nin AB'den ayrılmasını tamamlamış olsa da Brexit'in siyasi ve ekonomik hikâyesi henüz kapanmış değil. 2026'da Londra'nın önceliği artık Avrupa'dan uzaklaşmak değil, ayrılmış ama daha yakın bir ilişki modeli kurmak. Önümüzdeki dönemde gençlerin hareketliliği, Erasmus+, gıda ticareti, enerji, karbon piyasaları ve ticaret engellerinin azaltılması konularında sağlanacak ilerleme, Brexit sonrasında İngiltere-AB ilişkilerinin ne ölçüde yeniden şekilleneceğinin başlıca göstergeleri olacak.