Gazze'deki saldırıları "soykırım" olarak nitelendiren Abdul El-Sayed Michigan'da nasıl kazandı?

DÜNYA

ABD'de Michigan Senatosu Demokrat Parti ön seçimlerini kazanan Abdul El-Sayed, yalnızca bir aday zaferi değil, parti içindeki güç dengelerinin değişimine dair önemli bir işaret olarak değerlendiriliyor. Genç seçmenler ve Filistin yanlısı aktivistlerin desteğini alan El-Sayed, güçlü rakibi Haley Stevens'ı kıl payı geride bıraktı.

ABD'de Michigan'da Demokrat Parti Senato ön seçimlerini kazanan Abdul El-Sayed'in zaferi, ülke siyasetinde daha geniş bir tartışmanın merkezine oturdu. Amerikan basını, El-Sayed'in başarısını yalnızca Michigan'daki bir yarışın sonucu olarak değil, Demokrat Parti'nin geleceğine ilişkin önemli bir sınav olarak yorumladı.

El-Sayed'in zaferinin arkasındaki temel unsurlar; kişisel siyasi profili, taban odaklı kampanya stratejisi ve özellikle Gazze savaşı ile Filistin meselesine ilişkin aldığı tutum olarak öne çıktı.

Geleneksel siyasetin dışından gelen aday

41 yaşındaki Abdul El-Sayed, Detroit'te Mısırlı göçmen bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Michigan Üniversitesi, Columbia Üniversitesi ve Oxford Üniversitesi'nde eğitim alan El-Sayed, klasik siyasi kariyer basamaklarından geçmeden yükselen bir isim oldu.

Daha önce seçilmiş bir görevde bulunmayan El-Sayed, siyasi deneyimini kamu sağlığı alanında edindi. Detroit kentinin mali kriz sonrası sağlık yönetiminin yeniden yapılandırılmasında görev aldı, ardından Wayne County Sağlık ve İnsan Hizmetleri Departmanı'nda çalıştı.

Bu geçmişiyle kendisini akademik bilgi ile halkçı söylemi birleştiren bir aday olarak konumlandırdı. Ancak geçmişte kendisini "doktor" olarak tanımlaması da tartışmalara yol açtı.

Taban desteğiyle gelen zafer

El-Sayed, seçim yarışını Demokrat Parti içindeki iki farklı çizginin mücadelesi olarak sundu. Rakibi Haley Stevens; Michigan Valisi Gretchen Whitmer, bazı Kongre üyeleri ve Senato Demokrat lideri Chuck Schumer tarafından desteklenirken, El-Sayed genç seçmenlere, ilerici gruplara ve aktivistlere dayanan bir kampanya yürüttü.

New York Times'ın analizine göre El-Sayed'in başarısında güçlü mitingler, sosyal medya kullanımı ve mesajlarını geniş kitlelere ulaştırma kabiliyeti etkili oldu.

Stevens'ın daha geleneksel bir kampanya yürüttüğü, El-Sayed'in ise ekonomik sorunlar ve sosyal politikalar üzerinden seçmenlerde daha fazla heyecan oluşturduğu belirtildi.

El-Sayed oyların yaklaşık yüzde 48,5'ini alırken Stevens yüzde 47,5'te kaldı. Bu sonuç, ilerici kanadın Demokrat Parti içinde ciddi bir güç olduğunu gösterse de henüz çoğunluğu temsil ettiğini kanıtlamadı.

Ekonomi ve sosyal politikalar öne çıktı

El-Sayed'in kampanyasının merkezinde sağlık hizmetlerinin yaygınlaştırılması, yaşam maliyetlerinin düşürülmesi, zenginlere daha fazla vergi uygulanması, şirketlerin siyasetteki etkisinin azaltılması ve sosyal hizmetlerin genişletilmesi gibi başlıklar yer aldı.

Destekçileri, bu söylemin son yıllarda Demokratlardan uzaklaşan işçi sınıfı seçmenlerini yeniden kazanabileceğini savunurken, eleştirmenleri ise politikalarının merkez seçmene uzak kalabileceğini öne sürüyor.

Gazze ve Filistin politikası belirleyici oldu

El-Sayed'in kampanyasında Gazze ve ABD'nin siyonist rejime verdiği destek önemli bir yer tuttu.

Gazze'deki saldırıları "soykırım" olarak nitelendiren El-Sayed, ABD'nin siyonist rejime yönelik askeri desteğinin azaltılması veya kesilmesi çağrısında bulundu. Bu tutumuyla Demokrat Parti içindeki geleneksel çizgiden ayrılan El-Sayed, Filistin yanlısı seçmenlerin ve aktivistlerin desteğini kazandı.

Ancak bu yaklaşımı, Demokrat Parti içinde siyonist rejim ile güçlü ilişkileri savunan kesimlerle karşı karşıya gelmesine neden oldu.

Amerikan israil Kamu İşleri Komitesi (AIPAC), rakibi Haley Stevens'ı desteklerken kampanyasına milyonlarca dolarlık kaynak aktardı. El-Sayed'in bu desteğe rağmen kazanması, siyonist yanlısı lobilerin Demokrat ön seçimlerindeki etkisi konusunda tartışma başlattı.

Bununla birlikte sonuç ezici bir zafer olarak görülmedi. Seçmenlerin yaklaşık yarısının Stevens'a oy vermesi, Demokrat tabanın "israil-Filistin" meselesinde hâlâ bölünmüş olduğunu gösterdi.

Demokrat Parti için yeni dönem tartışması

Washington Post, Michigan sonucunun Demokrat Parti yönetimine güçlü bir mesaj verdiğini yazdı. Buna göre ilerici kanat artık göz ardı edilemeyecek bir siyasi güç haline geldi.

El-Sayed'in zaferi, 2028 başkanlık ön seçimleri açısından da önemli bir gösterge olarak değerlendiriliyor. Michigan'ın erken aşamalardaki kritik eyaletlerden biri olması nedeniyle, burada ortaya çıkan siyasi eğilimlerin ulusal yarışlara etkisi olabileceği belirtiliyor.

Ancak Guardian, ilerici hareketin yükselişinin sınırsız olmadığını vurguluyor. Demokrat seçmenlerin tamamının aynı yönde hareket etmediğini belirten gazete, farklı eyaletlerde daha merkezci adayların da başarı kazanabildiğine dikkat çekiyor.

Cumhuriyetçilerden ilk saldırılar

Politico'ya göre Cumhuriyetçiler, El-Sayed'in zaferinin ardından saldırılarını hızlandırdı. ABD Başkanı Donald Trump, El-Sayed'i "komünist" olarak nitelendirirken, Wayne County'deki oy sayımı hakkında herhangi bir kanıt sunmadan şüphelerini dile getirdi.

Cumhuriyetçilerin genel seçim sürecinde El-Sayed'in Gazze politikası, ilerici isimlerle ilişkileri, polis reformu konusundaki geçmiş açıklamaları ve ekonomik programını hedef alması bekleniyor.

Ancak bazı Cumhuriyetçiler, El-Sayed'in gerçek bir taban desteğine sahip olduğunu ve yalnızca "solcu" etiketiyle saldırmanın yeterli olmayabileceğini kabul ediyor.

Abdul El-Sayed'in Michigan zaferi, böylece bir Senato adaylığının ötesinde Demokrat Parti'nin geleceğine ilişkin daha büyük bir tartışmanın sembolü haline geldi. Kasım seçimleri, El-Sayed'in ilerici söylemini Demokrat tabanın ötesine taşıyıp taşıyamayacağını gösterecek.