ABD'nin mahkemeyi ekonomik ve siyasi baskıyla işlevsizleştirmeye çalıştığını vurgulayan Akane, bu girişimlerin başarısızlığa mahkûm olduğunu söyledi.
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'na ABD yaptırımları nedeniyle uzaktan hitap etmek zorunda kalan Akane, Washington'un mahkeme yargıçlarını, savcılarını ve kurumun tamamını hedef alan adımlarını "olağanüstü" ve "emsalsiz" olarak nitelendirdi.
Akane, yalnızca UCM'ye üye 125 ülkeye değil, Birleşmiş Milletler'in 193 üyesinin tamamına çağrıda bulunarak uluslararası adalet sisteminin korunması için somut adımlar atılmasını istedi. Japon yargıç, ülkelerin mahkemeyi savunmak için bireysel ve ortak hareket etmesi gerektiğini vurguladı.
Trump yönetiminden uluslararası hukuka yaptırım sopası
Trump yönetimi, ABD ve müttefiklerine yönelik soruşturmalar nedeniyle uzun süredir Uluslararası Ceza Mahkemesi'ni baskı altında tutuyor. Washington, özellikle siyonist işgal rejimi hakkındaki soruşturmalar üzerinden mahkemeye yönelik yaptırım politikasını genişleterek yargıçları ve savcıları hedef aldı. Son olarak doğrudan mahkemenin kurumsal yapısına yönelik kapsamlı yaptırımlar devreye sokuldu.
ABD'nin uluslararası yargı mekanizmasına yönelik bu hamleleri, Washington'un kendi çıkarları söz konusu olduğunda uluslararası hukuk kurumlarını dahi baskı altına almaktan çekinmediği yönündeki eleştirileri yeniden gündeme taşıdı.
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, son yaptırımları duyururken Washington'un mahkemeyle işlemleri yasaklayacağını, kaynaklarını keseceğini ve ABD'ye karşı faaliyet gösterme kapasitesini felce uğratacağını söyledi.
Bu açıklama, Trump yönetiminin uluslararası adalet kurumuna yönelik baskısının boyutunu gözler önüne serdi.
Nobel Barış Ödülü ile ABD'nin yaptırımları arasındaki çarpıcı çelişki
UCM Başkanı Akane, Trump yönetiminin yaptırım kararlarının açıklandığı 9 Ekim tarihine de dikkat çekti. Aynı gün, eski UCM yargıcı Güney Afrikalı hukukçu Navi Pillay'e uluslararası hukuk ve barışın geliştirilmesine yönelik çalışmaları nedeniyle Nobel Barış Ödülü verilmişti.
Akane, bu iki gelişme arasındaki çelişkiyi şu sözlerle ifade etti: "Bir yanda uluslararası adaletin değerinin küresel ölçekte tanınması, diğer yanda onu temsil eden kurumun boyun eğdirilmeye çalışılması. Bu iki durum arasındaki karşıtlık bundan daha belirgin olamazdı."
UCM: Tehditlere rağmen görevimizi sürdüreceğiz
2002 yılında kurulan Uluslararası Ceza Mahkemesi, ülkelerin savaş suçları, insanlığa karşı suçlar ve soykırım karşısında yargılama yapamadığı veya yapmak istemediği durumlarda devreye girmek üzere faaliyet gösteriyor.
Mahkemenin üyesi olmayan ABD ise kendi vatandaşları ve müttefikleri hakkındaki soruşturmalar karşısında UCM'ye yönelik yaptırım politikasını sertleştiriyor.
Akane, Washington'un baskılarına rağmen mahkemenin bağımsızlığından taviz vermeyeceğini belirterek şu mesajı verdi:
"Mahkeme, sayısız ağır suç mağdurunun adalet arayışı adına, yalnızca hukuk ve deliller temelinde, bağımsızlık ve tarafsızlıkla görevini eksiksiz yerine getirmeyi sürdürecektir."
Avrupa Birliği ve diğer UCM destekçisi ülkeler de BM Genel Kurulu'nda söz alarak mahkemeye güçlü destek verdi.
Trump yönetiminin uluslararası yargı kurumuna yönelik yaptırımları, ABD'nin uluslararası hukuk karşısındaki tutumunu ve Washington'un müttefiklerini koruma adına küresel adalet mekanizmalarına müdahale etme girişimlerini yeniden tartışmaya açtı.
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin