25 Mart 2019'da ABD Başkanı Donald Trump, Suriye'nin güneyinde İran ve Hizbullah'ın varlığını öne sürerek, işgal altındaki Suriye Golan Tepeleri üzerindeki sözde "israil egemenliğini" tanıdığını açıkladı.
Ancak aradan geçen bunca yıla rağmen Golan Tepeleri'nin yasal statüsü değişmedi; işgal altındaki Suriye toprakları olarak kaldı.
Bugün, eski rejimden kurtuluşun ardından, yeni Suriye, egemenliğini ve toprak bütünlüğünü pekiştirmek ve her türlü yabancı etkiyi ortadan kaldırmak için çalışırken, aynı zamanda kurumlarını yeniden inşa ediyor ve dış varlığını genişletiyor; güneydeki çatışmanın tırmanmasını önlemek için ise diplomatik ve güvenlik yolları izliyor.
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nun 81. oturumunda New York'tan konuşan Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara , "Golan'ın Suriye toprakları olarak kalacağını" ve "israilin ilhak girişimlerinin Güvenlik Konseyi'nin 497 sayılı kararı uyarınca geçersiz olduğunu" vurgulayarak, Şam'ın 1974 tarihli Ayrılma Anlaşması'na bağlılığını yineledi ve işgal kuvvetlerinin 8 Aralık 2024 sınırlarına çekilmesini talep etti.
Yeni Suriye'nin talepleri
Suriye'nin mevcut yaklaşımı, Golan Tepeleri'nin yasal statüsünü teyit etmekle yetinmiyor; bunun yerine, bu hakkı tesis etme sürecini, güneydeki güvenlik gelişmelerini ele alma sürecinden ayırmayı, uluslararası referanslara ve 1974 Ayrılma Anlaşması'na dayanarak, gerilimi sınırlayan ve işgal kuvvetlerinin 8 Aralık 2024 sınırlarına çekilmesini sağlayan düzenlemelere ulaşmak için müzakereler yürütmeyi amaçlıyor.
Dışişleri ve Gurbetçiler Bakanı Esad el Şeybani ise, Avrupa Birliği Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas ile düzenlediği ortak basın toplantısında, “Golan Suriye toprağıdır” ifadesini yineleyerek, Güvenlik Konseyi'nin 497 sayılı kararına bağlılığını vurguladı ve Avrupa Birliği'nin işgalci rejimin Golan üzerindeki egemenliğini tanımayı reddetme ve 1974 Ayrılma Anlaşması'na saygı gösterilmesi çağrısını takdirle karşıladı.
Avrupa Birliği de işgal rejimi güçlerini 8 Aralık 2024 sınırlarına çekmesini talep ederek kararlı ve kesin bir duruş sergilenmesi çağrısında bulundu. Suriye de Birleşmiş Milletler Ayrılma Gözlem Gücü'nün (UNDOF) görev süresinin yenilenmesi için Avrupa'dan destek umduğunu ifade etti. Şeybani, bu konuda, “Ortaklarımızdan talebimiz basit ve nettir… Uluslararası hukukun dediğini söyleyin.” ifadelerine dikkat çekmişti.
Suriye, toparlanmak istiyor
Suriye diplomasiyi tercih ederken, işgal rejimi Suriye topraklarına yönelik saldırılarını sürdürüyor.
Cumhurbaşkanı Şara, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'na yaptığı konuşmada, işgalci rejimin yaklaşık 500 hava saldırısı ve topçu bombardımanı, 1200'den fazla sınır ihlali ve yaklaşık 300 Suriyelinin alıkonulduğunu belirtti.
Şara, 22 Eylül'de New York'ta Atlantik Konseyi tarafından düzenlenen bir diyalog oturumunda Suriye'nin, işgalci rejim ile "güvenlik düzenlemelerine ulaşmak için diyalog yoluna başvurduğunu ve ABD de dahil olmak üzere dost ülkelerin yardımını istediğini" açıklamıştı. Ancak işgalci rejim ne diyalogdan ne de laftan anlıyordu. "Güçten anlayan" işgal rejimiyle diyalog kurmak, toprak işgalini ve ihlallerini arttırmaktan başka bir işe yaramıyordu.
"Müzakereler Golan Tepeleri'nin hukuki statüsünü değiştirmez"
Avrupa ve Levant Stratejik Çalışmalar Merkezi Direktörü Avukat Firas Hac Yahya, Suriye resmi ajansı SANA'ya verdiği demeçte, Suriye'nin 1974'teki ayrılma anlaşmasında olduğu gibi, egemenliğini veya Golan Tepeleri'ni geri alma hakkını etkilemeden, tırmanmayı önlemek için güvenlik düzenlemeleri arayabileceğini savundu. Yahya, herhangi bir güvenlik anlaşmasının kapsamının açık olması ve işgali meşrulaştırmak veya ayrılma hatlarını egemenlik sınırlarına dönüştürmek için kullanılmaması gerektiğini açıkladı.
Hac Yahya, siyasi veya askeri gelişmelerin sahadaki koşulları değiştirebileceğini ancak Golan Tepeleri'nin yasal statüsünü değiştirmediğini ve işgalci rejime burası üzerinde egemenlik hakkı vermediğini belirterek ayrıca uluslararası hukukun toprakların zorla ele geçirilmesine izin vermediğini ve 497 sayılı Kararın işgal altındaki Suriye Golan'ı üzerinde İsrail'in yargı yetkisini dayatma tedbirlerini geçersiz kıldığını sözlerine ekledi.
Değişmemiş hukuk tarihi
Uluslararası uzman Ahmed Faris El-Tureys ise, Golan Tepeleri'nin Suriye ve işgal rejimi arasında imzalanmış nihai bir barış anlaşmasının konusu olmadığını ve 1974 tarihli Ayrılma Anlaşması'nın, Golan'ın egemenlik statüsünü değiştirmeden, askeri operasyonların durdurulmasını, tampon bölgenin kurulmasını ve uluslararası gözetimini düzenlediğine dikkat çekti.
Suriye'nin anlaşmaya bağlı kaldığını ve 8 Aralık 2024 öncesindeki sınırlara geri dönülmesini talep ettiğini vurgulayan Tureys, işgalin egemenlik hakkı oluşturmadığını ve oldubitti dayatma girişiminin toprakların hukuki statüsünü değiştirmediğini kaydetti.
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu her yıl Golan Tepeleri'nin işgal altındaki Suriye toprakları olduğunu yeniden teyit ediyor. Karar tasarısı üzerindeki son oylama Aralık 2025'te yapıldı ve lehte oy kullanan ülke sayısı 2024'teki 97'ye kıyasla 123'e yükselmişti.
Karar tasarısı, siyonist rejimin işgal altındaki Suriye Golan'ının tamamından 4 Haziran 1967 sınırına kadar çekilmesini talep ediyor, toprakların zorla ele geçirilmesinin kabul edilemezliği ilkesini teyit ediyor ve yerleşim yerlerinin kurulması ve diğer faaliyetler de dahil olmak üzere Golan'ın niteliğini ve yasal statüsünü değiştirmeyi amaçlayan işgal rejimi önlemlerini reddettiğini yineliyor.
Şam ile Türkiye arasında güvenlik anlaşmaları bağlamı
Bu denklem, işgalci rejimin Şam ile Türkiye arasında güvenlik ve askeri düzenlemeler konusunda görüşmeler yaptığı bir dönemde hedef aldığı Ebu el-Zuhur askeri havaalanı örneğinde de açıkça görülmüştü. İşgalci rejim saldırıyı, bölgede olası bir Türkiye'nin askerî varlığına ilişkin gerekçelere bağlamıştı.
Ancak Suriye'nin yanıtı, konuyu devletin egemen kararı çerçevesine yerleştirdi; Cumhurbaşkanı Şara, Suriye topraklarındaki herhangi bir yabancı askeri varlığın veya savunma anlaşmasının, Suriye devletinin anayasal kurumları aracılığıyla karar vereceği bir konu olduğunu ve yurt dışından dayatılan bir karar olmadığını vurguladı.
Dolayısıyla Şam, kurallar ve savunma anlaşmaları dosyalarını, yeni devletin kurmaya çalıştığını söylediği çerçeveye yerleştiriyor; bu çerçeveye göre egemenlik konularındaki karar Suriye kurumlarına, Halk Meclisine ve anayasal çerçevelere aittir.
Amerikalıların yaptığı bir açıklama tartışmayı yeniden alevlendirdi
Geçtiğimiz Ağustos ayında, Golan Tepeleri farklı bir açıdan Amerikan gündemine geri döndü; ABD'nin Suriye ve Irak Özel Temsilcisi Thomas Barak şunları söyledi: "Golan, Suriye topraklarıdır ve israil, BM kararlarını ve uluslararası düzeni ihlal ederek burayı işgal etmektedir."
Ancak Barak daha sonra açıklamalarının "bölgenin tarihi ve hukuki bağlamının bir tanımı" olduğunu, ABD politikasında bir değişiklik duyurusu olmadığını savunarak, Trump'ın 2019'da belirlediği politikanın "değişmediğini" söyledi.
Bu söylemler, ABD'nin işgalci rejimin hamisi olduğuna dair tutumunda bir değişikliğin olmadığını kanıtlıyor. Öte yandan ABD'nin, "sabit bir uluslararası hukuki nitelendirme" ile "güvenlik ve siyasi bağlamda alınan siyasi kararlar" arasındaki ikircikli tavrı yeniden ön plana çıkıyor.
Bu bağlamda, uluslararası uzman Ahmed El Tureys, Amerika'nın tek taraflı tanıma kararının Golan Tepeleri'nin hukuki statüsünü hiçbir şekilde değiştirmediğini, çünkü hiçbir devletin ihlal edemeyeceği emredici uluslararası kuralları ihlal ettiğini vurgulayarak, güvenlik endişelerinin kendi başına toprak ilhak etme veya ele geçirme hakkı oluşturmadığını vurguladı.
Nitekim BM Güvenlik Konseyi, 1981 tarihli 497 sayılı kararında, siyonistlerin işgali altındaki Suriye Golanı'na kendi yasalarını, yargı yetkisini ve yönetimini dayatma kararının "geçersiz ve uluslararası hukuk etkisi olmayan" bir karar olduğunu teyit etmiş ve iptalini talep etmişti.
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin