KESK'e bağlı Eğitim-Sen tarafından yapılan basın açıklamasında şu ifadelere yer verildi:
"2015-2016 Eğitim- Öğretim yılı başlarken ana dilin önemine bir kez daha vurgu yapmak istiyoruz. Türkiye’de yıllardır anadilinde eğitim taleplerini, resmi dil ile karşı karşıya getirerek tartışmak ve yasakçı tutumu sürdürmenin acısını tek kelime Türkçe bilmeden okula başlayan çocuklarımız ve öğretmenleri çekmiştir. Okula yeni başlayan çocuklar açısından ekmek gibi, su gibi zorunlu ve temel bir ihtiyaç olan anadilinde eğitim taleplerinin ve bu talebin gerçekleşmesi için yapılan demokratik eylemlerin ne kadar haklı ve meşru olduğu açıktır. Yapılması gereken bilime ve insanlığın gelişimine açıkça meydan okumak anlamına gelen anadilinde eğitim yasağının kaldırılması ve herkesin eşit koşullarda eğitim alması için gerekli somut adımların hayata geçirilmesidir. Çözüm süreci ile birlikte beliren ufak bir umut kıvılcımı maalesef, çatışmalı ortam ile birlikte “seçimin başarısızlığına,” kurban edildi.
2015-2016 Eğitim-Öğretim yılı başlarken, maalesef yine birçok sorun ile karşı karşıya bulunmaktayız. 7 Haziran seçimlerinden bu yana bölgenin içinde bulunduğu durum, özellikle eğitim-öğretim açısından sekteye uğratıcı bir durum teşkil etmektedir. Yine Eğitim-Sen Genel merkezinin bölgedeki eğitim-öğretim ile ilgili yaptığı son anket çalışmasında görülüyor ki Fiili olarak OHAL ilan edilen bölgedeki olağan üstü şartlar altında eğitimin yapılması pek de olanaklı halde değil. Ankete katılanların % 89’una göre bölgede eğitim öğretim yapılma koşulları yok. Bu anketin bölge illeri olan Ağrı, Bingöl, Dersim, Diyarbakır, Hakkâri, Kars, Mardin, Urfa, Şırnak ve Van’da yaşayan eğitimcilere yönelik yapıldığı düşünüldüğünde durumun vehameti biraz daha gözler önüne serilmektedir."
Bölgede kırsal alanlarda bulunan okulların fiziki şartlarında, filli OHAL yüzünden bir iyileştirme yapılmadığını, kış şartlarının ağır geçtiği bölgede 2015/2016 eğitim öğretim yılının aksaklıklarla ilerleyeceği kanaati oluştuğunu ileri sürülen açıklamada ayrıca şu ifadelere yer verildi:
"Yine bu son 2 aylık bir süreçte bazı okulların-Cizre örneği gibi- kışla gibi kullanılması, biz eğitimcileri, öğrencilerimize bu durumu anlatma noktasında kara kara düşündürmektedir. Yine bazı yerlerin yasaklı bölge ilan edilmesiyle, o yasaklı bölgelere giren bölgelerde çalışan öğretmen arkadaşlar tedirginlik yaşamakta, bir kısmı yarın eğitime başlamayacak durumda olduğu halde, bir kısım öğretmenler de okullarını, hatta mümkünse çalışma İllerini bile değiştirmek için çaba içerisine girmiştir. Bir kısmı da mesleği bırakmanın eşiğine gelmiştir. Yine şuan ülkedeki her şeyin 1 Kasım’daki seçime endekslenmesi, birçok öncelikli sorunu arka plana itmiştir. Yine bunlardan biri de eğitim- öğretim bürokratik işleyiş açısından içinde bulunduğu mevcut koşullardır. Yine inanç özgürlüğüne saygı duymakla birlikte, yerelde eğitim yöneticilerinin siyasi erk’e yaranmak için peş peşe İmam Hatip okulları açma yarışları içine girmeleri durumu, bizde önceliğin ne inanç, ne eğitim olduğu gibi bir kanının oluşmasına neden olmaktadır; tek öncelik siyasi erke yaranarak, daha fazla makam ve mevki sahibi olmakla açıklanabilecek bir durum ortaya çıkarmaktadır... böylece öğrenciler yeteneklerine göre değil, imkanlar dahilinde okul seçmek zorunda bırakılıyorlar. Yine siyasi erkin, tüm okul ve müdürlük idarelerine kendine yakın kişilerden atama yapması ve bölge genelinde bu kişilerin birçoğunun liyakattan uzak olması, eğitimi içinden çıkamaz hale sokan bir diğer etkendir. Bunun yanında birçok tecrübeli eski okul müdürlerinin öğretmenliğe dönüş yapmak zorunda bırakılması da eğitim üzerinde diğer bir onur kırıcı durum olarak görünmektedir. Üstelik idarecilik mağdurları öğretmenlerin, anayasa mahkemesi tarafından kazanılmış haklarının uygulanmaması, Siyasi erk’in hukukun üstünlüğü ile ne kadar çeliştiğini de göstermektedir. Yine başa dönecek olursak ve bölgenin içinde bulunduğu durum göz önüne alındığında, bölgede eğitim ve öğretimin sağlıklı yapılacağı konusunda büyük endişelerimizin oluştuğunu söylemek istiyoruz. Bu nedenle: Eğitim Sen olarak halkın günlük yaşam koşullarının normale dönmesinin, sağlıklı bir eğitim ve öğretim ortamının ancak silahların sustuğu ve barış ortamının oluşturulduğunda gerçekleşeceğine inanıyoruz. En temel insan hakkı olan yaşam hakkı ve can güvenliğinin olmadığı bir ortamda eğitim hakkından bahsetmek mümkün değildir.
Sağlıklı bir eğitim ve öğretim yapabilmesi için silahlar derhal susmalı, öğrencilerin, öğretmenlerin ve halkın günlük yaşamını alt üst eden tüm şiddet eylemlerine derhal son verilmeli, AKP’nin 1 Kasım seçimlerinde istediği sonucu almak için fiilen uyguladığı sıkıyönetim uygulamalarına, antidemokratik ve baskıcı yöntemlere derhal son verilerek yaşamın normale dönmesi için bir an önce barış ortamına geçilmelidir."