Sağcılar öldürülmesi gereken Faşistler, solcular öldürülmesi gereken Komünistlerdi. Sağcı veya solcu herkes şiddet eylemlerinde bulunmuştur diyemeyiz, kuvvetle muhtemel büyük çoğunluğu daha küçük mahalle ve okul kavgaları dışında silahlı eylemlere katılmamıştı. Hepsi için kavga yanlısı demek de doğru değildir, o dönem yaşamış ve bu görüşlerden birine mensup birçok kişi, kavga taraftarı olmadıklarını, fikri tartışma zemininden ayrılmamak gerektiğini, o dönem de bunu savunduklarını belirtmektedir. Uzun yıllar bir şekilde fikri tartışma zemininde kalan bu mücadeleler, bir şekilde kavgaya ve sonrasında silahlı çatışmalara ve bombalı eylemlere kadar ilerlemişti. Solcular, silahlı eylemleri ilk olarak sağcıların başlattığını, sağcılar ise silahlı eylemleri ilk olarak solcuların başlattığını söylemektedir. Sağcılar ve solcular, mahalleleri, okulları, fakülteleri v.b. birçok yeri kendi alanları olarak işgal etmiş ve bir diğerini orada istememişti. Kurtarılmış mahallelerden kaç insanın ne şekilde göç etmek zorunda kaldığı, işkenceye uğradığı, ele geçirilen okullardan, fabrikalardan kaç insanın ayrılmak zorunda kaldığı ve bir şekilde hayatının olumsuz etkilendiğine dair elimizde geniş çaplı bir araştırma bulunmamaktadır. Bunları ancak tek tek bireylerin aktardığı hatıralar üzerinden bilebiliyoruz. Mahalle, okul v.b. yerler dışında, Polis, Yargı, Ordu ve sağlık kuruluşları gibi tarafsız olması gereken resmi kurumlar da aynı şekilde sağ ve sol olarak bölünmüştü. Sokakta yaşanan kavga, bu anlamda sadece sokak ile sınırlı değildi ve çözülmesi de pek mümkün görünmüyordu. Sağcı bir kişi suç işlemiş ve sağcı bir Hakime denk gelmişse, muhtemelen ceza almıyordu. Aynı şekilde solcu bir kişi suç işleyip mahkemeye kadar gittiğinde, solcu bir Hakim cezasını aynı şekilde vermeyebiliyordu. Tabi bütün bunlar, eğer daha olay sonrası aynı görüşten bir polise denk gelinmemişse, ya da tarafsız bir polis olaya müdahale etmişse ancak mahkemeye kadar varabiliyordu.
Sağ sol çatışması dışında o dönem aslında bir de sol gruplar arasında da şiddetlenen çatışmalar yaşanabiliyordu. Bunların bir kısmının faturası yine sağcılara kesildiyse de, sol içindeki ayrışma ve çatışma da küçümsenebilecek bir çatışma değildi. Sovyet taraftarları, Çin taraftarları, Arnavutluk taraftarları ve aslında bunlardan bağımsız, daha Milliyetçi olan solcular mevcuttu. Her birine taraftar olan gruplar içinde küçük küçük birçok örgüt de olabiliyordu. Bunlardan bazıları şiddet yanlısı, silahlı ve bombalı eylemler taraftarı örgütlerdi. Sola göre sağ, bu anlamda daha az bölünmüş ve daha bütünlüklü görünüyordu. Sağ içinde, muhtelif şiddet eylemlerinde adı sıkça zikredilen bazı isimlerin oluşturduğu, daha çok silahlı mücadeleye inanan aşırıcı bir kitleden bahsetmek mümkündür. Bu kişilerin Devlet tarafından korunduğu ve kullanıldığı sıkça iddia edilmiştir ki bazılarını inkar etmek mümkün değildir. Bu anlamda sağ, kısmen ikiye ayrılmış gibi görünüyordu. Sağ partilerin kitlelerinin aralarında çatışmalara girdiğine dair pek bir kayıt yoktur. Ancak kendini sağ ve solun dışında gören, büyük oranda olaylarda bir etkisi olmayan İslamcılar olarak bir üçüncü gruptan bahsedilebilir ki İslamcılar ve sağcılar arasında belli bölgelerde küçük çaplı çatışmalar olmuştu. İslamcılar da yine kendi aralarında bazı alt gruplara ayrılmıştı.
Genel olarak özetlemek gerekirse, bugünden baktığımızda, dönemin şartları ya da insanların tercihleri düzenli olarak bölünmeden yanaydı. Sadece Türkiye’de değil, genel olarak dünyada sosyal hareketlerin yoğun yaşandığı bu dönem, Amerika ve Sovyetler, başka bir ifadeyle Kapitalizm ve Komünizm arasındaki kavganın az çok birçok bölgedeki yansımalarıydı.
Dünyanın birçok bölgesinde benzer olaylar yaşansa da Türkiye herhalde olayların en acı yaşandığı ülkeydi. Belirtildiği gibi, az çok kavgalar mevcuttu, 1960’ların sonu ve 1970’lerin başı da karışıktı ve bazı silahlı eylemler olmuş, çatışmalar yaşanmıştı. 1970 muhtırası sonrası hatta Deniz Gezmiş ve arkadaşları muhtelif eylemlerden dolayı idam edilmişti. Sol gruplar için bu henüz kapanmamış bir meseleydi. Bunlara rağmen halkın kendi içinde bölünmesi ve olaylar henüz çok yaygın değildi. 1970’lerin ortalarından sonra çatışmalar şiddetlenmeye başlamıştı. Bu döneme ilişkin zikredilen birkaç büyük olay vardır. Bunlara burada değineceğiz fakat öncesinde belirtmek gerekir ki, olayları bir bütün halinde ele alınca, döneme ilişkin yanlı bir anlatım dikkat çekmektedir. Buna göre, hadiseler ve katliam olarak anılan olaylar daha ziyade sol sempatizanlığı ile ele alınmış gibi görünmektedir. O dönem, yıllar içinde toplam vefat eden insan sayısının yüksekliği bir yana, tekil olaylarda gerçekleşen çoklu ölüm oranları da az değildi. Bunlardan genel olarak ele alınan ama daha ziyade sol gruplara, sağcılar tarafından gerçekleştirilen olaylardı. Solcuların kendi içindeki şiddet çok dillendirilmemektedir. Aynı şekilde solcuların sağcılara ve genel olarak siyasi yelpazenin dışında kalan insanlara uyguladıkları şiddet neredeyse anılmamaktadır. Faili belli olmayan olaylar gibi zikredilmektedir. Denebilir ki, solcuların kendini anlatması gibi sağcılar da kendilerini anlatsaydı, ki bu haklı bir eleştiridir. Her ne kadar sol ya da sol sempatizanları, medya ve reklam alanlarında daha etkin halde bulunduysalar da sağcılar da kendi bakış açılarını ve yaşadıklarını daha etkin ve daha çok anlatabilirlerdi. Bugün muhtelif basın kuruluşlarının, kendilerine yakın gördükleri grupların eylemlerinde nasıl bir dil kullandıkları üzerinden, o günü kestirmek zor değildir. Saçma olan, bunca olaydan ders alınmayıp hala tartışmayı, kavgayı aynı şekilde sürdürmektir. Kavga kaçınılmaz olabilir, bunu ahlaklı yapmak ya da ahlaksızca yapmak bir tercih meselesidir.
Dönemin verilerinin ne kadar güvenilir olduğu tartışmalı olsa da, Aralık 1978 ve 11 Eylül 1980 arasında gerçekleşen olaylar sebebiyle hayatını kaybeden insan sayısı 3710’du. Bunlardan 164 kişi güvenlik görevlisiydi. Yine bu süreçte 10 binden fazla insan yaralanmıştı. Bunların ne kadarında kalıcı bir sakatlık oluştuğunun bilgisine ulaşamadık. Darbe öncesi aşağı yukarı bu iki yıllık süreç, önceki dönemlere göre daha fazla insanın hayatını kaybettiği dönemdi. Kimileri bu rakamları sağcı ve solcu olarak ayırmak için hala gayret gösterse de, hepsi bu ülkenin insanlarıydı. Bunların çoğunun acısını maalesef sadece yakınları hissetmiştir. Birçoğu, kavgayı sürdürmeye çalışan ve hiç yanılma ihtimali yokmuşçasına sadece belli bir görüşü savunanlar için ideolojik malzemeler olmuştur. Bugün baktığımız noktada, bizce her bir ölüm hepimizin acısı olması gerektiği kadar, her bir cinayet de ortak suçumuzdur.
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin