Murat Çuhadar tarafından düzenlenen “Sofra Mezopotamya’da Kuruluyor” Projesi kapsamında düzenlenen etkinlikler çevresinde hazırlanan ve uluslar arası tanınmış yazarların da kadınların toplumdaki yerleri ve ruhsal hallerinin irdeleyen yazılarına yer verilen Kadının Ruhsal Arkeolojisi Havva’nın Tüneli” adlı kitap sempozyum davetlilerine dağıtıldı. Kitapta Güneydoğudan yazı yazan yüzlerce kadın arasından Doğu’nun Havvaları başlığıyla kaleme aldığı yazısıyla Esra Dündar’ın makalesine yer verildi..

Aralarında dünyaca tanınmış yazarların kadınların toplumlardaki yeri ve ruhsal hallerini içeren makalelerin yer aldığı kitap Midyat’ta düzenlenen sempozyumda yurt içi ve yurt dışından gelen davetlilere dağıtıldı.

Güneydoğu’dan yayınlanması için gönderilen yüzlerce yazının arasından seçilerek kitapta yer almasına karar verilen Yazar Esra Dündar’ın “Doğu’nun Havvaları” başlıklı yazısıyla yazarları arasında yer aldığı kitap, sempozyuma katılan yazarların imzalarıyla davetlilere armağan edildi.

Toplum bilimcikeri, İnsan Kaynakları Uzmanları, Sosyolog ve Psikolokların da aralarında yer aldığı 8 kişilik  Bilim Jurisi tarafından beğenilerek kitapta yazılarıyla yer almalarına karar verilen makalelerin yazarları Yaşam Koçu Murat Çuhadar tarafından Midyat’ta buluşturularak hem birbirleriyle tanıştırıldı, hem de yazılarından dolayı ödüllendirildiler.

 

Türkiye’nin 7 bölgesi’nden 11 kadın  yazarın yanı sıra dünyaca ünlü yazarların yazılarıyla da desteklenen  kitabı okuyucularıyla paylaşan kadın yazarların yaşadıkları heyecan ve mutluluk gözlerinden okunuyordu.  Büyük beğeni toplayan “Doğu’nun Havvaları” başlıklı yazısıyla  Güneydoğulu kadınları temsilen kitapta yer alan Yazar Esra Dündar, ödülünü Murat Çuhadar’ın elinden aldıktan sonra ilk kitabını da AK Parti Mardin Milletvekili Abdurrahim Akdağ’a imzalayarak armağan etti.  Aldığı ödülden sonra Yaşadığı heyecanı gizlemeyerek mutluluğunu yanında bulunan eşi MÜSİAD Mardin Şube Başkanı M.Ali Dündar ve AK Parti Mardin Kadın Kolları Başkanı Zeynep Alkış ile paylaşan Esra Dündar, kadınların er yada geç toplumda hak ettkleri yeri mutlaka alacaklarını söyledi.

ESRA DÜNDAR'IN "DOĞUNUN HAVVALARI" BAŞLIKLI YAZISI

"Kadın doğuştan güçlüydü, kadın kutsaldı, kadın ona karşı korunulması gerekendi, kadın anneydi, kadın güzeldi, kadınsız olmazdı, kadın Dünya’yı sevdirdi, kadın doğaüstü bir güce sahipti, kadın dünyayı güzel gösterdi, kadın dağı deldirdi, çölleri aştırdı. Ama ne olduysa hep yenik düştü düşürüldü. Kariyer yaptı, aşık oldu, fikir üretti, anne oldu, kardeş oldu, her şey oldu ama yinede sorunları bitmedi. Ne oldu da bu büyük paradoks ortaya çıktı, hem güçlü olup, hem yenik düşüp hor görüldü. Kimler ondan ne bekledi, ne beklemedi? Bu kadar donanımlı güce sahipken(görünen- görünmeyen) kim onu tarih sayfalarında yenik düşürdü. Tarih gücün ve tercihin tarihi değil miydi? İnsan güçten yana tercihini kullanmamış mıydı? Neden ayrımcılığın bile ayrımcılığına alet oldu?

Bazı toplumlarda kadın “insan” olmayı başardıysa da ( burada insan olmaktan kastım erkeklerin dünyasında insan olmak neyse odur) yalnızlıktan niye kurtulamadı, iki bacak, iki göğüs ve güzel bir kalçadan öte olmayı niye beceremedi. Modern dünyanın başarılı kadınına bile niye cazibe lazım oldu? Aklı ve fikri yeterli değil miydi? Niye her ideoloji, her rejim, her fikir, her coğrafya onun kadınlığı hakkında hamasi masallar yazdığı halde güya onu kurtaramadı sorunlarında, ezilmişlikten, suiistimal edilmekten, çözülmesi gereken bir sorun olmaktan çıkaramadı. Kadın erkekten farklı yaratıldığını söylerken bile niye onun ezilmişliğine ve yenilgisine şapka çıkartıldı. Niye onun tercihlerine gücüyle çelişse bile, çelişse bile diyorum çünkü, o şefkatten, aşktan, sevgiden, kollamaktan yana kullandı tercihini çoğu zaman, kimse ona sahip çıkmadı. Sorularla başlamak lazımdı çünkü sorularımın muhatabı erkekler değil ve insanlıktı ve insanlık kadını Yaradana ve yaratılana uygun yere oturtamadı ve anlamadı.

İnsanlık, Allah’ın kadına hediye ettiği merhamet duygusunu, doğasına, gönüllere merhem olan şefkati, her an akan gözyaşlarıyla yüreğini ve yürekleri temizleme fırsatını, yaratılışın haşmetli,korkulu bir o kadar da mağrur zaferini, anneliğini bilirken birden aldandı. Evet, sadece erkek değil insanlık aldandı ve benim coğrafyam belki iki kat daha fazla aldandı. Çünkü insanlığın gaflet haritası ne yazık ki bazı coğrafyalar da daha yoğun gösteriyor kendini. Gafletteki kastımın ölçütü ne ekonomik, ne kültürel nede siyasi, neyse ki buraya sığmayacak kadar uzun ve acı bir mevzu. 

Evet bizim coğrafyanın, hakim yada ezilen fark etmez, kadınları bir sıfır yenik başlıyor hayata. Çünkü barışa susamış, barışta da savaşta da yasını yüreğinde yaşayan, geçmişte de gelecekte de yüreğin de yaşayacak kadınlarla büyür kızlarımız. Çünkü birilerinin kullanmayı çok sevdiği feodal toplumda gözlerini açarlar dünyaya ve ne yazık ki bu zaman için ne feodal ne de modern olmayan ikisi arasında bocalayan babalarla eşlerle doludur bu coğrafya. Kadim medeniyetinin değerlerini unutmuştur. Benim insanım çünkü modernitenin oyuncakları ellerine kendi virüslerini bulaştırmıştır. Bunun sonucunda istediğinde modern, istediğinde muhafazakar bazılarına göre istediğinde feodal erkekler cehennemine dönüşmüştür. 

Bu coğrafya da kadınlar baharlara hasrettir, oğullarına hasrettir, yaslıdır, yaslı kalacaktır. Savaşın ortasında hüzünlü ve acılı analar ve onların büyüttüğü çocuklar ve bir de üstüne kendine, zamana, sisteme ve karşı cinsine yabancılık. Yabancıdır çünkü hiç lüks olmayan sebepleri vardır canları tehlikededir, canım dediklerinin canları tehlikededir. Göç, ölüm ve acının her türlüsü sıradandır, her kadının göğsünde gösterecek birkaç yarası vardır. Benim kadınlarımın kaybedecek pek bir şeyi yoktur hayattan, hele bir de evladını kaybetmişse.

 Benim coğrafyamın töreleri vardır ve o törenin modern virüsleriyle hamileri vardır, doymak bilmeyen egolarıyla .İşine geldiğinde feodal ve ataerkil bir topluma ait olmanın hazzını yaşar işine geldiğinde modern olmaya heveslenir.Aslında  oda bocalar ve bu bocalama haliyle kadınını unutur her iki durum haliyle ezer. ağalık bir şehir efsanesine dönüşmüşken ona birileri ağam diye iltifat eder.Birbaşkası da o ağa olmayı yada feodal sistemin ezilmişliğini içselleştirmişken aynı anda modern demokrat bir vatandaş olmaya çalışır.Sistemde kaybolur  ve kaybolmuşluğuna öfke duyar. Birileri onun kimliğini inkar ederken,sisteme öfke duyar.ve benim havvalarım ezilen ve bocalayan ademlerin zulmune uğrar.sistemin ezdiği havvalar ezik ademlerden çeker. Sonra kurtulmak için kaçamaklar arar yada savaş çıkarır. yine benim havvalarım ona cennetteki ataları gibi eşlik eder, savaşta da yalnız bırakmaz onunla savaş halindeyken bile.Onun savaşının yasını tutar. Töre kadın içindir, namus kadın içindir, acı kadın içindir, hasret kadın içindir buralarda. Aşk, töre, siyaset, namus her türlü ölüm kadın içindir ve ne yazık ki yasını çekmekte kadın işidir.                     Kadınına ne ağa gibi davrana bilir ne ağa kadınlarından haz eder. ne flört eder ne tek eşli idare edebilir.Ne nefsinden geçebilir ne değerlerinden.Ne adalet istiyecek gücü vardır ne adalet verebilir. Ne güzellikten anlar ne güzelden geçebilir, ne hür olmaya cesareti vardır, ne de elindekini azad etmeye, Ne olur sonunda benim coğrafyamın erkeği çok eşli olur. çok kimlikli olur istemeden ve bu kayıp ve acılı coğrafyayı mutsuz kadınlar cehennemine cevirir. Sonra döner herkes adına adalet, demokrasi, eşitlik, hak,hukuk gibi kendisinin bile anlamını bilmediği şeyler ister, kafaları karıştırır.Sistemle barışsa da kadınıyla nasıl barışırdı.Nasıl öğrenirdi kadınıyla barışmayı yada kimden?Kim böyle bir mühendisliğe kalkışabilir? Kendi kişiliğini,kimliğini ortaya koyamayan ademlerin kendilerine de havvalara da faydası olamazdı.Ve bu yüzdendir ki her şeyin kimyası biraz bozuktur ışığın yükseldiği bu diyarlarda. Zulüm kokar, çünkü çoğu şey eşyanın tabiatına aykırıdır. Hüzün kokar çünkü elinden herşeyi alınmış havvalar küser.Ademler şike yapar. Havvalar hazırlıksız yakalanır bu duruma. Hayata hazırlıksız başlayan, bir kelebek kadar narin fıtratlarıyla,çaresiz kaderlarine razı gelirler. Görürler diğer havvaları televizyonda ve  imrenirler, doğru sanırlar onlardakini de.Bilmedikleri oyunu oynamaya kalkıp tepetaklak olurlar.Erkekleri gibi ait olmadıkları dünyaya özenip yanlış yaparlar kendileriyle hem çelişip hem çatışırlar. Bu coğrafyanın erkeklerin zulmüne çanak tutan kadınlarıda vardır.onlardır mimarları zulmeden ademler diyarının.onlarda içselleştirmişlerdir veliahtlarının halini. Zaten insanlık gaflete düşmemişmiydi. kadın da niye düşmesindi? belki ortak olup bu zülme kurtulmak istemişti kendi uğradığı zulümden.  

Peki nasıl kurtulur; ne zaman ki insanlık gaflet uykusundan uyanırsa. Ne zaman ki erkek gücünü sırtında ki yüküne, anneliğine zarif narin bir çiçek oluşuna, hüznüne ve acısına rağmen kadına karşı kullanmazsa. Ne zaman ki erkek insan olma yolunda ki gelişimini tamamladı, hayatta olma amacını fark etti, o zaman kadınların sorunları ortadan kalkacaktır, ya da kadın kelimesinden sonra gelen sorun ve tartışmalar bitecektir. Bu kadını anlamak değildir, çünkü onu anlamak kendini cinsi ayrım yapmadan anlamaktır, bu da bizim nihai ve asıl amacımızdır. Allah’ın kelimesi olan insana annelik etmek üzere seçileni anlamaya çalışmaktır yaşama amacımız ve dertlerimizin çaresi. Onu anlayamayandır gaflet içinde olan, onu okuyamayandır cahil olan, zalim olan. Onun gücü zaten vardır bazen kullanıp bazen kullanmadığı ama o hem hayatı okur hem okunmayı bekler çünkü o çok meşguldür hayatla, kendisiyle. Eğer oda unuttuysa insan olmayı ezilir ve ezer. Onun ruhu ilahi bir vezinle yazılmış şiirdir, onu okuyamayanın kadın olsun erkek olsun vay haline. İnsan olmanın coğrafyası elbette yoktur ama benim coğrafyam o yolu çoktan şaşırdı. Kimse kusura bakmasın benim hikayemde de bunlardan farklı yazılacak birşey yokken gerisi sadece gereksiz detaydı.Ne kadar okusada ne kadar varlık içinde yaşasada ne kadar başarılı olsada diğer havvalar kurtulmadan bir anlamı yok olmayacakta. Nelerin yaşamınızda kıymetli olduğunu bilmek, yaratılış gayenizi bilmek ve yaşıyor olmanın hakkını vermek gerekiyor.Bu kadın içinde böyledir erkek içinde.Sevilesi bir erkek en yüksek kariyere, dünyanın servetine bedeldir ve bir kadın için bu hiçde çılgınlık değildir.Çılgınlık olan emanetlere hiyanet edip insan olmayı unutmak, bu aynı zamanda bir intihardır anlayana.Yazacak övünülesi başarılarım olmasada gerçeklerimi okumayı sadece başarı olarak nitelendirebilirim. belki umut ediyorum en azından sevdiklerime bir farkındalık mumu yakabilirim, bu mum ne kadar aydınlatabilirse.

             Havva Adem’i sadece yalnızlıktan kurtarmak için yaratılmadı, o adem kadar sorumlu, Adem kadar insan, Adem kadar kuldu.O Ademe emanetti ve emanete ihanet edilmezdi.  Onun cennetten kovuluşu bile Havva’ya havale edildi çoğu zaman muhtemelen onu yoldan çıkarmıştı dendi. Hem çok cazip, onu yalnızlıktan kurtaran, hem de şeytan kadar sakınılması gerekendi kadın ve bu güne kadar  da Havva’ların durumu değişmedi. Onunla sükunet bulsun diye yaratıldı Havva; Havva da onunla sükunet bulacaktı. Bu sükuneti gafletteki insanlık bozdu.İşi güç savaşına dönüştürüp barışı ve sükuneti unuttu.