BM’nin İnsan Hakları Evrensel Bildirisinin kabul edilişinin yıl dönümünde “Evrensel Bildirge’nin başlangıç bölümünde insanlık ailesinin bütün üyeleri için eşit, bölünemez ve devredilmez hakların tanınmasının, dünyada özgürlüğün, adaletin ve barışın temeli olduğu, eğer hakları korunamıyor ise herkesin zulüm ve baskıya karşı son çare olarak direnme hakkına başvurmak zorunda kalabileceği belirtilmiştir.”denilen açıklamada “Buna karşın günümüzde Evrensel Bildirgesinde yer alan hak ve özgürlüklere dayalı uluslararası bir düzen hala kurulamamıştır. İnsanların ırkından, renginden, cinsinden, cinsel yöneliminden, dilinden, din ve mezhebinden, inancından, etnik kimliğinden, siyasi-vicdani ve felsefi kanaatinden bağımsız olarak, insan olmaktan gelen hakları ve dokunulmazlıkları olduğu temel fikri dünya çapında yeterli koruma bulamamaktadır.”vurgusu yapıldı.
Türkiye’de dünya sisteminden daha fazla olarak yaşam hakkı, sınır bölgelerinde, işkence ve kötü muamele, Kürt sorunu düşünce, ifade ve inanç özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü, toplantı ve gösteri özgürlüğü, cezaevleri, çalışma yaşamı ,çevre hakkı, cinsiyet ve cinsel yönelim ayrımcılığı, mülteci ve sığınmacılar haklarında temel problem ve hak ihlalleri yoğunlukla devam ettiği ileri süürlen açıklamada ayrıca şu ifadelere yer verildi:
“10 Aralık’ın ikinci anlamı ise savaş, talan, ve yoksulluk bütçesinin Meclis genel kurulunda görüşülmeye başlandığı gündür. Bugüne dek, tasarının antidemokratik hazırlanış biçiminden, içeriğine kadar itirazlarımıza, taleplerimize tamamen kulağını tıkayan hükümet, tıpkı diğer bütçelerde olduğu gibi 2015 yılı bütçesiyle de kaynakların nasıl toplanacağına, nasıl bölüştürüleceğine ve kimin payına ne kadar düştüğüne tek başına karar vermiştir.
AKP hükümetinin 2015 yılı bütçesi ile de halktan topladığı ağır vergilerle kendi otoriter, baskıcı ve sömürücü düzenini inşa ettiği; işçilerin, emekçilerin kazanımlarına, halkın birikimlerine ve de yaşam alanlarına göz diktiği açık ve net bir şekilde görülmektedir. Ülkemizin, her geçen gün daha derin bir karanlığın içine sürüklendiği yaşamın her alanında açıkça görülmektedir. Bizlere işçilerin artık her gün toplu iş katliamlarında can verdikleri, kamu emekçilerinin köleleştirildiği, kadınların aşağılandığı, gençlerin geleceksizleştirildikleri bir ülke dayatılmak istenmektedir. Haklarımıza göz diken torba yasalar, piyasalaşmayı kutsayan dönüşüm politikaları, çalışma yaşamımızı cehenneme çeviren uygulamalar her geçen gün hızlanmaktadır. AKP hükümetinin kapalı kapılar ardında hazırladığı bütçe de bu saldırıların bir devamıdır.”
2015 yılı bütçesi de önceki bütçeler gibi; halkı yoksullaştıran, sermayeyi kayıran kadını ve genci yok sayan savaş, talan ve yoksulluk bütçesi olduğu iddia edilen açıklamada tüm işçileri, kamu emekçilerini, insanca yaşam hakkı hızla elinden alınan tüm yurttaşlarımızı adil bir gelecek için mücadelemize güç vermeye çağırdıklarını belirterek şu talepleri iletti:
• Bütçe, gelir dağılımını daha da bozucu değil, gelir dağılımındaki adaletsizliği giderici bir işleve sahip olmalıdır.
• Bütçenin hazırlanmasında demokratik süreçler işlemeli, sendikalar, demokratik kitle örgütleri bütçe hazırlık süreçlerinde yer almalıdır. Halkın bütçe öncelikleri konusunda kararlara katılımını sağlayacak mekanizmalar geliştirilmelidir.
• Bütçenin hazırlanmasına toplumsal cinsiyet eşitsizliği ile mücadele esas alınmalı, kadınların ekonomik kaynaklara, kamusal hizmetlere, eğitime, sağlığa ve sosyal koruma haklarına adil ve eşit bir şekilde erişimi sağlanmalıdır.
• Silahlanma, şiddet ve savaş politikalarına dayanan bütçe anlayışından vazgeçilmelidir.
• Kamu harcamaları işsizliği, yoksulluğu, gelir dağılımı adaletsizliklerini giderici olmalıdır, bütçe bu yönde şekillendirilmelidir.
• Kamu hizmetlerinin anadilde, eşit, ücretsiz, nitelikli ve herkese ulaşılabilir olması sağlanmalıdır.
• Kamu emekçilerinin AKP-Memur Sen Satış Sözleşmesinden kaynaklanan maaşlarındaki kayıplar derhal telafi edilmelidir
• Emeklilikteki sefalet ücretine son verilmeli, ek ödemeler emekliliğe yansıtılmalıdır.
• Asgari ücret, işçinin ailesi ile birlikte tüm zorunlu ihtiyaçlarını karşılayacak biçimde, insan onuruna yakışan bir düzeyde ve demokratik yöntemlerle tespit edilmelidir.
• Emekçiler ve küçük esnaf üzerindeki vergi yükü azaltılmalı, sermaye üzerindeki vergi yükü artırılmalıdır.
• Gelir dağılımında adaletsizliği pekiştiren dolaylı vergiler tamamen kaldırılmalı, ortaya çıkacak kaynak ihtiyacı sermaye ve servetten alınacak vergilerle karşılanmalıdır.
• Kamu emekçilerinin başta ücretleri olmak üzere bütün hakları özgür toplu pazarlık süreciyle belirlenmeli; siyasi iktidar, KESK ile derhal yeniden toplusözleşme masasına oturmalıdır.
• Eğitime ve sağlığa ayrılan pay toplumsal ihtiyaçlar çerçevesinde yeniden belirlenerek artırılmalıdır.
• Kamuda istihdam eksikliği; kadrolu, iş güvenceli çalışma üzerinden ihtiyaç çerçevesinde derhal giderilmelidir.
• Kamuda reform adı altında gündeme getirilen emek karşıtı yasalar geri çekilmeli, sosyal devleti ve demokratikleşmeyi güçlendiren, emekçilerin haklarını geliştirici yeni bir reform için, sendikaların ve demokratik kitle örgütlerinin katılımıyla çalışmalar başlatılmalıdır.
• Vergide adalet sağlanmalı, işçilerin, kamu emekçilerinin vergi dilimi artışından etkilenmemesi için gerekli düzenleme yapılmalıdır.”