Panele Yerel Gündem 21 Kadın kolları, Belediye birim müdürleri, Belediye kadın meclis üyeleri ve Kızıltepeli kadınların katılımıyla yapılan panele konuşmacı olarak Av. Özlem Mungan katıldı.
“Kadın Erkek Eşitsizliği”
Av. Özlem Mungan; Kadın erkek eşitsizliğinin, toplumsal bir eşitsizlik olduğunu anlatır. Biyolojik cinsiyet,”Öğrenilmez doğaldır, Cinsiyet Biyolojiktir, İnsan bedenlerindeki farklılıklara ve buna bağlı olarak üreme işlevindeki farklılıklara işaret eder. Değişmez her yerde aynıdır”.
Toplumsal Cinsiyet,”Sonradan Öğrenilir, Kadın doğulmaz, kadın olunur, Sosyo-kültüreldir, Eril ve dişil niteliklere davranış modellerine, sorumluluklara rollere işaret eder. Toplumsal cinsiyet değişkendir; zamana, kültüre hatta aileye göre değişir, değiştirilebilir”.
Cinsiyet, yalnızca biyolojik varlığımızın bir niteliği olmakla kalmaz konumumuzu da derinden etkiler. Kadınlık ve erkeklik kalıpları bizi basitçe birbirimizden farklılaştırmakla kalmaz, Aynı zaman da toplumsal kaynaklara erişimimizi de büyük ölçüde etkiler. Toplumsal cinsiyet rolleri ana karnında başlar. Dünyaya geldiğimiz andan itibaren resmi kurumlar bizi kız ve erkek olarak damgalarken, Aile ve akraba çevresinin toplumsal tepkileri, bize ilk hayat dersi verir. Toplumsal cinsiyet rollerinin çocuğa aktarıldığı ilk kurum ailedir. Çocuklar cinsiyetlerine uygun oyuncaklarla oynarken, gelecekteki kültürel rollerine de hazırlanmış olurlar. Aynı şekilde eğitim müfredatı tam da bu rolleri pekiştiren bir dil söylemle hazırlanmıştır. Keza öğretmenler de toplumsal cinsiyet rollerinin çocuğa aktarımında önemli bir rol oynar. Toplumsal cinsiyet eşitliği, fırsatları kullanma kaynakların ayrılması ve kullanımında, hizmetleri elde etmede bireye cinsiyeti nedeniyle ayrımcılık yapılmaması anlamına gelir.
“Cinsiyete Dayalı İş bölümü”
Kadın, Ailedeki çocuklara, engellilere, yaşlılara, hastalara bakarlar. Aile akrabalık, komşuluk ilişkilerini düzenler. Evin ekonomisini düzenlerler. Birincil çalışma alanları evdir. Maddi karşılığı, mesai saati, sigortası ve emekliliği yoktur. Görünmeyen emek ucuz iş gücü/düşük ücret, örgütsüz kayıt dışı ekonominin temel kaynağıdır. Kadınlar fabrikada, hizmetlerde, evde çok çalışıyor ama emeği görülmüyor.
Erkek, Çalışma alanları evin dışıdır. Ücret alırlar, Sigorta emeklilik hakları vardır. Toplumsal statü kazanırlar. Evin geçindirilmesinden sorumlu tutulurlar, Siyasal örgütlerde yer alırlar. Evde ve toplumda karar vericidir. Sanat ve bilim ile uğraşırlar. Evi geçindirirler, işi gücü piyasasında örgütlere katılırlar, ilişkiler kurarlar.
“Türkiye’de Kadının Durumu”
Eğitim, Türkiye’de halen okuryazar olmayan toplam kadın oranı %13,8,Erkeklerde %6,1 dır.Ayıplar ve yasaklar hayatın başlangıcından itibaren etrafımızı sarar.Erkek çocuğunun cinsel organı aile çevresinde gurur duygusu yaratırken,kız çocuğunun cinsel organı,utanç duygusu yaratıyor.
Yaşamımızın hangi alanlarında toplumsal cinsiyet ilişkilerine rastlarız? Evde, sokakta, işyerinde, otobüste, minibüste, resmi daireler de, akraba arası ilişkilerde, okulda, devlet dairelerinde, hastanelerde, yasal düzenlemelerde, siyasi partide, sendikada ve dernekte rastlarız. Toplumda, aile içinde, kişisel ilişkilerde kadınlar ve erkeklerden beklentilerimiz farklıdır. Bu farklılık doğal karşılanır. Kadınlara ve erkeklere atfedilen nitelikler, yalnızca onların kendilerine ve birbirlerine bakışları belirlemez. Aynı zamanda yaşamlarını, etkinliklerini de beliler.
“Ataerkillik Kişisel değil sistem sorunu”
Kadınların ve erkeklerin yaptıkları işlerin farklılaşması, farklı işlere, farklı değerlerin yüklenmesi cinsiyet eşitsizliğinin de temelidir. Kadın sorunları yalnızca değerler ve ideoloji değil, bütün bir toplumsal örgütlenme ve bölüşüm ile ilgili bir alandır. Ataerkil sistem cinsiyet eşitsizliğinden üretilen iktidar ve şiddet kültürünün diğer iktidar biçimleri ile iç içe geçerek sosyal, sınıfsal, düşünsel, kültürel bir egemenlik sitemine dönüşmesidir.
Tecavüz Kültürü nedir?
Tecavüz kültürü cinsiyetçi ideolojiye ve yapılanmış zora dayalı, el koyma, gasp etme, mülkleştirme, militarizm temelinde, içerik bulmuş bir kültürel dokudur. Yanı kaynağında cinsiyetçi, ideoloji, dolayısıyla hiyerarşik, iktidarcı zihniyet vardır.
Kültüre Tecavüz, Bir halkın kimliğini, dilini, rengini, onurlu yaşam mücadelesini yok saymaktır. Geleceğe Tecavüz, Binlerce çocuğu tutuklamak, Asimilasyona tabi tutmaktır. Bu erke müdahale etmenin ilk adımı bunu sahiplenen erkeğe özgür olmadığını, çünkü sistemin uygulayıcısı rolü ile daha fazla çürüme ve kölelik yaşadığını kavramaktır.
Özgürleşmek için tecavüz kültürünü aşmak bir zorunluluktur. Tecavüz kültürünü aşmak ise her türlü zorbalığa karşı koymayı zorunlu kılar.
“Şiddetin her türlüsü kabul edilemez”
Mungan, Aile içi şiddet türlerine değinerek, fiziksel şiddete maruz kalan kadınlarının cinsel şiddete maruz kalma riski de taşıdıklarını belirtti. Mungan, toplumsal cinsiyete dayalı şidettin, kadınların kendi insan haklarından yararlanmasına ağır şekilde etkileyen bir ayırımcılık biçimi olduğunu ifade etti. Birçok kadın etnik köken, sınıfı, kültürü, cinsel kimliği nedeniyle şiddete maruz kalmaktadır.
Şiddetin her türlüsünün kabul edilemez olduğunu dile getiren Mungan, erkek egemenlikli sisteme karşı kadınlar daha örgütlü mücadele etmek zorundadır. Kürt kadını bu örgütlülük düzeyini olabildiğine geliştirerek tüm dünya kadınlarına örnek teşkil edebilecek düzeye taşırmıştır. Hiç kimsenin ne dilinden ne de kimliğinden dolayı şiddete maruz kalmaması gerektiğini belirtti. 4320 sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanuna değinen Mungan, yasada kadının resmi ya da imam nikâhlı haklarının olduğunu aktararak, "Şiddet gören kadın savcılığa başvurmalı, doktor raporu almalıdır. Şiddet gören kadının korunma talep etme, nafaka ve çocuklarını alma hakkı vardır. Yasaya göre şiddet uygulayan eş, altı ay boyunca evden uzaklaştırılır.
“kadınlar için istenilen haklar, ayrıcalıklı haklar değil”
En çok sorulan sorulardan birisi “Neden erkek hakları da yok”. Soruyorum, toplumumuzda erkek evde karısından dayak yiyor da biz sessiz mi kalıyoruz; erkek çocukları sırf erkek oldukları için okula gönderilmiyor da biz alkış mı tutuyoruz, berdel için ailenin küçük oğlu veriliyor da arkamızı mı dönüyoruz. O halde bu soru neden soruluyor. Haklar kavramı pek tabidir ki ihlal varsa ortaya çıkar. Bugün tüm dünyada kadınlar pek çok haktan mahrum. Bu nedenledir ki bir de kadın hakları kavramı var. Ama ilkesel olarak kadının insan hakları demeyi daha anlaşılır buluyorum. Zira kadınlar için istenilen haklar, ayrıcalıklı haklar değil. Zaten herkesin sahip olması gereken haklar.
Basitçe 1948 İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi ifade özgürlüğü, örgütlenme hakkı gibi hakları düzenlerken kamu alanında yaşanan ihlallerden söz ediyor. Ama örneğin eve kapatılan bir kadının politikaya atılması zaten söz konusu değil. Ya da okutulmayan, bir iş güç sahibi olamayan kadının sendikal hakkı da ihlal edilmez, ya da namus cinayetine kurban gitmekten korkan bir genç kız, çarşıya dahi çıkamazken hangi örgütlülüğe girecek de örgütlenme özgürlüğünün ihlali dert olsun.
“Ailede demokrasi olmadan toplumda da demokrasi olmayacaktır”
Bu alandaki haksızlığın en önemli kaynaklarından birisi kuşkusuz ataerkil toplum yapısı. Bu yapı azalacağına giderek güçleniyor. Oysa ailede demokrasi olmadan toplumda da demokrasi olmayacaktır. Ancak kuşkusuz tek neden de ataerkil yapı değil. Kadınlar lehinde var olan düzenlemelerin en önemlisi kuşkusuz 4320 Sayılı Ailenin Korunması Hakkında Kanundur. Medeni Kanun da kadınların hakları konusunda diğer önemli bir genel yasadır. Özellikle resmi nikâh, mirasta eşit haklar, aile reisliği kavramının kaldırılması, velayette eşit söz hakkı, aile konutu kavramı, evlat edinen eşlerin ortak rızasının aranması, yasal mal rejimi olarak edinilmiş mal rejiminin kabul edilmesi.
Sadece kadınlarla ilgili olarak da Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi (CEDAW), BM Kadınlara Karşı Her Türlü Şiddetin Tasfiye Edilmesine Dair Bildiri, Pekin Deklarasyonu gibi metinler son derece önemlidir. İnanıyorum ki önümüzdeki süreçte bu mücadelelerini zaferle taçlandıracaktır.” Dedi
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin