Mardin'den bir Mustafa Akbulut geçti
Bir Başsavcının Ardında Bıraktığı İz:
Mustafa Akbulut Bazı insanlar görev yaptıkları şehirlerden ayrıldıklarında geriye yalnızca resmi bir görev süresi bırakmazlar; aynı zamanda hatıralar, hizmetler ve güzel duygular da bırakırlar.
Mardin Cumhuriyet Başsavcısı Mustafa Akbulut da, görev süresinin sonunda kadim şehirden ayrılırken ardında böyle bir iz bırakan isimlerden biri oldu. Mustafa Akbulut’un Isparta’dan Mardin’e atandığını ilk duyduğumda, her yeni bürokrat için duyulan doğal merakla ben de kendisini araştırmıştım. Anadolu’nun bağrından, Amasya’dan yetişmiş; vatanını, milletini ve bayrağını seven bir Anadolu insanı profiliyle karşılaşmıştım. Ancak insanları asıl tanıtan şey özgeçmişleri değil, görev yaptıkları yerde ortaya koydukları duruştur. Mardin’de göreve başladıktan kısa bir süre sonra kendisini ziyaret etme fırsatı buldum. Yaptığımız sohbet sırasında adalet kavramına yüklediği anlamı, görev yaptığı şehre duyduğu saygıyı ve sorumluluk bilincini açıkça hissettim. Mardin’in sahip olduğu tarihî mirasın, kültürel zenginliğin ve inanç çeşitliliğinin ne kadar kıymetli olduğundan söz ediyordu.
Elbette bu şehir için güzel sözler söyleyen çok kişi olmuştur. Ancak Mustafa Akbulut’un farkı, anlattıklarını yaşamasıydı. Kelimelerine yansıyan samimiyet ve beden dilindeki içtenlik, kısa sürede Mardin’e ve Mardin insanına gönülden bağlandığını gösteriyordu. Zaman içerisinde bunun yalnızca sözde kalmadığını da gördük. Adalet hizmetlerinin daha hızlı ve etkin şekilde yürütülmesi için gösterdiği çaba, adliye binasının fiziki şartlarının iyileştirilmesine yönelik çalışmaları bunun en somut örnekleri oldu. Çünkü adaletin tecelli ettiği mekânların da bu kutsal göreve yakışır nitelikte olması gerekir. Hâkiminden savcısına, avukatından adliye personeline kadar herkesin daha iyi şartlarda hizmet verebilmesi için ortaya konulan gayret, aslında görev yaptığı şehre duyduğu aidiyetin bir başka yansımasıydı.
Mustafa Akbulut’un dikkat çeken yönlerinden biri de Mardin’in tüm renklerine aynı saygı ve hassasiyetle yaklaşmasıydı. Bu şehir, farklı inançların, kültürlerin ve kimliklerin yüzyıllardır bir arada yaşadığı özel bir coğrafya. Görev süresi boyunca bu çeşitliliğe eşit mesafede duran, ancak her zaman saygıyı önceleyen bir anlayış sergiledi. Özellikle denetimli serbestlik uygulamalarına verdiği önem takdire şayandı. Ceza infaz sisteminin yalnızca cezalandırmaktan ibaret olmadığını, insanları yeniden topluma kazandırmanın da adaletin önemli bir parçası olduğunu savunuyordu.
Bu anlayışla hükümlü ve tutukluların meslek edinmeleri, üretime katılmaları ve topluma faydalı bireyler olarak yeniden hayata dönmeleri için çeşitli projelere öncülük etti. İnsan odaklı bu yaklaşım, onun görev anlayışının en değerli taraflarından biriydi. Eğitim konusu ise üzerinde hassasiyetle durduğu bir başka alandı. Mardin’in geleceğinin kaliteli eğitimden geçtiğine inanıyordu. İyi yetişmiş bireylerin şehrin ve ülkenin yarınlarını şekillendireceğini sık sık dile getirir, bu konuda ilgili kurumlarla görüş alışverişinde bulunur, çözüm arayışlarına katkı sunardı. Onu farklı kılan bir diğer özellik ise meseleleri yalnızca kendi görev alanıyla sınırlı görmemesiydi.
Şehrin yaşam kalitesinden spora, eğitimden sosyal hayata kadar birçok konuda Mardin’in daha iyisini hak ettiğini düşünür, kurumlar arası iş birliğini önemserdi. Düzgün konuşan, düşüncelerini güçlü cümlelerle ifade eden, geniş bir bilgi birikimine sahip entelektüel bir bürokrat olarak dikkat çekiyordu. Son yayımlanan kararnameyle yeni görev yerinin Denizli olduğunu öğrendik.
Mardin, tarih boyunca birçok bürokratı ağırladı; kimileri iz bıraktı, kimileri ise sadece gelip geçti. Mustafa Akbulut ise görev süresini dolu dolu yaşamış, hizmetleriyle hatırlanacak isimlerden biri olarak bu şehirden ayrılıyor. Aslında Mardin’e ilk geldiği gün, bir gün buradan ayrılacağını biliyordu. Önemli olan, giderken ardında nasıl bir iz bırakıldığıdır. Görünen o ki Mustafa Akbulut, vicdanen rahat, hizmet etmiş olmanın huzurunu taşıyan bir kamu görevlisi olarak ayrılıyor. Yolu açık olsun.
Temennimiz, Mardin’de ortaya koyduğu çalışma azmini ve hizmet anlayışını Denizli’de de sürdürmesidir. Ancak şunu da bilsin ki artık Mardin’de onu hatırlayan, ona kapısını açacak çok sayıda dostu ve evi var. Mardinliler seni sevdi Sayın Başsavcım.
Sen de bu kadim şehri çok fazla özletme; fırsat buldukça gel, eski dostlarla bir çay iç, bu şehrin sokaklarında yeniden yürü. Çünkü bazı şehirler insanın görev yaptığı yer olur, bazı şehirler ise gönlünde yer eden bir hatıraya dönüşür. Mardin’in, Mustafa Akbulut için hiç şüphe yok ki bundan sonra ikinci memleketi olarak kalacaktır.