Yaşanan güncel konular ve artan saldırılarla ilgili değerlendirmelerde bulunan Federasyon Başkanı Mehmet Şerif Öter, Barış için tüm taraflara seslendiğinin belirterek, Bizi ne kadar ciddiye alacaklarını bilmiyoruz ama Mardin Toplumsal Dayanışma Federasyonu olarak diyoruz ki, 'Bu ülkede kaybettiğimiz bütün İnsanlar kardeşimizdir. Şiddet herkes için kayıptır, barış ise her kesin ve herkesimin ortak kazanımıdır'

Çatışmaların yeniden başlaması ve her geçen gün tırmanışa geçiyor olmasından ciddi endişe ve üzüntü duyduklarını belirten Öter, "1984 yılında başlayan ve 30 yıldan fazla süren çatışmalar neticesinde, otuz bin ile yüz bin arası can kaybının yanı sıra, bir ülkenin inşasına yetecek mali kayıp, sönen ocaklar, büyük trajedi ve acıların ardından 2009 yılında AK.Parti Hükümeti tarafından başlatılan ve Abdullah Öcalan’ında olumlu ve yapıcı katkı sunduğu çözüm sürecin başlamasıyla endişenin yerine güven, umutsuzluğun yerine geleceğe umutla bakan Milletimiz sürecin sonucunu beklerken Türkiye halkına huzuru ve kardeşliği hazmedemeyen kandan beslenen, küresel emperyalist güçler ve onların yerli işbirlikçileri çözüm sürecini her fırsatta acımasızca sabote etmekten çekinmediler. Çözüm süreciyle birlikte Türkiye’de gelişen demokrasiye paralel olarak sivil toplumda sayısal olarak beklentilerin üzerinde kurumsallaşma gerçekleşti. Gelişmiş demokratik ülkelerde sivil Toplum örgütleri Ülkelerin Toplumsal barışından tutun, sosyal, siyasi, insani ve Ekonomik alanlarda aktif rol oynayarak belirleyici olduklarından, hemen hiçbir batı ülkesinde iç çatışma ve hak ihlalleri yaşanmıyor.” dedi.


"ŞİDDET ASLA ÇÖZÜMÜN YOLU DEĞİLDİR"
Türkiye’deki STK’ların yaşanan olaylara karşı susup, gelişmelere karşı tepkisiz kalmalarının çözüme katkıda bulunmayacağını ifade eden Öter, bu konuda susmak yerine bütün STK'ların var güçleriyle çözüm sürecin tekrar başlaması için çalışma ve çaba içerisinde olması gerektiğini savundu.

MTDF Başkanı Öter açıklamalarına şöyle devam etti: "Toplumsal hizmet amacıyla kurulan sivil toplum örgütlerin çok az olması ülkenin geleceğini ilgilendiren çözüm süreci gibi toplumsal birliğimizi, barışımızı ve geleceğimizi ilgilendiren hayati konularda ne yazık ki sesleri çok cılız çıkıyor ve siyaset kurumlarınca dikkate alınmıyor. Öz eleştiri yaparak Federasyonumuzu oluşturan 55 Sivil toplum örgütü dahil, Türkiye’de STK’lar cesur ve dayanışma içinde olsalardı. Niteliksiz ve ufuksuz bazı siyasetçiler halkın temsilcileri olarak mecliste olamazdı. 6-8 Ekim olayları, 5 Haziranda Diyarbakır’da HDP'nin Mitingine katliam saldırısı, provakatif amaçlı İhya Der Başkanı Aytaç Baran cinayeti, Suruç’ta 32 vatandaşın intihar saldırısıyla katledilmesi, Ceylanpınar’da İki Polisin evinde infaz edilmesi,Yurt içinde ve Kandile belki operasyonlar yapılmayacaktı. Eğer Ülkemizde toplumsal barışa ve dayanışmaya sahip çıkabilecek kadar cesur ve tarafsız bir Sivil Toplum örgütlenmesi olsaydı, Çözüm süreci şimdiye kadar nihayete ermiş olacaktı ve belki bu gün Analar tekrar ağlamayacaktı. Buradan Hükümetimize ve PKK yöneticilerine sesleniyoruz. Şiddetin asla bir çözüm olmadığını ve olamayacağını da geride bıraktığımız Otuz yılda hepimiz birlikte yaşayarak gördük. Şiddet herkes için kayıptır, Barış ise herkesin ve her kesimin ortak kazanımıdır. Gelişmiş bir Dünya ülkesi olmamız için, insan hakları çerçevesinde demokratik hakların verilmesi gerekir. Çözüm sürecini sabote edenlerin amaçlarına ulaşmaması için, çatışmaların biran önce durmasını, çözüm sürecin kaldığı yerden devam etmesini bekliyoruz "diye konuştu.