Seçimler yaklaşırken genel koşulları nasıl değerlendiriyorsunuz? PAK’ın 1 Kasım seçimlerinde pozisyonu ne olacak?
Bir yandan çatışmalar devam etmekte, bir çok yerleşim yeri devlet tarafından ’’güvenlik bölgesi’’ ilan edilmekte, bazı ilçelerde sokağa çıkma yasakları uygulanmakta, bir yandan da seçimlere gidilmektedir. Mevcut tablo hem güvenlik açısından, hem de seçim çalışmalarının yapılabilirliği anlamında ciddi sorunlar barındırmaktadır. Bu koşullarda seçim sağlıklı olmayacaktır.
PAK henüz 42 ilde örgütlenmesini tamalayamadığı için kendi adına seçimlere katılamamaktadır. 1 Kasım seçimlerinde nasıl bir tutum alacağını ise önümüzdeki günlerde ortaya çıkacak durumu da tekrar değerlendirip karar bağlayacak ve bu kararımızı kamuoyuyla paylaşacağız. Elbette ki seçim kararımız partimizin program, perspektif ve siyasal çizgisine uygun bir şekilde belirlenecektir.
Bilindiği üzere ülke ve bölge olarak tekrar çatışmalı bir sürece girdik. Bu süreci PAK olarak nasıl değerlendiriyorsunuz. Genel anlamda konuyla ilgili önerileriniz nedir?
İki aya yakın bir süredir Devlet ve PKK arasında çatışmalar tekrar başlamıştır. Çatışmalar Kürdistan’da yoğunlaşmaktadır.Zarar gören Kürdistan coğrafyası ve Kürdistan halkıdır. Kuzey Kürdistan’da gelinen siyasal, demokratik, diplomatik, kültürel düzey ve örgütlülük dikkate alındığında, artık savaşı değil, siyaseti ve kitle çalışmalarını esas almanın daha doğru olduğunu söylüyoruz. Bu nedenle de bu çatışmaların halkımıza ve onun kazanımlarına zarar verdiğini söylüyoruz. Kuzey Kürdistan’ın mevcut durumu, Güney ve Güneybatı Kürdistan gibi değildir. Oralarda elbette ki elde silah yoksa, Kürtlerin jenosidine kadar varan , tüm kazanımların yokedileceği bir tablo ile karşılaşabiliriz.Ama Kuzey Kürdistan’da durum farklıdır. Bugün Kuzey Kürdistan’da şiddet Kürdistan’ın diğer parçalarına da zarar vermektedir.
Türkiye halkları açısından da savaş, en geniş toplum kesimlerinin ekmek, özgürlük, demokrasi, adalet mücadelelerinin şoven ve ırkçı siyasetlerle boğdurulmasına zemin hazırlamaktedır. Bu anlamda bu savaş Türkiye halklarının da çıkarına değildir. Kürt ve Kürdistan sorununu 90 yıldır savaş inkar ve imha siyasetiyle ortadan kaldıracağını sanan Türkiye Devleti, ne yazık ki, kendi tecrübelerinden dersler çıkarmadığını bir kez daha ispatlarcasına savaşı derinleştiriyor. Kürdistan halkının özgürlük mücadelesi katliamlarla yokedilemez, durdurulamaz.
PKK’nin de artık savaşın halkımıza zarar verdiğini görmesi gerekir. Bu nedenle de iki taraf da ateşkes ilan etmelidir. Hatta PKK Kürtlerin elini güçlendirmek için tek taraflı ateşkes ilan etsin ve tüm Kürtler devleti gerçek bir çözüm ve ateşkes için zorlasın.
Evet, yeni bir çözüm süreci başlatılmalıdır. Kuzey Kürdistanlı tüm siyasal parti ve gruplar bir araya gelmeli, Kürt ve Kürdistan sorununun çözümü için kısa , orta ve uzun vadeli bir program oluşturmalı ve Kürdistan tarafı olarak Türkiye devleti ile muhatab olmalıdır. Üçüncü taraf olarak da uluslararası garantörler bu sürece dahil olmalıdırlar. Yani 3 tarafın muhatab olacağı yeni bir ‘’çözüm süreci’’ başlatılmaldır.
KCK’nın seçimin hemen sonrasında kimi yerlerde ilan ettiği Özyönetim modeline dair yaklaşımınız nedir?
KCK tarafından son günlerde takrar gündemleştirilen ve DBP, DTK tarafından da bir çok yerde ilan edilen ‘’özyönetim’’ kararı kendi içinde bir çok sorun ve belirsizliği içermektedir. Bilindiği gibi, daha önceleri bir iki kez ‘’demokratik özerklik’’ ilan edilmişti. Ama şu anda kimse o ‘’özerklikleri’’ hatırlamıyor bile.Bizce kavramların içini boşaltacak yanlış kararlar, gerçek nitelikleriyle yapılacak uygulamalara da zarar vermektedir. DBP,DTK tarafından dile getirilen özyönetimin içeriği konusunda da herhangi bir netlik yoktur. Kimisi, ‘’şehirlerde özgür alanlar yaratarak, hendekler kazıyarak, kendi savunma güçlerini oluşturarak, devlet kurumlarını tanımıyoruz, özyönetim ilan ettik’’ diyor,ama bu özyönetimin ne olduğuna açıklık getiremiyor. Bazıları da ‘’devlete bağlıyız, ama yeni bir yaşam için özyönetim diyoruz‘’ demektedirler. Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı anlamında özyönetimden bahs edenler de var. Devleti tanımama, devlet ile bağlarını koparma anlamında özyönetim ancak bağımsızlık olur. Ama diğer anlamlarıyla özyönetim tek taraflı ilan edilmez, ortak bir mutabakatın sonucu gerçekleşir.Ayrıca, zaten çok net olmamakla birlikte, dile getirilen özyönetim, DBP ve bir çok partinin programında yer alan ‘’Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’’nın uygulanması talebini çağrıştırıyor; bu anlamda da yeni bir şey değildir. Biz de bu şartın uygulanmasını talep ediyoruz. Bugün dile getirilen ‘’özyönetim’’, ne yazık ki ciddi belirsizlik ve kafa karışıklığını yansıtmaktadır.
Çatışmalı ortama girilmesiyle beraber asker ve polis yaşamını yitirmeye başladı. Bunun ardından metropollerde yaşayan Kürtlere saldırılar başladı. Bu tehlikeye bakışınız nedir? Nereye gidiyoruz?
Son günlerde Türkiye’nin bir çok şehrinde Kürtçe konuşan insanlara, Kürtlerin ev ve işyerlerine, Kürtleri taşıyan otobüslere ve HDP binalarına çok sayıda saldırı gerçekleştirildi.Bu saldırılarılarda ölüm ve yaralanmalar yaşandı, ciddi maddi hasarlar oluştu. Elbette ki, bu saldırıları birkaç sivil Türk insanın kendiliğinden bir ‘’tepki’’ saldırısı olarak nitelendirmek mümkün değildir. Türkiye’de benzer saldırılar daha önce de yaşandı. 12 Eylül darbesi öncesinde, 6-7 Eylül 1955’te bu türden ırkçı saldırılar yaşanmıştır. Zamanla bütün bu saldırıların paramiliter örgütler eliyle devlet tarafından organize edildiği ortaya çıkmıştır. Bu son saldırıların da yine devletin karanlık güçleri tarafından organize edildiğini düşünüyoruz. Savaşta ırkçılık ve şovenizmi kışkırtmak neredeyse bir kural halini almıştır. Ama bütün bunların nafile çabalar olduğunu da yaşam kanıtlamıştır. Türk halkına da seslenmek istiyorum. Sizleri kışkırtarak, organize ederek Kürtlere saldırtanlar dostunuz değil, bizzat sizleri ölüme göndererek, sizin kanınızla, saltanatlarını sürdürmeye çalışanlardır. Kürtlere yaptığınız bu saldırılardan dolayı eminim ki, yüreği yanan Türkler de vardır. Ama bir gün gelecek çocuklarınız, torunlarınız bu yaptıklarınızdan utanacaklardır.
Siz 1 Kasım Seçimleri Sonrası nasıl bir tablo öngörüyorsunuz?
Açıkçası 1 Kasım seçimlerinin de henüz olup olmayacağı, nasıl bir ortamda gerçekleştirileceği bilinmemektedir. 7 Haziran seçimlerinden önce, ‘’HDP barajı aşamazsa, büyük çatışmalar yaşanacak’’ deniliyordu. Ama gördük ki, HDP barajı aştığı halde, şu anda çatışmalar tekrar başlamıştır. HDP’nin 80 milletvekili’nin hiçbir önemi kalmamıştır.1 Kasım seçimlerinden sonra ortaya çıkacak tablonun parlamento aritmetiği anlamında mevcuttan çok farklı olmayacağı görülmektedir. Bu anlamda da yeni parlamentonun da Kürt ve Kürdistan sorununda, özgürlük, adalet, demokrasi, insanların yaşam düzeylerinin iyileştirilmesi, ekonomik gelişim vb. konularda ciddi değişim getirecek bir adım atacaklarına inanmıyoruz.
Siz PAK olarak Kürt ve Kürdistan Sorununa nasıl bir çözüm getiriyorsunuz?
PAK, Kürt ve Kürdistan sorununu iki ayrı çözüm programıyla değerlendiriyor.
Türkiye’de yaşayan Kürtlerin sorunu olarak ‘’Kürt Sorunu’’, Türkiye’deki özgürlük, demokrasi, adalet ve insanca yaşam mücadelesinin bir parçası olarak, dil, kültür, ulusal değerler vb. hak ve özgürlükler sorunudur.
Kürdistan sorunu ise Kürt ulusunun kendi geleceğini özgürce belirleme sorunu, Kürdistan halkının özgürlüğü ve kendisini özgürce yönetebileceği bir siyasi statü sorunudur. Parti programımızda, bu statü federe, konfedere ve bağımsızlığı koşullara göre gündemleştirecek bir devletleşme sorunu olarak tanımlanmıştır.
PAK Kürdistan sorunununa getirmiş olduğu bu çözüm perspektifine bağlı olacak şekilde, Güncel Hedefler Programıyla da, bugünden gerçekleştirilmesi gereken acil adımları belirlemiştir.
PAK’ın kendisine yakın kesimlere birleşme ve diğer ulusal güçlerle ittifak siyaseti ne durumda? Önümüzdeki süreç ne gibi olasılıklara gebe tabiri caizse?
PAK kuruluşundan beri , Kuzey Kürdistan’da özgürlükçü, demokrat bir Kürdistani parti yürüyüşünde bir durak olduğunu ve bu yürüyüşün devam ettiğini söylemektedir. PAK olarak program ve siyasal perspektifilye aynı düşünen, yakın düşünen en geniş kişi, parti, grup ve potansiyelin tek partide birleşmesi gerektiğine inanıyoruz. Aynı şeyleri söyleyen çok sayıda bölük pörçük oluşum yerine birleşerek daha güçlü bir parti ile halkımızın bugünü ve geleceğinde bir rol sahibi olmak gerekir.
Kuzey Kürdistan’da programatik ve siyasal açıdan elbette ki aynı parti içinde yar alamayacak bir çok siyasal kesim de vardır. Tüm Kürtleri tek partide birleştirmek mümkün olmadığı gibi, doğru da değildir. Bu gerçeklik, bir ulusal birlik ihtiyacını da gündeme getirmektedir.Kürt ve Kürdistan sorununu Kürdistan halkının özgürlüğü ve Kürdistan’ın siyasi statü sorunu olarak gören en geniş kesimlerin ittifakı da yaşamsal önem taşımaktadır. Bu ihtiyaç henüz karşılığını bulabilmiş değildir. Bizler 6 parti (Azadi Hareketi, KADEP,ÖSP, PAK, PAKURD, PDK-BAKUR) devam eden savaşa karşı bir işbirliği geliştirdik. Bazı etkinlik ve görüşmelerimiz oldu. Bunu işbirliği çerçevesinde daha da geliştirmek istiyoruz. PDKT ve HAKPAR’a da bu işbirliğine katılımları için çağrıda bulunduk. Dileriz önümüzdeki süreçte onlar da buna dahil olurlar. Bu çalışmaların önümizdeki süreçte daha ileri düzeyde bir ittifaka dönüşüp dönüşmeyeceğini birlikte çalışarak göreceğiz. Biz bu çalışmanın giderek olgunlaşmasını ve doğru prensipler üzerinde ilerlemesini istiyoruz.
PAK olarak diyoruz ki; birleşebilecekler birleşsin, birleşemeyenler ittifak yapsın, ittifak yapamayanlar diyalog içinde olsun, diyalog içinde olamayanlar hiç değilse birbirlerine düşmanlık yapmaktan kaçınsın.
PAK Genel Başkanı Özçelik: Her iki taraf da ateşkes ilan etmelidir
Diyarbakır’da PAK (Partîya Azadîya Kurdistanê-Kürdistan Özgürlük Partisi ) Genel Başkanı Sayın Mustafa Özçelik’i ziyaret ettik. Gündeme ilişkin sorularımızı yanıtlayan Sayın Özçelik’e teşekkür ediyor, çalışmalarında başarılar diliyoruz.
Kaynak: Mardin Life
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin