HÜDA PAR'ın, Kudüs'ün feth edilişinin yıl dönümü münasebetiyle organize ettiği "Uluslararası Selahaddin ve Kudüs Paneli", Haliliye Belediyesi Gençlik ve Kültür Merkezi Konferans Salonu'nda gerçekleştirildi.
Programa, HÜDA PAR Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu, yerli ve yabancı akademisyen, araştırmacı, âlim, kanaat önderi ve sivil toplum kuruluşu temsilcileri iştirak etti.
Açılış ve takdimin ardından program, İmam-Mehmet Hayati Baybostancı'nın Kur'an-ı Kerim tilaveti ile başladı, HÜDA PAR Genel Başkan Vekili İshak Sağlam'ın selamlama konuşmasıyla devam etti.
Ardından moderatörlüğünü Özgür Kudüs Platformu Başkanı Süleyman Kızılçınar'ın yaptığı panel sunumlarına geçildi.
Panelde Öğretim Üyesi ve Yazar Prof. Dr. Ahmet Ağırakça, "Selahaddin'in Kudüs'teki Adaleti ve Uluslararası Sistemin Gazze Sınavı" başlıklı sunumunu gerçekleştirdi.
Selahaddin Eyyubi'nin Duvin aşiretlerinin Kürtlerinden biri olduğunu, Tikrit çevresinde yerleşen Eyüp ve kardeşi Şirkuh'un birlikte hareket ettiklerini hatırlatan Ağırakça, onun kendi ailesinin önemli gençlerinden olduğunu kaydetti.
Selahaddin'in küçüklüğünden beri ilme meraklı olduğunu ifade eden Ağırakça, "O yıllarda da İslam dünyası ilmin zirvesinde olduğu için medreseye gidip ilim tahsiliyle uğraşmak istiyor. Kendi ifadeleriyle 'Babam ve amcam buna müsaade etmediler. Kudüs işgal altındayken cihadın önemini bana aşıladılar ve cihad ile hayatımı geçirmemi, Kudüs'ün fethi için uğraşmamı istediler. Bundan dolayı ben 6 yaşımdan itibaren ilmi elde etmeye çalıştım. Fakat ne yazık ki istediğim seviyede bir ilim adamı olamadım, cihada katıldım.' diyor." diye konuştu.
Selahaddin Eyyubi'nin, "dünya tarihinde sarayı olmayan tek hükümdar" olduğunu ifade eden Ağırakça, "Sadece Selahaddin'in ordusu var ve tek hedefi; Kudüs'ü yeniden fethetmek, Hazreti Ömer'in bu hatırasını canlandırmak, Kudüs'ü Resulullah'ın (Sallallahu Aleyhi Vesellem) İsra mekanı olarak tekrar yeniden İslamî özgürlüğüne kavuşturmaktır." dedi.
"Kendisine bir şikâyette bulunan hiçbir Allah'ın kulunu geri çevirmemiş"
Selahaddin'inin, savaşçı olmasına rağmen son derece yufka yürekli biri olduğunu aktaran Ağırakça, "Haftanın iki gününde âlimlerin, fakihlerin ve kadıların hazır bulunduğu bir adalet meclisi oluşturur. İnsanların haklarını korur, adaleti insanlar arasında yerleştirmeye çalışırdı. Kendisine bir şikâyette bulunan hiçbir Allah'ın kulunu geri çevirmemiş ve onu dinlemezlik etmemiştir. Her zaman zayıfın yanında yer alır, mazlumların hakkını korurdu. Kendisine gelen şikâyetlerin sahiplerini mutlaka dinler, ihtiyaç sahiplerinin her türlü ihtiyacını karşılamaya çalışırdı." diye konuştu.
Selahaddin'inin, her davranışını vahiye göre şekillendirdiğini söyleyen Ağırakça, "Komutanlarıyla, arkadaşlarıyla, yanındaki ilim adamlarıyla herhangi bir konuda ihtilaf söz konusu olursa kesinlikle mutlak surette Allah'ın kitabına ve Resulullah'ın (Sallallahu Aleyhi Vesellem) sünnetine başvurulması gerektiğini her zaman hatırında tutmuş ve adamlarına bunu hatırlatmıştır. Kendisini dava eden, yani onun hakkında davacı olan birisi ile mahkemede yan yana oturur ve bunun Hazreti Ömer'in uygulaması olduğunu ifade etmek suretiyle bütün hükümdarlar tarafından bunun gereğinin yapılmasını hep anlatır ve önemini dile getirmiştir." ifadelerini kullandı.
Vergileri kaldıran bir hükümdar
Onun devrinde birçok verginin kaldırıldığını, insanlara asla bir yük yüklenmediğini belirten Ağırakça, "Fatımilerin Hicaz'daki hizmetlerine harcanmak üzere her hacıdan aldıkları 7 dinarlık vergi vardır. Bunu, Mısır'a hâkim olduğu anda hemen kaldırmıştır. Aynı şekilde Hicaz'a yardım etmeyi sürekli olarak kendisine bir görev olarak kabul etmiş. Her sene devlet hazinesinden bir miktarı Mekke ve Medine'ye gönderirdi. Ve bu devam etmişti. Sürre alayları, Abdülhamid devrine kadar bu yardım aynen diğer halifelerde de devam etmiştir. Ayrıca Mısır'da içme suyu için alınan ücreti kaldırmış. Selahaddin bu adaleti ile yönetimi sürdürmüş ve ayakta tutmuş. Bundan dolayı da gerçekten halkın, askerlerinin sevgisini kazanmıştı." diye belirtti.
Ağırakça, "İslam tarihinde önde gelen isimlerden biri olarak kabul edilen bu büyük şahsiyet, yumuşak huyluluğuyla her türlü kötülüğü iyilikle karşılaması, insanları daima affetmesi, sabrı ve olaylar karşısında her zaman soğukkanlı olarak davranması ile tanınmış bir kişiliğe sahipti." şeklinde konuştu.
Selahaddin'in iyi bir devlet adamı, cesur bir kumandan, her zaman savaşlarda önde duran iyi bir savaşçı, tecrübeli bir yönetici, aynı zamanda iyi bir ilim adamı ve takva sahibi olduğunu vurgulayan Ağırakça, şöyle devam etti:
"Bir gün Hıttin Savaşı'nın bir gece öncesinde orduyu teftiş ediyor. Geceleyin kendisi kalkıp abdest alıyor ve çadırları tek tek dolaşıyor. Dolaşırken bütün askerlerin teheccüd namazına kalktığını görüyor. Bir çadıra uğruyor ki bir asker orada hâlâ uyumaktadır. Beklenir ki buna kızar veya azarlar. Hayır! Gidiyor, onun hafifçe sakalını okşuyor ve 'Kalk evladım, kalk. Ordumuzun bereketini gideriyorsun.' diyor.
Gece namazına kalkmayan tek bir nefer… Onu da Selahaddin uyandırıyor. Böyle bir ordu işte… Gece namazını ihmal etmeyen, takva sahibi bir ordu Kudüs'ü fethedecektir. Böyle bir orduyu bekliyoruz. Allah'ın izniyle olacak."
"İkinci Selahaddin'in ya doğduğunu görüyoruz ya doğmak üzere olduğunu"
"Şimdi tarih ve İslam ümmeti, ikinci Selahaddin'i doğuracak bir anneyi bekliyor. Bir Selahaddin daha gelecek ve Kudüs Siyonist işgalden kurtulacak Allah'ın izniyle." diyen Ağırakça, "Ümidimizin yeşerdiğine inanıyoruz. İzzeddin el-Kassam Tugayları bize ümit veriyor. Ebu Ubeydeler, Yahya Sinvarlar kesinlikle ikinci Selahaddin'e işaret etmektedirler. İkinci Selahaddin'in ya doğduğunu görüyoruz ya doğmak üzere olduğunu, belki hatta aramızda olduğundan da bahsetmemiz mümkündür. Selahaddin gerçekten hazır. Çünkü inanıyoruz ki siyonistlerin bu zulmü bir gün sona erecek ve dünyanın vicdanı harekete geçecektir. Bu vicdan harekete geçtiği andan itibaren kesinlikle Kudüs özgürlüğüne kavuşacaktır. Böyle bir kumandan veya kahraman savaşçının bir gün çıkıp geleceğini görüyoruz, hissediyoruz. Belki atının ayak seslerini bile duymaktayız. Belki tanklarının, uçaklarının… ne olursa olsun, haberlerini az çok hissediyor ve bekliyoruz." diye konuştu.
Ağırakça, "Kudüs böyle devam etmeyecek. Mutlak surette, nasıl orta dönemlerde Haçlıların 1099 yılında işgalinden 88 yıl sonra Selahaddin tarafından nasıl istirdat edildiyse, nasıl geriye alındıysa, orası bir İslam beldesidir, orası bir İslam toprağıdır. Dolayısıyla kesinlikle bunun geriye alınması gerektiğine inanan bir ümmet vardır artık." dedi.
Özellikle 7 Ekim 2023'teki Aksa Tufanı'nın ardından bütün dünyanın Gazze ve Filistin'in konuştuğuna dikkat çeken Ağırakça, "Hatta İslam'a düşman olan halklar ve devletler bile artık hizaya geldiler. Başlangıçta bu siyonist devlete bütün güçleriyle yardım eden o büyük yedi düvel; Amerika, İngiltere, Fransa, Almanya, Rusya, İtalya vesaire... Bütün bunlar başlangıçta hep siyonistlerin yanında durdular ve iki yıl savaştan sonra karşılarında savaşan bir ordu da yoktu. Fakat İzzeddin El-Kassam'ın bereketiyle hareket eden El-Kassam Tugayları vardı. El-Kassam Tugaylarının o cesareti, o yiğitliği, o sumudu, o direnişi gerçekten fethi yakınlaştırdı. Fethin yakın olduğunu ondan sonra daha çok hissetmeye başladı." ifadelerini kullandı.
Gazze'de Kassam Tugayları'nın işgal rejimi ve onun destekçilerine karşı verdiği mücadeleyi anlatan Ağırakça, "Bu kardeşlerimiz direndi. Düşünün, yedi düvele karşı, Amerika'nın o gemilerle taşıdığı silahlara rağmen, İngiltere'nin, Fransa'nın, Almanya'nın bütün subaylarını oraya gönderip de siyonist askerleri eğitmesine rağmen, Kassam Tugaylarına ve HAMAS hareketinin tünellerine ulaşabildiler mi? Hayır. Eğer sadece HAMAS hareketiyle bu Tel Aviv'deki siyonist yönetim tek başlarına karşı karşıya kalsaydı, 2 ay sonra HAMAS hareketinin o mücahitleri Tel Aviv'de olacaktı, Allah'ın izniyle. Fakat sadece siyonist devlet yoktu ki. Bütün bu bahsettiğimiz devletler onlara yardım etmek suretiyle sürekli olarak Müslümanları öldürmeye çalışırlar. Ama HAMAS'ın karargâhlarına ulaşamadılar. Ulaşmaları da hâlâ mümkün değildir."
"Bütün dünya, bugün HAMAS'ı destekliyor, Gazze'yi destekliyor"
Ağırakça, "Öyle bir güç ki hafız olmayanı aralarına almıyorlar. Ehl-i tertip olmayan orduda yer alamıyor. Ehl-i tertibin ne olduğunu biliyorsunuz; kaza namazı olmayan kişi. Ve dolayısıyla böyle takva sahibi insanlarla bu fetih gerçekleşecektir. Bütün dünya, bugün HAMAS'ı destekliyor, Gazze'yi destekliyor." diye konuştu.
Kudüs'ün fethinde Urfa'nın önemine işaret eden Ağırakça, "Selahaddin'in Kudüs'ü fethetmek üzere hazırlandığı yıllarda, bilhassa İmadüddin Zengi'nin Urfa'yı almasından sonra şöyle bir slogan gelişti. O günden bugüne kadar: 'Kudüs'e giden yol Urfa'dan geçer.' Bu çok çok önemlidir. Bundan yaklaşık bir 25 sene kadar evvel siyonistler buraya da dalmışlardı. 25 veya 30 seneye yaklaştı. Bir sürü buradan toprak almaya çalışıyorlardı. Çünkü biliyorlardı ki Kudüs'ün üzerine gidecek olan fetih ordusu Urfa'dan geçecektir. Bunu onlar da biliyorlardı. Bu açıdan bu panelin önemi çok büyük. Allah'ın izniyle biz ümitvarız. Ümidimizi kaybetmiyoruz. Bu fethin gerçekleşeceğine inanıyoruz." değerlendirmesinde bulundu.
Ağırakça, sözlerine şöyle son verdi:
"Ve dolayısıyla Gazze'deki o kardeşlerimizin sabrı, tevekkülü, direnişi Kudüs'ü zaten hazırlamıştır. Kudüs'ün fethini hazırlamıştır.
Bütün bu fazilet, bütün bu erdemlilik, bütün bu direniş o Gazzeli kardeşlerimizin kadınıyla, erkeğiyle, çocuğuyla, genciyle... Aralarında hafız olmayanı, neredeyse olmayan bir halk bu.
Böyle bir halk, işte o Selahaddin'in çadırlarında gece namazına hiç kimsenin uyumayıp herkesin namaza kalktığı gibi, bugün bütün Müslümanlar gece namazlarında Kudüs'e dua ediyor. Hep birlikte gönlümüz Kudüs'ten yana çarpıyor ve Allah'ın izniyle hep birlikte Kudüs'ün fethini göreceğiz.
Olur ya hayatta olmazsam, siz bunu hatırlayacak ve birbirinize bunu söylersiniz inşallah."
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin