Tarihte birçok sahabe ve evliyaya ev sahipliği yapan Mardin’in, Üstad Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri’nin hayatında da önemli bir yeri bulunuyor. 17 yaşında çıktığı ilim yolculuğu onu Bitlis’ten Cizre’ye, oradan da Mardin’e ulaştırdı. Bediüzzaman, Mardin’de kaldığı süre zarfında hep ilkleri yaşadı. Molla Said olarak, 1895’te geldiği Mardin’de zamanın medrese âlimleriyle girdiği fikri tartışmalardan dolayı Üstad unvanı aldı. Eğitim için yerleştiği Şehidiye Medresesi’nde henüz 17 yaşındayken ders vermeye başladı. Siyasetle de ilk defa Mardin’de tanıştı. İlk sürgün hayatı da yine Mardin’de başladı.
Üstad’ın hayatında iz bırakan üç mekân
Üstad Bediüzzaman, şehirde Ulu Cami, Şehidiye Medresesi ve Camii ile Şeyh Yusuf Ensari’nin babası Şeyh Eyyûb Ensari’nin tarihi evinde kaldı. Ulu Cami’de birçok alimle hararetli fikri tartışmalarda bulundu. Herhalde genç Molla Said, bu enaniyetli hocalara meydan okuma nevinden olacak ki, Ulu Cami’nin minaresinin şerefesine atlar ve kollarını yana açarak pervane gibi minare şerefesinde dolaşmaya başlar. Molla Said’i korkuyla izleyen halk, hayretini gizleyemez.
Üstad’ın Mardin hayatında önemli bir yere sahip olan Şehidiye Medresesi ve Camii, O’nun Mardin alimlerine karşı rüşdünü ispat ettiği tarihi mekânlardan biridir.
Üstad Bediüzzaman, Mardin’e geldiği zaman Şeyh Eyyûb El-Ensari Efendi’nin evinde kalır. Ensari ailesi, Yemen hükümdarı Tübba soyundan gelen Harislerin Hazrec kolundan, En-Neccar oğullarından, Hz. Muhammed’in bayraktarı Ebu Eyyûb el Ensari’nin soyundan geliyor. Kainatın Efendisi’ni evinde misafir etme şerefine nail olan büyük sahabe Ebu Eyyûb el Ensari’nin, on üç asır sonra aynı adı taşıyan, aynı soydan gelen torununun evinde Bediüzzaman Said Nursi misafir olur.
Bediüzzaman’ın ilk sürgünü
Bediüzzaman Said Nursi’nin ilk siyasi çalışmaları Mardin’de olur. Faaliyetleri hayli ses getirir. O günlerde Abdülhamid idaresindeki Osmanlı Devleti’nde parçalanma endişesi hâkimdir. Bundan dolayı başta doğu şehirlerinde olmak üzere Osmanlı topraklarında yoğun bir denetim söz konusudur. Mardin’de de benzer uygulamalar vardır. Üstad’ın faaliyetlerinden rahatsız olan idareciler, şehirde sözde kontrolü kaybetmemek için onu yakın takibe alır. Hakk’ın hatırını yüksek tutmak adına şiddetli tartışmalara giren Molla Said, Mardin mutasarrıfı tarafından güvenlik gerekçesiyle il hudutları dışına çıkartılır. Elleri bağlı şekilde bir muhafız nezaretinde Bitlis’e sürgün edilir. Bu olay, daha sonra aralıklarla, çok daha şiddetli ve çeşitli şekilde yaklaşık 50 yıl sürecek güç odaklarıyla mücadelesinin başlangıç noktasını teşkil eder.
Bediüzzaman’ın Mardin’de yaşadığı olaylar hakkında önemli bilgiler veren Şeyh Yusuf Ensari’nin torunu araştırmacı yazar ve eski Mardin Merkez İmam Hatip Lisesi Müdürü Yusuf Metin Yardımcı şunları anlatıyor: “Said Nursi Mardin’e geldiğinde dedemin babası Şeyh Eyyûb Ensari’nin evinde misafir olarak kaldı. Dedem Şeyh Yusuf Ensari yaşıt oldukları için dedemle birlikte şu anda Teker Mahallesi’nde bulunan tarihi evde karşılıklı münazaralara katıldı.”
Genç ve heyecanlı bir yapıya sahip kişiliğinin Bediüzzaman’ı münazara ve münakaşa ortamlarına sevk ettiğini söyleyen Yardımcı, şunları anlatıyor: “O yıllarda Mardin’in meşhur medreselerinde değişik ilimlere ait dersler veren müderrisler vardı. Bunlardan bir tanesi de Mardin’in yetiştirmiş olduğu İslam alimlerinden Şeyh Yusuf Ensari’nin hocası bulunan Hakizadelerden Şeyh Yusuf Haki’dir. Üstad gençliğin de vermiş olduğu heyecanla ilim heyetinin hazır olduğu Şeyh Yusuf Ensari’nin babası Şeyh Eyyûb’e ait olan konağında önemli dersler aldı. O zamanlar bu malikane aynı zamanda ilmi etütlerin de yapıldığı bir yer. Üstad, Mardin’de kaldığı süre zarfında Ulu Cami ve Şehidiye Camii’nde eğitim gördü. Mardin, Üstad’ın hayatında çok önemli bir yer edindi. Zira Üstad, Mardin’de hep ilkleri yaşadı. Burada Üstad unvanını aldı, ilk ders vermeye başladı. En önemlisi de Üstad’ın ilk sürgün hayatının Mardin’de başlamasıdır.”
Ustad'ın kaldığı yerlerle ilgili olarak ise Mehmet Selim Parlakoğlu şu bilgileri veriyor:
Bediüzzaman’ın Mardin hayatında ve diğer hayat safhalarında kaldığı mekânlar, kendisi gibi bedî olan ve bir çok sırrı sinelerinde barındıran mekânlardır. Kaderin sevkiyle bu mekânlarda yaşayan Bediüzzaman’ın hayatının hiçbir safhasının, gezdiği hiçbir mekânın tesadüfe havalesi mümkün değildir. Bunun pekçok sırrı içinde sakladığına hiç şüphe yoktur. Mardin’e 1895 yılında henüz 17 yaşında iken gelen Bediüzzaman’ın, hayatında iz bırakan Mardin’deki mekânlarını ve sırlarını bizimle paylaşmaya ve mekânları tanıma fırsatını yakalamaya var mısınız? Bediüzzaman’ın Mardin hayatında üç mekân öne çıkar. Bunlar Ulu Camiî, Şehidiye Medresesi ve Camii ile Ensarîlerin evidir.
MARDİN ULU CAMİİ
Molla Said-i Meşhur Mardin’e genç yaşında geldiğinden, medrese hocaları ile talebeler, önce onunla fikrî çatışma ve münazaraya girmek isterler. Başarılı olamayınca onu kendilerine üstad olarak kabul ederler. Herhalde Üstad, bu enaniyetli hocalara meydan okuma nev’inden olacak ki, Ulu Camiî’nin minaresinin şerefesine çıkar ve her iki kolunu yana açarak pervane gibi minare şerefesinde dolaşmaya başlar. Molla Said’i korkuyla izleyen halk hayretini gizleyemez. İşte bu olay için düşüncemiz, ister tatlı bir hayâl veya mizansen deyin, acaba o anda Bediüzzaman minarenin başında böyle haykırmış olamaz mı:
“Ey muhataplarım! Ben çok bağırıyorum. Zira asr-ı sâlis-i aşrın (yani on üçüncü asrın) minaresinin başında durmuşum; sûreten medenî ve dinde lâkayt ve fikren mazinin en derin derelerinde olanları camiye dâvet ediyorum.” (Münâzarât, s. 86)
Bu minare maddî olarak neden Mardin Ulu Camii minaresi olmasın? Dilerseniz cami hakkında bazı bilgiler vererek, Bediüzzaman’ın hayatında iz bırakan mekânı tanımaya çalışalım.
“Mardin’de Ulu Cami Mahallesi’nde, ana cadde üzerindeki çarşının içinde bulunan Ulu Camiî çıplak gözle cepheden tam olarak görülemeyecek biçimde, caddenin altında, eğimli arazi doldurularak tesviye edilmiş alan üzerinde yapılmıştır. Caminin varlığını haber veren nişane, hemen dikkat çeken ve kuzey köşede bulunan kare kaide üzerine yapılmış silindirik gövdeli süslü minaresidir. İki minareli yapıldığı kayıtlardan anlaşılan caminin, doğuda yer alması gereken minaresi bugün yoktur. Bugün mevcut olan tek minare, daha geç dönemlerde yapılmış olmakla birlikte, kaidesindeki yazıt 1176 gibi erken bir tarihî vermektedir. Çok yeni ve eklektik bir üslûbu yansıtan minare kapısının yapım tarihi de 1888/89’dur. Bazı Süryani yazarların kiliseden çevrildiğini söylemesine karşın, 12. yüzyıl Artuklu dönemi mimarisinin temel özelliklerini yansıtan bu yapıda yer alan en eski yazıt, yapının 11. yüzyıl içinde yapıldığını göstermektedir; ancak yapının, bu yazıtın temsil ettiği dönemdeki şekli bilinememektedir. Filvaki, bugünkü mimarî formun bir bütün halinde, Selçuklu döneminde tasarlandığı söylenemez. Minarede bulunan bir başka yazıt 1176 tarihli olup, Melik Kutbettin İlgazi’ye aittir. Doğu cephedeki 1186 tarihli diğer bir yazıt ise, Yavlak Arslan dönemindendir. Bu ilk örnekte kullanılan kubbeyi dıştan yivleme tekniği bu yapıdan itibaren Mardin’de bir gelenek halini almıştır. Kubbesi, ikisi duvara yaslanmış altı paye üzerine oturmaktadır. Kubbenin dıştan yivlenmesi bazı geç dönem Artuklu yapılarında karakteristik olmakla birlikte, bu tarz yivleme tekniği, bir örneği Deyrulzafaran’da görülmek üzere, 19. yüzyılda Mardin’de yeniden moda olmuştur. Minberi Muzaffer Kara Arslan tarafından yenilenmiş ve sonra Artuklu Sultanı Davud (1367-1376/7) ağaç minber yaptırmıştır. Avlusunun etrafında, çapraz tonozlu revaklar bulunur. Bugün bunlardan sadece beşi kalmıştır. Abdulgani Efendi’nin verdiği bilgiye göre, Ulu Caminin “Sipahiler (Tellâllar) Çarşısı”na bakan güney duvarı, Uzun Hasan tarafından 1496’da yenilenmiştir. Avlunun kuzeyinde, Şafiî mezhebine ait ayrı bir mahfel bulunur. Yapının temel malzemesi düzgün temel taştır. Abdulgani Efendi, Akkoyunlu hükümdarı Cihangir’in buraya birtakım rüsum ve emlak vakfettiğini yazmaktadır. Cami planı incelendiğinde, kuzeyde yer alan dikdörtgen avlunun güneyinde mihrap duvarına paralel, beşik tonozlu üç neften oluşan, mihrap duvarına yakın iki nefin kubbe ile kesildiği; enine gelişmiş mihrap, önü kubbeli bir şema görülmektedir. Bu şema aynı zamanda, çevredeki birçok yapı tarafından taklit edilmiş bir modeldir.” (Mardin aşiret-cemaat-devlet. Tarih Vakfı Yay.2001,431-432)
MARDİN ŞEHİDİYE MEDRESESİ VE CAMİİ
Molla Said’in Mardin hayatında önemli bir yere sahip olan, Şehidiye Medresesi ve Camisi, onun Mardin Alimlerine karşı rüştünü ispat ettiği mekânlardan biridir. Burada şiddetli fikir çatışmaları yaşandığına şahit oluyoruz. Mardin’de yaşamış bulunan büyük âlimlerden Şeyh Yusuf Efendi (1873-1956) gençliğinde Şehidiye Camii’nde Bediüzzaman’la tartışmaya giriştiği, Said Nursî’yi “Delâil-i zâhire hakkında milleti şüpheye düşürmekle” suçladığı ve Şeyh Yusuf’un girişimiyle, Said Nursî’’nin Mardin’den sürüldüğü bazı hatıralarda iddia edilmektedir. Ancak bu iddianın ne derece doğru olduğunu bilemeyiz. Bilinen bir şey varsa o da Molla Said’in bu mekânda Mardin âlimlerine üstadlığını kabul ettirmiş olmasıdır. Dilerseniz bu mekânı da tanımaya çalışalım.
Ana caddenin güneyinde PTT’nin karşısında, cami ile birlikte bir kompleks oluşturan yapı Şehidiye, Nasıriye ve seksen hücreli olmasına izafeten, Semanin adlarıyla da anılmaktadır. Nasıreddin Artuk Arslan tarafından yaptırılmıştır. Abdulgani Efendi’nin aktardığına göre, caminin bilinmeyen bir tarihte yıkılmış olan doğu tarafının aslına uygun olmayan bir biçimde yapılmıştır. Büyük mihrabın 1920’lerdeki görüntü ve o tarihte mevcut mezarlık, burasının bir dönem kabristan olarak kullanıldığına şahitlik etmektedir.
Aynı yıllarda, medresenin batı tarafı da harabe görünümündedir. Yapının bu kısmında ayakta kalan iki büyük oda okul olarak kullanılmış, arsa haline gelmiş bölüm üzerinde kahvehane ve dükkânlar yapılmıştır. 1920’lerde, doğu tarafında yer alan altlı ve üstlü sekiz oda ayaktadır ve içinde yoksullar barınmaktadır. Medrese revaklı avlulu ve ayvanlı medrese şemasına uygundur. Kompleksin güneyinde bulunan ve bugün müftülük merkezi olarak da hizmet veren, iki nefli Şehidiye Camii’nin minberi cevizden yapılmış ve üzerindeki bezeme yer yer kırılmış ya da çürümüştür. Minberin Arapça yazıtında ustasının Ali bin Sencer olduğu ve nakışlarını Kirmanlı Tacüddin’in şakirdi Muhammed’in yaptığı yazılıdır. Minareli olarak yapıldığı halde minaresi yıkılmış ve 1914’te Belediye Başkanı Gönüllüzade Hıdır Çelebi ile vakıflar memuru ve askerî amirlerin girişimiyle, minare Ermeni mimar Lole Giso’ya yeniden yaptırılmıştır. İki şerefeli olan minare, iskelesiz olarak inşa edilmiştir.
Camiye “Şehidiye” adının verilmesi, Abdulgani Efendi tarafından, caminin temeli atıldığında ortaya çıkan birkaç şehid mezarına ve Vezir Nizameddin Bakış’ın savaşta şehit düşen kölesi Lulu’nun cami yapılmadan önce buraya gömülmesine bağlanmaktadır.
Çok sayıda onarım geçirmiş olan yapının ilk onarımı, 1787 tarihini veren yazıtın ilk onarıma işaret ettiği düşünülürse, bu tarih olmalıdır. 1975’te cami, Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından onarılmıştır. Cami minaresi ile 1515-16 tarihinde yapıldığı bilinen türbenin sandukaları 1925 yılında Vali Tevfik Hadi Baysal döneminde yıkılmıştır. (Mardin aşiret - cemaat - devlet. Tarih Vakfı Yay. 2001, 438 - 439)”
ŞEYH EYYUB-İ ENSARİ’NİN EVİ
Molla Said Mardin’e geldiği zaman, Şeyh Eyyub-i Ensari Efendi’nin evinde kalmıştır. Ensari ailesinin atası ise, Yemen hükümdarı olan Tübba soyundan gelen, Medine’de yerleşen, Harislerin Hazrec kolundan, Enneccar oğullarından, İslâm peygamberinin ünlü bayraktarı Ebu Eyyüb’el Ensari’dir.
Kâinatın Efendisini evinde misafir etme şerefine nail olan büyük sahabi Ebu Eyyüb’el Ensari’nin, on üç asır sonra aynı adı taşıyan, aynı soydan gelen bir zatın evinde Zamanın Bedii’nin misafir edilmesi bir tesadüf olabilir mi?
Bilindiği gibi Medine şehri İslâmın sosyal hayata başlangıç beldesi olarak kabul edilmiştir. Burada iman dersleri tamamlanmış, İslâm hayata geçirilmiştir. Mardin de Bediüzzaman’ın siyasî ve sosyal hayata atıldığı ilk şehir olmuştur. Onun içindir ki Mardin Bediüzzaman’ın hayatında önemli bir yer edinmiştir.
Üstad’ın ilkleri yaşadığı şehir: Mardin
Bediüzzaman Said Nursi, Mardin’de kaldığı sürede birçok ilk yaşadı. Şehre gittiğinde Şeyh Eyyûb El-Ensari Efendi’nin evinde kaldı. Kainatın Efendisi’ni evinde misafir etme şerefine nail olan büyük sahabenin on üç asır sonra aynı adı taşıyan torununun evinde Üstad da misafir oldu.
Kaynak: Mardin Life
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin