NATO Zirvesi ve Türkiye’nin Yeni Devlet Aklı

KÖŞE YAZISI

Değerli okurlarım,
Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO), 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde Türkiye’nin başkenti Ankara’da önemli bir zirve gerçekleştirecektir. NATO’ya üye 32 ülkenin liderlerini bir araya getirecek olan toplantı, Ankara’nın Beştepe semtinde bulunan Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde yapılacaktır.
Türkiye, NATO Zirvesi’ne ikinci kez ev sahipliği yapmaktadır. İlk zirve, 2004 yılında İstanbul’da düzenlenmiş; Bulgaristan, Letonya, Estonya, Litvanya, Romanya, Slovakya ve Slovenya’nın katılımıyla NATO’nun genişleme sürecinde önemli bir dönüm noktası olmuştur.
Ancak bu yılki zirve, yalnızca Ukrayna’nın üyeliğinin, savunma harcamalarının veya Rusya Federasyonu’nun oluşturduğu tehditlerin ele alınacağı rutin bir diplomatik toplantı olarak değerlendirilmemelidir. Bu zirve, aynı zamanda uluslararası sistemde yeni güç dengelerinin şekillendiği bir dönemde, Türkiye’nin jeopolitik ve stratejik konumunun yeniden değerlendirileceği önemli bir eşik niteliği taşımaktadır.
Soğuk Savaş’ın sona ermesinin ardından dünya siyaseti, yaklaşık otuz yıl boyunca alışık olduğu geleneksel düzeni büyük ölçüde kaybetmiştir. Amerika Birleşik Devletleri’nin liderliğinde oluşan tek kutuplu dünya düzeni, günümüzde giderek daha fazla sorgulanmaktadır. Rusya Federasyonu’nun askerî ve jeopolitik kapasitesini yeniden inşa etmesi, Çin’in ekonomik gücünü siyasi ve askerî nüfuza dönüştürmesi, Avrupa Birliği’nin stratejik özerklik arayışları ve bölgesel güçlerin daha bağımsız politikalar izlemeye başlaması, uluslararası sistemde yeni bir tablonun ortaya çıkmasına neden olmuştur.
Uluslararası ilişkiler literatüründe “çok kutupluluk” olarak tanımlanan bu süreç, yalnızca güç merkezlerinin çoğalmasını değil, aynı zamanda küresel karar alma mekanizmalarının da daha karmaşık hâle gelmesini ifade etmektedir. Türkiye ise bu dönüşümün tam merkezinde yer almaktadır.
Osmanlı İmparatorluğu’ndan Türkiye Cumhuriyeti’ne uzanan tarihsel süreç incelendiğinde, devletin benzer uluslararası gelişmeler karşısında çoğu zaman denge politikaları izlediği görülmektedir. Günümüzde de Türkiye’nin kendisini yalnızca Batı’nın güvenlik şemsiyesi altında tanımlaması yeterli değildir. Bunun yerine, millî çıkarlarını esas alan, çok yönlü ve daha bağımsız bir dış politika anlayışını güçlendirmesi gerekmektedir.
Ukrayna’nın NATO üyeliği meselesi de belirlenen uluslararası kurallar ve bölgesel dengeler çerçevesinde değerlendirilmelidir. Türkiye açısından konuya yalnızca Ukrayna’nın üyeliği perspektifinden bakılmamalıdır. Asıl öncelikler arasında Karadeniz’in geleceği, Rusya Federasyonu ile Batılı ülkeler arasındaki gerilimin yönetilmesi ve bölgesel istikrarın korunması yer almaktadır.
Türkiye, sahip olduğu stratejik konumun ve diplomatik tecrübenin farkında olarak hareket etmeli; NATO Zirvesi’nde yalnızca ev sahibi ülke değil, aynı zamanda bölgesel ve küresel dengelerin şekillenmesinde söz sahibi bir aktör olduğunu ortaya koymalıdır. Bu nedenle Ankara’da gerçekleştirilecek zirve, sadece NATO açısından değil, Türkiye’nin gelecekteki dış politika vizyonu bakımından da tarihî bir öneme sahiptir.
Köşenin Sözü :”Bir insanın nasıl güldüğünden TEBİYESİNİ, neye güldüğünden AKIL SEVİYESİNİ anlarsın…” (Hz. Mevlana)
Abdulbaki Akbal