Saz, Ritim ve Hatıralar: Bir Mardinli Müzisyenin Yolculuğu
Mardin müziğinin yaşayan ustalarından Sebahattin Onar, sahne hayatını noktalasa da müziği bırakmadı; ofisini adeta küçük bir konser mekânına dönüştürdü.
Haber: Gülten AKGÜL
Mardin'de yaşayan 76 yaşındaki usta sanatçı Sebahattin Onar, uzun yıllar süren sahne hayatının ardından sahneleri bırakarak müziğini ofisinde sürdürüyor.Kentin tanınmış müzisyenlerinden Onar, müziğe 1978’de ev düğünlerinde başladığını kaydetti. Ülkenin birçok noktasından kendisini dinlemek için vatandaşların Mardin'e geldiğini kaydeden Onar, "Oturup çalıp söylüyoruz; kimileri ağlıyor, kimileri eğleniyor. Yarım saatlik bir müzikte bile misafirlerin hepsi ayağa kalkıp 'bir daha' diyor. Bu ofis beni ayakta tutuyor. Sahnelerde jübilemi yaptım ama ofisimde müziği daha yoğun sürdürüyorum. Sahnede 2-3 saat çalarken, burada süre bazen 5-6 saate çıkıyor. Bir misafir kalkıyor, diğeri geliyor. Müzik için geliyorlar, ben de onları kırmıyorum. Bazen kalabalık dışarıya taşıyor, bu da gurur verici bir durum. " dedi.
Mardin’in tanınmış yöresel müzisyenlerinden 76 yaşındaki usta sanatçı Sebahattin Onar yıllar süren sahne hayatına veda etti. Sahneleri gençlere bırakan Onar, müziği bırakmadığını ancak artık ofisinde devam ettiğini vurguladı. Müziğe 1978'de ev düğünlerinde çalarak başladığını anlatan Onar, o dönemlerin uzun ve eğlenceli düğünlerini, "O zamanlar düğünler evlerde yapılırdı. Sabahın 4’üne, 5’ine kadar tek başıma cümbüş ve darbukamla çalardım. Haftanın altı günü işteydim." sözleriyle anlattı.

"Ankara'da makine mühendisliği okutulmayınca, ben de kendimi müziğe kaptırdım"
Müziği kendi kendine öğrendiğini söyleyen Onar yaptığı açıklamada şunları söyledi:
"1976 yılında Ankara Beşevler'de makine mühendisliği okutulmayınca, ben de kendimi müziğe kaptırdım. Daha sonra Mardin'e gelip ikamet etmeye başladım. Çok sevdiğim, kan kardeşim olan bir arkadaşım vardı. Çok duygulu çaldığım ve içten söylediğim için bana, 'Sebahattin, sen ne yapıyorsun? Gel düğünlere çıkalım' dedi. Başta itiraz etsem de sonunda beni ikna etti ve düğünlere çıkmaya başladık. 1978 yılıydı, sahne değil de ev düğünleri yapıyorduk. Akşam 7'de başlardık. İlk çaldığım düğünden itibaren popüler oldum ve halk beni dinlemek için sıraya giriyordu. Yıllık ajanda kullanırdım, iş geldiği zaman hemen isim ve soyadla kaydederdim. Bazıları düğün tarihlerini belirlemeden önce benden randevu alıp onayladıktan sonra davetiyelerini basıyorlardı. Tarihlerini bana göre ayarlıyorlardı."
"İsterseniz müziği bırakayım dedim. Onlar da bu duruma karşı çıkıp anlayışla karşıladılar"
Mardin'de müzik kültürü eskiden beri çok iyi gidiyordu. Evlerde, damlarda düğünler yapılırdı. Ancak teknik anlamda pek ileriye gidiş olmadı. Çünkü o zamanlar nota yoktu, aşırı bir müzik teknik bilgisi yoktu. Sadece yöresel Mardin müziğini icra ediyorlardı. Ben piyasaya çıkınca hem yöresel, hem Arapça, hem Kürtçe, hem de fantezi eserlerle program yapıyordum. Bu çeşitlilik sayesinde bayağı tutuldum. Diğer müzisyenler haftada bir işe giderken, ben haftanın altı günü gidiyordum. Bu durum kıskançlık yarattı. Onlarla oturup konuştum, isterseniz müziği bırakayım dedim. Onlar da bu durumu karşı çıkıp ve sonrasında anlayışla karşıladılar."

"Karşımdakini etkileyemeyeceksem o enstrümanı elime almam"
Müzikte ayrım yapmadığını vurgulayan usta sanatçı açıklamasını şöyle sürdürdü:
"Mardin'deki müzisyenlerin neredeyse yüzde 80'i beni örnek alarak hareket etmiştir. Sanat müziğini pek icra eden yok, daha çok Mardin eserleri ve yöresel müzikler üzerine yoğunlaştılar. Eserlerimi duygularımla icra ederim. Karşımdakini etkileyemeyeceksem o enstrümanı elime almam. Her tür sanatın aynı titizlikle yapılması gerekir. Ben cümbüş çalıyorum eğer hakkını vermezsem bu yaptığım iş sanata girmez. Hakkını vermek zorundayım, aksi takdirde alay konusu olurum. Bu, tüm sanatkarlar için geçerlidir. Nasıl ki bir mobilyacıdan sipariş edilen ürün güzel ve ilgi çekiciyse usta sanatının hakkını vermiş sayılır; müzikte de durum aynıdır. Maddiyat her zaman ikinci plandadır. Sanatı sanat için yaparsanız, maddiyat kendiliğinden gelir.

"Türkiye'nin her yerinden insanlar geliyor"
Oturup çalıp söylüyoruz; kimileri ağlıyor, kimileri eğleniyor. Yarım saatlik bir müzikte bile misafirlerin hepsi ayağa kalkıp 'bir daha' diyor. Bu ofis beni ayakta tutuyor. Sahnelerde jübilemi yaptım ama ofisimde müziği daha yoğun sürdürüyorum. Sahnede 2-3 saat çalarken, burada süre bazen 5-6 saate çıkıyor. Bir misafir kalkıyor, diğeri geliyor. Müzik için geliyorlar, ben de onları kırmıyorum. Bazen kalabalık dışarıya taşıyor, bu da gurur verici bir durum. Türkiye'nin her yerinden insanlar geliyor.
