Kitap Künyesi
Yazar: İskender Pala
Tasarımcı: Utku Lomlu
Yayın Evi: Kapı Yayınları
İSBN: 9789758950096
Sayfa Sayısı: 164
... Ve Gazel Yeniden Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Sevgili!
Hani bir aşk idin, bir güzellik idin sen, güzellikle aşkın kesiştiği prizmada. Güzelliğin, cihanı gösteren bir ayna; aşkın, o aynanın cilâsı idi hani. Güzelliğin olmasa efendim, aşkı hiç bilmeyecekti cihan; aşkın olmasa güzelliği hiç anlamayacaktı. Aşk pazarında mezat hep güzelliğine; güzellik yurdunda yollar hep aşkına durmuştu efendim... Ve sen gitmiştin...
Şiiri meslek edinip de şair olamamanın acısını en iyi bilenlerdenim ben. Şiir söyleyemediğim için duygularımı, şiire en yakın gördüğüm deneme formatında anlatmayı yeğlemem bundandır. Ancak, bu kitaptaki her bir deneme için birkaç kitap okuduğumu itiraf etmeliyim. Uzun gecelerde küstürdüğüm uyku perisinin dönmesini beklerken şekillenen düşüncelerim beyaz sayfalara bu üslûpta yayıldı ve her bir cümle bazen birkaç defa değiştirildi. Anlattıklarım kendime değil, topluma; merkeze değil muhite aitti. Benim duyduklarımı duyan yüzlerce kalbin yaşadığını bu kırk denemeyi yazarken öğrendim. Hüzün, gözyaşı ve acıyı ifade etmenin ne kadar çok yolu varmış meğer. Meğer ne çok titrermiş kalbimiz yaşadıklarımız karşısında.
(Tanıtım Bülteninden)
... Ve Gazel Yeniden Alıntıları - Sözleri
- Sevgi ile aşk arasındaki fark hakimiyet derecesi ile ölçülür. İnsan, gönlündeki hâle hâkim olabiliyorsa buna sevgi denir. Ama gönlündeki hâl insana hâkim ise onun adı aşk olur.
- Aşkta yok olmak, insanı dünya endişesinden kurtarır; hayatı güzelleştirir. Dıştan bakıldığında aşk ile acze düşmek ve zebun olmak gibi görünen bu hâl, aslında her âşığın ulaşmayı istediği en son noktadır. Çünkü aşk gelince irade gider ve irade gidince sorumluluk ortadan kalkar. Sevg, insanın hükmedebildiği duygudur; ama aşk insana hükmeden, insanı hükmüne alan duygudur.
- Şerbetin âhir sunar her şahsa kanûn-ı ecel Derdine Lokmân'dan ey dil-haste dermân oldu tut -"Ey hasta gönüllü (bîçare âşık)! Derdine Lokman hekimden derman olsa ne çıkar; ecel kanunu en sonunda her kişiye ölüm şerbetini sunduktan sonra?!" *Aşkî
- Şiir hakikatte bilgi edinmek yahut anlamak için değil, hissetmek içindir.
- Şâh-ı dehr oldun sipihr üstünde eyvân oldun tut Sen göçüp gittin bu menzilden o virân oldu tut -"Diyelim ki âleme sultan oldun, gökkubbe de sarayının gölgeliği oldu. Sen göçüp gidecek, bu konakta viraneye dönecek olduktan sonra ne kıymeti var?!" *Aşkî
- Ne sâl iledir, ne mâl iledir Beyim ululuk kemâl iledir *Esat Muhlis Paşa
- Dünyanın her yerinde en gizemli sözler hep şairlerin dilinden dökülegelmiştir.
- Taşlar kim cevr ile kûyunda urmuşdum bana Gönlümi yıkdun anunla, kabrümi âbâd kıl *Aşkî
- Sevgide irade vardır ama aşkta irade elden gider.
- Bize farz olmuş iken olmamız İslâm’a zahir Nice bir oturalım bunca günahı çekelim (Askerlerim!) İslâm’a arka çıkmak bize farz kılınmış iken daha ne zamana kadar oturup bunun günahını çekeceğiz!?
- Özünü bilenler gözedür yolun Sözünü bilenler düzedür dilin
- Bizde bir atasözü vardır; “Yerine düşmeyen güzel, yerine yerine gezer” denilmiştir. Bunun şiircesi de, Kenârın dilberi nâzik de olsa nâzenîn olmaz
- Onlar dünya sevgisini gölgeye benzetmişlerdir; ardına düşersen hep senden kaçar da, sırtını dönersen daima seni takip eder.
- Gönül Mecnûn gibi dil-beste olma zülf-i Leylâ'ya Seni sâhra-neverd-i aşk eden zîrâ Hudâ'dır hep
... Ve Gazel Yeniden İncelemesi - Şahsi Yorumlar
ruh=rüzgar: Sen verirsin ariyet bu can-ı mahzununı bana Senden ayrılamak heman ölmekdir ey huni bana (Ey aşıkların kanını dökmeye âdet edinen zalim sevgili! Bu mahzunı canı bana ödünç olarak veren sensin.Bu durumda senden ayrılmak benim için hemen ölmek demektir.) Bilmem hiç açık bir arazide kasırga veya hortum gördünüz mü? Allah vermesin ama hani şöyle küçükleri çalı çırpıyı; büyükleri de çatıları ve hayvanları göğe savuran havaî girdaplardan bahsediyorum. Büyük Sahra'da veya çöllerdeki kum firtinalarının şiddetlileri bu tür hortumlar oluşturur. İhtimal filmlerde görmüşsünüzdür; şimdi o manzarayı gözünüzün önüne getiriniz ve o dönüp duran hortumu Mecnun'un ruhu farz ediveriniz.. Hortum, aslen bir rüzgârdan ibarettir. Ancak rüzgârın cismi olmadığı, yani yalnızca ruh olduğu için ona görünürlüğünü veren, ancak şiddetidir. Bu şiddettir ki, onu kum tanecikleriyle görünür kılar. Bu şiddet ve aşırılık, tıpkı Mecnun'un aşktaki izdiyadı gibidir. Çünkü ruhun da gerçekte görünmediği, naslarla sabittir. Ancak eğer Allah iradesi isterse onları değişik boyutlarda ve şekillerde gösterebilir. Bu da aşırı isteğe, aşka, çağırmaya bağlıdır. Mecnun'un âşıklıktaki gücü ve aşkının mübalağası, onun ruhunun çöllerde hâlâ görülmesine vesiledir. Zira onun peyrevleri sayılan asri Mecnun'lar her devirde ondan manevi istimdatta bulunmakta, ruhaniyetinden kendi aşklarının artmasına bir vesile aramaktadırlar. (Ali)
Bardak, uzun ve kulpsuz imal edilen bir çeşit kupadır. Bil hassa 19.yüzyıldan, itibaren, üzeri nakışlanmış, yer yer suya dair felsefîk dizeler yazılmış billûr, pirinç, bakır ve altın kupaların kullanımı yaygınlaşmıltır. Ancak fsha önceleri bardakların çam ağacından yapıldığı ce hem suyu soğuk tuttuğu, hem de çam kokulu çam suları içildiği için tercih edildikleri bilinmektedir. Sebilhane bardakların geçmişinde kristalden ziyade çam malumatı vardır. *Burada bardaktan bahseden şairin 'destine' derken( destine =eline veya testine) de unutamadığını dikkat çekilir. Sevgiliye ait bir testiye bardak olmak da aşık için çok şeydir!... Çünkü eskiden bardaklar bir zincir ile testlerin kulplarına bağlanırlardı. Sevgili testi, aşık da onun boynuna asılmış bardağı olunca, aşk, meşke dönüşür. (Hacer Karageçi)
Kitabın Yazarı İskender Pala Kimdir?
İskender Pala, 8 Haziran 1958 tarihinde Uşak‘ta Kayaağılı köyünde doğmuştur. Uşak Cumhuriyet ilkokulunda okudu. Kütahya Lisesi’nden mezun oldu. 1979 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirdi. Lisans tez çalışması Câmiu’n-Nezâir’dir. Yine İstanbul Üniversitesi’nde “Aşkî, Hayatı, Edebî Şahsiyeti ve Divânı” konusunda Doktora çalışması yaptı. 1983 yılında Doktorasını tamamladı.
1983 yılında Divan edebiyatı dalında doktor, 1993 yılında İstanbul Üniversitesi‘nde doçent ve 1998 yılında Kültür Üniversitesi‘nde profesör oldu. Ortaokul ve liseler için Türkçe ve Edebiyat ders kitapları yazdı. Denemeler, hikayeler, fıkralar ve edebiyat araştırmacısı olarak çeşitli ansiklopedi ve dergilerde bilimsel ve edebi makaleler yayımladı. Düzenlediği Divan Edebiyatı seminerleri ve konferansları geniş kitleler tarafından takip edildi.
1979-1982 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türkoloji seminer kütüphane memurluğu yaptı. Hayatının ilerleyen dönemlerinde çeşitli sebeplerden dolayı askerlik mesleğini tercih eden İskender Pala, öğretmen subay olarak 1982 yılında Deniz Kuvvetleri Komutanlığına girdi. 14 yıl 7 ay görev yaptıktan sonra 1996 yılında TSK‘dan ihraç edildi.
1982-1984 yılları arasında Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Deniz Lisesi Komutanlığı’nda teğmen, 1984-1986 yılları arasında Üsteğmen olarak görev yaptı.
1986-1987 yılları arasında Boğaziçi Üniversitesi’nde part-time Türk Dili ve Edebiyatı öğretim üyesi olarak çalıştı.
1987-1994 yılları arasında Yüzbaşı olarak, Dz.K.K.lığı Tarihi Deniz Arşivi kuruluş ve faaliyetleri görevinde çalıştı.
1994-1996 yılları arasında Tarihi Deniz Arşiv Araştırmaları ve Dz.K.K.lığı yayın faaliyetlerinin yürütülmesi görevinde çalıştı.
1996-1997 yılları arasında Öğretim yılı, MSÜ Fen-Edebiyat Fakültesi Eski Türk Edebiyatı öğretim üyesi ve İSAM redakte kurulu üyeliği yaptı.
1997 yılında Öğretim yılında İstanbul Kültür Üniversitesinde öğretim üyesi olarak çalışmaya başladı. Aynı zamanda Uşak Üniversitesi öğretim üyesidir.
İskender Pala, 1980 yılında F. Hülya Avcı ile evlendi. Hilye Banu, Elif Dilasa adında iki kızı, Alperen Ahmet adında bir oğlu vardır.
Ödülleri :
1989 – Türkiye Yazarlar Birliği dil ödülü, (Ansiklopedik Divân Şiiri Sözlüğü)
1990 – AKDTYK Türk Dil Kurumu ödülü, (Ansiklopedik Divân Şiiri Sözlüğü)
1996 – Türkiye Yazarlar Birliği inceleme ödülü, (Şairlerin Dilinden)
2001 – Aydınlar Ocağı Kayseri Şb. Yılın Edebiyat Adamı ödülü,
2001 – YTB Uşak Halk Kahramanı ödülü,
2003 – “Babil’de Ölüm İstanbul’da Aşk” Yılın Romanı Ödülü
2013 – Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü,
Türk Patent Enstitüsü Marka Ödülü
İskender Pala Kitapları - Eserleri
- Şah ve Sultan
- Babil'de Ölüm İstanbul'da Aşk
- Od
- Kitab-ı Aşk
- Aşkname
- Aşina Güzeller
- Ah Mine'l-Aşk
- ... Ve Gazel Yeniden
- Ansiklopedik Divan Şiiri Sözlüğü
- Atasözleri
- Ayine
- Katre-i Matem
- Boğaziçi'ndeki Mücevher
- Divan Edebiyatı
- Divane Güzeller
- Dört Güzeller - Toprak, Su, Hava, Ateş
- Düşte Kalan
- Efsane Güzeller
- Gözgü
- Gül Şiirleri
- Güldeste
- İki Darbe Arasında
- Hayriyye
- İki Dirhem Bir Çekirdek
- Kadılar Kitabı
- Kahve Molası
- Kırk Ambar
- Kırk Güzeller Çeşmesi
- Kırkıncı Kapı
- Kudemanın Kırk Atlısı
- Leyla ile Mecnun
- Mir'at
- Muhteşem Şair Muhibbi
- Müstesna Güzeller
- Perişan Gazeller
- Perî-şan Güzeller
- Su Kasidesi
- Şair Fatih: Avni
- Şairlerin Dilinden
- Şiirler Şairler Meclisler
- Şir-i Kadim
- Tavan Arası
- Akademik Divan Şiiri Araştırmaları
- Kronolojik Divan Şiiri Antolojisi
- Aşka Dair
- Mevlana
- Efsane
- Hoş Sadâ
- Kırklar Meclisi
- Lale Devri
- Mihmandar
- İstanbulcunun Sandığı
- Bülbülün Kırk Şarkısı
- Şahane Gazeller 1
- Üstatlar konuşuyor
- Fetih ve Fatih
- Nurundandır Bütün Nurlar
- Mesela
- İstanbul Bir Rüya
- Karun ve Anarşist
- Şahane Gazeller 2
- Şahane Gazeller 3
- Uzmanlar Konuşuyor
- Barbarossa
- Tarihimiz Konuşuyor
- Türk Dili ve Kompozisyon
- Yunus Emre
- Şahane Gazeller 1- Fuzuli
- Nabi
- Naili
- Namık Kemal'in Tarihi Biyografileri
- Necati
- Nedim
- Nef'i
- Şeyh Galip
- Aşkî
- Baki
- Fatih Sultan Mehmet
- Fatih'in Şiirleri
- Abum Rabum
- İtiraf
- Kalp
- Akşam Yıldızı
- Şiirin Sultanları
- Ortaöğretim için Divan Şiiri
- Ahmed Paşa
- Jennifer’ın Düğünü
- Darbe: Kan ve Sultan
- Aşk Bir Zamanlar
- Neyzen Tevfik
- Vali Hanım
- Süleyman
- Leyla ile Mecnun
- Nizamülmülk
- Kılıçarslan
- Kervan
- Düşte Kalan
- Güldeste
- Mevlanâ Celaleddin
- Ah Mine'l Aşk
- A-71
- Şehir ve Kültür İstanbul
İskender Pala Alıntıları - Sözleri
- Aşk da, âşıklık da en güzel meslektir bize. Ve Sevgili'nin yüzü yoksa eğer gözümüzde, aşk da haramdır bize, âşıklık da. (Mevlana)
- "Sevgilinin Mahallesinde âşık kavgası hiç eksik olmaz,hatta sevgilinin Mahallesinin köpekleri onların kanları ile beslenir." (Şir-i Kadim)
- Hak kulundan intikamın yine abdiyle alır Bilmeyen ilm-i ledünni anı kul yaptı sanır (Şiirler Şairler Meclisler)
- İlk aşk günahı cennette işlenmiş, onun için aşk cennet duygusudur. Aşk cennetten çıkarıldığı için insana bu kadar fedakarlık yaptırır. (Ortaöğretim için Divan Şiiri)
- Mutluluğun zevki paylaşılarak çıkar küçüğüm, lakin üzüntü tek başına yaşanır. (Abum Rabum)
- Mezarlık bir ibrethanedir. İnsanı duaya sevk eden esrarlı sessizliklerin en muhteşem mabedidir o. (Tavan Arası)
- Âşıkın ciğeri yandıkça, gözü yaş (su) döker. (Ah Mine'l Aşk)
- Göz... Savaşı başlatan haberci. Bakış... Elde olmayan kader; ilahi kaza. Ve Aşk... Kalple göz arasında kutlu bir hadise... (Kitab-ı Aşk)
- Dilberin eziyeti, rakibin düşmanlığı, ayrılığın ateşi ve gönlün zafiyeti... Meğer Allah beni bunca türlü dert için yaratmış. (Şiirin Sultanları)
- 21. Derecelenme ve zıtlıklar olmayınca âlem yıkılır. Nitekim cahil de âlimin yerini tutamaz. 22. Su, ateşin yaptığı işi yapamadığı gibi; toprak da rüzgarın görevini yere getiremez. 23. Demirin işini altın beceremez; tuzun tadını ve çeşnisini de mücevher veremez. 24. Elin yaptığını ayak başaramaz; kalem de kılıcın çıktığı makama ulaşamaz. 25. Gözün yaptığını kulak yapamadığı gibi fare, akıl edip de zehiri düşünemez. 26. Çiftçinin yerini kuyumcu tutamaz, dülger de ayakabıcının işinden anlamaz. 27. Efendinin işini nasıl köle bilmezse, sultan da halkın işini bilemez. 28. Sıcak soğuğun yaptığını yapamazken; kuru hiç yaşın sonunu bilebilir mi? 29. Gölge güneşin eserini ne anlasın? İçki de Cemşit'in neşesini anlamaz ki zaten.. 30. İşte her şeyin bir zıddı vardır. Artık yaratılışındaki kabiliyet ölçüsünde bunu anlayıp hisseni al. (Hayriyye)
- Mihr-ü mah ister cemalinden zekat Failatün Failatün Failat.. (Ey sevgili! Güneş ile ay (bile, sana hayranlıklarından dolayı) güzelliğinin zekatını isterler.) (Hoş Sadâ)
- Sakın terk-i edebden kûy-ı mahbûb-ı Hudâdır bu Nazargâh-ı ilâhidir Makâm-ı Mustafa’dır bu NÂ Bî (Nabi)
- Dahi mecâz u hakîkat ne olduğunu bilmez Hevâ-yı aşk sanır bir dil-i harâbım var |Nailî Benim, aşka tutulduğunu zanneden harabeye dönmüş bir kalbim var ki henüz neyin mecaz, neyin gerçek aşk olduğunu bile bilmiyor. (Şahane Gazeller 2)
- Kişi kalbinde olanı Allah'tan başkasına bildirmeye mecbur değildir. (Kervan)
- Geçmiş zamanın puslu hatıralarıdır kimlikler giydiren ruhlarımıza ve geçmiş zamanlar neşeli ve sevinçleriyle, hüzünleri ve acılarıyla en çok tavan arasında saklanırlar. (Tavan Arası)
- Hamdım, piştim, yandım... (Mevlana)
- Yıkılıptır şu cihân sanma ki bizde düzele Devleti çerh-i deni verdi kamu mübtezele Şimdi ebvab-ı saadette gezen hep hezele İşimiz kaldı heman merhamet-i Lemyezele İkbali / Cihangir (Şiirin Sultanları)
- Ölüm... Acı olduğu kadar mecbur, ürkütücü olduğu kadar alışılmış, aykırı görüldüğü denli doğal ve kovulmak istendiğince kucaklanmış. Hayatla birlikte var; insanla birlikte yok. (Mir'at)
- gel, yine gel, ne olursan ol yine gel (Mevlanâ Celaleddin)
- Sevmek, tanımakla başlar. (Müstesna Güzeller)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin