93 ve Balkan Savaṣları: Avrupa Türkiye'sini Kaybımız - Yılmaz Öztuna Kitap özeti, konusu ve incelemesi
93 ve Balkan Savaṣları: Avrupa Türkiye'sini Kaybımız kimin eseri? 93 ve Balkan Savaṣları: Avrupa Türkiye'sini Kaybımız kitabının yazarı kimdir? 93 ve Balkan Savaṣları: Avrupa Türkiye'sini Kaybımız konusu ve anafikri nedir? 93 ve Balkan Savaṣları: Avrupa Türkiye'sini Kaybımız kitabı ne anlatıyor? 93 ve Balkan Savaṣları: Avrupa Türkiye'sini Kaybımız PDF indirme linki var mı? 93 ve Balkan Savaṣları: Avrupa Türkiye'sini Kaybımız kitabının yazarı Yılmaz Öztuna kimdir? İşte 93 ve Balkan Savaṣları: Avrupa Türkiye'sini Kaybımız kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...
Kitap Künyesi
Yazar: Yılmaz Öztuna
Yayın Evi: Ötüken Neşriyat
İSBN: 9789754379488
Sayfa Sayısı: 239
93 ve Balkan Savaṣları: Avrupa Türkiye'sini Kaybımız Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Bütün tarihimizin en büyük kaybı, Rumeli’ni elden çıkarmamızdır. Tuna ve Adriyatik’ten Meriç çizgisine çekilmemiz, iki safhada oldu: 1877-78 Rus Savaşı ve 1912-13 Balkan Savaşı. Bu iki savaşı da kaybeden Osmanlı Devleti, Rumeli’ni bıraktı ve İmparatorluğun kanatlarından biri koptu.
Bu küçük kitabımızda, Osmanlı Türkiye’sinin iki trajik dönüm noktası, geniş okuyucu kitlesi için anlatılmıştır. Türk ve Türkiye düşmanlarının ağlarını nasıl uzun vâdede, fakat planla, sabırla ve kararlılıkla ördükleri, İmparatorluk Türkiye’sinin kendisini bu ağlardan nasıl ve niçin kurtaramadığı açıklanmıştır. İhanetler, yetmezlikler, yeteneksizlikler, bazı sahifelerde okuyucuyu bunaltacaktır. Fakat bütün bunlar, tarihimizin ta kendisidir. Bugün için de sonsuz ibret dersleriyle doludur. Anadolu’ya sığınmış bir Türkiye üzerinde ayni planlar düşünülmüş, yürürlüğe konmuştur.
93 ve Balkan Savaṣları: Avrupa Türkiye'sini Kaybımız Alıntıları - Sözleri
- 275 milletvekilinin ancak 140'ı Türk'tü. Geri kalan 135 milletvekilinin 48'i Hıristiyan, 87'si Müslüman azınlık milletvekilleri idiler. Hıristiyan milletvekillerinin 23'ü Rum, 12'si Ermeni, 5'i Yahudi, 4'ü Bulgar, 3'ü Sırp, 1'i Romendi. Bunların içinden devlete sadık olan çok azdı. Her biri en az bir yabancı devletin maaşlı ajanı idi.
- Kurmay Yarbay Nihad Bey, T.C. Genelkurmayı'nca yayınlanan Balkan Harbi adlı mühim eserinde şunları söyler: -İnkılâbı (1908 Meşrutiyeti) vücuda getiren subayların ekserisi Erkân-ı Harb (kurmay) idi. Bunlar kendilerini âlim-i kül (her şeyi en iyi bilen) sayıyorlardı. Askerî bilgiler edinmek için hiçbir gayret içinde değillerdi. En kıymetli vakitlerini gündelik muamelelere, birbirlerini tenkid etmekle, birbirlerini küçümsemekle geçiriyorlardı...
- Selânik, Osmanlı İmparatorluğu'nun çok mühim bir limanı idi. Eyalet merkezi idi. Üçüncü Ordu'nun merkezi de zaman zaman ya Selânik, ya Manastır olmuştur. Türkiye'nin İstanbul'dan sonra Avrupa'daki en büyük şehriydi. Şehrin nüfusu -o çağ için büyük rakam olan- 300.000'e yaklaşıyordu. Pek çok orta dereceli sivil ve askerî Türk okulu dışında bir hukuk fakültesi vardı. Mühim Türkçe gazete ve dergilerin yayınlandığı bir kültür merkeziydi. Bu sırada 31 yaşında bulunan Kurmay Binbaşı Mustafa Kemal Bey'in doğum yeri idi. Nice Türk büyüğü yetiştirmiş bir şehirdi. Bunların arasında kısaca “Selânika” (Selanikli) diye ünlü büyük tarihçi Mustafa Efendi (15401600) anılabilir. Klasik Türk tarihçilerinin en büyüğü olan Müneccimbaşı Şeyh Ahmed Dede (1631-1702) de Selânik doğumludur. Pek çok tekkesi arasında Mevlevîhâne'si ünlü idi. Büyük ticaret merkeziydi. Daha XVII. asırda Evliyâ Çelebi, “Bedestenindeki altın ve gümüş şakırtısından insana hayret gelir.” diyor... Selanik'i müdafaa ile görevli Tahsin Paşa, jandarma generali idi. Abdülhamid, ihtilâs (devlet malını çalma) suçunu tesbit ettiği buadamı bir köşede oturttu ve sert muamele etti. Meşrutiyet'te, eski rejimden zulüm gördüğü iddiasıyla parlayanların arasına girdi. Kendisine bir Türk kolordusu emniyet edildi. Muazzam kolordusunu, tek kurşun attırmadan, Yunanlılar'a, bütün silâhları ve Selånik şehri ile beraber teslim etti (9 Kasım 1912). Bir çirkef iştir ki, sayın okuyucularımın midelerini bulandırmamak için tafsilâtına girmiyorum.
- Nâzım Paşa, arada, Çatalca hattında harbi gâyâ yönettiği vagonuna gidiyor, şampanya içerek, boş şampanya şişelerini geceleri nöbetçi erlerin kafasına vagonun penceresinden fırlatıyordu.
- İtalya Hariciye Nazırı San Guiliano Markisi, İngiliz meslektaşını şu sözlerle ikaz etmek istedi(15 Aralık 1912): - Doğu Akdeniz'de denge, dirlik ve düzenin şartı, kudretli bir Türkiye'dir.
- Üçüncü Plevne Zaferi üzerine II. Abdülhamid, Osman Paşa'ya “Gazi” unvanını vermişti. Padişah tarafından, resmen, bir kumandana bu unvanın verilmesi, geçmişi savaşlarla ve zaferlerle dolu olan Osmanlı tarihinde bile nadir görülen bir olaydı. Diğer Türk kumandanları, bunun üzerine Osman Paşa'yı büsbütün kıskanmaya başladılar. Plevne’yi kurtarmak için teşebbüse geçmiyorlardı. Ellerindeki kuvvetleri tehlikeye atmaktan, yenilmekten, mes'ûl olmaktan korkuyorlardı. Süleyman Paşa, başkumandanlıkta selefi olan Müşîr Mehmed Ali Paşa ile Müşîr Rauf Paşa'ya, Plevne yolunu açmalarını emrettiyse de, bu kumandanlar, böyle bir şeye teşebbüs bile etmediler. Kendilerinden genç olan yeni başkumandanı da kıskanıyorlardı.
- Ermeni Patriği Narses, Grandük Nikola'yı Yeşilköy'de ziyaret etti ve Doğu Anadolu'da bağımsız bir Ermenistan kurulması için Rusya’nın yardımını istedi. Bu adam, bir Türk vatandaşı ve padişahın bir tebeası idi.
- 16 yıllık çok büyük bir savaştan Fâtih, tek başına, müttefiksiz, dehşet koalisyonunun üyelerini üçer beșer perişan ederek, cihan galibi olarak çıktı. Atina ya, Bükreş'e girdi. Balkanlar'ın tek hâkimi oldu. Karadeniz'i Osmanlı iç denizi hâline getirdi. Boğazlar'ı kapatarak modern boğazlar rejimini kurdu ve boğazların açık su yolu olmalarına son verdi. İtalya’yı fethetmesinin arifesinde, Venedik istihbarat teşkilâtı tarafından zehirlenerek 49 yaşında, ordusunun başında, otağında, askerinin içinde, sefer hâlinde öldü (1481). Belgrad'ı Macaristan'dan alamamış ve Macar Ovası yolunu açamamıştı. Bu iş, torununun oğlu Kaanûnî Süleyman'a nasîb oldu.
- Eskiden her suç padişahın, Sultan Hamid'in üzerine yıkılır, Yemen'de bir köydeki yolsuzluk onun üzerinde kalırdı. Şimdi mes'ul tutulacak kişi bile yoktu.
- Tal’at Bey, sadrâzama geliyor, isteklerini dikte etmek istiyordu. Mahmud Şevket Paşa kızdı ve ilkokul mezunu olan Tal’at Bey'i şu sözlerle haşladı: - Fikriniz mahduddur. Bu mahdudiyet içinde vaziyeti tâyinden âcizsiniz. İhâtalı bir fikriniz yoktur. Yarım âlimlerdensiniz. Bu memleket, en çok, bu gibilerden zarar görmüştür!.. Tal'at Bey'imiz, dört ay geçmeden, bu sözlerin cezasını Mahmud Şevket Paşa'ya, hayatıyla ödetecektir.
93 ve Balkan Savaṣları: Avrupa Türkiye'sini Kaybımız İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Yılmaz Öztuna'nın kitapları her yaştan okuyucuya hitap eden, fazla detaya girmeyen ama konuyu da etraflıca anlatan, dili akıcı ve sade olan eserlerdir. Bu eseri de aynı özellikleri barındırıyor. Lakin her tarihçi gibi anlatımına duygularını ve dünya görüşünü yansıttığı için özellikle İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne duyduğu öfkeyi kitaba yansıtmış olması eseri akademik anlamda zayıflattığını söyleyebiliriz. Yine de Balkan Savaşlarını merak edenler için başvurulabilecek bir eser. (Muhammet BÜLBÜL)
Balkanlar ve küfür: . Bazı kitaplar küfrederek okunur, ciddiyim. Küfrü hak eden anlatılanlar. Bu kitapta öyle bir kitap, en azından benim için öyle. Kitap 93 harbi ve Balkan savaşlarını anlatıyor. Neden çıktı, durumunuz nasıldı, ne kaybettik sorularına cevap vermeye çalışıyor. Cemil Meriç "Osmanlıyı paşa babaları batırdı" derdi. Neyi kast ettiğini kitabı okurken tam anlamıyla idrak ettim. İttihatçılar ne kadar iyi niyetli vatan sever olsa da gafletlerine, bönlüklerine küfrettim. İmparatorluğun politika bilmez, diplomasiden anlamaz ittihatçılar elinde nasıl bozuk para gibi harcandığını gördüm. Rumelinin bariz şekilde atılan yanlış adımlarla nasıl elimizden kaydığını okuyup üzüldüm. Neyse kısacası tavsiyemizdir, okuyun. Küfredeceksiniz. kitap/kitap--56452 yazar/i679 (Behzat Aktura)
Yılmaz hocamın en çok içim acıyarak hatta ağlayarak, empati delisi olarak ve hatta rüyalarıma girip yaşadığım muhteşem kitabı. Bir Balkan Türk'ü ve 1877-78 ve 1912-13 savaşlarını yaşamış ailenin evladı olarak, güzelim Balkanların nasıl elimizden alındığını, insanlarımızın nelere maruz kaldığını buğulu gözlerle okudum satırlarında Yılmaz hocam. Öbür dünyada hikayelerini anlattıklarınla beraber rahat uyu. (Şenol Koçan)
93 ve Balkan Savaṣları: Avrupa Türkiye'sini Kaybımız PDF indirme linki var mı?
Yılmaz Öztuna - 93 ve Balkan Savaṣları: Avrupa Türkiye'sini Kaybımız kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de 93 ve Balkan Savaṣları: Avrupa Türkiye'sini Kaybımız PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Yılmaz Öztuna Kimdir?
20 Eylül 1930 İstanbul doğumludur. İstanbul'da lise tahsilinin yanında İstanbul Konservatuarına devam etti. 1950 - 1957 yıllarında Paris'te kaldı. Paris'in büyük kütüphanelerinde çalıştı. Paris Üniversitesi Siyasi İlimler Enstitüsü'nde Sorbonne'da Fransız Medeniyeti kısmında, Alliance Française'nin yüksek kısmında okudu ve Paris Konservatuarı'na devam etti. 13 yaşında ilk makalesi ve 15 yaşında ilk kitabı basıldı.
1969'da Adalet Partisinden Konya Milletvekili seçilerek Ankara'ya yerleşti. Türkiye Radyo Televizyon Kurumu'nda denetleme kurulu üyesi, repertuvar kurulu üyesi, eğitim kurulu üyesi (Ocak 1966- Kasım 1981), Kültür Bakanlığı'nda bakan başmüşaviri (1974-77), İstanbul Teknik Üniversitesi Türk Musikisi Devlet Konservatuarı'nda kurucu yönetim kurulu üyesi ve Türk Musıkisi Korosunda kurucu yönetim kurulu üyesi (1975'den beri) , Yay-kur (Yaygın Yüksek Öğretim) üniversitesinde Osmanlı siyasi ve medeniyet tarihi öğretim üyesi (1975-78), Milli Eğitim ve Kültür bakanlıklarında 1969'dan beri pek çok ihtisas kurulunda üye ve başkan oldu.
1974-1980 arasında Türkiye Cumhuriyetinin resmi ansiklopedisi olan ve Milli Eğitim Bakanlığınca yayınlanan Türk Ansiklopedisi'nin genel yayın müdürü olarak K harfinden T harfine kadar olan ciltleri yayınladı. 1983'te Milliyetçi Demokrasi Partisinin kurucuları arasında bulunarak merkez genel yönetim kuruluna seçildi, sonra istifa etti. 1985'de Faisal Finans Kurumu müşaviri oldu.
Pek çok radyo ve televizyon programı yaptı, bunlarda konuştu. Bazı konuşmaları A.B.D., Fransa, Avusturya gibi ülkelerin televizyonlarında yayınlandı. Bazı kitap ve yazıları çeşitli dillere tercüme edildi. Dünyada ilk defa olarak Türk Musikisi Tarihi kürsüsünü kurdu. "Büyük Türkiye", "Osmanlı Cihan Devleti", "Büyük Türk Hakanlığı" gibi son yıllarda çok kullanılan tarihi ve siyasi tabirler, Yılmaz Öztuna'nındır. Ayasofya Hunkar Mahfilinin ibadete açılması ve Topkapı Sarayında Hırka-i Saadet Dairesinde Kuran okunması, 1000 Temel Eser, Ankara Devlet Konser Salonu ve İstanbul Atatürk Kültür Merkezinin Türk Musikisine açılması gibi fikirler ve realizasyonlar Yılmaz Öztuna'nındır ve siyasi iktidara onun tarafından telkin ve kabul ettirilmiştir. Türk Kara Kuvvetlerinin ve Deniz Kuvvetlerinin evvelce yanlış olarak kutlanan yıldönümlerini bugünkü doğru başlangıç tarihleri ile kutlanmasını sağlayan da Yılmaz Öztuna'dır.
Birçok konferans verdi. 6 kıtada pek çok ülkeyi gezdi, devlet adamları ve halkla görüşerek incelemeler yaptı. Milletlerarası birçok kuruluşa üye seçildi.
Türkiyede Osmanlı tarihinin çatışmasız bir anlayışla algılanmasında katkısı vardır. Türk Parlamenterler Birliği, İstanbul Gazeteciler Cemiyeti, Ankara Aydınlar Ocağı, Anadolu Kulübü, Yahya Kemali Sevenler Cemiyeti, İstanbul Şehrini Güzelleştirme Derneği, Müsteşrikler Cemiyeti, WACL, APACL, NATO Parlamenterler Birliği, Parlamentolararası Türk - Japon ve Türk - Kore, Türk - Suudi Dostluk cemiyetleri, Avrupa Konseyi cemiyeti, Yılmaz Öztuna'nın üye, kurucu olduğu veya bulunduğu milli veya milletlerarası kuruluşlar arasındadır.
1 Eylül 1998 tarihinden itibaren Türkiye Gazetesinin başyazarlığını yaptı. 9 Şubat 2012 tarihinde Ankara'da vefat etti.
ESERLERi:
- BiR DARBENiN ANATOMiSi
Yılmaz Öztuna bu kitabında 1876 askerî darbesini, Sultan Abdülazizin tahttan indirilmesi ve ölümü olayını, bütün detayları ile anlatıyor. Bütün o dönemin şahitlerinin ifadelerini naklediyor.
-TÜRK TARİHİNDEN YAPRAKLAR
Türk Tarihinden Yapraklar, Yılmaz Öztuna'nın 1968'te İstanbul Radyosunda yaptığı konuşmalardan oluştu. Her konu, bir konuşmadır. 1969'da Millî Eğitim Bakanlığının 1000 Temel Eser serisinin 11. kitabı olarak basılıp 20.000 tiraj bir haftada satıldı. 1992'de Millî Eğitim Bakanlığınca Türk Klasikleri serisine alındı ve bu serinin 17. kitabı olarak basıldı. Şimdiye kadar 5 baskıda 58.000 tiraj yapan Türk Tarihinden Yapraklar artık klasiklerimiz arasına girmiş bulunuyor. Osmanlı ağırlıklı olmak üzere 2.200 yıllık tarihimiz içinde tam bir gezintidir.
- OSMANLI PADİŞAHLARININ HAYAT HİKAYELERİ
Osmanlı Padişahlarının Hayat Hikâyeleri, Yılmaz Öztuna'nın klasikleşmiş kitaplarından biridir. Nesiller tarafından ilgiyle okundu. Bu kitaba dayanılarak senaryolar, piyesler yazıldı, filmler çekildi. 12 Osmanlı hâkan-halîfesinin kronolojik olarak hayatlarından kesitler veren bu eser, Osmanlı tarihinin en çarpıcı taraflarını vurguladı. Konuşmalar, o çağların Türkçesi ile yazıldı. Olaylar, çok duru ve klasik bir dille tasvir edildi.
-TÜRK TARİHİNDEN PORTRELER
Biyografi, tarihçinin edebiyata yaklaşabilme yeteneği ile orantılı bir türdür. Onun için, edebiyatın bir türü şeklinde de ele alınmıştır. Kitaptaki biyografiler, hayatları ve kişilikleri anlatılan şahsiyetlerin doğum sırasına göre kronolojik şekillerde sunuldu. En yaşlıları Bumin Kağan, en gençleri Turgut Özal olmak üzere... Hayatta bulunan bir kişiyi almaktan kaçındım. Tanıttığım şahsiyetlerin hepsinin Türk büyükleri, Türk dâhileri olmadıklarını sevgili okuyucularım hemen fark edeceklerdir. Daha mütevazi çapta büyükler de, Türke çok zarar vermiş birkaç kişi de alındı. Ancak çoğunluk, tarihimizin çeşitli alanlardaki dehalarından seçildi. Hiç unutulmasın, tarihin küçükleri de, tarihin büyükleri derecesinde milletlerin hayatını ve geleceğini şiddetle etkilemişlerdir.
- TARİH SOHBETLERİ I, II, III
Biz bir cihan imparatorluğunun varisleriyiz. Geleceğimize dair görüşler ileri sürer, programlar yaparken geçmişteki bu muazzam siyasî ve medenî tecrübelerimizden sonuna kadar istifade etmek bizim en tabiî hakkımızdır. Millet ve devlet olarak misyonumuzu belirlemekte en sağlam ölçüyü de böyle bir tarih şuuru ile getirebiliriz. Bu itibarla aydınlarımızın ve gençlerimizin kendi tarihleri hakkında muhtelif cihetlerden bilgi edinebilecekleri eserlere ihtiyaç duydukları muhakkaktır. Ötüken, işte bu mülahazalarla, Türk tarih ve mûsıkîsine yaptığı değerli hizmetler ve verdiği kıymetli eserlerle haklı bir şöhret kazanan değerli yazar Yılmaz Öztunanın "Tarih Sohbetleri"ni üç cilt halinde sunmaktan şeref duyar.
Yılmaz Öztuna Kitapları - Eserleri
- Bir Darbenin Anatomisi
- Türk Tarihinden Yapraklar
- Yavuz Sultan Selim
- Sultan 2. Mahmud
- Türkler
- Kanuni Sultan Süleyman
- Osmanlı Padişahlarının Hayat Hikayeleri
- Osmanlı Hareminde Üç Haseki Sultan
- 2. Abdülhamid
- Türk Tarihinden Portreler
- Osmanlı Devleti Tarihi 1
- 93 ve Balkan Savaṣları: Avrupa Türkiye'sini Kaybımız
- Kısa Osmanlı Tarihi
- Sultan Genç Osman ve Sultan IV. Murad
- Kuruluş
- Tarih Sohbetleri 1
- Barbaros Hayrettin Paşa'nın Hatıraları
- Büyük Türkiye Tarihi (14 Cilt)
- Osmanlı Devleti Tarihi 2
- Tarihçi Gözüyle
- Fatih - Büyük Kartal'ın Gölgesi
- Osmanlıya Veda
- Avrupa Türkiyesi'ni Kaybımız
- Tarih Sohbetleri 2
- Tarih Sohbetleri 3
- Genç Osman ve IV. Murad
- Türk Tarihinde Ordu Faktörü
- Tanzimat Paşaları: Ali ve Fuad Paşalar
- Osmanlı Devleti Tarihi
- Büyük Osmanlı Tarihi (10 Cilt)
- Itri
- Başlangıcından Zamanımıza Kadar Türkiye Tarihi Cilt 1
- Türkler Araplar Yahudiler
- Keçecizade Fuat Paşa
- Devletler ve Hanedanlar
- Resimlerle 93 Harbi
- Abdülkaadir Meraği
- Hacı Ârif Bey
- Türk Bestecileri Ansiklopedisi
- Türkiye'de Askerî Müdahaleler
- Türk Mûsikîsi 2 Cilt
- Başlangıcından Zamanımıza Kadar Türkiye Tarihi 9
- Başlangıcından Zamanımıza Kadar Türkiye Tarihi 2
- Başlangıcından Zamanımıza Kadar Türkiye Tarihi 4
- Başlangıcından Zamanımıza Kadar Türkiye Tarihi 7
- Başlangıcından Zamanımıza Kadar Türkiye Tarihi 5
- Başlangıcından Zamanımıza Kadar Türkiye Tarihi 6
- Başlangıcından Zamanımıza Kadar Türkiye Tarihi 3
- Tarih ve Politika Ansiklopedisi
Yılmaz Öztuna Alıntıları - Sözleri
- Uzun Hasan savaş sonrası Osmanlı şevket ve kudretini kavrayarak bir daha hayatının sonuna kadar Osmanlılara sataşmamak için azamî gayret göstermiştir.Bu husus ölürken oğullarına:"Osmanoğulları ile asla muharebe etmeyesiz!" şeklinde vasiyeti ile sabittir. (Fatih - Büyük Kartal'ın Gölgesi)
- Haleb Büyük Câmii'ndeki Cuma namazında hatîb, hutbeyi Yavuz'un adına okumuş, Yavuz'u "Hâkimü'l-Haremeyni'ş-Şerîfeyn = Mekke ile Medîne'nin Hâkimi" diye anmıştır. Yavuz müdahale edip, "Hâkim" kelimesini "hâdim = hizmetkâr" şeklinde düzeltmiştir. (Yavuz Sultan Selim)
- "İstanbul şivesi" dediğimiz, 2500 yıldan bu yana Türkler'in coğrafyanın her mekanında konuştukları binlerce şivenin ahenklisinin en ateşli savunucuları kimlerdir? Üsküblü Yahya Kemal'dir. Urfalı Nabi'dir. Trabzonlu Nihad Sami'dir. Diyarbakırlı Gökalp'tir. Hayatında bir defa İstanbul'a şöyle bir uğrayan Kırımlı Gaspıralı İsmail'dir. İstanbul'daki parlak kültürü oluşturanların en büyük kısmı böyledir. Beldeyi şaheserleriyle donatan Sinan, Kayserili'dir. Uzun bir ihmal ve umursamazlık döneminden sonra şehrin imarını ele alan Menderes, Aydınlı'dır. İki kıt'anın yakasını birleştiren Demirel, Ispartalı'dır ve Özal, Malatyalı'dır. (Tarih Sohbetleri 1)
- Mısır’daki Memlûk beylerini Kahire kalesinde bir tuzağa düşürerek imhâ eden Mehmed Ali,bunların, Mısır’ın zenginliğinin büyük kısmını teşkil eden milyarlar değerindeki servetine el koymuş, bu para ile büyük işler yapmıştı. Kavalalılar’ın günümüze kadar gelen büyük servetinin menşei budur. (Sultan 2. Mahmud)
- Ortodoks ve Katolik mezheplerinin birleşmesi, Ortodokslar'ın da Papa'nın ruhani şemsiyesi altına girmesi isteniyordu.Çaresiz kalan son "Kayser-i Zaman",bunu kabul etti. 1452 yılının 12 Aralık gününde Ayasofya'da Papa'nın gönderdiği Kardinal İzidor, Katolik ayiniyaptırdı.Bizans halkı, bu ayini nefretle seyretti. Elbette Türk hakimiyeti altında dini ve vicdanı hürriyetlerini muhafaza ederek yaşamak, çok daha hayırlı ve şerefli olacaktı. Bizanslılar'ın bu görüşünü, Başbakan Büyük-Duka Lukas Notaras da paylaşlaşıyordu: İstanbul'da Türk sarığını görmek, Latin şapkasını görmekten evladır, demişti. (Osmanlı Padişahlarının Hayat Hikayeleri)
- Sitvatorok Muahedesi'ne rağmen Türkiye'nin, imparator'u hala sadrazamla eşit saydığına, yani Kanuni devrindeki protokole uyduğuna dair elimizde birçok vesika vardır. Bunlardan biri, Sadrazam Damat Nasuh Paşa'nın imparator Mathias'a yazdığı 26 Ekim 1612 tarihli mektuptur ki, imparatora "dostum" diye hitap etmektedir. (Sultan Genç Osman ve Sultan IV. Murad)
- Fransa eyalet sistemini de 1790 larda kaldırdı. Eyaletleri illere parçaladı. Bizim Cumhuriyet döneminde yaptığımızın aynıdır. Fransa örnek alınmıştır. (Tarih Sohbetleri 3)
- Bugün Türkiye devletinin kuruluşu, 900 yılı geçmiştir. Bu hadise, Türk milletinin tarih boyunca yarattığı en büyük eserdir. Anadolu'nun fethi için yüzyıllarca hazırlanan Türkler, 1074'te Türkiye devletini kurduktan sonra da yeni anayurtlarını savunmak, geliştirmek, ayakta tutmak ve büyük bir devlet hâline getirmek için akıl almaz çileler çekmişler ve en büyük fedakarlıklara katlanmışlardır. Üzerinde yaşadığımız topraklar, atalarımızın bizim hesabınıza yaptıkları sonsuz mücadelelerin eseridir. (Türk Tarihinden Yapraklar)
- Mâhpeyker Kösem Haseki’nin üvey oğlu bir ateş parçasıydı. Genç bir arslandı. Fevkalâde yetişmişti. Arabça, Farsça, hattâ bir rivâyete göre Batı dillerini öğrenmişti. “Fâris” ve “Fârisî” mahlasıyle olgun şiirler yazıyordu. Silâhşörlük ve pehlivanlıkta, babasından da üstündü. Korku nedir bilmiyordu. (Osmanlı Hareminde Üç Haseki Sultan)
- "Değerleri solcu ve solcu olmayan diye kesin çizgiyle ikiye ayıran zihniyet yıkılmadıkça, Türkiye iflâh olmayacaktır." (Türk Tarihinden Portreler)
- Bütün Orta Çağ'ın (476-1453) bütün yeryüzünde geçen en büyük meydan muharebesi olan, her iki tarafta başkumandan olarak oğulları ile beraber tarihin en büyük asker hükümdarlarından ikisinin bulunduğu, Çin ile Adriyatik arasındaki ülkeleri paylaşan iki Müslüman ve Türk hakanının zaferi ölesiye çekiştiği Ankara muharebesi, Türkiye tarihinin en büyük felaketlerinden biridir. Osmanlı gelişmesini ve fütuhattını yarım asır geciktirmiş, Bizans'ın ve Orta Çağ'ın hayatını 50 yıl uzatmış, Anadolu birliğini ise 70 yıl geciktirmiştir. Yıldırım devrinde Osmanlı toprakları olan bazı yerler ancak 115 yıl sonra Yavuz Sultan Selim tarafından yeniden Türkiye'ye katılabilmiştir. (Osmanlı Devleti Tarihi 1)
- Nâmık Kemâl ise daha Magosa’dadır. Orada söylenegeldiği gibi zindana falan atılmış değildir. Son yıllarda Türk Tarih Kurumu’nun 4 büyük cilt hâlinde yayınladığı mektuplarında açıklandığına göre zevk, sefa ve keyif içinde yaşamakta, güzel şiirler yazmaktadır. (Bir Darbenin Anatomisi)
- Yıldırım Sultan Bayezid'in esirliği 7 ay 12 gün sürdü. 3 Mart 1403'te Akşehir'de vefat etti. 43 yaşındaydı. (Kuruluş)
- Ebrûlerinin zahmı nihandır ciğerimde Gül-ruhlerinin handelerî çeşm-i terimde Eşkim yerinê kan dökülür dîdelerimde Sevdây-ı muhabbet, esiyor şimdi serimde Takdîre ne hâcet, bu da varmış kaderimde Adlî (İkinci Mahmûd) (1785-1839) (Sultan 2. Mahmud)
- "2.500 km'lik uzun bir yolu aşıp zafere ulaşılan bu başarılı seferin, hemen aynı şartlar altında 1812'de Napoléon'un, 1941'de Hitler'in Moskova'ya yaptıkları başarısız seferler göz önünde tutulursa, ne derece değer taşıdığı anlaşılır" (Yavuz Sultan Selim)
- XVI. asırda da Türk kültürünün seviyesi, Avrupadan ilerideydi. Ilköğretim ve okuyup yazma, Avrupaya nazaran pek çok gelişmişti. Aydın tabaka ve kitap okuyanlar da önemli sayıdaydı. Avrupada bin yazma eseri bir araya getiren hükümdarlar parmakla gösterilirken, Doğuda onbinlerce yazmadan müteşekkil pek çok kitaplık vardı. XVI. asırda Avrupada basılan kitapların tirajı çok düşüktü. Bu tirajın çok fazlasını Türkiyede hattatlar ortaya koyabiliyordu. (Türk Tarihinden Yapraklar)
- Türk denizciliğinin, Türk ordusu kadar kıdemi yoktur. Hatta Türkler, Anadolu'ya gelinceye , 11.asra kadar, denizci bir millet değillerdi denilirse mübalağa edilmiş olmaz. Gerçi milattan önceki asırlarda denizlere ulaşmışlardır. Fakat bir donanmaya ihtiyaç duymamışlardır. Türkler, Avrasya'yı seven bir kavimdir. Bir boğazı ve bir çölü atlayıp Afrika'ya bile geç tarihte intikal etmişlerdir. Açık denizden, hiç olmazsa 11.asra kadar hoşlanmamışlardır. (Kısa Osmanlı Tarihi)
- Sultan Abdülhamîd'in düşürülmesi, Osmanlı İmparatorluğu'nun parçalanmasının ilk gerçek adımı olmuştur. Adı bile düşmanı ürkütecek, mazlûm Müslüman milletlere ümit verecek bir senboldü. Onun düşmesiyle yalnız Avrupa ve Balkan devletleri değil, Ermeniler, Yahûdiler gibi devlet sâhibi olmayan topluluklar da hedeflerine çok yaklaştıklarını hissetmişlerdir. (2. Abdülhamid)
- Ordu yaptığın rezaleti gör diye Sadrazamın aleyhinde gösteri yaptıysa da seksenlik ihtiyar buna da aldırmadı. (Türkler)
- Deismann göre: " Fâtih dünya tarihinde bir dönüm noktası yarattıktan sonra Doğu ve Batı'nın kapısında durarak bu iki alemin kültürünü nefsinde toplayan bir insandır." (Fatih - Büyük Kartal'ın Gölgesi)