Kitap Künyesi

Yazar: John Dos Passos

Çevirmen: Oya Dalgıç

Orijinal Adı: U.S.A. Nineteen Nineteen

Yayın Evi: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

İSBN: 9786053605102

Sayfa Sayısı: 592

--reklam--

A.B.D. 1919 Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

John Dos Passos üçlemenin ikinci kitabı 1919'da savaşın anlamsızlığını anlatmaya devam eder. Toplumun farklı kesimlerinden insanların kimi zaman birbirleriyle kesişen öyküleri çevresinde savaşa yüklenen anlamları, ardındaki kirli oyunları ve dünya siyasetinin nasıl şekillendiğini tüm çıplaklığıyla gözler önüne serer. Savaş ironik bir biçimde, milyonlarca kişinin hayatları üzerinden yaşamı yeniden şekillendirirken bir yandan da insanlığa ilişkin pek çok şeyi yerle bir eder. Savaş koşullarının yarattığı boşluk içerisinde erozyona uğrayan değer yargıları, aynı zamanda savaşı sürdüren duygusal ortamı da körüklemektedir. Üçlemenin son kitabı Büyük Para'yı da yine Oya Dalgıç'ın eşsiz çevirisiyle yakında sizlerle buluşturacağız.

--reklam--

A.B.D. 1919 Alıntıları - Sözleri

  • Üç kişi bir araya gelince Diktatörlükler daha az güçlüdür
  • "İşinden nasıl da iğrendiğini, muhabirlerin artık hiçbir şey göremediğini, üç-dört aşamalı sansür bulunduğunu, sürekli sansürün tepesine bindiğini, her sözcüğü pis yalanlar yığını olan önceden hazırlanmış haberleri vermek zorunda kaldığını, yıllar boyu böylesine bir işi yapmaktan ötürü insanın kendisine saygısını yitirdiğini, savaştan önce gazetecinin pis bir koklarcadan azıcık iyice olduğunu ama şimdi onu tanımlamak için pis sözcük bulmanın bile olanaksızlaştığını anlatır da anlatırdı."
  • "Paris'tekiler hala kanın bedeli üzerine uzun pazarlıklar yaparak çekişiyorlar, oyuncak bayraklarla kavgaya tutuşuyorlar, kabartma haritalar üzerindeki sınır ırmaklar konusunda, halkların tarihsel yazgıları konusunda birbirlerine giriyorlardı, bu gösterilerin arkasındaysa anlaşmalarla canlarının istediği gibi oynayanlar, Deterding'ler, Zahkaroff'lar, Stinness'ler sessizce oturuyor, tüm hammaddeleri zimmetlerine geçiriyorlardı."
  • "Fransa'ya gideceğini söylediği gece odalarında beyaz şarap içerek iyice sarhoş oldular, uzun uzun konuştular, erken gelen ölümle parçalanıp dağılmanın nasıl da Gençliğin, Güzelliğin, Aşkın, Dostluğun yazgısı olduğundan, bu arada ihtiyar, şişko, süslü püslü salakların da onların cesetleri sayesinde mutluluğu bulacaklarından söz ettiler."
  • Üç kişi bir araya gelince Diktatörlükler daha az güçlüdür.
  • Clemenceau, Lloyd George, Woodrow Wilson. Bu üç yaşlı adam kardılar desteyi, dağıttılar oyun kağıtlarını: Ren Bölgesi, Danzig, polonya Geçidi, Ruhr, küçük ülkelerin kaderlerini tayin hakkı, Saar, Milletler Cemiyeti; mandalar, Mezopotamya, Denizlerin Serbestisi, Mavera-i Ürdün, Şantou, Fiume, Yap Adası; makineli tüfek ateşi, kundakçılık açlık, bit, kolera, tifo; petrol bu oyunda bir kozdu.
  • Ben alçakça elde edilmiş rahatlık öğretisini değil, eylem dolu hayat öğretisini, zorlukları yenme, çaba gösterme, çalışma, emek verme öğretisini savunmak istiyorum.
  • Gülümseyişler vardır bizi mutlu eden Gülümseyişler vardır bizi hüzünlere sürükleyen
  • Hoşça kal Broadway Selam sana Fransa On milyon kez daha güçlüyüz 83 Gülümseyişler vardır bizi mutlu eden Gülümseyişler vardır bizi hüzünlere sürükleyen 171 Ben alçakça elde edilmiş rahatlık öğretisini de- ğil, eylem dolu hayat öğretisini, zorluk/an yenme, çaba gös- terme, çalışma, emek verme öğretisini savunmak istiyorum. 175 Üç kişi bir araya gelince Diktatörlükler daha az güçlüdür. 256 ... geçmişten kalan kutsal önyargılar, görüşler dizisiyle birlikte bütün yerleşik donmuş ilişkiler süpürülüp yok edili- yor, yeni biçimlenen bütün ilişkiler, kemikleşemeden eski- yor ... 531
  • Upuzun bir yok var kıvrıla kıvrıla giden Hayallerimin ülkesine Bülbüllerin şakıdığı Bembeyaz ayın parladığı o ülkeye
  • ... geçmişten kalan kutsal önyargılar, görüşler dizisiyle birlikte bütün yerleşik donmuş ilişkiler süpürülüp yok ediliyor, yeni biçimlenen bütün ilişkiler, kemikleşemeden eskiyor ...
  • Hoşça kal Broadway Selam sana Fransa On milyon kez daha güçlüyüz
  • En kötüsü de yalnızlık hissettiğinde kafasından geçenleri anlatacak dostunun olmayışıydı.
  • Buralardaki adamların çoğu beş para etmez, çoğu yaşadığının bile bilincinde değil.
  • Ben alçakça elde edilmiş rahatlık öğretisini de­ğil, eylem dolu hayat öğretisini, zorlukları yenme, çaba gös­terme, çalışma, emek verme öğretisini savunmak istiyorum

--reklam--

A.B.D. 1919 İncelemesi - Şahsi Yorumlar

John Dos Passos’un “Amerika Üçlemesi” olarak bilinen serisinin ikinci kitabı “42. Enlem”. Adına Birinci Dünya Savaşı denen; sloganlarla, marşlarla, kahramanlık hikayeleriyle, hatta romantik aşk hikayeleri ile süslenen bu kanlı kıyımın ardında yatan sermaye savaşını ve güç kavgasını önümüze seriyor Dos Passos. Gencecik ve çoğunlukla yoksul, torpilsiz çocuklar cephelerde sefalet içinde ölümü beklerken salonlarda, ellerde içki kadehleri ile artan silah ve mühimmat talebini, yemek, giyecek, yakacak talebini, hatta ilaç ve tıbbi malzeme talebini ellerini ovuşturarak sevinçle karşılayan kodamanların ve onların yancılarının fotoğrafını çekiyor. Çarpıcı bir insanlık ve değer sorgulaması yapıyor. Serinin ilk kitabı kitap/a-b-d-42-enlem--217095 19. yüzyılın son yıllarından 1. Dünya Savaşı’nın başladığı 1914 yılına kadar geçen dönemi içeriyordu. kitap/a-b-d-1919--20596 ise 1914-1919 dönemini kapsıyor. Önceki incelememde de (gonderi/126134110) bahsetmiştim, özgün bir yazım tarzı var Dos Passos’un. Hayatları zaman zaman tesadüfen kesişse de birbirlerinden çok farklı yaşam savaşları veren karakterlerini, serbest stilde, içinden geldiği gibi aktarıyor bize. Bu hikayelerinin arasına “haber-film” alt başlığı ile dönemin gazete manşetlerini, “sine-göz” alt başlığı ile bilinç akışıyla ilerleyen kendi öz yaşam hikayesinden parçaları, şarkı sözlerini ve bazı önemli tarihi kişiliklerin özgeçmişlerini de sıkıştırıveriyor. Ve bu sayede okurunu dönemin toplumsal hayatı ve politik gelişmeleri eşliğinde film tadında bir seyahate çıkarıyor. Kitabı, 1. Dünya Savaşı’nı anlatan bir yığın benzeri eserden ayıran ise savaşa bakış açısı. Biz çoğunlukla savaşı cephedeki askerin gözünden okumaya alışığız. Dos Passos ise cephe gerisindeki ekibin; sermaye sahipleri, siyasetçiler ve bunların çıkarları için çalışan ekibin gözünden yaşananları aktarıyor bize. Kendi hayatı ile büyük benzerlik taşıyan cephe gerisi fotoğrafları bunlar. Bu sayede cephede gençler sinek gibi ölürken yapılan pazarlıkları, torpilleri, kollamaları, gerçekleri halktan saklamak için yapılan propogandaları, kalburüstü grupların katıldığı partileri, eğlenceleri ve aşk hikayelerini anlatıyor. Basitleştirmeleri sevmem genelde, ancak her iki savaşı da uzun uzun okuduktan sonra lafı dolandırmaya gerek yok: Avrupa devletleri hammadde kaynaklarının peşinde sömürgelerin yeniden paylaşımı için birbirlerine girerken A.B.D -her iki savaşa da- ellerini ovuşturuyor. Zira savaş demek yıkım demek, yıkım ise Amerikalı şirketlere sonsuz yeni pazarlar demek. Bizim inşaatçılar nasıl baktıkları her yeşillikte servetlerine servet katacakları beton kuleler görüyorlarsa, A.B.D de her ölümün ve her yıkımın ardında yeni satış fırsatları görüyor. O yüzden benimsedikleri duruş; savaşa cephelerde yoğun kayıp verecek şekilde -az sayıda “zayiat” sorun değil tabii ki- direkt müdahil olmamak, ama arka planda tüm gelişmeleri yakından izlemek ve kontrol altında tutmak. Bu amaçla Fransa başta olmak üzere tüm Avrupa kıtasına çeşitli yardım kuruluşları ve gizli servis bünyesinde sayısız eleman gönderiyor, sermaye sahipleri ile yakın ilişki içinde politik resepsiyonlarda kulis yapıyorlar. En büyük korkuları, mevcut sermaye-yönetici sınıf ağını bozabilecek ve işçilik maliyetlerini artıracak sosyalizm dalgasına yenilmek. Bu yüzden Avrupa savaşını hammadde kaynaklarını paylaşma üzerine kurarken A.B.D kendini sosyalizm karşısında pozisyonluyor. Dos Passos, ilk kitabından tanıdığımız kahramanlarını savaşa dahil ediyor bu romanında. Kimi denizci olarak mayınlar arasında yol alırken, kimileri Kızıl Haç bünyesinde Avrupa’ya gidiyor. Moorehouse gibileri -Gobbels’in iyi niyetli, ama benzer amaca hizmet eden prototipi- ise kanlı savaşı halka kahramanlık, vatan sevgisi, kızıllara karşı varoluş mücadelesi şeklinde pazarlamakla uğraşıyor. Yaptıkları propaganda ile gerçeği anlatmaya çalışanların sesini kesiyor, bankerlerin parasını koruyor, özgürlük tahvili almayanlara ajan/Alman yanlısı/kızıl suçlamalarında buluyorlar. Dos Passos’un kitap/a-b-d-42-enlem--217095 i daha çok beğenmiştim. kitap/a-b-d-1919--20596 u ise gereğinden fazla uzun ve sıkıcı buldum. Dos Passos -kendisi de ambulans görevlisi bir asker olarak Fransa'da uzun yıllar geçirdiğinden- o dönemde cephe gerisindeki hayata çok hakim, o yüzden yaşananları gün be gün önümüze sermeyi istemiş. Hikayesi, bence savaşın hemen sonraki yıllarında sıcağı sıcağına okumak için çok ilgi çekici olabilir. Ancak 100 yıl sonra, o dönemin figürlerini pek de bilmeden okumaya çalışınca, birbirine benzer hikayelerin yavaş gelişimi bir noktadan sonra okuyucunun ilgisini dağıtıyor ve bıkkınlık hissi yaratıyor. Yine de tarih sevenler için bu alternatif kaynağın ilgi çekici olduğunu belirtmeliyim. (AkilliBidik)

Bir o karakter bir bu karakter derken içimi şişiren kitap. Okuma hızım Haziran'da çok iyiydi. Bu kitap halletti sağolsun. Tıkandım kaldım. Game of Thrones'un son sezonu gibi herkesin ışınlanmasına ise diyecek söz bulamıyorum. Tek bir sayfada bir karakter New York, Paris, Viyana gibi bir yolu kat edebiliyor. Ne bir paragraf, ne bir ayrım var. Tam o karakterin konumuna, hikayesine ayak uyduruyoruz ki hop! Başka bir karakteri doğumundan itibaren anlatmaya başlıyor. Bir 50-60 sayfa sonra geri ilk karaktere dön. Hatırlamaya çalış falan. Bu metod bir kitabın başlangıç bölümünde kullanılabilecek yenilikçi ve yaratıcı bir metod olabilir bunu kabul ediyorum ama sistemi bu şekilde kurunca kopuk kopuk bir hikaye kalıyor elimize işte. Joyce benzeri anlatım tercih edilmiş olan "sine-göz" kısımlarını da maalesef beğenmedim. Bunda çevirinin de payı var mı bilemiyorum ama sadece "karışık kuruşuk iç ses cümleleri yazayım da sanat desinler" olmuş. Ben sizin yerinize okudum. Siz okumadan da geçebilirsiniz. Haber-film denilen kısımlar fena değil. Anlatılan dönemin gazete manşetlerinden bir potpori diyebilirim. Oraya da yazar şiir benzeri ilaveler yaparak James Joyce'a selam çakmış. Bilmiyorum ya.. Amerika'lı olsam belki az da olsa bir şeylet ifade ederdi kitap benim için ama bu haliyle yerel bir eser olmaktan öteye geçemez bana göre. Çeviriden kaynaklı çok büyük bir sorun daha var. Bazı özel yer adları türkçeye çevrilmiş. Çevrilmemesi gereken şeyler. Çok tuhaf olmul. Örneğin Rio de Jenario demiyor da, Jenario nehri diyor. Daha normal görünen diğer bir örnek ise Maddison Alanı. Allah'tan Yeni York diye bir şey okumadım. Bu kadar özel isim çevirmeye meraklı bir metin okuyunca bu durumun zıttı olmaz diye düşündüm evet. Onda da yanılmışım. Bu kez de "yol boyunca les miserables'ı okudu" gibi cümlelerle karşılaştım. Dip not yok. Sefiller yazmayacak kadar aslına sadık kalınmış bu noktada. Bu nasıl çeviri, nasıl tutarsızlık, nasıl editörlük anlamıyorum. Modern Klasikler serisinde hiç alışık olmadığım bir özensizlik bu. Her şeyiyle üvey evlat bu seri. Son kitabını basmamaları isabet olmuş. En baştan toparlanması gerekiyor bu metinlerin. Yoksa oldukça başarısız. Ben şimdilik son kitabını okumayı düşünmüyorum. Karakterler zaten karıştı. Yani unuturum diye bir endişem yok. Bir ara belki okurum. İyi gömdüm farkındayım ama 2020 itibariyle baakısı olmayan, sahaf eline düşmüş bu seriyi çok fazla merak eden olduğunu bildiğim için bu kadar keskin yazdım. Merak etmeyin, bulamadıysanız da fazla bir şey kaybetmiyorsunuz. (Burak Kuşcu)

Yazar serinin ilk kitabı A.B.D. 42. Enlem 19. yüzyılın son yıllarından 1. Dünya Savaşı’nın başladığı 1914 yılına kadar geçen dönemi, A.B.D. 1919 ise 1914-1919 dönemini konu ediniyor. Jean Paul Sartre için, "Çağdaş en büyük yazar" Passos'tur. Onun aynı zamanda ölümü o güne kadar en iyi anlatan yazar olduğunu söyleyip şöyle der: "Ölüm üzerine çok şey söylemez, yalnızca 'Öldü,' der ama ondan sonra yazdığı her sözcük açık mezara atılan bir kürek topraktır." John Dos Passos üçlemenin ikinci kitabı 1919'da savaşın anlamsızlığını anlatmaya devam eder. Toplumun farklı kesimlerinden insanların kimi zaman birbirleriyle kesişen öyküleri çevresinde savaşa yüklenen anlamları, ardındaki kirli oyunları ve dünya siyasetinin nasıl şekillendiğini tüm çıplaklığıyla gözler önüne serer. Savaş ironik bir biçimde, milyonlarca kişinin hayatları üzerinden yaşamı yeniden şekillendirirken bir yandan da insanlığa ilişkin pek çok şeyi yerle bir eder. Savaş koşullarının yarattığı boşluk içerisinde erozyona uğrayan değer yargıları, aynı zamanda savaşı sürdüren duygusal ortamı da körüklemektedir. (red john)

--reklam--

A.B.D. 1919 PDF indirme linki var mı?

--reklam--

John Dos Passos - A.B.D. 1919 kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de A.B.D. 1919 PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.

Kitabın Yazarı John Dos Passos Kimdir?

John Dos Passos (1896-1970) New Yorklu ünlü ve varlıklı bir avukat olan babasıyla, Virginialı seçkin ve soylu bir kadın olan annesi, ancak John on altı yaşına geldiğinde evlenebilirler. Çocukluk yıllarını annesiyle Avrupayı dolaşırken arada babasıyla Avrupa otellerinde buluşarak geçirir. Kendi deyimiyle otel çocuğudur. 18 yaşına geldiğinde babası ölür.

1916da Harvardı bitirince okumak için İspanyaya gider ancak ambulans sürücüsü olarak orduya ve savaşa katılır, cepheleri dolaşır. Savaşı dolaysız olarak tam da içinden yaşar. Three Soldiers (Üç Savaşçı) savaş izlenimlerini yansıttığı ilk romanıdır. Ona göre savaş hayal ürünü bir pazardan yararlanmak uğruna delikanlıların gencecik bedenlerini kurban eden, vahşet ölçüsünde çıldırmış uygarlığın son atağıdır. 25 yaşında genç bir yazar olarak İstanbula gelir.

Tıpkı çağdaşları ve arkadaşları olan Sinclair Lewis, Ernest Hemingway, F. Scott Fitzgerald gibi o da tüketim hırsına kapılmış ve başka her şeye kayıtsız kalan Amerikan kültürünü acımasızca eleştirir. Kapitalist endüstrinin zorbalığı karşısında duyduğu öfke ve acı, başyapıtı olan A.B.D. üçlemesinde açıkça görülür.

Jean Paul Sartre için, Çağdaş en büyük yazar Passostur. Onun aynı zamanda ölümü o güne kadar en iyi anlatan yazar olduğunu söyleyip şöyle der: Ölüm üzerine çok şey söylemez, yalnızca Öldü, der ama ondan sonra yazdığı her sözcük açık mezara atılan bir kürek topraktır.

--reklam--

John Dos Passos Kitapları - Eserleri

  • A.B.D. 42. Enlem
  • Doğu Ekspresi
  • A.B.D. 1919
  • Manhattan Transfer
  • Üç Savaşçı
  • U.S.A. / Büyük Para
  • Önemli Adam

--reklam--

John Dos Passos Alıntıları - Sözleri

  • Venedik, Batı'nın aç gözlerini doğunun göz boyayan cafcafıyla doyurmak için kurulmuş tarihsel bir Midway. (Doğu Ekspresi)
  • "İşinden nasıl da iğrendiğini, muhabirlerin artık hiçbir şey göremediğini, üç-dört aşamalı sansür bulunduğunu, sürekli sansürün tepesine bindiğini, her sözcüğü pis yalanlar yığını olan önceden hazırlanmış haberleri vermek zorunda kaldığını, yıllar boyu böylesine bir işi yapmaktan ötürü insanın kendisine saygısını yitirdiğini, savaştan önce gazetecinin pis bir koklarcadan azıcık iyice olduğunu ama şimdi onu tanımlamak için pis sözcük bulmanın bile olanaksızlaştığını anlatır da anlatırdı." (A.B.D. 1919)
  • İsmail vagonun ön tarafında, Ermenilerin zalimliklerini müslümanların çektikleri acıları anlatırken; vagonun arka tarafında bozuk Fransızcasi ile bir Ermeni, Türklerin ve tatarların vahşetini anlatıyordu. (Doğu Ekspresi)
  • "Thomas Edison seksen iki yaşında, günde on altı saat çalışıyordu; hiçbir zaman kafasını yormadı matematikle, toplumsal düzenle, genel felsefi kavramlarla" (A.B.D. 42. Enlem)
  • Birbirinden farklı değil insanlar. Bazısı gemisini yürütüyor, bazısı da sürünüyor, tek farkları bu... (Manhattan Transfer)
  • "Deneyimle anladım ki işçilerin gerektiği gibi çalışmalarına en çok katkıda bulunan şey, kapıda bekleyen uzun bir işsizler kuyruğudur." (U.S.A. / Büyük Para)
  • Üç kişi bir araya gelince Diktatörlükler daha az güçlüdür. (A.B.D. 1919)
  • Sabahtan akşama kadar böyle oturup birbirlerini yiyor bu guruptakiler, başka işleri yok (Manhattan Transfer)
  • Batı'ya gideceğim, North Dakota'da toprak alıp buğday yetiştireceğim. Rençberlikten anlarım biraz ... Beş para etmez bu şehir hayatı. (Manhattan Transfer)
  • Tozlu yolda ilerlemek, tekerlek izlerini kaybetmemeye çalışmak, hatırlayamadığınız bir rüyada yürümek gibidir. (Doğu Ekspresi)
  • Yavrucuğum, seni adam etmeyi kafama koydum bir kere, ne pahasına olursa olsun başaracağım, adam edece­ğim seni (Manhattan Transfer)
  • Tatlım, 1776'da, İhtilal savaşından sonra bağımsızlık bildirisinin imzalandığı gündür 4 Temmuz. (Manhattan Transfer)
  • Hep birbirine benziyor kadınlar. Monoton şeyler hepsi. (Manhattan Transfer)
  • "Kağıtlar uçmasın diye üzerlerine koyulan koskoca ağırlık gibi Bismarck Berlin'in üzerine çökmüştü yeni Almanya'yı feodal ilişkiler içinde tutayım diye, patronları Hohenzollernler için imparatorluğu elde tutayım diye." (A.B.D. 42. Enlem)
  • Hoşçakalın Karatavuklar Burada hiç kimse anlayamıyor beni sevemiyor beni Ah, nasıl da tutuşturuyorlar elime bahtsızlık öykülerini (U.S.A. / Büyük Para)
  • "Concha başını sallayarak "her yoksul adam sosyalista... a como no? Ama zengin olunca hepiniz pek çok kapitalista" diyerek bitiriverdi bütün tartışmaları. (A.B.D. 42. Enlem)
  • "Şey, üç beş hokus pokus öğrendik... Turnayı gözünden vuracağız." (U.S.A. / Büyük Para)
  • Babil ve Ninova vardı bir zamanlar. Tuğladan örülmüştü ikisi de. Atina'yı mer­mer ve altın sütunlarla kurdular. Moloz ta­şından kemerlerle ördüler bütün Roma'yı. Istanbul'da, Haliç'in çevresinde, alabildiği­ ne büyük mumlar gibi ışıldayan minareler vardır... Çelik, cam, tuğla ve betonla kuru­lacak gökdelenler. Daracık bir ada üzerin­de, bin pencereli yapılar yükselecek ve ya­nıp sönecekler, fırtınanın ötesindeki btm­ beyaz bulutların tepesi gibi, piramid üstü­ne piramid eklenecek. (Manhattan Transfer)
  • O kadar ihtiyacım var ki bir tatil yapmaya... Şu bizim emektar Maine ormanlarına gidip bir süre kalsam harika olacak (Manhattan Transfer)
  • "Ben işçi önderi değilim. Ne benim ne de başkasının ardından gitmenizi istiyorum. Sizi bu kapitalist vahşetten çıkarıp götürecek Musa arıyorsanız olduğunuz yerde kalacaksınız. Elimden gelse bile sizi o vaat edilmiş topraklara götürmezdim; çünkü sizi oraya ben götürürsem başkası gerisin geriye oradan çıkarabilir." (A.B.D. 42. Enlem)