Kitap Künyesi
Yazar: John Berger
Çevirmen: Aslı Biçen
Orijinal Adı: From A To X / A Story In Letters
Yayın Evi: Metis Yayıncılık
İSBN: 9789753426909
Sayfa Sayısı: 192
A'dan X'e Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
"John Berger ince ince işlenmiş bir eser sunuyor bize. Şefkatle ve sonuna dek sorgulayan, eleştiren bir siyasi bakışla yontulmuş bir kitap bu, kontrollü öfkenin kitabı. Yazdığı her şey derin, itinalı ve detaylı: özgürlük ve tutsaklık, umut ve umutsuzluk, güç ve güçsüzlük, aşk ve âşık olduğumuz kişi elimizden alındığında duyduğumuz o korkunç özlem."
-Arundhati Roy-
(Tanıtım Bülteninden)
A'dan X'e Alıntıları - Sözleri
- Umudumuz var diyemeyiz - sadece ona kucak açıyoruz.
- Kimi zaman, uzun bir hayatın ardından ölmeme birkaç ay kalmış gibi geliyor; kimi zaman kendimi on bir yaşında gibi hissediyorum, neredeyse her şeyi keşfetmeyi bekler vaziyette.
- Kısa ömürlü, sonsuzun zıttı değildir. Sonsuzun zıttı, unutulandır.
- Kadınlar farklıdır. Kararlarının çoğunu kıçlarını üzerinde sapasağlam oturarak alırlar.
- ''...sevgi tekrarlara bayılır çünkü tekrarlar zamana kafa tutar.''
- Cehennem para babalarının icadıydı; amacı, yoksulların dikkatini mevcut sefaletlerinden saptırmaktı. İlk olarak, bundan bile daha beter bir durumda olabilecekleri tehdidini sürekli yineleyerek. İkinci olarak, itaatkar ve sadık olanlara, başka bir hayatta, Tanrı'nın krallığında, bu dünyada servetin satın alabileceği bütün her şeyin, hatta daha fazlasının onların olacağını vaat ederek. ... Günümüzde cezalar mertebe atlamıştır. Öte dünyadaki cehennemi hatırlatmaya gerek yoktur artık. Dışarıda bırakılanlar için bu dünyada bir cehennem inşa edilmektedir, tam da aynı şeyi ilan etmek için: ancak zenginsen hayatta olmanın bir anlamı vardır.
- sadece seni görmek istiyorum güneş batarken. bu kadar basit. güneş batarken seni görmek istiyorum başkaca bir şey yok.
- Sana iki kere müebbet verdikleri anda onların zamanına inanmayı bıraktım.
- Beklenti bedene ait, umutsa ruha. Fark bu. İkisi birbiriyle temas ediyor, birbirini tetikliyor ya da yatıştırıyor ama her birinin hayali farklı. Bir şey daha öğrendim. Bir vücudun beklentisi bir umut kadar uzun sürebilir. Seninkini bekleyen benim vücudumun mesela.
- Kısa ömürlü, sonsuzun zıttı değildir. Sonsuzun zıttı, unutulandır.
- Mükemmellik daima sevimsizdir. Asıl kusurları severiz biz.
- “ Umudumuz var diyemeyiz sadece ona kucak açıyoruz..”
- Kısa ömürlü, sonsuzun zıddı değildir. Sonsuzun zıddı, unutulandır. Bazıları unutulanla sonsuz aslında aynı şeymiş gibi davranırlar. Ama yanılırlar.
- Her tür sevgi tekrarlara bayılır çünkü tekrarlar zamana kafa tutar. Senle ben gibi.
- Hayır, kimseye yetişmek istemiyoruz. Tek istediğimiz sürekli ileri gitmek, gece gündüz, insanla birlikte, bütün insanlarla birlikte.
A'dan X'e İncelemesi - Şahsi Yorumlar
A'dan X'e: Mektup okurken diğer okuduğum bütün türlerden farklı bir ruh haline girerim. Daha mahrem.. Filtresiz, hiçbir aracıya ihtiyaç duymadan aktarılan duyguların yoğunluğu suratıma çarpar. İki kişi arasında, sadece onları ilgilendiren bu anlatı şeklini neden bu kadar sevdiğimi düşününce kendime bazı cevaplar buluyorum.. Biraz yaşantı, biraz da duygudaşlıktan geçiyor cevaplarım. Dostluğun, aşkın, kardeşliğin, bir şekilde ayrı kalmış olsa da bir arada olma çabasındakilerin arasındaki bu paylaşım hiç kuşkusuz ki bireyleri yakınlaştırdıkça bağları kuvvetlendirir. (Bu noktada aklıma insanın kendiyle olan bağı geliyor. Kimseyle kuramadığı ve nihayetinde çıkışı kendinde bulduğu bağı.. “İnsanın kendine mektup yazması ve dönüp dönüp okuması, yalnızlığın da ötesidir.” diyor Özdemir Asaf. Öyle mi? Ötelere geçenleri ayrıca merak ederim mesela.. Bir sebebi var bunun da. A’dan X’e olan mektuplarda aşkın, inancın, mücadelenin kuvveti dikkati çekiyor. Xavier, iki kere müebbete çarptırılmış bir mahkum. İçerideki. A’ida, mektupları gönderen, unutmayan, vazgeçmeyen, inancının arkasında olan âşık, kadın. Dışarıdaki. Söz konusu cezaevi olduğunda kimin içeride, kimin dışarıda olduğu görecedir. Bilenler bilir. Aslında her ikisi de içeridedir. A’ida ile Xavier evli değil ve A. hiçbir şekilde görüşe gidemiyor. Yapabildiği tek şeyi de öyle güzel yapıyor ki tüyleri diken diken ediyor. Yaşadıklarını, mücadelesini bazen sansürleyen -mektupların okunacağını biliyor- bazen ise kendini tutamayan aktivist duruşuyla, olağan heyecanıyla anlatıyor. X.’in her şeyi oradaymış gibi hayal ettiğine eminim. Sadece şimdiyi değil, geçmişi de her fırsatta anlatıyor. Yeni anılar yaratamamak mevcut anılara sıkıca sarılmayı gerektirir çünkü. Daha önce hiç üzerine konuşulmamış şeyler bile canlanır böylesi zamanlarda. Ortak yaşantılarındaki bağı mektuplar boyunca izledikçe ayrı bırakılmalarının haksızlık olduğunu düşündüm hep. Defalarca evlilik talebinde bulunup taleplerinin reddedilmesi ve buna rağmen hâlâ evleneceklerine olan inançlarının kuvveti can yakıyor. Günlerdir merak ediyorum, kavuştular mı diye.. (Cevabı belli sanki yine) Xavier’e ne oldu? “Hücrede okuyor ve not alıyorum. Başka pek az şeyin olduğu yerde kelimeler önemli.” Diyor X. Kelimelerini görmek için neler yapardı kim bilir Aida. A’ida’nın başına bir şey geldi mi? Vuruldu mu, tutuklandı mı, eczacılığa, yaraları sarmaya devam mı etti? Ne oldu? Mektupları üçüncü kişi olarak okumanın handikapı bu işte. Cevabını bulamayan meraklı sorular kalıyor ardında. Onlar içeride, biz dışarıda.. (Gülden Gören)
Suse kasabasının kuzeyinde yeni inşa edilen hapishane açılır ve eski hapishane kapatılıp terk edilir. Eski hapishanedeki 73 numaralı hücrenin son sakini ranzasinin karşısındaki duvara mektup gözleri yapar. Bu gözlerde mektup tomarlari bulunur. Kaldığı hücrenin eni 2.5 boyu 3, yüksekliği 4 metredir. 73 numaralı hücrenin son mahkûmu, terörist bir şebekenin kurucu üyesi olmakla suclanmis, iki kere müebbet hapse mahkûm edilmiş ve adı Xavier' dir. Mektuplar okunduğunda kronolojik sıraya göre dizilmedikleri anlaşılıyor. A'ida mektuplarına tarih düşerken yılları değil sadece ayı ve günü yazmış. Mektuplaşmanın uzun yıllar devam ettiği bellidir. Şahane bir kitaptı bayılarak okudum bitmesin diye az az idareli. Aşkı yaşamak için ayrı mı kalmak gerekiyor diye düşündürdü beni bu mektuplar. 20 yılı aşkın birini beklemek her gün ona sayfalar dolusu mektup yazmak ellerinin şeklini çizip yollamak moral vermek her kadının harcı değildir diye düşünüyorum. Okuyun.... (Emine Akyol)
John Berger'in bu kitabı yazarın okuduğum ilk eseri olan Uçuşan Etekler'den bile daha güzel, çok güzel yazılmış, duygu ve düşüncelerle iç içe örülmüş, samimiyet kokulu bir kitap. Kitap Ai'da ve Xavier adlı bir çiftin mektuplarından oluşuyor. Daha doğrusu A'ida'nın mektupları ve mektupların arkasına notlar düşen de Xavier. Xavier hapisanede, çünkü o bir devrimci, A'ida da öyle, ama A'ida dışarıda. Mektuplar John Berger'in kitabın başındaki önsözünde neden bir araya getirildiği açıklanarak art arda sıralanıyor. Suse'deki hapisane boşaltılınca, 73 nolu koğuşta kalan Xavier'in geride bıraktığı ve 3 ayrı grupta topladığı mektuplar yazarın nasıl keşfedildiğini bize açıklamadığı bir şekilde Berger'in eline geçiyor, aynı sıralamayla kitaplaştırılıyor. Şunu söyleyebilirim: aşkı anlatabilecek en güzel kitaplardan birisi bu. Böyle aşklar yaşayan insanlar varsa gıpta ediyor ve saygı duyuyorum. Aşkı böyle anlatabilen yazarlar varsa, o zaman edebiyatın güzelliğini bir kez daha görüp bu güzellikten bir kez daha tadabilmek, ne güzel. A'ida'nın sevgisi, hayata bağlılığı; sevgiyi, aşkı ve emeği bu kadar güzel dile getirebilmesi, mücadeleden kopmamış ve insanı hep yaşamaya çağıran bütün hatıralar, bütün çizimler, bütün dayanma ve tahammül etme çabaları, ve bir yandan yaşamayı yüceltmeye davet eden her bir akıl yürütme ve hissedişiyle kitap A'ida'yı hakikaten etkileyici bir kadın karaktere dönüştürüyor. Tekrar tekrar okunabilecek güzellikte bir metin bu. Emek vermek, sevmek, yaşamak... bunu başarabilen herkese selâm etmeli. (CemCBG)
Kitabın Yazarı John Berger Kimdir?
1926'da Londra'da doğdu. İngilizce yazan en etkili sanat eleştirmenlerinden biri olan Berger, ayrıca senaryo yazarı, romancı ve belgesel yazarı olarak da tanınıyor.
İlk romanı 1958'de yayımlanan "Zamanımızın Bir Ressamı"dır. Romanı "G." İle 1972 yılında Booker ödülünü almıştır.
Metis Yayınları yazarın klasikleşmiş yapıtı Görme Biçimleri'nin (1986) yanı sıra, Picasso'nun Başarısı ve Başarısızlığı (1988), Düğüne (1997), Alain Tanner ile birlikte yazdığı 2000 Yılında 25 Yaşına Basacak Olan Yunus (1997), Görünüre Dair Küçük Bir Teoriye Doğru Adımlar (1999) ve Fotokopiler (1999) adlı kitaplarıyla, özellikle görsellik üzerine denemelerini bir araya getiren O Ana Adanmış (1988) adlı seçkisini yayımlamıştır. Berger'ın son romanı Kral ise 2001 yılında Müge Gürsoy Sökmen çevirisiyle yayımlandı.
John Berger Kitapları - Eserleri
- Görme Biçimleri
- Hoşbeş
- Ve Yüzlerimiz, Kalbim, Fotoğraflar Kadar Kısa Ömürlü
- A'dan X'e
- Uçuşan Etekler
- Görünüre Dair Küçük Bir Teoriye Doğru Adımlar
- Bir Fotoğrafı Anlamak
- Sanatla Direniş
- Düğüne
- Portreler
- G.
- Yedinci Adam
- Duman
- Buluştuğumuz Yer Burası
- Bento'nun Eskiz Defteri
- Picasso'nun Başarısı ve Başarısızlığı
- Kıymetini Bil Herşeyin
- Hayvanlara Niçin Bakarız?
- Kral
- O Ana Adanmış
- Manzaralar
- Fotokopiler
- Domuz Toprak
- Gökyüzü Mavi Siyah - Bütün Şiirleri
- Sanat ve Devrim
- İstanbul’dan Gelen Telefon
- Bir Zamanlar Europa'da
- Leylak ve Bayrak
- Görme Duyusu
- Şiirin Saati
- Zamanımızın Bir Ressamı
- Clive’ın Koğuşu
- Bologna'nın Kırmızı Tenteleri
- 2000 Yılında 25 Yaşına Basacak Olan Yunus
John Berger Alıntıları - Sözleri
- Delilik, benliğe kapatılmış devrimci özgürlüktür. (Görme Duyusu)
- Bir yalan hakikat sayılırsa, gerçek hakikat sahte olanı doğrudan teatral bir ha kikate çevirir. (Görme Duyusu)
- Sevilen insan sokaktan geçerken ya da yüzünü yıkarken görülen insanla aynı değildir. (O Ana Adanmış)
- Ölülere yakılan ağıtlar ölmekle kaybettikleri umutlaradır aslında. (Ve Yüzlerimiz, Kalbim, Fotoğraflar Kadar Kısa Ömürlü)
- Geleceği görmek için geriye gidiyorum. (Bir Fotoğrafı Anlamak)
- Fotoğraflar belirli bir durumda hayata geçirilen insansal bir seçimin tanığıdır. (Bir Fotoğrafı Anlamak)
- “Zorunluluk hem tragedya hem de komedya üretir. Öptüğünüz ya da kafanızı çarptığınız şeydir.” (Sanatla Direniş)
- Soyut sanata gelinceye kadar insan bedeni her anıtsal heykele konu olmuştur. Dolayısıyla, sembolizmle yüklenmiş ve idealize etmenin birçok değişik biçimine girmiştir. Oysa bugün, insan bedeni tek ve kaçınılmaz konu değildir. Bugün bir sanatçı, bedene özgü nitelikler ilgisini çektiğinden ötürü insan bedenini seçebilir. (Sanat ve Devrim)
- Vedalaşmayla buluşma ne kadar da yakındır birbirine! (O Ana Adanmış)
- Kapitalist üretim tarzı kadar sürekli ve kapsayıcı bir biçimde geleneği parçalayan, geçmişi gereksiz kılan ve yadsıyan başka hiçbir şey yoktur. Brecht’in dediği gibi “Radikal olan, komünizm değil kapitalizmdir.” (O Ana Adanmış)
- Bugün resim yapmak, yaygın bir ihtiyaca cevap veren bir direniş eylemidir ve umutlanmayı teşvik edebilir. (Görünüre Dair Küçük Bir Teoriye Doğru Adımlar)
- NASIL OLUYOR DA hâlâ yaşıyorum? (Kıymetini Bil Herşeyin)
- Hikayelerimizin bizi ele geçirme tehlikesi olduğunu bilsek, başka türlü yazar mıydık acaba? Sanmıyorum. (Hoşbeş)
- 'Solcu'ların bazı teorileri kolaylıkla aşırı basit olarak eleştirilebilir. Mühendis-sanatçı, sanatçı türlerinden yalnızca biridir, filozof-sanatçılar da vardır. Sanat eseriyle makine ürünü de kesin olarak aynı şeyler değildir. Gene de, makineyi gözlerinde bu denli büyütmüş olmaları, bağlantıları içinde görülürse kolayca anlaşılabilir; sanayileşme fikri lirik bir güç kazanmıştı, çünkü, sanki bu fikir sayesinde tarihin bütün bir evresi, acılarıyla, sıkıntılarıyla yaşanacak yerde atılabilecekti. Aynı liriklik Lenin'in ünlü, 'komünizm demek, elektrik enerjisi artı Sovyetler demektir' sloganında da alttan alta saklıdır. (Sanat ve Devrim)
- Kalbin gecikmelere tahammülü yoktur, inancını yitirmişçesine perişan olur. (Kıymetini Bil Herşeyin)
- Yorulunca sessizliği ararız, ama sessizlikten de korkarız, boş tiyatrolardan korkan oyuncular gibi. (Düğüne)
- "Bir resim cansızsa, bunun nedeni ressamın modeline bir işbirliğinin başlaması için yeteri kadar yaklaşmaya cesaret edememesidir." (Görünüre Dair Küçük Bir Teoriye Doğru Adımlar)
- Kelimeler konuşan kişiyi ayakta tutarlar, düşüşler ancak konuşmaların yokluğunda ortaya çıkar. (Şiirin Saati)
- Roland Barthes fotoğrafla ölüm arasındaki gizli anlaşmayı keskin bir dille ifade etti; her ikisi de zamanı durdurur, her ikisi de öldürücü bir darbe indirir. Senin sorun başka türlü. Geçmiş ve gelecek donar da, şimdiki zaman sonsuza dek sürerse ne olur? Saatsiz bir mutfağın sessizliğinde neler yaşanır? (Bir Fotoğrafı Anlamak)
- Çıplak doğan kalbimin ilk kundağı ninnilerdi. Ardından kendi kendine şiir giydi giysi diye. Bir gömlek gibi taşıdım sırtımda okuduğum şiirleri. Yarım yüzyıl yaşadım böyle Sandalye sırtındaki gömleğimden karşılaşana dek o sözsüzlükte. Öğrendim ki bu gece yıllar boyu kalbimin ezberlediği bekleyişimmiş seni. (Ve Yüzlerimiz, Kalbim, Fotoğraflar Kadar Kısa Ömürlü)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin