Kitap Künyesi
Yazar: Iris Murdoch
Çevirmen: Nihal Yeğinobalı
Orijinal Adı: Under The Net
Yayın Evi: Ayrıntı Yayınları
İSBN: 9789755390499
Sayfa Sayısı: 287
--reklam--
Ağ Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Iris Murdoch'ın ilk romanı olmasına karşın en başarılı yapıtlarından biri olarak değerlendirilen Ağ, hayatını ucuz romanlar çevirerek kazanan bir yazarın, geçmişiyle ve kendisiyle hesaplaşması üzerinde odaklanıyor; Murdoch, bu yazar özelinde insanın, rastlantıları ve öteki insanları dikkate almadan, hayatını kendi tasarılarına göre ne ölçüde yaşayabileceğini sorguluyor. Yazarımız geçmişinde çok önemli bir yer tutmuş olan dostları ve daha önemlisi aşklarıyla tekrar yüz yüze geldiğinde peş peşe, çok eğlenceli bir sürü bocalama anı yaşar; her şeyi yanlış anlamış, kimseyi doğru dürüst tanımayı becerememiştir. En sonunda kendini, kendi hayal ve düşüncelerinden oluşan bir ağın içine kapattığını anlar. Bu yakıcı bir aydınlanma anıdır, ama yıkıcı olmaz. Diğer insanları kendi tasarımlarına indirgenemez tekillikleri içinde gördüğü, her şeyi bilme ve denetleme tutkusundan vazgeçip sadece sevmeyi, Öteki'ne açılmayı denediği anda Sanat'a da ilk kez gerçekten açılabileceğini kavrar. Meslekten felsefeci olmasına karşın edebiyatın, ahlak meselelerinin ve insan ilişkilerinin olağanüstü karmaşıklığını daha iyi ilettiğini düşünen Murdoch, sanat/hayat, zorunluluk/rastlantısallık, genellik/tikellik, hakikate ulaşmak için benliğin ötesine geçme gibi temaları müthiş sürükleyici bir olay örgüsü içinde ve son derece incelikli bir mizah duygusunu besleyerek işliyor.
"Çok meraklanacak, çok eğlenecek, çok düşüneceksiniz. Bu arada Ağ'ı Türkçeye kazandıran Nihal Yeğinobalı'yı da övmeden geçmemek gerekiyor. Yeğinobalı'nın çevirisini başarısı, ‘Ağ'ı okurken sanki dilimizde yazılmış bir romanı okuyormuşuz gibi zevk almamızdan açıkça belli oluyor. Uzun sözün kısası, Iris Murdoch'la daha önce tanışmamış olan okura Ağ'ı tarafımdan şiddetle tavsiye edilir."
Ayfer Tunç / Milliyet Sanat
--reklam--
Ağ Alıntıları - Sözleri
- Gerçekte neye değer verdiğini kendine sor, ne derler, bilirsin; kalbin neredeyse hazinen de oradadır.
- Bu kentte kimi şeyler öğrenmiş olduğum kesin; örnekse, mutluluğumun üzgün bir yüz taşıdığını öğrendim; öyle üzgündür ki bu yüz, yıllar yılı ben onu mutsuzluğum sanarak kapıdan çevirmişimdir.
- İnsan bir başka insanı ne zaman sahiden "öğrenebilmiş"tir? Belki de öğrenmenin imkansızlığını kavradığı, öğrenmek arzusunu dışladığı ve en sonunda öğrenmeye ihtiyaç bile duymaz olduğu zaman! O zaman da insanın ulaştığı şey bilgi değil, bir tür ortaklaşa varoluştur ki bu da aşkın sayısız kisvelerinden biridir.
- "İnsan bir başka insanı ne zaman sahiden "öğrenebilmiş"tir? Belki de öğrenmenin imkansızlığını kavradığı, öğrenmek arzusunu dışladığı ve en sonunda öğrenmeye ihtiyaç bile duymaz olduğu zaman! O zaman da insanın ulaştığı şey bilgi değil, bir tür ortaklaşa varoluştur ki bu da aşkın kisvelerinden biridir."
- "Konuştuğum sürece, şimdi bile, düşüncemi tam olarak belirteceğim yerde seni etkileyecek, senden tepki alacak şeyler söylüyorum. Bizim aramızda bile bu böyle; birbirini aldatmak için daha güçlü nedenleri olan iki kişi arasında daha da beterdir elbet. Aslını ararsan bizler buna öyle alışığız ki doğru dürüst farkına bile varmıyoruz. Dilin tümü, yalanlar üretmekte kullanılan bir makinedir. (...) Sahiden doğruyu söylediğim zamanlarda sözler dudaklarımdan kaskatı, cansız bir şekilde çıkıyor, karşımdakinin yüzünde de mutlak bir boşluk okuyorum (...) Eylemler yalan söylemez, sanırım. "
- Bu kadınlar kurnaz ve sinsiyse kendi kendilerini ve başkalarını onlar da tıpkı erkekler gibi aldatıyor demektir. Hepimiz aynı aldatmacaya dahiliz; ancak kadınlar oynamak zorunda oldukları rol yüzünden dengelerini erkeklere kıyasla daha sık yitirirler. Zaman içinde iç organları yerinden oynatan yüksek ökçeler gibi. Beni bu sözümona derinlikler kadar tiksindiren pek az şey vardır.
- İnsanlar ve para olmasa, dünya ne mutlu bir yer olurdu.
- Hayatı çok yoğun yaşar, yaşarken kendini çok zora koşardı. Oysa ben hayatı böyle, sonunda nasılsa kemiklerini kıracak olan tehlikeli bir hayvanı kışkırtırcasına yaşamayı budalalık sayarım.
- Tek suç gerçeği reddetmektir. Bir hayalciydim ben, bir suçlu.
- Gerçekte neye değer verdiğini kendine sor, ne derler, bilirsin; kalbin neredeyse hazinen de oradadır.
- Bu kentte kimi şeyler öğrenmiş olduğum kesin; örnekse, mutluluğumun üzgün bir yüz taşımış olduğunu öğrendim.
- Hepimiz birbirimizin yaşamlarımızın çatlak ve aralıklarında yaşarız
- Başkalarının sorumluluğunu yüklenmek bana göre bişey değil. Hayatta kendi yolumu bulmam bile yeterince zor zaten.
- Hepimiz birbirimizin yaşamlarımızın çatlak ve aralıklarında yaşarız; her şeyi görebilseydik sanırım şaşkınlıktan dilimiz tutulurdu.
--reklam--
Ağ İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Murdoch'ın ilk eseri olan ağ kitabında kitap çevirileri yaparak geçimini sağlayan kahramanımızın başından geçen maceraları okuyoruz. Kitap sürükleyici ve aşırı tesadüflere yer veren bir olay örgüsüne sahip, ancak ağ kitabını güzel yapan salt kurgusu değil. Yazarın aslında bir felsefeci olduğunu bilerek okuduğunuzda kitap anlatılan kurgudan daha derin bir anlam taşıyor. Murdoch'ın Satre felsefesini benimsediğini düşünürsek, ağ kitabında ve diğer kitaplarında genel olarak modern toplumun bunalmış, mutluluk ve benlik arayışındaki insanının hikayesini fantastik bir olay örgüsü ile anlattığını görüyoruz. Iris Murdoch, insanı düşünmeye zorlayan, anlatmak istediklerini basit bir dille satır aralarına sıkıştıran müthiş bir kadın. Tüm dünyanın 21. yüzyılın en önemli yazarları arasında saydığı Murdoch'ın ne yazık ki az sayıda eseri dilimize çevrilmiş. Yazım dili itibariyle zorlamadığı için çevirisi olmayan kitaplarına orjinal dilinde devam edeceğim. Ayrıca kitabın felsefi yönü ile ilgilenenler için youtube'da bulduğum Daniel Bonevac'ın Texas Üniversitesi'nde vermiş olduğu ders kaydının linkini aşağıya ekliyorum. Keyifli okumalar. Daniel Bonevac, Under the Net: https://youtu.be/twxw8HaYTFs (özge)
Ağ, yazar Iris Murdoch’ın ilk romanı, benim de yazarla tanışma kitabım oldu. Ağ, hayatını daha çok çeviriler yaparak kazanan bir yazarın, kaldığı evden kovulmasıyla başlıyor. Kahramanımızın yolu kendine kalacak yer ararken bir dizi eğlenceli ve merak uyandırıcı tesadüf sonucu eski sevgilileri ve arkadaşlarıyla kesişiyor. Oldukça akıcı, sürükleyici, basit ama edebi açıdan doyurucu, çok güzel cümleleri barındıran bir eser. Fakat salt edebi bir eser olarak ele almamak lazım Ağ’ı. Murdoch’un felsefeci-yazar olduğu gerçeği oldukça ön planda eserde. Eserin son derece yoğun döşenmiş bir felsefi zemini var ki felsefeyle çok ilgili olmayan okurun her şeyi yakalaması pek mümkün değil. Zaten yazarın felsefi açıdan en önemli eseri kabul ediliyor pek çok akademisyen tarafından. Kitabı okuduktan sonra biraz araştırma yapmak gerekiyor. Fakat hepsini yakalamak da kitaptan keyif alabilmek için kesinlikle şart değil. Kitabı sevmemin en önemli nedeni de bu. İster dümdüz okuyun, ister Murdoch’ın kurguya büyük üstalıkla yedirdiği felsefi kaygılarını çöze çöze ilerleyin, çok zevk alarak okunan bir kitap Ağ. Murdoch, Sartre’dan Kant’a, Platon’dan Wittgenstein’a selam gönderirken, gerçekliği ve dilin ve algımızın gerçekliği kavramamıza etkisini sorguluyor. Dünyayı ve gerçekliği kendimizden bağımsız, objektif bir şekilde algılayabilir miyiz, insanları ve onlarla ilişkilerimizi tarafsız yorumlayabilir miyiz yoksa gerçekliği, dünyayı, insanları ve ilişkilerimizi bizde yansıdığı kadarıyla algılayıp, bu yansımaları mı gerçek kabul ederiz, bunlara cevap arıyor Murdoch. Her insanın kendi algısı ve dilinin ördüğü ağın altında gerçeği algılamak için uğraştığını, dolayısıyla gerçeğin hepimizde başka başka olduğunu, eğlenceli ve sürükleyici bir kurguyla, ironik bir şiirsellikle anlatıyor. Çok severek okudum. Murdoch garip bir şekilde etkiledi beni, yakın zamanda birkaç kitabını daha okuyacağım kesinlikle. Şu anda da Kesik Bir Baş’a devam ediyorum. Eserlerine henüz hakim değilim ancak yazarla ilgili okuduğum makalelerin çoğunda yazara başlangıç için Ağ öneriliyordu. Son olarak, Ağ’ın bir kısmını Türkçe basımdan, çoğunu orijinal metinden okudum. Nihal Yeğinobalı’nın çeviride çok başarılı olduğunu söyleyebilirim. Orijinal metinle aynı akıcılığı ve anlamı yakalamış. (İpek Dadakçı)
Cok değişik bir metindi.Yazarın ilk ve en sevilen eseri.Benim ise okuduğum ilk eseri.Çeviri yaparak geçinen bir yazarın kaldığı evden atılması ile başlayarak kendisiyle hesaplaşması üzerine kurulmuş eser.Jake geçmişi, arkadaşları, sevgilileri ve yaşantısı ile hesaplaşırken onun çevresine ördüğü ağları,yanlış algıladığı olayları,Jake'in varoluşsal buhranlarını okuyucunun gözlerinin önüne seriyor eser.Rastlantıların çokluğu da dikkatimi çekti.Eserin dili mizahi ve akıcı idi.Felsefi birçok temayı icinde barındıran eseri okurken felsefi altyapım zayıf olduğu halde hiç zorluk çekmedim.Kurguysa sürükleyici.Karakterler özgündü.İlginç ve güzel bir kitap,yazarı okumaya devam edeceğim. (Devrim Özgür)
--reklam--
Ağ PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Iris Murdoch - Ağ kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Ağ PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Iris Murdoch Kimdir?
Murdoch, 15 Temmuz 1919'da İrlandalı bir annenin ve İngiliz bir babanın çocuğu olarak dünyaya geldi. Evin tek çocuğu olan Muroch, dokuz yaşından itibaren yazmaya yöneldi. 1932'de Bristol'de genç kızların gittiği Badmington College'a başladı. Burada gecen altı yılın ardından, klasik edebiyat okumak üzere Oxford'daki Sommerville College'a kaydoldu. Üniversite yıllarında pek çok önemli şair ve entelektüelle tanıştı. Franz Steiner ile uzun süreli bir aşk yaşadı.
1938'de Iris Murdoch Komünist Parti'ye girdi. Klasik Edebiyat diplomasını aldı ve 1940'lardan sonra Londra'ya yerleşip Ekonomi Bakanlığına çalıştı. Komünistlerin siyasi tutumlarından hayal kırıklığına uğrayarak partiden ayrıldı. II. Dünya savaşının sonlarında Birleşmiş Milletler'de çalıştı. Belçika ve Avusturya mülteci kamplarında görev aldı. Bu görev için Avrupa'da yer aldığı sıralar Sartre ve Simone de Beauvoir ile tanıştı. Bu tanışma genel olarak felsefeye özel olarak da varoluşçuluğa yönelmesini etkiledi. Cambridge'de Wittgenstein'ın görev yaptığı Nevnham Üniversitesi'nde dersler alarak felsefe doktorasını aldı. 1948'de Oxford'da St.Anne College'da felsefe profesörü olarak göreve başladı ve 1963'e kadar burada çalıştı. Elias Cannetti'yle yakın ilişkisi oldu.
1954'te ilk romanını (Under the Net) yayınladı. 1956 yılında ise ölene kadar hiç ayrılmayacağı eleştirmen ve Oxford Üniversitesi İngilizce profesörü olan John Bayley ile evlendi. Çocukları olmadı. 70'li yıllardan itibaren felsefe yazıları yazmaya da yöneldi. 1996 yılından itibaren ortaya çıkmaya başlayan unutkanlıklarıyla birlikte hastalığı belirginleşti. 1997'de Bayley, karısının alzheimer hastası olduğunu açıkladı. Binlerce okuru ve hayran kitlesi olan yazar Murdoch kendi kitaplarının adını dahi hatırlayamıyordu. Kendi durumunun farkında olan ve bunu "çok kötü, sessiz ve karanlık bir yerde olmak" şeklinde tanımlayan Murdoch, 8 Şubat 1999'da Oxford'da alzheimer hastalığından dolayı öldü.
Romanları
Iris Murdoch ilk romanı Under the Net'ten (Türkçesi Ağ) itibaren edebiyat dünyasında dikkat çekti ve büyük bir hayran kitlesine sahip oldu. İçinde psikolojik temaların yer aldığı bir dedektif romanı olan bu ilk kitabında, aynı zamanda sonraki bütün romanlarında da görülecek olan varoluşçu felsefenin izleri belirgin olarak görülür. Romanın kahramanı Jack Donague bir tür Sartrecı kahraman olarak ortaya çıkmıştır. A Severed Head (Kesik Bir Baş) romanında ise Carl Gustav Jung'un psikanalitik teorisinin temeli olan arketipler teorisini kullandı ve çok etkili oldu. Bu kitap daha sonra tiyatro oyunu olarak sahnelendi. "Çan", "Kara Prens", "Deniz, Deniz" gibi kitaplarıyla Murdoch her zaman büyük bir ilgiyle karşılandı, birçok kez ödüllendirildi. 1978'de kendisine Booker Ödülü verildi. 60'lı yıllardan itibaren hemen her yıl bir kitap üreten Murdoch zamanının en üretken yazarları arasında sayıldı, ancak Murdoch'un romanlarında çok yazan ve çok okunan bir yazar olmanın ötesinde onu 20. yüzyıl edebiyatının en önemli isimlerinden biri haline getiren bir nitelik de her zaman kabul edildi. Murdoch, genel olarak romanlarında popüler polisiye ve gerilim roman teknikleriyle felsefi/kuramsal sorunları ortaya koyan bir yol izledi denilebilir. Onun roman kahramanları çoğunluk varoluşçu felsefecilerin ürettiği kahramanlara benzer, varoluşuyla ve yaşamıyla uyumsuz, sanatçı ya da sanatçı ruhlu, başarısız, hem kendileriyle hem de çevrelerindeki insanlarla sorunlu kişileri anlatır.
Bu kişiler karamsar, umutsuz, ikilemler içinde yol bulmakta tereddütlü, şaşkın, yanılgı içerisinde, yalnız ve tedirgin kişilerdir. Bu kişiler her zaman bir ağa yakalanmış, bir çemberin içine alınmış, kuşatılmış gibidirler. Bunların çoğu zaman modern bireyin bazı açmazlarını sergilediği söylenebilir. Hemen her kitabında Murdoch psikolojik gerilim ögesini ya da psikolojik diğer ögeleri kullanır. Bunun yanı sıra yaşam-sanat, cinsellik-aşk, aşk-özgürlük, din, evlilik, platonik-erotik aşk, yalnızlık, rastlantısallık, öteki insanlarla ilişkiler gibi meseleler sürekli olarak olayların akışı içerisinde değerlendirilir. Edebiyat Murdoch'a göre etik meselelerin ve insansal ilişkilerin karmaşasını değerlendirmek bakımından daha elverişli bir alandır. Murdoch'un romanlarında bu temalara bağlı olarak umutsuzluk ve ironi derinden işleyen temalar olarak sürekli kendisini hissettirir. Zaman zaman kara mizah örnekleri ortaya çıkar. Romanın kurgusal yapısı üzerinde ya da dil üzerinde oyunlara girişmez Murdoch, ancak kurgusal şaşırtmacalarla ve belirsizliği çok iyi kullanmasıyla sürekli okurun dikkatini uyanık tutar, olayların gelişimini merak ettirir, her seferinde okuru kendi kurguladığı sonuçların çok ötesinde sonuçlara götürür.
Felsefi çalışmaları
Murdoch teorik ve felsefi metinlerde kaleme almıştır; meslekten bir felsefeci olarak bu alandaki çalışmalarında da önemli bir yazar olduğunu gösterir. İlk teorik yapıtı sayılan Sartre, Yazarlığı ve Felsefesi onun Sartre üzerine eleştirel bir değerlendirmesini sunar. Varoluşçuluk Murdoch için önemli olmuş bir felsefe yönelimidir. Edebiyatı, yaşamın ve ahlaki sorunların değerlendirilmesinde daha verimli bir alan olarak düşündüğü için kullanan Murdoch, bu alanda felsefi/etik/estetik sorunları irdeler. Bununla birlikte ayrıca felsefe metinleri kaleme almış ve bunlarla bazı konulara açıklık getirmeye çalışmıştır. Varoluşçu felsefenin yanı sıra dil, gerçeklik, yanılsama vb konularda ilgi alanı içinde yer alır ve onun edebi metinlerinde doğrudan ya da dolaylı olarak işlenir.
Ateş ve Güneş adlı çalışması, Platon'un sanat üzerine düşüncelerinin değerlendirilmesi olduğu gibi, Murdoch'un kendi sanat anlayışını da sunduğu bir çalışma olarak değerlendirilebilir. Platon'un, Murdoch'a göre, sanatçıları sevmemesinin nedeni, sanatçıların akıllarını tehlikeli bir şekilde kullanmaları ve yaratıcılıklarını akıldışı şekilde ortaya koymalarıydı. Biz zaten gölgeler dünyasında yaşıyorduk ve bu gölgelerin yeniden gölgelere dönüştürülmesi, Tanrı'ya meydan okumak olacaktır. Şairler, yazarlar, ressamlar vs.nin varlığı, Tanrı'nın varlığına tehdit oluşturur. Bu nedenle Platon sanatçıları felsefe ülkesinden dışlamıştır. Murdoch etik sorunsalın yanı sıra estetik sorunsala ilişkinde değerlendirmelerini geliştirir; Platon değerlendirmesinde sanat ile gerçek arasındaki ilişki bağlamında değerlendirmeler üretir. Kant, Kierkegaard, Wittgenstein gibi filozoflardan hareketle sanatın yerini belirlemeye çalışır ve Platoncu teze karşı çıkar.
--reklam--
Iris Murdoch Kitapları - Eserleri
- Ağ
- Kesik Bir Baş
- İtalyan Kızı
- Deniz Deniz
- Kara Prens
- Rüya Sakinleri
- Melekler Zamanı
- İyinin Egemenliği
- Ateş ve Güneş
- Çan
- Sartre'ın Yazarlığı ve Felsefesi
- Tek Boynuzlu At
- Kumdan Kale
- İkilem
- Varoluşçular ve Mistikler
- The Italian Girl
- A Fairly Honourable Defeat
--reklam--
Iris Murdoch Alıntıları - Sözleri
- Edebiyat eğlendirir,daha bir sürü şey yapar ama felsefe tek bir şey yapar. (Varoluşçular ve Mistikler)
- Yaşarken hiç sesi çıkmayan kuğu, Ölüm yaklaşınca çözdü boğazının düğümünü, Otlarla kaplı kıyıya yaslayıp göğsünü, Ilk ve son şarkısını söyledi ve sustu... (Çan)
- Bir parça gerçek dünyaya çarptım. Acıtabiliyor. (Rüya Sakinleri)
- "..men are, women have.." (Varoluşçular ve Mistikler)
- Hatırlamıyorum. Ben hayatımı onun sözleriyle geçirmiştim ve şimdi o söylediklerini hatırlamıyordu bile! (Deniz Deniz)
- Karar verdiği anda şu ölümlü dünyadan çarçabuk ve acısızca ayrılmasına yetecek kadar uyku hapı stoklayıp köşesine koymuştu çok önceden. Küçük şişedeki kıymetli özgürlük tabletlerini sallarken, bu dünyada, koşullu olarak, günbegün kalmayı kendi seçtiği için kaldığını düşünmek içini can veren bir heyecanla ürpertirdi. (Melekler Zamanı)
- (Platon:) Yozlaşmış bir "iyi"nin ardından koşulduğunda bile Eros bir şekilde iyiye yönelme arzusudur. *** Cinselliği bir çeşit evrensel, tinsel enerji, yıkıcı da olabilen, iyi amaçlarla da kullanılabilen belirsiz bir güç olarak tasavvur ederken Freud hiç kuşku yok ki Platon'un düşüncesindeki önemli bir çizgiyi izlemektedir. Freud da ruhu üç bölüme ayırır ve ruh sağlığını bu bölümlerin uyumu olarak resmeder. (Ateş ve Güneş)
- Sanatçı, gerçeği yansıtabileceği özel bir dili öğrenen kişidir. (Kara Prens)
- Biz, yalnızlığın mahremiyet yokluğuyla birleştiği toplu konutlarda yaşardık. (Deniz Deniz)
- "İnsan, kendi resmini yapan ve sonra da bu resme benzer hale gelen bir yaratıktır." (Varoluşçular ve Mistikler)
- "İnsan bir başka insanı ne zaman sahiden "öğrenebilmiş"tir? Belki de öğrenmenin imkansızlığını kavradığı, öğrenmek arzusunu dışladığı ve en sonunda öğrenmeye ihtiyaç bile duymaz olduğu zaman! O zaman da insanın ulaştığı şey bilgi değil, bir tür ortaklaşa varoluştur ki bu da aşkın kisvelerinden biridir." (Ağ)
- Platon sanatı ve sanatçıyı en düşük ve en usdışı farkındalık çeşidini, eikasia adı verilen, belirsiz imgelere boğulmuş bir yanılsama halini sergilemeye mahkum eder. Mağara miti açısından bakarsak, bu, yüzleri mağaranın arka duvarına dönük olan ve yalnızca ateşin düşürdüğü gölgeleri gören tutsakların durumudur. Platon aslında sanatçının bir eikasia halinde olduğunu söylemez, ama açıkça ima eder ve hatta tüm sanat eleştirisi, gölgeyle sınırlı bilinç anlayışını geliştirip aydınlatır. (Ateş ve Güneş)
- büyükler böyle ağlayabiliyorsa dünyada güvenlik yok demektir (Melekler Zamanı)
- Katıksız nefret, hükmedici bir delilik haline gelebilir. (Deniz Deniz)
- İnsanlar ve para olmasa, dünya ne mutlu bir yer olurdu. (Ağ)
- İnsan, kendi resmini yapan ve sonra da bu resme benzer hale gelen bir yaratıktır. (Varoluşçular ve Mistikler)
- acıların değil, gerçeğin ardında koşuyor insan; oysa gerçek akıllara sığmaz bir acı. (İtalyan Kızı)
- Bu kentte kimi şeyler öğrenmiş olduğum kesin; örnekse, mutluluğumun üzgün bir yüz taşımış olduğunu öğrendim. (Ağ)
- "Felsefenin esasen üzerine eğildiği şey, birinin sahip olduğu var oluş yapısını ve gerçek denilen o şeyi keşfedip ortaya koymaktır." (İyinin Egemenliği)
- İnsan bir başka insanı ne zaman sahiden "öğrenebilmiş"tir? Belki de öğrenmenin imkansızlığını kavradığı, öğrenmek arzusunu dışladığı ve en sonunda öğrenmeye ihtiyaç bile duymaz olduğu zaman! O zaman da insanın ulaştığı şey bilgi değil, bir tür ortaklaşa varoluştur ki bu da aşkın sayısız kisvelerinden biridir. (Ağ)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin