Kitap Künyesi
Yazar: Slavoj Zizek
Çevirmen: Erkal Ünal
Orijinal Adı: Living In The End Times
Yayın Evi: Metis Yayınları
İSBN: 9789753428217
Sayfa Sayısı: 592
--reklam--
Ahir Zamanlarda Yaşarken Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Slavoj Zizek, yeryüzünde yaşamın sona erme ihtimali anlamında kıyametin yakın olduğu, son demlerini yaşadığımız bir zamanın ruhunu anlatmaya çalışıyor Ahir Zamanlarda Yaşarken'de. Ne bir Altın Çağ'dan uzaklaşma, yozlaşma hikâyesi anlatıp eski değerlere sıkıca tutunma çağrısında bulunuyor, ne de karanlığın ardından aydınlık günlerin geleceğine dair saf bir iyimserlik sergiliyor. İçinde yaşadığımız zamana özgü esaslı meseleleri, yani mahşerin dört atlısını saptıyor: dünyanın dört bir yanını tehdit eden ekolojik kriz, ekonomik sistemdeki dengesizlikler, biyogenetik devrimin sonuçları ve çeşitli aralıklarla patlak veren toplumsal bölünmeler. Hazır cevaplara sığınmaktansa, ortaya konan genel geçer çözümleri eleştirel bir şekilde gözden geçirip yeni ufuklara yelken açıyor Zizek.
(Tanıtım Bülteninden)
--reklam--
Ahir Zamanlarda Yaşarken Alıntıları - Sözleri
- Burka ya da nikap Fransa'nın özgürlük geleneklerine ve kadın hakları yasalarına karşıdır. Copé' nin sözleriyle: "Bir ülkenin ne kadar modern olduğunu, kadınlarına nasıl muamele edip ne kadar saygı gösterdiğine bakarak anlayabiliriz." Yani yeni yasanın amacı kadınların onurunu ve güvenliğini muhafaza etmektir kadınları erkeklerin amansız tahakkümüne maruz bırakan bir ideolojiye karşı verilecek mücadelenin nesi sorunlu olabilir?
- Çinliler birinden gerçek nefret ettiklerinde ona şöyle bir beddua okurlarmış: "İlginç zamanlarda yaşayasın!" Tarihe bakıldığında,bu "ilginç" zamanlar, milyonlarca masum insanın ortaya çıkan sonuçlar yüzünden mağdur olduğu kargaşa, savaş ve iktidar mücadelesi dönemleri olmuştur. Bugünse yeni bir ilginç zamanlar çağina yaklaşmakta olduğumuz açık. Mali kesintilerin kısa dönemlerle sınırlı olduğu ve çok yakında her şeyin normal haline döneceği vaadiyle sürdürüldüğü Refah Devleti yıllarından sonra, ekonomik krizin kalıcı hale geldiği, tam anlamıyla bir hayal tarzına dönüştüğü yeni bir döneme giriyoruz. Dahası, bugün, krizler üretim sürecinin merkezinde değil, ekonomik hayalın iki kutbunda -ekoloji (doğal dışsallık) ve saf fınansal spekülasyon-gerçekleşiyor. Dolayısıyla, sağduyuya dayalı şu basit çözümden kaçınmak hayati bir önem taşıyor: "Spekülatörlerden kurtulup bu alana çekidüzen verirsek, gerçek üretim devam eder." Ama kapitalizmden öğrendiğimiz şey, bu "gerçekdışı" spekülasyonların buradaki gerçeğin ta kendisi olduğudur; spekülasyonları ortadan kaldırırsak, üretimin gerçekliği zarar görür..
- Tehdit altındaki insan toplulukları arasında yaygın olan bir davranış modeli, başarısızlığa uğradıkça, krize odaklanmak yerine at gözlüklerine sarılmaktır.
- “Ölümden sonra (ebedi) hayat var mıdır?” şeklindeki o genelgeçer idealist sorunun karşısına maddeci soruyu çıkarmak gerekir: “Ölümden önce hayat var mıdır?”
- Tehdit altındaki insan toplulukları arasında yaygın olan bir davranış modeli, başarısızlığa uğradıkça, krize odaklanmak yerine at gözlüklerine sarılmaktadır.
- “Bir ülkenin ne kadar modern olduğunu, kadınlarına nasıl muamele edip ne kadar saygı gösterdiğine bakarak anlayabiliriz.”
- Eğer bugünün sözümona köktencileri Hakikat'e giden yollarını gerçekten bulduklarına inanıyorlarsa, niçin inançsızların kendilerini tehdit ettiğini hissediyorlar, niçin onlara haset duyuyorlar? Bir Budist Batılı bir hedonistle karşılaştığında onu hiç kınamaz. Müşfik bir tavırla, hedonistin mutluluk arayışının başarısızlığının nedeninin bu arayışın ta kendisi olduğunu söylemekle yetinir. Hakiki köktencilerin tam aksine, inançsızların günahkar hayatları sözümona köktencileri son derece rahatsız eder, onların ilgisini çeker ve akıllarını başlarından alır. Günahkar ötekini kınarken, aslında kendi iğvalarıyla mücadele etmekte oldukları düşünülebilir. İşte bu yüzden sözümona Hıristiyan ya da Müslüman köktenciler hakiki köktenciliğin yüz karasıdır.
- Hayatta kalan son insan bile yalnız değildir — onunla birlikte geride kalanlar, yaşayan ölülerdir.
- On dokuz yaşındaki bir kız, kendisine tecavüz etmeye çalışmış üç adamdan birini bıçaklayarak öldürdüğünü kabul ettikten sonra idam cezasına çarptırılmıştır. Peki, kendisini savunmayı seçmiş olmasaydı sonuç ne olurdu? Erkeklerin kendisine tecavüz etmesine izin vermiş olsaydı, İran'ın iffet yasaları uyarınca 100 kırbaç cezasına çarptırılacaktı. Eğer tecavüz sırasında evli olmuş olsaydı, muhtemelen zinadan suçlu bulunup recme mahkûm edilecekti. Bir başka deyişle, ne olursa olsun, sorumluluk tamamen kadınına yüklenecekti.
- Mücadelemiz gerçekte yozlaşmış insanları değil, genel olarak iktidardakileri, otoritelerini, küresel düzeni ve bu düzenin sürmesini sağlayan ideolojik mistifıkasyonları hedef alır.
- söylenmek istenen şeyin doğru düzgün söylenememiş olması aşkta sahiciliğin göstergesidir.
- Nasıl zamanlar bunlar böyle alttan alta dillendirilmiş çok şeyi kapsıyor diye bir sohbet neredeyde bir suç sayılıyor insanların gözünde?
- Taliban'ın metal topuklu kadın ayakkabılarını yasaklamasını hatırlayalım - kadınlar tamamen örtülüyken bile, tabanlarından çıkan o tıkırtı sesi erkekleri tahrik edebilirdi yani, öyle mi? Kadınlan örtülü tutma ihtiyacı, bir kadınla karşılaşmanın hiçbir erkeğin karşı koyamayacağı bir tahrik haline geldiği aşırı cinselleşmiş bir evrene işaret eder. Bastırma çok güçlü olmalı, çünkü cinselliğin kendisi çok güçlü: Bir çift ayakkabıdan çıkan tıkırtı erkekleri şehvete boğabiliyor - nasıl bir toplum bu böyle?
- Köktencilerin sorunu onların bizden aşağı olduğunu düşünmemiz değil, onların kendilerini gizliden gizliye daha aşağı görmeleridir. İşte bu yüzden, lütfedici bir siyaseten doğrucu tavırla onlara karşı herhangi bir üstünlük hissetmediğimizi vurgulamamız, onları daha da kızdırıp hınçlarını besler. Sorun bir kültürel farklılık sorunu (köktencilerin kendi kimliklerini muhafaza etme çabası) değil, tam tersidir: Zaten tıpkı bizler gibi olmaları, gizliden gizliye bizim ölçütlerimizi zaten içselleştirmiş olmaları ve kendilerini bu ölçütlere bakarak değerlendirmeleridir.
- "Gözlerimizin önünde olağanüstü bir toplumsal-psikolojik değişim yaşanmakta,imkânsız olan mümkün hale gelmektedir. Önce gerçek ama imkânsız olarak deneyimlenen bir olay gerçek hale gelmekte, imkânsız olmaktan çıkmaktadır, felaket gerçekleşir gerçekleşmez yeniden normalleştirilir ve normal durumun bir parçası olarak, zaten her zaman mümkün olmuş olan bir şey gibi algılanır."
--reklam--
Ahir Zamanlarda Yaşarken İncelemesi - Şahsi Yorumlar
"Doğruyu söylerseniz, er ya da geç yakalanırsınız." Oscar Wilde: Žižek'in ahir zamanlarında neler yaşandığına bir bakalım. Bu kitapta kimi arıyorsa gönlünüz, arzulanan nesne olarak "O" hayattadır ve bir vücut içerisinde, karşımızdadır. Hintli bir devlet görevlisi sayfaların arasından uzanıp kitabın kapağını açar ve sizi şu sözlerle kendi evrenselliğine davet eder "Eğer bir alanı yönetemiyorsanız, o alan size ait değildir. Haritada öyle görünür, ama fiiliyatta..." Hermann Hesse, Chakravarti'nin sözünü keser "Hakikat öğrenilmez, yaşanır. Savaşa hazırlanın!" Ve kaçınılmaz olan başlar. Nedenini bilen var mıdır? Modern dünyanın üzerinden bir "Hitler" geçmişse, hâlâ iyimser ve insandan yana ümitli olmak mümkün müdür? Pascal Bruckner fısıldar kulağımıza "Medenileşmiş olmak insanın bir barbara dönüşebileceğini bilmesi demektir." Žižek omuz verir dostuna "Barbarlık potansiyelini inkâr eden her medeniyet, barbarlığa zaten teslim olmuş demektir." Öyleyse; "Bir şeytan soyu için Ütopya!" "Yapılması gereken şey _ahlaki ayartı_ dan kurtulmaktır." "İnsanlara evrensel olduğu düşünülen etik bir ideali dayatmak, tüm suçları kapsayan bir suç, tüm suçların anasıdır." Ve Kant sahneye çıkar "İnsan doğası bencildir, onu değiştirmenin herhangi bir yolu yoktur; gerekli olan şey, şahsi kötülüklerin herkes için iyi olana hizmet etmesini sağlayacak bir düzenektir." Aha! Çekilin yoldan devlet örgütlenmesi geliyor. Yaşasın demokrasi! Yaşasın cumhuriyet! Neden bu kadar mutsuz ve umutsuzuz acaba? El-cevap "Tek tek bireyler için kötü olan, herkesin iyiliğinedir." Churchill kürsüden sesleniyor "Demokrasi en kötü yönetim biçimidir." "İnsan bencil ve hasetli bir hayvandır; onun iyiliğine ve diğerkamlığına seslenen siyasi bir sistem kurmaya kalkışırsanız, en berbat terörü yaratırsınız." Ve sonra Hegel göz kırpar "Yalancı sonsuzluk" bizi kutsar. "Piyasa elbette ki insanların sırf kendi çıkarları için birbirlerini dolandırıp yalanlar söylediği bir alandır; gelgelelim, Lacan'ın bizlere gösterdiği gibi, bir yalanın işe yaraması için kendisini hakikat olarak göstermesi ve öyle kabul edilmesi gerekir." Görmezden gelinen aşina meseleyi daha fazla uzatmanın alemi yok. Belki kitapta yer alan bin husustan sadece birisidir bu konu. "Biçimsel özgürlük"ten fazlasıyla rahatsız kalan Žižek'e selam olsun, iyi ki 'yamuk bakma'yı biliyorsun. (Odessa)
--reklam--
Ahir Zamanlarda Yaşarken PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Slavoj Zizek - Ahir Zamanlarda Yaşarken kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Ahir Zamanlarda Yaşarken PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Slavoj Zizek Kimdir?
Ljubljana, Slovenya'da (o tarihte Yugoslavya'nın bir parçasıydı) doğdu. Felsefe doktorasını Ljubljana'da aldı ve Paris Üniversitesi'nde Psikanaliz eğitimi gördü. Batı ülkeleri tarafından saygı görmesinden ötürü sosyalist Yugoslavya'da fazla baskıya maruz kalmadığını belirtmektedir. 1990 yılında Slovenya Cumhuriyeti Başkanlığı için Slovenya Liberal Demokrat Partisi'nin adayıydı.
Žižek popüler kültürün yeniden okunmasında Jacques Lacan'ın çalışmalarını kullanmasıyla ünlüdür. Şu konuları da içeren sayısız konuda yazmaktadır; ideoloji, köktendincilik, hoşgörü, politik doğruluk, küreselleşme, öznellik, insan hakları, Lenin, mit, internet, postmodernizm, çok kültürlülük, post-marksizm, David Lynch ve Alfred Hitchcock. Düşünürün sevdiği ve önerdiği filmler Hero'dan Korkunç Ivan'a kadar çeşitlilik göstermektedir. Çağdaş felsefenin görmezden gelinemeyecek önemli bir ismidir.
Žižek Sosyoloji Enstitüsü, Ljubljana Üniversitesi, Slovenya'da uzman araştırmacı olarak görev yapmaktadır. Aynı zamanda, burada sıralanan üniversitelerin yanı sıra başka üniversitelerde de misafir profesör olarak ders vermektedir: The University of Chicago, Columbia, London Consortium, Princeton, The New School, The European Graduate School, The University of Minnesota, The University of California, Irvine and The University of Michigan. Bugünlerde Birkbeck Institute for the Humanities Birkbeck, Londra Universitesi'nde uluslararası yönetici olarak çalışmaktadır.
Žižek 2004 yılında 26 yaşındaki Arjantinli model Analia Hounie ile ikinci evliliğini yaptı, daha önce Renata Salecl ile evliydi.
Žižek mesleğinin başlangıcında 1970'lerin Yugoslavya'sının politik ortamında engellendi. 1975'te master tezinin siyasi açıdan şüpheli görülmesinden sonra Ljubljana Üniversitesi'nde bir yer sahibi olması önlendi. Takip eden yıllarda Yugoslavya Ordusu'nda görev aldı ve sonunda Jacques Lacan'ın psikonalitik teorisine dönük kuramsal odaklanmaları olan bir grup Slovenyalı bilgin ile yakınlaştı.
Žižek'in büyük bir sosyal kuramcı olarak uluslararası tanınması 1989'da İngilizce basılan ilk kitabı The Sublime Object of Ideology'ye kadar sürdü. Žižek'in en dünya çapında en çok tartışılan kitabı The Ticklish Subject (1999), onu açıkça dekonstrüksiyonizmcilerin, Heideggercilerin, Habermascıların, bilişsel işlemlerle uğraşan bilimadamlarının, feministlerin ve Žižek'in New Age "obskürantizmciler" olarak tanımladıklarının karşısına koyar.
Žižek'in çalışma ve düşünceleri belirlemedeki sorunlardan birisi onun kuramsal konumunu çok sık olarak kitapları arasında, hatta bazen aynı kitabın farklı sayfalarında değiştirmesidir (mesela, Lacan'ın yapısalcı mı yoksa post-yapısalcı mı olduğu konusunda). Bu nedenle onu eleştiren bazı kişiler, onu tutarsızlık ve entelektüel düzey eksikliği ile suçlamaktadır. Ne var ki Ian Parker herhangi bir "Žižekyen" felsefe sistemi bulunmadığını öne sürmektedir çünkü Žižek, bütün tutarsızlığıyla beraber, bize, bizim bir tek yazardan neyi almak ve onda neye inanmak istediğimiz konusunda daha derinlemesine düşünmemiz konusunda yardımcı olmaya çalışıyor.(Parker, 2004) Aslında, Žižek'in kendisi, bir felsefecinin tavrının, bizim kendi ideolojik ön kabullerimizi sorgulamak yerine bize dünyayı anlatan Büyük Öteki gibi davranmak olmaması gerektiğini tartışarak, Jacques Lacan'ın kendi kuramlarını sürekli yenilemesini savunmaktadır. Žižek için felsefeci, soruları yanıtlamaya çalışan birisinden daha çok, eleştiren birisidir.
En son olarak Žižek Abercrombie & Fitch için hazırlanan bir katalogda yer alan Bruce Weber'in fotoğraflarına eşlik edecek bir metin yazdı. Büyük bir entelektüelin reklam metni yazmasının uygun olup olmadığı sorulduğunda, Žižek Boston Globe'a şunları söyledi: "Eğer para kazanmak için bu tür işler yapmak veya tam zamanlı çalışan Amerikalı bir akademisyen olarak imtiyazlı bir yer kapmak için kıç öpmek zorunda kalmak arasında bir seçim yapmam istenseydi böyle yerlerde yazı yazmayı seçmekten zevk alırdım!"
Kendisine dönük ters ifadelerden utanmayan ateşli ve renkli bir öğretim üyesi olarak kabul edilmektedir. Üç bölümden oluşan 'The Pervert's Guide to Cinema' belgeseli İngiltere kanalı More4'da Temmuz 2006'da yayınlandı.
--reklam--
Slavoj Zizek Kitapları - Eserleri
- Yamuk Bakmak
- Tarkovski
- Matrix
- İdeolojinin Yüce Nesnesi
- Zizek'ten Nükteler
- Acı Çeken Tanrı
- Şiddet
- Cinsel Olan Politik midir ?
- Ahir Zamanlarda Yaşarken
- David Lynch
- Antroposen'e Hoşgeldiniz
- Günümüz İdeolojisinden Kesitler
- Kieslowski
- Sanat
- 1968
- İmkansızı İstemek
- Hiçten Az
- Tehlikeli Rüyalar Görme Yılı
- Dünyadaki İsyanların Anlamı
- Kırılgan Temas
- Bedensiz Organlar
- Lacan Hakkında Bilmeyi Hep İstediğiniz Ama Hitchcock'a Sormaya Korktuğunuz Her Şey
- Kendini Tutamayan Boşluk
- İslam Arşivleri
- Kıyametin Versiyonları
- Antigone'nin Üç Yaşamı
- Lubitsch
- Komünist Ufuk
- Hitchcock
- Önce Trajedi Sonra Komedi
- Hegel ve Freud
- İdeolojiyi Haritalamak
- Gülünç Yücenin Sanatı: David Lynch’in Kayıp Otoban’ı Üzerine
- Zaten Yoktular
- Umutsuz Olma Cesareti
- Avrupa Ne İstiyor?
- Olumsallık Hegemonya Evrensellik
- Stalinizm ya da Stalin İnsanın İnsanlığını Nasıl Kurtardı
- Mimari Paralaks
- İdeolojinin Aile Miti
- Olumsuzla Oyalanma
- Biri Totalitarizm mi Dedi?
- Lenin Üzerine
- Gıdıklanan Özne
- Paralaks
- Adını Söylemeye Cesaret Eden Bir Sol
- Hegel ve Bağlı Beyin
- Kaybedilmiş Davaların Savunusu Adına
- Komünizm : Yeni Bir Başlangıç : Komünizm Fikri II New York Konferansı 2011
- Marx Okumak
- Ödünç Alınan Irak Çaydanlığı
- Evrensel İstisna
- Mutlak Geritepme
- Lacan: Eine Einführung
- Pandemic!
- Güpegündüz Hırsız Gibi
- Mesih Garabeti
- Lacan'ı Nasıl Okumalıyız?
--reklam--
Slavoj Zizek Alıntıları - Sözleri
- “Geleneksel düzenin asla geri getirilmemesi gerektiği” düşüncesinde değilsek niye devrim yapalım ki? Mao’nun yaptığı, ihlali ciddiye alarak onu törensi, oyunsu karakterinden yoksun bırakmaktır: Devrim sadece geçici bir emniyet sübabı, ertesi sabah ayılmayla sonuçlanan karnavelesk bir patlama değildir— kalıcı olması için yapılır. Dahası, bu karnavelesk askıya alma mantığı geleneksel hiyerarşik toplumlarla sınırlıdır. Kapitalizmin, özellikle de günümüzün “geç kapitalizminin tamamen kökleşmesiyle bir anlamda hâkim “normal” hayatın kendisi kendinde sürekli devrim yaparak, ters çevirmelerle, krizlerle ve yeniden icatlarla “karnavallaşmaktadır”; bu nedenle kapitalizmi “sabit” bir etik konumdan eleştirmek gittikçe daha istisnai bir hal almaktadır. Hâl böyleyken, temel ilkesi kendinde sürekli devrim yapmak olan bir düzende nasıl devrim yapacağız? Belki de günümüzün asıl sorusu budur. (Bedensiz Organlar)
- Superman III' de (filmde) çok güzel bir ayrıntı vardır : Dünyaya kızan Superman bir anlığına kötülüğe kapılır, Piza' ya uçar ve eğik kuleyi düzeltir. Gerçekte Piza'yı ilgi çekici kılan nedir? Kulenin bir şekilde "kayık" olması ve düz duramaması şeklindeki saçma olgu nedeniyle ilginçtir burası. Yapılacak en kötü şey onu düzeltmektir -bu edim Piza'yı farksızlığa geri götürür ve onu ayırt edici özelliğinden mahrum bırakır. Bu hikâyenin verdiği ders evrenseldir ve temel ontolojik sonuçlar barındırır : Bir şeyin var olması için dengeyi bozan, göze çarpan bir şeye dayanması gerekir. Kuantum kozmolojisinin bize öğrettiği gibi evren boşluktan, dengenin bozulmasından ex nihilo (hiçten) doğmuştur. (Bedensiz Organlar)
- Kısacası Amerikalılar saymaya '1'den başlarken, Avrupalılar '1'in halihazırda '0'ın yerinde durduğunu bilirler. (Evrensel İstisna)
- “Bir kredi anlaşmasına varılınca borçlu kişinin onu geri ödemesi bile beklenmiyor – borç doğrudan bir kontrol ve hükmetme yöntemi olarak görülüyor.” (Avrupa Ne İstiyor?)
- Senin bittiğin ve evrenin geri kalanının başladığı yer neresi? Veya evrenin bitip de senin başladığın yer neresi? Kendini ve doğayı kesiksiz bir bütün olarak görebilirsen sorun çözülür; özgür iradeye karşı belirlenimcilik karmaşası da böylece biter. (Zaten Yoktular)
- Hiç aşık oldunuz mu? Korkunç bir şey, öyle değil mi? İnsanı çok kırılgan yapıyor. Göğsünüzü ve kalbinizi açıyor ve birinin içeri girip sizi mahvetmesine izin veriyor. Hiçbir şeyin sizi yaralayamaması için bütün savunma mekanizmalarını inşa edip, zırhınızı kuşanıyorsunuz, sonra aptal bir insan, diğer aptallardan bir farkı olmayan aptal bir insan hayatınıza giriyor… Onlara kendinizden bir parça veriyorsunuz. Halbuki bunu istememişlerdi. Bir gün sizi öpmek ya da size gülümsemek gibi ahmakça bir şey yaptılar ve sonrasında hayatınız artık sizin olmaktan çıktı. Aşk rehin alır. İçinize girer. Sizi içerden kemirir ve sonuçta karanlıkta ağlamanıza neden olur. “Belki de sadece arkadaş olmalıyız” gibi basit bir ifade kalbinize saplanan bir cam parçasına dönüşür. Acı verir. Sadece hayalinizde değil. Sadece zihninizde değil. Ruhunuzu acıtan, içinize girip sizi parçalayan gerçek bir acıdır bu. Aşktan nefret ediyorum. (Şiddet)
- Marksist perspektifte insan üretkenliğinin esas amacı insan ihtiyaçlarının giderilmesi değildir; daha ziyade bir tür aklın kurnazlığı mantığı içinde, ihtiyaçların giderilmesi insan üretkenliğinin genişlemesi için kullanılmaktadır. (Kendini Tutamayan Boşluk)
- Başkasının mahremiyetini ihlal etmemeye özen göstermek, kolayca onun acısı karşısındaki duyarsızlığa dönüşebilir. (Kırılgan Temas)
- Femme fatale doğrudan, dilsel ve fiziksel olarak açık sözlü cinsel saldırganlıkla, doğrudan kendi kendini mallaştırma ve kendi kendini kullanmayla, "orospunun bedenindeki pezevenk" zihniyetiyle niteIenir. Ya da filmin tanıtım posterinde yazdıkları şekliyle: "Çoğu kimsenin karanlık bir yanı vardır ... Bu kadının başka hiçbir şeyi yoktu." (David Lynch)
- Mümkün olduğunca tarafsız, net ve kesin olarak ne yaptığımızın, ne yapmadığımızın mutlaka hesabını tutmalıyız. Bunu yaparsak kafamız karışık olmayacaktır. Mide bulantısına, yanılsamalara ve moral bozukluğuna katlanmayacağız. (Önce Trajedi Sonra Komedi)
- hayati olan şey aynılık beklediğimiz yerde bir farklılık olması degil, farklılık beklediğimiz yerde bir aynılık olmasıdır (Zizek'ten Nükteler)
- “Giorgio Agamben bir röportajında, ‘düşünce, umutsuz olma cesaretidir,’ demişti... En kötümser teşhisin dahi, şu meşhur tünelin sonundaki ışığı ima edip moral vererek sözünü noktaladığı tarihsel anımız için bilhassa geçerlidir bu içgörü.'' (Umutsuz Olma Cesareti)
- Huri kelimesini kullanan Kur'an, tatlı niyetine yenen ''beyaz kuru üzüm'' anlamına gelen Aramice hur kelimesini kullanan ilk Hristiyan metinlere yaslanmıştı. Önderinin vaadini sözcüğü sözcüğüne yorumladığından dolayı intihar bombası patlatıp şehit olmaya karar veren genç bir adamın neyi sözcüğü sözcüğüne yorumladığına bakalım: ''Cennet'in kapıları sizler için açılmıştır. Bal ırmaklarının kıyılarında sizleri bekleyen siyah gözlü bakireler vardır.'' ''Kendini kankalarıyla dolup taşan bir cennette bulan'' bu genç adamın ''yetmiş huri yerine bir avuç dolusu beyaz kuru üzüm geldiği'' zaman yüzünde nasıl bir ifadenin uyanacağını hayal edelim. (Zizek'ten Nükteler)
- Titanik gerçekten de bir felaketi, geminin buzdağına çarpmasını anlatan bir film mi? Tam felaket ânına dikkat edersek: Felaket tam olarak, iki genç aşığın (Leonardo di Caprio ve Kate Winslett), aşklarını cinsel ilişkiyle eksiksiz hale getirmelerinin hemen ardından, geminin güvertesine çıktıkları anda gerçekleşir. Ancak hepsi bu kadar değil: Eğer hepsi bu kadar olsaydı, felaket basitçe ikili ihlale (gayrimeşru cinsel ilişki; sınıfsal ayrımları aşmak) karşı verilmiş Kaderin cezası olurdu. Ayrıca, güverteye çıktıklarında Kate sevgilisine, tutkuyla, ertesi sabah New York’a vardıklarında, gerçek aşkıyla birlikte yaşayacağı yoksul bir hayatı, zenginlerin arasında yaşayacağı yoz bir hayata tercih edip gemiyi onunla birlikte terk edeceğini söyler. Tam da bu anda gemi, şüphesiz ki gerçek bir felaket olacak olan çiftin New York’taki birlikteliğini engellemek için buzdağına çarpar - gündelik hayatın sefaletinin aşklarının sonunu getireceğini tahmin etmek çok da zor değildir. Dolayısıyla felaket, onların aşklarını korumak için, “sonsuza dek mutlu” yaşayacakları illüzyonunu sürdürebilmek için gerçekleşir... (İdeolojinin Aile Miti)
- Birçok tuhaf ve harika şey var, Ama hiçbir şey insandan daha tuhaf bir biçimde harika değil. İnsan konuşmayı ve rüzgâr hızında düşünmeyi öğretti kendine.. (Antigone'nin Üç Yaşamı)
- Canavarsı devrim teması, yani devrimin canavar olarak resmedilmesi, muhafazakar bir unsurdur ve romanın formu (ana karakterin ölüm anındaki iti rafı) belirgin bir biçimde, Shelley’nin zamanında popüler olan muhafazakar türle ilgilidir. Ve bu za manda, tövbekar radikaller, reform önerilerinden vazgeçmelerinin ardından, evrensel özgürlük ve kardeşlik hayallerinin felakete varan sonuçlarıyla yüzleşmek zorunda kaldılar. (İdeolojinin Aile Miti)
- Yüce ile gülünç arasında sadece bir adımlık mesafe bulunur. (Zizek'ten Nükteler)
- 68 sonrasının kapitalizmi özgül bir iktisadi, toplumsal ve kültürel bütünlük yarattığı ölçüde, bu bütünlüğün kendisi “postmodemizm” adını haklı çıkarır. (Mimari Paralaks)
- Umarım ki, her şey yoluna girdiğinde, her şey normale döndüğünde, normallik eskisinden farklı bir anlam taşıyor olsun. (Zaten Yoktular)
- En büyük korkunuz? —Öldükten sonra dirilmek. Canınızı ne sıkar? —Aptalları mutlu görmek. Aşk nasıl bir şeydir? —Büyük bir talihsizlik. Hayatınızın aşkı? —Felsefe. Geçmişinizi değiştirebiliyor olsaydınız, neyi değiştirirdiniz? —Doğumumu. Sofokles’le aynı fikirdeyim: En büyük şans doğmamış olmaktır. Hayatın size öğrettiği en büyük ders? —Hayat, size öğretecek hiçbir şeyi olmayan aptal ve anlamsız bir şeydir. (Zaten Yoktular)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin