Kitap Künyesi

Yazar: İbrahim Canan

Yayın Evi: Gülyurdu Yayınları

İSBN: 9789759105365

Sayfa Sayısı: 142

--reklam--

Aile Reisi ve Baba Olarak Hz. Peygamber Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

Peygamber Efendimiz'e (sallallahu aleyhi ve sellem) bir aile reisi ve baba olarak baktığımız zaman O'nun nurlu hayatında ideal ailenin canlı örneğini görürüz. Nitekim O, hanımlarına karşı ilgili ve sevecen bir eş, çocuklarına karşı şefkatli bir baba, torunları üzerine titreyen bir dedeydi.Aile hayatında kader birliği yapan çiftlerin, keder dolu, çekilmez bir ömür sürmemeleri, huzura giden yolda engelleri fırsatlara dönüştürmeleri ve el ele gönül gönüle vererek birbirlerinin dünya ve ahiret saadetine vesile olabilmeleri için Allah Resûlü'nü günümüzde her yönüyle daha iyi tanıma ve anlamaya ciddi ihtiyaç var.

--reklam--

Aile Reisi ve Baba Olarak Hz. Peygamber Alıntıları - Sözleri

  • Hz. Peygamber (aleyhissalatu vesselam) , “öpücüğe varıncaya kadar” 244 zahire akseden her hususta çocuklar arasında müsavat emreder. Torunu Hz. Hasan ve Hüseyin (radıyallahu anhumâ) aynı anda su isterler. Hemen kalkan Resûlullah önce Hasan, sonra da Hüseyin’e suyu verir. Bundan Hasan’ı daha çok sevdiği hükmüne varmak isteyen Fâtıma’ya: “Hayır, ilk defa Hasan istedi.” cevabını verir. Resûlullah’ın bu davranışı, bilhassa kız çocuklarının diri diri toprağa gömülmesine kadar ileri götürülen ayrımların yapıldığı bir cemiyette fevkalâde ehemmiyet taşır. Hatta illa da ayrım düşünülecekse bunu kızlar lehine tavsiye eder: “Bağış ve ihsanlarda çocuklarınızın arasını eşit tutun. Eğer ben birini üstün tutacak olsaydım, kızları üstün tutardım.” buyurur. Nitekim, bilhassa kılık-kıyafet ve tezyin hususunda, kızlara ayrı bir itina gösterdiği anlaşılmaktadır. Necâşi’nin hediyeleri arasından çıkan altın yüzüğü torunu Ümâme’ye verdiği gibi Üsâme (radıyallahu anh) için de: “Üsâme kız olsaydı, ben ona takılar takıp tezyin eder, cazip kılardım!” demiştir. Bu sözden, kız çocuklarını, devrin imkânlarına göre daha iyi tezyin ettiği anlaşılır.
  • Hz. Peygamber’in (sallallahu aleyhi ve sellem) çok kadınla evliliği Medine döneminde başlar. Bu dönemde, Resûlullah’ta (aleyhissalatu vesselam) iki şahsiyet galebe çalar: Siyasî şahsiyet, teşriî şahsiyet . Bütün faaliyetlerinde ve hususen evliliklerinde bu iki şahsiyetin rolünü aramak gerekir. Binaenaleyh Medine’deki evlenmelerde bu durum mevcuttur. Sözgelimi, Hayber’deki Yahudilerin liderlerinin birinin kızı olan Safiyye (radıyallahu anhâ) ile evlilik, Yahudilerle münasebetleri düzeltmeye yöneliktir. Bir kabile reisinin kızı olan Cüveyriye (radıyallahu anhâ) , keza pek çok harp esirinin azat edilmesine sebep olmuş, böylece kabilenin kazanılmasını sağlamıştır. Mekke’nin lideri Ebû Süfyan’ın kızı Ümmü Habibe (radıyallahu anhâ) ile olan evlilik, Ebû Süfyan’ı Medine’ye getirebilecek, Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) ile görüşebilecek kadar yumuşatmış, düşmanca hissiyatı kırmıştı. Ümmühâtu’l-Mü’minîn’den (radıyallahu anhünne) her birinin Resûlullah’ın başarısına getirdikleri siyasi katkıları ayrı ayrı tahlil etmek bizi mevzudan uzaklaştırabilir. Ancak şu kadarını belirtmekte fayda var: Hz. Peygamber (aleyhissalatu vesselam) , bütün ısrarlara rağmen ensardan kız almamış ve ensara kız vermemiş; böylece ensar arasında çıkabilecek bir münâfeseyi (sen ben ihtilafını) önlemiştir. Şayet kız alsa veya kendi kızlarını verse idi, “Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) nezdinde biz daha sevgiliyiz, biz O’na daha yakınız.” diye bir ihtilaf çıkabilirdi. Hâlbuki Resûlullah (aleyhissalatu vesselam) , onların arasında yaşıyordu, eşit şekilde hepsinin desteğine muhtaçtı. Evlilik müessesesini Hz. Peygamber’in siyasi maksatla kullanışını anlamada en iyi örnek, İslâm’ın ilk dört halifesiyle kurduğu sıhrî bağdır. Evet, Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) , İslâm’ın, kendisinden sonra gelen dört ana rüknünü, adeta evlilik bağlarıyla kendi etrafında perçinlemiştir: Hz. Ebû Bekir (radıyallahu anh) ve Hz. Ömer’in (radıyallahu anh) kızlarını almıştır. Hz. Ali (radıyallahu anh) ve Hz. Osman’a (radıyallahu anh) kızlarını vermiştir. Hz. Ali ile olan kan bağına damatlık, ikinci bir perçin olmuştur. Hz. Osman’a iki kızını vermekle onunla olan bağını da Hz. Ali ile olan bağı gibi ikiye katlamıştır. Teferruatı bilenlerce malum olduğu üzere Resûlullah (aleyhisselam) , Hz. Ömer’in kızı Hafsa (radıyallah anhâ) ile evlenmek suretiyle Hz. Ömer’in, Hz. Ebû Bekir ve Hz. Osman’a karşı bozulan tavrını düzeltmiş, Hafsa (radıyallahu anhâ) yüzünden çıkmakta olan tatsızlığı, fevkalâde tatlıya bağlamıştır. Neticeden sadece Hz. Ebû Bekir ve Hz. Osman değil, Hz. Ömer de ziyadesiyle kârlı ve memnun çıkmıştır. Hz. Peygamber’in, Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali ile aradaki dostluk ve samimiyet bağlarını son derece kuvvetlendirmeye şuurlu bir şekilde ehemmiyet verdiğini, evlilik bağlarını bu maksatla titizlikle kullandığını gösteren başka hususlar da vardır: Sözgelimi, esas gayesi muhacirlerin ekonomik durumunu telâfi etmeye yönelik olan muâhâtta (kardeşleme aktinde) Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) , kendisine Hz. Ali’yi (kerremallahu vechehû) seçmiş ve O’na “Sen benim kardeşimsin. Ben sana, sen de bana, birbirimize varis olacağız.” demiştir. Hz. Osman’a verdiği ikinci kızı Ümmü Gülsüm’ün de vefatı üzerine: “ On kızım olsa Osman’ a verirdim. ” iltifatı da kuvvetlenmesi istenen bu bağa yönelik bir iltifat olarak değerlendirilebilir. Evliliklerde teşriî yön de mühimdir. Resûlullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) aile içi hayatıyla ilgili sünneti, hanımlar vasıtasıyla gelmiştir. Değişik yaşta, değişik huyda, değişik mizaçta, değişik kabiliyet ve kültürde, değişik menşeli kadınların bir araya gelmesi çok farklı ailevî hadiselerin doğmasına sebep olmuş, böylece çok daha zengin bir sünnet hazinesinin bizlere intikaline zemin hazırlamış ve bu kadınlar tarafından da rivayet edilmiştir. Şerîat-ı ğarrâmızın mühim bir bölümünün bize intikalini ümmühâtu’l-müminîn (müminlerin anneleri) gerçekleştirmiştir. Allah (celle celâluhû) hepsinden razı olsun.
  • Medineli kadınlar pek çok hususî meselede Hz. Peygamber’in (sallallahu aleyhi ve sellem) zevcelerini aracı olarak kullanarak sorularını sormuşlardır. Resûlullah’ın (aleyhissalatu vesselam) kinayeli ve örtülü olarak verdiği cevapları anlayamayan kadınlar olunca onlar açıklayıvermişlerdir. Rivayetler, bilhassa Hz. Âişe’nin soru sormada cesur olduğunu, bilmediği, anlamadığı bir şey işitecek olsa mutlaka sorduğunu belirtir. Aleyhissalatu Vesselam vukua gelmeyen, akla gelebilecek her şeyin sorulmasını yasaklamış ise de günlük yaşayışla, dinin tatbikatıyla ilgili soruları teşvikkâr olmuş, cevapsız bırakmamıştır. Şu rivayet manidardır. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: “Ümmü Süleym bir gün Hz. Peygamber’e (sallallahu aleyhi ve sellem) gelerek: “Yâ Resûlallah! Kadın rüyasında erkeğin rüyada gördüğünü görünce (yani ihtilam olunca) gusül gerekir mi?” diye sordu. Orada hazır olan Hz. Âişe: “Ey Ümmü Süleym, kadınları rezil ettin, Allah canını almasın.” dedi. Hz. Peygamber (aleyhissalatu vesselam) Hz. Âişe’ye: “Hayır, kadınları rezil eden asıl sensin. Bırak onu, Ensar kadınları fıkıhtan sual ediyorlar. Evet ey Ümmü Süleym, gusletmesi gerekir.” cevabını verdi. Hz. Peygamber, burada olduğu gibi, örfen utandırıcı meselelerde bile çekingen olmamaya çalışmıştır. Bu çeşit soruları cevaplarken “Allah (celle celâluhû) gerçeği açıklamaktan çekinmez!” mealindeki âyeti okurdu.
  • Efendimiz (aleyhissalatu vesselam), terbiyesinde olan çocuklara karşı davranışlarını sevgi ve müsamaha üzerine bina etmiştir. Hatalarını tashihte de aynı yolda devam etmiş, azar, tenkit, tahkir, surat ekşitme gibi yollara başvurmamıştır. Hz. Enes’ten bu konuda yapılan muhtelif rivayetleri şöyle birleştirmek mümkündür: “Hazerde ve seferde on yıl Resûlullah’a (aleyhissalatu vesselam) hizmet ettim. Yaptığım işler, her seferinde Resûlullah’ın istediği şekilde gerçekleşmedi, buna rağmen bana bir kerecik olsun ne vurdu ne kötü söyledi ne azarladı ne surat astı ne de ayıpladı. Bir kere olsun “Of be!” demedi. Yaptıklarımdan hoşuna gitmeyen için “Ne fena yaptın!” demedi. Yaptığım bir şey için “Bunu niye böyle yaptın?”, yapmadığım bir emri için de: “Onu niye yapmadın?” diye hesaba çekmedi. Hanımlardan biri “Keşke şöyle yapsaydın!” diye müdahale edecek olsa: “Bırakın çocuğu, o Allah’ın murat ettiği şeyi yapmıştır.” derdi. Aleyhissalatu Vesselam’ın, Enes’in (radıyallahu anh) inatçılığı karşısındaki tutumunu gösteren canlı bir rivayet şudur: “Resûlullah insanların ahlakça en güzel olanı idi. Bir gün beni bir işe yollamıştı. Vallahi gitmem, diye itiraz ettim. İçimden de Resûlullah’ın gönderdiği işe gitmek geliyordu. Yola çıktım. Sokakta oynayan bir çocuk grubuna rastladım. (Onların yanında oyalandım, kaldım. Derken) bir de baktım ki biri ensemden yakaladı. Döndüm baktım. Resûlullah’tı, gülerek: “Ey Enescik (Üneys) emrettiğim yere git!” dedi. Pekâlâ dedim, gidiyorum yâ Resûlallah!” Bu cümleden olarak çocukların yaramazlığı için “Büyüyünce aklının çok olacağına delildir.” diyerek onu da aynı müsamaha ile karşıladığı anlaşılmaktadır.
  • Aile efradının tâlim ve terbiyesinin, İslâmî sistemde ne kadar önemli olduğunu gösteren bir hadisi daha burada ayrıca kaydedeceğiz: Müslim ibn-i Yesâr anlatıyor: “Resûlullah Aleyhissalatu Vesselam, bir seriyyeyi (askerî birlik) sefere gönderiyordu. Bir genç de ortaya atılarak, onlara katılmak istedi. Resûlullah: – Ailene (nezaret edecek) bir büyük bıraktın mı, diye sordu. Genç: “ Hayır !” deyince: – Ailene dön. Zira cihadın iyisi onlar içindedir. ” buyurdu.” 299 Burada vurgulanması gereken incelik, Resûlullah’ın sulh zamanında değil, askerî bir sefer sırasında bunu söylemiş olmasıdır. Evet bir kere daha hatırlatmanın yeridir: İslâm aile içerisinde, aile efradının terbiyesine yönelik gayretleri “ en büyük cihat ” olarak vasıflandırmıştır. Söz buraya gelmişken, savaşa gidildiği zaman, halkı aydınlatacak kimselerin geride kalıp ilim tahsiline devam etmelerini emreden âyet-i kerimeyi de hatırlatmamız gerekmektedir (mealen): ” Müminler toptan savaşa çıkmamalıdırlar, her topluluktan bir taifenin, dini iyi öğrenmek ve milletlerini, geri döndüklerinde uyarmak üzere geri kalmaları gerekli olmaz mı! Ki böylece belki yanlış hareketlerden çekinirler. ” (Tevbe, 9/122)
  • Ahirette, kul hakkından gelecek sorumluluğun ciddiyetini düşünerek “Keşke insan olmasaydık da böyle ağır bir imtihana maruz kalmasaydık!” mânasında beyanlarda bulunan büyüklerden birkaç misal kaydediyoruz: Hz. Ebû Bekr (radıyallahu anh) şöyle der: “Allah’a yemin olsun yol kenarında biten bir bitki olup üzerimden bir deve geçip beni yemesini, sonra geviş getirip, iyice çiğnemesini, sonra midesine geri göndermesini, sonra mayıs olarak dışarı atmasını fakat insan olmamamı ne kadar isterdim.” Hz. Ömer (radıyallahu anh) de şöyle demiştir: “Keşke ben ailemin bir koçu olsaydım. Beni semirtselerdi. Kesilecek kıvama geldiğimde ailemi sevenler, ziyarete gelselerdi. Ailem onlara ikram etmek için beni kesseydi. Bir kısmını kızartıp bir kısmını yeselerdi. Fakat ben insan olmasaydım!” . Hz. Ebû Zerr el-Gıfârî, Resûlullah’tan, “Allah’a kasem olsun, şayet siz benim bildiğimi bilseydiniz az güler, çok ağlardınız.” mealindeki uhrevî sorumluluğun ciddiyetini dile getiren bir hadis rivayet ettikten sonra ilave eder: – “Allah’a yemin olsun, sökülüp atılan bir ot olmayı ne kadar isterdim!” (İbn-i Mâce, Zühd 19). Hz. Muaviye’nin ( radıyallahu anh) ölüm geldiği zaman şöyle dediği kitaplarda yazılmıştır: “Keşke Mekke’nin Zû-Tuvâ semtinde yaşayan sıradan bir Kureyşli olsaydım da hiçbir idarecilik almasaydım.” Ebû Ubeyde ibni’l-Cerrâh’ın, Resûlullah’tan gerçeğin dersini alan büyüklerden bir diğerinin, temennisi de ibretli: “Bir koç olmayı sahibim tarafından kesilip etimin yenmesini, suyumdan çorba yapılmasını ne kadar isterdim. Hz. Âişe (radıyallahu anhâ) da benzer bir temennide bulunmuştur: “Keşke yerde biten otlardan bir ot olsaydım da yâdı olan, zikri geçen biri olmasaydım!” , “Keşke unutulup gitseydim!” , “Vallahi bir kesek (toprak parçası) olmayı ne kadar isterdim, vallahi Allah’ın beni bir şey olarak yaratmamış olmasını ne kadar isterdim!” Ölüm geldiği zaman söylediği tasrih edilen şu sözü de onun ve benzer temennilerde bulunan diğerlerinin bu nevi temennilerdeki maksatlarını açıklar: “Keşke yaratılmasaydım. Keşke bir ot olsaydım da üzerime terettüp eden (mükellef olduğum) borcumu hakkıyla ödemiş olsaydım. ” Uhrevi sorumluluğun ciddiyetini onlar kadar yüreğinde hissetmeyenlere bu sözler fazla bir şey ifade etmeyebilir. Aleyhissalatu Vesselam’ın yukarıda kaydettiği hadisini hatırlatarak: “Atalarımız doğru söylemiş, keyyis olmayana her gün bayram!” diyoruz.
  • Kur’ân-ı Kerîm, pek çok âyetinde çocuk eğitimiyle ilgili meselelere yer vermiştir. Bu mevzuyu Kur’ ân’da Çocuk adlı çalışmamızda oldukça teferruatlı olarak tahlil ettik. Burada teferruata girmeden şunu belirtmek isteriz ki, Cenab-ı Hakk’ın (celle celâluhû) : “ Ey İman edenler! Mallarınız ve evlatlarınız sizin için bir fitnedir. ” (Teğâbun, 64/14-15) uyarılarında ifade edilen hakikati, âlimler, “aile efradına karşı olan sorumluluğumuz” olarak anlamıştır. Resûlullah (aleyhissalatu vesselam) da: “ Kişinin fitnesi hanımında, malında, evlatlarında ve komşusundadır. ” 275 buyurmuştur. Gerek âyet-i kerîmede ve gerekse hadis-i şerifte geçen “fitne’den maksat “imtihan”dır. 276 Aile reisleri, aile fertlerine karşı terbiyevî yükümlülüklerini hakkıyla yerine getirip getirmemekle imtihan olunuyorlar. Yerine getirmedikleri takdirde, aile fertleri ahirette bir düşman gibi yakalarına yapışıp Allah’a şikayet edeceklerdir. 277 Yine kaydetmekte fayda var: Yukarıda kaydettiğimiz âyetin evvelindeki âyet ise, “ Ey iman edenler! Zevceleriniz ve evlatlarınızdan bir kısmı size düşmandır, o halde onlardan sakının! ” (Tegâbün, 64/14) buyurarak aile efradının daha farklı bir durumuna dikkat çekmektedir. Müfessirlerimiz, âyetin iniş sebebini de göz önüne alarak “ Allah’ın bir kısım emirlerini yerine getirmenize engeller çıkararak, onlar yolunda sizin bir kısım haramları işlemenize sebep olarak size düşmanlık yaparlar. Allah’a karşı günaha iten taleplerine uymayın! ” diye anlamışlardır (Râzi 30, 27). Meseleye bir başka açıdan yaklaşarak, “Onların üzerimizdeki haklarını yerine getirmeyerek, uhrevi helâklerine sebep olursak, ahirette, düşman tavrıyla bizi Allah’a şikayet edeceklerdir.” diye de anlayabiliriz. Bu iki yorum zahirde zıt görünse de özde birdirler. Çünkü her ikisinin de dinde yeri vardır. 275 Buhârî, Mevâkît, 4, Zekât 23, Savm 3, Fiten 17; Müslim, İman 231, Fiten 25 276 İbn-i Kesir, 7/29 277 Bak. İbn-i Ebî Cemre, Behçetu’n-Nüfus, 1/199; Bediüzzaman, Lem’alar, s. 189
  • Ancak şu kadarını bilelim ki Aleyhissalatu Vesselam, aşagıdaki kıssada bütün açıklığıyla görüleceği üzere, hanımına ittirada bulunulduğu zaman, meseleyi bir kalemde reddederek kapama cihetine gitmemiş, aksine, işi geniş çaplı bir tahkikata tabi tutmuş, Hz. Aişe'nin azatli cariyesi Berîre'ye varıncaya kadar birçok kimseye başvurup Ayşe validemiz hakkındaki kanaatlerini sormuştur. Şurası muhakkak Aleyhissalatu Vesselam, iffet abidesi, mutahhar yüce valicemiz hakkında taşıdığı herhangi bir şüphesi sebebiyle böyle bir davranışa yer vermiş değildi. O. ümmetine, insanların en hassas bir meselesinde nasıl davranacaklarna dair örnek sünnetler göstermekte idi. Bugün ümmet, namus meselesi diyerek, töre cinayeti kulpu takarak nice kanların döküldüğü, nice masum canların kıyıldığı bu meselelerde Resulullah' ın canlı örneğine ne kadar muhtaç!
  • “Erkeğin hanımına harcadığı her şey sadakadır.” “Erkek hanımına su bile içirse onun ecri vardır” “Kıyamet günü kişinin mizanına konacak ilk şey, ailesinin nafakası için harcadıklarıdır. “ prensipleriyle ailenin maddi ihtiyaçlarını görmede darlığa, cimriliğe düşülmemesi gerektiğini tâlim eden Resûlullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) , eşlerine karşı geniş davrandığı, kendisi “fakr-i ihtiyârî’yi tercih etse bile ailesinin bir yıllık yiyeceğini iddihâr etmek suretiyle hanımlarına geniş davrandığı bilinmektedir. Hz. Âişe (radıyallahu anhâ) İfk Hadisesini anlatırken ‘’az yediği için” zayıf olduğunu söylerse de bu, o sıralarda müştereken yaşanan umumi darlıktan dolayı idi. Resûlullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) yiyecek hususunda ailesine kısıtlı davrandığına dâir herhangi bir şikâyet, müracaat olmamıştır. Üstelik, Ebû Süfyan’ın hanımı Hind, kocasını şikâyet ederek, “kendisi ve çocukları için cimri davrandığını söylemiş”, “gıyabında malından alıp alamayacağını sormuş, bunun üzerine Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) “Mâruf üzere al.” buyurmuştur.
  • Erkek hanımına su bile içirse onun ecri vardır
  • "Allah ve Resulü, bize bizden daha merhametli!"
  • Hz. Peygamber'in (aleyhissalatu vesselam) çocuklarına sınırsız şefkat ve sevgisinin bir başka tezahürü, onların vefatları sırasında izhar ettiği elem ve kederdir. Ümmü Gülsüm öldüğü zaman kabrinin başına oturup ağlamış, keza İbrahim'in ölümüne ağlamış ve şöyle demiştir: "Göz ağlar, kalb üzülür, fakat biz Allah’ın rızasına uymayan söz sarf etmeyiz. Vallahi ey İbrahim, ölümün sebebiyle hepimiz üzgünüz.
  • Peygamberimiz (sav) çocukların yaramazlık yapmaları üzerine "Büyüyünce aklının çok olacağına delildir. " diyerek müsamaha göstermiştir.
  • Kadının Vazifesi Kadın, kocasına karşı şu vazifelerle mükelleftir: Erkeğin yatağını başkasına çiğnetmemek, eve razı olmadığı kimseyi almamak, kocası arzu ettiği zaman nefsini men etmemek, izni olmadan evinden hiçbir şey vermemek, evinden izinsiz ayrılmamak, meşru emirlere itaat etmek.

--reklam--

Aile Reisi ve Baba Olarak Hz. Peygamber İncelemesi - Şahsi Yorumlar

Yazarın bu kitabı yazma gayesi giriş bölümünde belirtildiği üzere; "Resûlullah (Sallalahü aleyhi ve sellem) e bir aile reisi ve baba olarak bakarak O'nun (Sallalahü aleyhi ve sellem) fiilen yaşamış bulunduğu sünnetleri çerçevesinde bu İslamî aileyi, işleyişini ortaya koymaktır." Kitabın birinci kısmında Resullulah (Sallalahü aleyhi ve sellem) in mübarek zevceleriyle olan münasebetleri, ikinci kısmında ise çocuklarıyla olan münasebetleri incelenmiş. Resûlullah (Sallalahü aleyhi ve sellem) in aile hayatının her yönünü bir takım başlıklar altında bu kitapta bulabilirsiniz.Mübarek zevceleriyle alakalı olarak ifk ve ilâ hadiselerine de geniş yer verilmiş. Kitabın son kısmında ise 'Anne ve Babada Terbiyevî Sorumluluk ' adı altında faideli bir bahis bulunmakta. (Sabahvakti)

Arapça kelime çok fazla. Konuyu anlasamda ayrıntıları Anlayamadım.Aynı konuda basit dil ile anlatılan kitapları okumak isterim. Çünkü öğrenilmesi gereken incelikler var. (Nuran Acar)

Prof. DR. Ibrahim CANAN, 1940 yılında Karaman'ın Ermenek ilçesi Küçükkarapınar köyünde doğdu. Canan, ilk öğrenimini Karaman Ermenek ve Konya'da tamamladı. Kayseri ve Akşehir'de orta dereceli okullarda öğretmenlik yaptıktan sonra, 1972 yılında Atatürk Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi'nde öğretim üyesi oldu. Uzun yıllar Paris'te eğitim gören Prof. Dr. Canan'ın en önemli eserleri arasında hadis ilminin en temel kaynağı kabul edilen ''Kütüb-ü Sitte Muhtasarı Tercüme ve Şerhi'' bulunuyor. Canan'ın makaleleri fakülte dergilerinin yanı sıra Diyanet, Hakses, İslam, İslam Medeniyeti, Zafer, Sur, İcmal, Kadın ve Aile, Altınoluk, Okul gibi dergilerde yayımlandı. Canan, ''Resulullah'a Göre Okul ve Ailede Çocuk Terbiyesi'' adlı eseriyle 1979'da Türkiye Milli Kültür Vakfı Ödülü'nü aldı. Akademik kariyerini hadis hocası olarak tamamlayan Prof. Dr. Canan, İlahiyat fakültelerinde öğrencilere hadis dersi verdi Ibrahim Canan ideal bir eş ve ideal baba nasıl olmalıdır sorularını ameli hadisler ve lafzi hadisler ölçeğinde degerlendiriyor. Sahabenin örnek davranislarinada yer veriyor. Bir müslümanlar için "en iyi, en ideal aile nasıl olmalıdır?" diye, çözümü zor bir problem yoktur. Zira, Rasûlullah (a.s)'ın şahsında teferruatına kadar aydınlatılmış olarak, kaynaklarımıza intikal etmiş "İslami ali örneği" mevcuttur.  Üstelik bu, nazariyatta da kalmamış, safha safha, Hz. Peygamber tarafından yaşanmış ashab görmüş ve onlar tarafından da yaşanmış ve bize eksiksiz olarak intikal edecek şekilde anlatılmıştır. (Mir'at-ı Cünun)

--reklam--

Aile Reisi ve Baba Olarak Hz. Peygamber PDF indirme linki var mı?

--reklam--

İbrahim Canan - Aile Reisi ve Baba Olarak Hz. Peygamber kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Aile Reisi ve Baba Olarak Hz. Peygamber PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.

Kitabın Yazarı İbrahim Canan Kimdir?

Canan, 1940 yılında Karaman'ın Ermenek ilçesi Küçükkarapınar köyünde doğdu. Canan, ilk öğrenimini Karaman Ermenek ve Konya'da tamamladı. Kayseri ve Akşehir'de orta dereceli okullarda öğretmenlik yaptıktan sonra, 1972 yılında Atatürk Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi'nde öğretim üyesi oldu. Uzun yıllar Paris'te eğitim gören Prof. Dr. Canan'ın en önemli eserleri arasında hadis ilminin en temel kaynağı kabul edilen ''Kütüb-ü Sitte Muhtasarı Tercüme ve Şerhi'' bulunuyor. Canan'ın makaleleri fakülte dergilerinin yanı sıra Diyanet, Hakses, İslam, İslam Medeniyeti, Zafer, Sur, İcmal, Kadın ve Aile, Altınoluk, Okul gibi dergilerde yayımlandı. Canan, ''Resulullah'a Göre Okul ve Ailede Çocuk Terbiyesi'' adlı eseriyle 1979'da Türkiye Milli Kültür Vakfı Ödülü'nü aldı. Akademik kariyerini hadis hocası olarak tamamlayan Prof. Dr. Canan, İlahiyat fakültelerinde öğrencilere hadis dersi verdi.

--reklam--

İbrahim Canan Kitapları - Eserleri

  • İslamda Zaman Tanzimi
  • Kütüb-i Sitte 1. Cilt
  • Aile Reisi ve Baba Olarak Hz. Peygamber
  • Hz. Peygamber'in Sünnetinde Terbiye
  • Kütüb-i Sitte 2. Cilt
  • Kütüb-i Sitte 3. Cilt
  • Kütüb-i Sitte 5. Cilt
  • Kütüb-i Sitte
  • Kütüb-i Sitte 4. Cilt
  • Kütüb-i Sitte 6. Cilt
  • Kütüb-i Sitte 7. Cilt
  • Kütüb-i Sitte 10. Cilt
  • Kütüb-i Sitte 9. Cilt
  • Kütüb-i Sitte 8. Cilt
  • Namus Fitnesi
  • Kütüb-i Sitte 12. Cilt
  • Kütüb-i Sitte 11. Cilt
  • Kütüb-i Sitte 13. Cilt
  • Aile İçi Eğitim
  • Kütüb-i Sitte 17. Cilt
  • Kütüb-i Sitte 16. Cilt
  • Kütüb-i Sitte 15. Cilt
  • Kütüb-i Sitte 14. Cilt
  • Kütüb-i Sitte 18. Cilt
  • Haksız Değilim
  • Cocuk Terbiyesi
  • Sünnetin Dindeki Yeri
  • Hz. İbrahim'den Mesajlar
  • Bediüzzaman'dan Çözümler
  • Hadis Usulü ve Tarihi
  • Kur'an'da Çocuk
  • Hz. Peygamberin Sünnetinde Tıp
  • Sulh Çizgisi
  • Peygamberimizin Tebliğ Metotları 1
  • Peygamberimizin Hıristiyan ve Yahudilerle Diyaloğu
  • Peygamberimizin Tebliğ Metotları 2
  • Hangi Medeniyet, Kültür, Dünya
  • İslamda Zaman Tanzimi
  • İslam`a Çağrı
  • Kur’an’ı Kerim ve Hadisi Şeriflerle Hz. Muhammed (sav) ve Ashab (ra)’ının yaşadığı İslâmiyet
  • Peygamberimizin Yanılma(ma)sı Meselesi
  • Bediüzzaman'ın Fikri Programı Üzerine Bir Analiz
  • Peygamberimizin Ehl-i Kitap ile Diyaloğu
  • Kütüb-i Sitte
  • Kütüb-i Sitte
  • Çocuk Hakları Beyannamesi Işığında İslamda Çocuk Hakları

--reklam--

İbrahim Canan Alıntıları - Sözleri

  • - Sizden kimse nefsini hakir görmesin. - Ey Allah'ın Rasulü; kişi nefsini nasıl hakir görür? - Allah için, üzerine söz terettüp eden (fena) bir durum görür, fakat hiç ağzını açmaz. Cenab-ı Hakk kıyamet günü kendisine sorar: " Şu falanca şey hakkında gerçeği söylemekten seni ne alıkoydu?" O kul cevap verir: "Halk korkusu (insanlardan korktuğum için sesimi çıkaramadım)." Allah o zaman şöyle der: "Asıl benden korkman gerekirdi." (Kütüb-i Sitte 2. Cilt)
  • Medineli kadınlar pek çok hususî meselede Hz. Peygamber’in (sallallahu aleyhi ve sellem) zevcelerini aracı olarak kullanarak sorularını sormuşlardır. Resûlullah’ın (aleyhissalatu vesselam) kinayeli ve örtülü olarak verdiği cevapları anlayamayan kadınlar olunca onlar açıklayıvermişlerdir. Rivayetler, bilhassa Hz. Âişe’nin soru sormada cesur olduğunu, bilmediği, anlamadığı bir şey işitecek olsa mutlaka sorduğunu belirtir. Aleyhissalatu Vesselam vukua gelmeyen, akla gelebilecek her şeyin sorulmasını yasaklamış ise de günlük yaşayışla, dinin tatbikatıyla ilgili soruları teşvikkâr olmuş, cevapsız bırakmamıştır. Şu rivayet manidardır. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: “Ümmü Süleym bir gün Hz. Peygamber’e (sallallahu aleyhi ve sellem) gelerek: “Yâ Resûlallah! Kadın rüyasında erkeğin rüyada gördüğünü görünce (yani ihtilam olunca) gusül gerekir mi?” diye sordu. Orada hazır olan Hz. Âişe: “Ey Ümmü Süleym, kadınları rezil ettin, Allah canını almasın.” dedi. Hz. Peygamber (aleyhissalatu vesselam) Hz. Âişe’ye: “Hayır, kadınları rezil eden asıl sensin. Bırak onu, Ensar kadınları fıkıhtan sual ediyorlar. Evet ey Ümmü Süleym, gusletmesi gerekir.” cevabını verdi. Hz. Peygamber, burada olduğu gibi, örfen utandırıcı meselelerde bile çekingen olmamaya çalışmıştır. Bu çeşit soruları cevaplarken “Allah (celle celâluhû) gerçeği açıklamaktan çekinmez!” mealindeki âyeti okurdu. (Aile Reisi ve Baba Olarak Hz. Peygamber)
  • "Resulullah (aleyhissalatu vesselam) hićbir vakit herhangi bir yemege laf etmedi, iştah duydugu bir yemekse yerdi, hoşuna gitmeyen bir yemekse terkederdi, (yemezdi)." (Kütüb-i Sitte 10. Cilt)
  • Muslumanlarin Uhud'daki yenilgisine Bediüzzanan'in bir yorumu: MÜHiM BiR SUAL: "Fahru'l-Alemin ve Habib-i Rabbil'l-Alemin Hazret-i Resul-i Ekrem (aleyhissalatu vesselam)'ın Sahabelerinin, müşrıkıne karşı Uhud'un nihayetinde ve Huneyn'in bidayetinde maglubiyetinin hikmeti nedir? el-CEVAP: "Müşrikler içinde o zamanda saff-ı sahabede bulunan ekabir-i sahabeye istikbalde mukabil gelecek Hazret-i Halid gibi çok zatlar bulundugundan, şanlı ve şerefli olan istikballeri nokta-i nazarından butun butun izzetlerıni kırmamak içın, hikmet-i ilahiyye, hasenat-ı istikbaliyelerinin bir mukafaat-ı muaccilesi olarak mazide onlara vermiş, butun butun izzetlerini kırmamiş. Demek mazideki sahabeler, mustakbeldeki sahabelere karşı maglub olmuşlar. Ta o mustakbel sahabeler berk-i suyuf korkusuyla degil, belki barika-i hakikat şevkiyle islamiyet'e girsin ve o şehameti fıtriyeleri çok zillet çekmesin." (Kütüb-i Sitte 11. Cilt)
  • “Âhiret yanında dünya nedir ki, ancak tavşanın bir defa sıçraması gibi bir şeydir.” (İbn Ebî Şeybe, Musannef, VIII, 152; Zemahşerî, VI, 227) (Kütüb-i Sitte 15. Cilt)
  • "Yeni Terbiye" tâbiri fiilen 19. asır sonlarında kullanılmaya başladı ve prensipleri tatbik mevkiine girdi ise de teklif ettiği ideallerin, ana hatlarıyla, ilk defa 16. asırda Montaigne tarafından Essasis (Denemeler) adlı eserinde işlendiği, Rousseau ve Pestalozzi tarafından da sistemleştirierek en güzel şekilde ifade edildiği bilinmektedir..." (Hz. Peygamber'in Sünnetinde Terbiye)
  • Bir millet, evlatlarına vermiş olduğu terbiyenin seviye ve kalitesi nispetinde yükselebilmiş ve huzura ermiştir. (Cocuk Terbiyesi)
  • Ömer İbnu Abdilaziz ( rahimehullah ) ' in mevzumuz açısından en mühim tarafı sünnete olan bağlılığı ve onun ihyası için göstermiş olduğu gayrettir . Hadîslerin tedvîn ettirilmesi şeklinde kristalize olacak olan bu sünnet aşkını şöyle ifade etmiştir : " Eğer Allah , her seferinde cesedimden bir parça koparılmak şartıyla benim vâsıtamla her bir bid'ayi temizlemeyi ve her bir sünneti ihya etmeyi nasib etseydi ben buna can u gönülden hazırdım . " (Kütüb-i Sitte 1. Cilt)
  • Resulullah ( aleyhissalatu vesselam) borca karşı uyarmış borçlanmamayi ısrarla tavsiye etmiş olmakla birlikte, borçlanmayi haram etmemiştir. (Kütüb-i Sitte 6. Cilt)
  • İbn Abbas radıyallahu anh: كُونُواْ رَبَّانِيِّين ayetiyle; "hakimler, fakihler olun" denmek istenmiştir." der. Buhari, ilim, 10 (Kütüb-i Sitte 2. Cilt)
  • "Resûlullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: "Gıybetin ne olduğunu biliyor musunuz?" "Allah ve Resûlü daha iyi bilir!" dediler. Bunun üzerine: "Birinizin, kardeşini hoşlanmayacağı şeyle anmasıdır!" açıklamasını yaptı. Orada bulunan bir adam: "Ya benim söylediğim anda varsa, (Bu da mı gıybettir?)" dedi. Aleyhissalatu vesselam: "Eğer söylediğin onda varsa gıybetini yapmış oldun. Eğer söylediğin onda yoksa bir de bühtanda (iftirada) bulundun demektir." (Kütüb-i Sitte 6. Cilt)
  • Resulullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: "Vallahi, senin hidayetinle bir tek kişiye hidayet verilmesi, senin için kiymetli develerden muteşekkil sürülerden daha hayirlidir." (Kütüb-i Sitte 11. Cilt)
  • Muğire radıyallahu anh dedi ki: “Peygamberimiz, Rabbimizin risaletini getirmiştir. Bir de bize bildirdi ki, bizden kim öldürülürse cennetlik olacaktır. Bu sebeple biz, ölümü, sizin hayatı sevdiğinizden daha çok seviyoruz.” Buhari, Cizye, 1, Tevhid, 46. (Kütüb-i Sitte 3. Cilt)
  • "Resulullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: "Sarhoşluk veren her içki haramdir." (Kütüb-i Sitte 7. Cilt)
  • İbn Mes’ud radıyallahu anh anlatıyor: Peygamber aleyhissalatu vesselam’a: ‘Hangi günah daha büyük?’ Diye sordum. Şu cevabı verdi: ‘Seni yaratmış olduğu halde Allah’a ortak koşmandır.’ ‘Sonra hangisi gelir?’ dedim. ‘Seninle beraber yiyecek korkusuyla (rızık endişesiyle) çocuğunu öldürmendir.’ dedi. Ben tekrar: ‘Sonra ne gelir?’ dedim. ‘Komşunun helalliği ile (karısıyla) zina etmen!’ dedi. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in bu sözlerine te’yiden şu mealdeki ayet nazil oldu: ‘Onlar, Allah’la beraber başka bir ilaha dua etmez, hak olmaksızın, Allah’ın haram kıldığı cana kıymaz ve zina da etmezler. Kim de bunları yaparsa bir cezayla karşılaşacaktır.’ Furkan, 68. Buhari, Tefsir, Furkan, 2, Bakara, 3, Edeb, 20, Muharibin, 20, 46; Muslim, İman, 141 (86); Ebu Davud, Talak, 50, (2310); Tirmizi, Tefsir, Furkan, (3181). (Kütüb-i Sitte 3. Cilt)
  • "Ca'fer'in ölüm haberi geldiği zaman, Resûlullah (s.a.v): "Ca'fer ailesi için yemek yapın! Çünkü onlara, onları meşgul eden (haber) geldi!" buyurdular." Tirmizî (Kur’an’ı Kerim ve Hadisi Şeriflerle Hz. Muhammed (sav) ve Ashab (ra)’ının yaşadığı İslâmiyet)
  • Suheyb radıyallahu anh anlatıyor: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki: “Kur'an'ın haram kıldığı şeyleri helal addeden kimse Kur'an'a iman etmemiştir.” Tirmizi, sevabu'l Kur'an, 20, 2919 (Kütüb-i Sitte 2. Cilt)
  • Rasulullah (as) buyurdular ki: "Kim gam ve tasalarını bire indirir ve sadece ahiret tasasına gönlünde yer verirse, onun dünyevi gamlarını Allah izale eder." (Kütüb-i Sitte 17. Cilt)
  • Dünya ile benim ne alakam var. Ben bir yolcu gibiyim. Bir agaç altında golgelenen bir yolcu .. sonrada orayi terkedip yoluna devam eden ... (Kütüb-i Sitte 6. Cilt)
  • Kur’ân-ı Kerîm, pek çok âyetinde çocuk eğitimiyle ilgili meselelere yer vermiştir. Bu mevzuyu Kur’ ân’da Çocuk adlı çalışmamızda oldukça teferruatlı olarak tahlil ettik. Burada teferruata girmeden şunu belirtmek isteriz ki, Cenab-ı Hakk’ın (celle celâluhû) : “ Ey İman edenler! Mallarınız ve evlatlarınız sizin için bir fitnedir. ” (Teğâbun, 64/14-15) uyarılarında ifade edilen hakikati, âlimler, “aile efradına karşı olan sorumluluğumuz” olarak anlamıştır. Resûlullah (aleyhissalatu vesselam) da: “ Kişinin fitnesi hanımında, malında, evlatlarında ve komşusundadır. ” 275 buyurmuştur. Gerek âyet-i kerîmede ve gerekse hadis-i şerifte geçen “fitne’den maksat “imtihan”dır. 276 Aile reisleri, aile fertlerine karşı terbiyevî yükümlülüklerini hakkıyla yerine getirip getirmemekle imtihan olunuyorlar. Yerine getirmedikleri takdirde, aile fertleri ahirette bir düşman gibi yakalarına yapışıp Allah’a şikayet edeceklerdir. 277 Yine kaydetmekte fayda var: Yukarıda kaydettiğimiz âyetin evvelindeki âyet ise, “ Ey iman edenler! Zevceleriniz ve evlatlarınızdan bir kısmı size düşmandır, o halde onlardan sakının! ” (Tegâbün, 64/14) buyurarak aile efradının daha farklı bir durumuna dikkat çekmektedir. Müfessirlerimiz, âyetin iniş sebebini de göz önüne alarak “ Allah’ın bir kısım emirlerini yerine getirmenize engeller çıkararak, onlar yolunda sizin bir kısım haramları işlemenize sebep olarak size düşmanlık yaparlar. Allah’a karşı günaha iten taleplerine uymayın! ” diye anlamışlardır (Râzi 30, 27). Meseleye bir başka açıdan yaklaşarak, “Onların üzerimizdeki haklarını yerine getirmeyerek, uhrevi helâklerine sebep olursak, ahirette, düşman tavrıyla bizi Allah’a şikayet edeceklerdir.” diye de anlayabiliriz. Bu iki yorum zahirde zıt görünse de özde birdirler. Çünkü her ikisinin de dinde yeri vardır. 275 Buhârî, Mevâkît, 4, Zekât 23, Savm 3, Fiten 17; Müslim, İman 231, Fiten 25 276 İbn-i Kesir, 7/29 277 Bak. İbn-i Ebî Cemre, Behçetu’n-Nüfus, 1/199; Bediüzzaman, Lem’alar, s. 189 (Aile Reisi ve Baba Olarak Hz. Peygamber)