Kitap Künyesi
Yazar: Zygmunt Bauman
Çevirmen: Pelin Siral
Yayın Evi: Habitus Kitap
İSBN: 9786058869783
Sayfa Sayısı: 200
--reklam--
Akışkan Modern Dünyadan 44 Mektup Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Baumanın 44 mektubu günümüz dünyasına atılmış mektuplardır. Her biri Akışkan Modern Dünyaya dairdir. Geçmiş ile bugün, bugün ile gelecek ve son olarak geçmiş ile gelecek arasında bir bağ kurmak üzerinedir. Çelişkili fikirler ve öneriler curcunası içinde gerçek ve değerli parçacıkları yalan, yanılsama, çöp ve atık ıvır zıvırdan ayırmamıza yarayacak bir harman makinesi olma çabasındadır.
Diğer yandan, tıpkı Richard Rotryın ifade ettiği gibi, yeni kuşaklara bir şeyler anlatma telaşıdır:
"Çocuklarımızı, masa başında oturup klavyelerin tuşlarına basan bizlerin tuvaletlerini temizleyerek ellerini kirletenlerden on kat, üçüncü dünya ülkelerindeki fabrikalarda klavyelerimizi üretenlerden yüz kat fazla ücretle çalışmamızı içlerine sindiremeyecekleri gibi yetiştirmeliyiz. İlk sanayileşen ülkelerin henüz sanayileşmekte olanlara kıyasla yüz kat refah içinde yaşadığı gerçeğini dert etmelerini sağlamalıyız. Çocuklarımız öncelikle kendi kaderleriyle başka çocukların kaderi arasındaki eşitsizliğin ne tanrının isteği ne de ekonomik yeterlilik için gerekli bir bedel olduğunu, bunun kaçınılabilir bir trajedi olduğunu öğrenmeliler. Birileri gırtlağına kadar doyarken kimsenin açlık çekmemesini sağlamak için dünyanın nasıl değiştirilebileceğini bir an evvel düşünmeye başlamalılar."
Bu mektuplar yukarıdaki hedefler gözetilerek kaleme alınmıştır. Sahiplerini bulmaları dileğiyle...
--reklam--
Akışkan Modern Dünyadan 44 Mektup Alıntıları - Sözleri
- "son yıllarda ilaç şirketleri pazarlarını genişletmek için yeni ve son derece etkin bir yöntemi mükemmelleştirdiler. Hastalıkları tedavi edecek ilaçlar geliştirmek yerine ilaçlarına uyacak hastalıklar geliştirmeye başladilar."
- “Kurtulma”, “sona erdirme”, atma ve fırlatma mutluluğuna erişmek, akışkan modern dünyamızda gerçek bir ihtirastır.
- İçinde biraz kayıp olmazsa kazanımların tadına tam varılamaz.
- ...şeylerin değeri onları elde etmek için feda edilenlerin büyüklüğüyle ölçülür.
- "yaşamanın en doğru yolunu ancak ölülere öğretebiliriz."
- Bize ait bu dünyadaki her şey ya da bu dünyadaki hemen hemen her şey durmaksızın değişiyor; takip ettiğimiz akımlar ve ilgilendiğimiz konular (sürekli değişen ilgi alanlarımız, dünyayı dün cazip kılan şeylerden ve olaylardan bugün çok uzakta ve yarın da bizi bugün heyecanlandıran şeylerden ve olaylardan uzakta olacak), hayal ettiklerimiz ve korktuklarımız, imrendiklerimiz ve tiksindiklerimiz, ümitlenme ve endişelenme nedenlerimiz. Ve içinde bulunduğumuz koşullar, geçimimizi sağlamaya ve geleceğimizi planlamaya çalıştığımız koşullar, birilerine bağlanıp başkalarından kopma (ya da koparılma) koşullarımız da sürekli değişir. Bizi daha mutlu edecek fırsatlar ve mutsuz edecek tehditler üzerimize yağar ya da yanımızdan geçip gider ve yer değiştirirler. Çoğu zaman bütün bunlar öyle hızlı ve seri gerçekleşir ki onları yönetmek ya da yönlendirmek, gidişata yön vermek ya da müdahale etmek için makul ve işe yarar bir şeyler gelmez elimizden. Uzun lafın kısası bu dünya, akışkan modern dünyamız, bizi şaşırtmaya devam ediyor. Bugün bize kesin ve doğru görünenler yarın pekala anlamsız, garip ya da talihsiz birer yanlış haline gelebilir. Bunun gerçekleşebileceği şüphesini taşıyoruz. Dolayısıyla bu dünyanın kah tasarımcıları kah aktörleri, kah kullanıcıları kah kazazedeleri olan biz dünya sakinleri -evimiz saydığımız dünyamız gibi- sürekli değişime hazır bulunmak zorunda olduğumuzu hissediyoruz. Günümüz moda değişiyle 'esnek' olmamız gerekiyor. Bu yüzden olan biten hakkında ya da olabilecekler hakkında daha fazla bilgiye açız. Neyse ki eskiden ana babalarımızın hayalini bile kuramayacakları imkanlarımız var. İnternetimiz ve dünya çapında ağımız, gezegenin dört bucağında bizi 'gerçek zamanda' anında birbirimize bağlayan 'bilgi otobanlarımız', nereye gidersek gidelim gece gündüz elimizin altındaki cep boyutu mobil telefonların ya da ipod'ların içindekiler var. Neyse ki mi? Belki de maalesef, ana babalarımızın başına bela olmuş yetersiz bilgi akışı şimdi bizi boğulmakla tehdit eden ve içinde yüzmeyi ya da içine dalmayı imkansızlaştıran (akıntıyla yüzmek ya da sörf yapmaktan tümüyle farklıdır) ondan beter bir bilgi akışı belasıyla yer değiştirmiştir.
- Tanımı gereği sır, insanın bildiklerinin bir kısmını başkalarıyla paylaşmamasıdır. Gizlilik, yani bir bilginin izinsiz açıklanmaması, mahremiyetin sınırlarını çizer, belirler ve kuvvetlendirir. Mahremiyet insanın kendi krallığıdır.
- Toplumsal baskıyı görmezden gelmek, önemsememek, üstesinden gelmek cesaret hem de büyük cesaret ister. İnsanın sinirlerinin çelikten olması gerekir. Bir de kolay eğilip bükülmeyen, her tür güçlüğe karşı durabilecek sağlam bir karakter gerekir.
- Genelde çocuklar ana babalarının kendi çocukluklarında hatırladıklarından, öğrendikleri 'normallikten' ve edindikleri alışkanlıklardan büyük ölçüde farklı bir dünyaya adım atarlar. Çocuklar ana babalarının gençliklerinde kalan o kaybolmuş öteki dünyayı asla göremeyeceklerdir.
- pek çokları tarafından 'modern dünyayı en iyi tanımlayan metinlerden birinin' yazarı sayılan fernando pesso'nın bir zamanlar dediği gibi, "yaşamın en doğru yolunu ancak ölülere öğretebiliriz."
- Yüz yüze ilişkinin yerini ekrandan ekrana ilişki alınca temasa geçen şey yüzeyler oluyor. Twitter sayesinde, bir belirip bir kaybolan fırsatlarla dolu telaşlı hayatımızın öncelikli hareket vasıtalarından 'sörf', nihayet insanlar arası iletişimin hızına yetişti. Bunun sonucundaysa insani temastaki ve ilişkilerdeki içtenlik, derinlik ve süreklilik zarar gördü.
- george simmel'in dediği gibi, şeylerin değeri onları elde etmek için feda edilenlerin büyüklüğüyle ölçülür.
- Gençler için sanal dünyanın asıl cazibesi çevrimdışı hayatı saran çelişkilerden ve karşıtlıklardan yoksun olmasından kaynaklanır. Çevrimdışı alternatifinin aksine çevrimiçi dünyada sonsuz sayıda bağlantı olasıdır -akla yatkın ve mümkündür. Bunu süreyi kısaltarak, dolayısıyla bağları gerektiğince zayıflatarak ve genelde belli bir süre dayatarak yapar- bağları sürekli kuvvetlendirme çabasıyla, bazı ilişkileri geliştirip derinleştirirken diğerlerini şiddetle sınırlayan çevrimdışı karşıtının aksine. Atacakları adımın bir hata olabileceği (çoktan olduğu) ve kayıplarını telafi etmek için çok geç olabileceği (çoktan olduğu) düşüncesiyle dertlenen kadınlar ve erkekler için gerçek bir avantajdır bu. 'Uzun süreli' bir ilişkiyi hatırlatan her şeye -ister kendi hayatını planlamaya, ister başka canlılarla ilişkilere- karşı küskünlük buradan gelir.
- (...) gerçekten tanımak istiyorsak, tanıdığımızı sandığımız şeyleri önce yabancı duruma getirmemiz gerekir.
- "varoluşumuz bizzat bir başkaldırı halini alana kadar mutlak bir biçimde özgürleşmektedir."
--reklam--
Akışkan Modern Dünyadan 44 Mektup İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Kitabı önerisine güvendiğim biri sayesinde okudum. Birkaç mektubu atladım ilgimi çekmediği için ama ilk 20 mektupta altını çizdiğim fazlaca yer oldu. Bunları burada paylaşmadım çünkü birbiriyle bağlı cümleler, yazmaya başlarsam mektubun yarısını yazmam gerekebilir. Kısacası modern dünyanın sorunlarına farklı bir açıdan bakmak istiyorsanız okuyunuz. (Songül D.)
Zygmunt Bauman, La Repubblica delle Donne dergisi editörlerinin kendisinden iki haftada bir dergi okurlarına mektup yazmasını istemesine karşılık, 2008-2009 yılları arasında yazdıklarını derleyip oluşturduğu bu kitapta, Herakleitos’un “Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir.” sözünü destekler nitelikte, küreselleşme ile birlikte sınırların kalkması, teknolojik gelişimle birlikte zaman-mekan ayrımının ortadan kalkmasıyla birlikte dünyanın sürekli ve hızlı bir değişim halinde olduğunu “dünyanın ve modernitenin akışkanlığı” olarak ifade etmektedir. Bauman, dünyanın akışkanlığını sıvılar gibi durağan kalamamakla, şeklini koruyamamakla ifade ediyor ve takip ettiğimiz akımların, konuların, insanların ilgi alanlarının ve dünyayı dün cazip kılan her ne varsa bugün popülerliğini yitirdiğini ve sürekli bir biçimde değiştiğini ifade ediyor. Akışkan dünyada meydana gelen sürekli değişimlerin, insanlar üzerinde nasıl etkileri olduğu ve hayatlarımızın nasıl değiştiğini vurgulamakta ve eleştirmektedir. (Volkan)
Modern dünyanın sorunlarına farklı açıdan bakılmış 44 mektup barındırıyor kitap . Birbirinden çok farklı konuları ele alan yazar kitapta dikkatinizi çekecek şu konulara değinmiş: çevrimiçi çevrimdışı hayatın getirip götürdükleri; mahremiyetin, sınırların ortadan kalktığı uzakta olmanın erişilemez olmak anlamına gelmediği bir dünya ; y kuşağının borçla yaşama sanatına aşina olarak doğması, son yıllarda ilaç şirketlerinin pazarlarını genişletmek için hastalıkları tedavi edecek ilaç geliştirmek yerine ilaçlarına uyacak hastalık geliştirmeye başlamaları ve güdüsel alışveriş alışkanlıkları gibi üzerine uzun uzun düşünülecek çok güzel denemeler kaleme almış . "Sosyal anksiyete bozukluğu 1980'de DSM de nadir rastlanan bir hastalıktı. 1994'te aşırı yaygın hale geldi 1999'a gelindiğinde şiddetli tıbbi durumu ortadan kaldırmayı garanti eden ilaca pazar yaratmak için anksiyete tanıtım kampanyasına girişildi. Bu ilacın direktörü: Her pazarlamacının rüyası bilinmeyen bir pazar bulup geliştirmek, işte bizim sosyal anksiyete ile yapmayı başardığımız buydu hayal kırıklıklarını paraya dönüştürmek." (Şeyda gümüş)
--reklam--
Akışkan Modern Dünyadan 44 Mektup PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Zygmunt Bauman - Akışkan Modern Dünyadan 44 Mektup kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Akışkan Modern Dünyadan 44 Mektup PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Zygmunt Bauman Kimdir?
Zygmunt Bauman, 19 Ekim 1925'te Polonya Poznan'da doğdu. Sosyolog ve filozoftur. Postmodern felsefenin hem sosyoloji alanında uyarlanmasını hem de genel kuramsal düzeyde sağlıklı bir şekilde değerlendirmesini ortaya koyan yapıtlarıyla tanınmaktadır.
Zygmunt Bauman, II. Dünya Savaşı patlak verene kadar, Polonya-Poznan'da yaşamını sürdürmüştür. Daha sonra Sovyetler Birliği'ne taşındı ve savaşın ardından Varşova Üniversitesi'nde doktorasını yaparak Doçentlik sınavını verdi.1954'ten itibaren aynı üniversitede Sosyoloji dersleri verdi. 1968 yılında Polonya Komünist Partisi'nden ayrıldı. Aynı yıl, politik nedenlerden dolayı sosyoloji prefesörlük unvanını kaybetti. İsaril'e göç etmek zorunda kaldı. 1971 yılında Bauman, Büyük Brintanya'nın çağrısı üzerine, Leeds Üniversitesi'nde yeniden sosyoloji kürsüsüne sahip oldu. 1990'lara kadar orada çalışmalarını sürdürdü.
Zygmunt Bauman, 1980'li yıllardan itibaren, Modernizm ile Totaliterizm arasındaki bağlantılar üzerine hem kuramsal hem de sosyolojik incelemeleriyle öne çıktı. Özellikle Almanya'daki Nasyonalsosyalizm üzerinden Holocaust hakkındaki çözümlemeleri bu bağlamda önemli bir etki yaptı. Böylelikle, Modernizme içkin kavram ve kategorilerin Totaliterlikle doğrudan ya da dolaylı ilişkileri derinlikli olarak ve disiplinlerarası bir yöntemle ortaya konulmuş olundu.
Bauman, aynı zamanda postmodernizm hakkındaki çalışmalarıyla da önemli bir yer tutmaktadır. Siyasal, etik ya da genel olarak kuramsal düzlemde postmodernizmin değerlendirilmesini yapmış ve açık anlaşılır fakat derinlikli de olan metinleriyle postmodernizmin ne olup olmadığını, ne tür olanaklar sağladığını göstermeye ve netleştirmeye çalışmıştır
1989 yılında Amalfi Ödülünü ve 1998 yılında Theodor Adorno Ödülünü almıştır.
--reklam--
Zygmunt Bauman Kitapları - Eserleri
- Sosyolojik Düşünmek
- Yaşam Sanatı
- Azınlığın Zenginliği Hepimizin Çıkarına mıdır?
- Küreselleşme
- Akışkan Aşk
- Özgürlük
- Kimlik
- Kapımızdaki Yabancılar
- Akışkan Gözetim
- Bireyselleşmiş Toplum
- Iskarta Hayatlar
- Akışkan Modern Dünyadan 44 Mektup
- Akışkan Modernite
- Eğitim Üzerine
- Modernite, Kapitalizm, Sosyalizm
- Tanrı'ya ve İnsana Dair
- Retrotopya
- Yasa Koyucular ve Yorumcular
- Cemaatler
- Modernite ve Holocaust
- Modernlik ve Müphemlik
- Akışkan Hayat
- Postmodern Etik
- Ahlaki Körlük
- Ölümlülük Ölümsüzlük ve Diğer Hayat Stratejileri
- Sosyoloji Ne İşe Yarar?
- Siyaset Arayışı
- Parçalanmış Hayat
- Edebiyata Övgü
- Postmodernlik ve Hoşnutsuzlukları
- Kuşatılmış Toplum
- Avrupa
- Çalışma, Tüketicilik ve Yeni Yoksullar
- Dünyaya ve Kendimize Dair
- Hermenötik ve Sosyal Bilimler
- Bu Bir Günlük Değildir
- Akışkan Modern Dünyada Kültür
- Sosyalizm - Aktif Ütopya
- Kriz Hali ve Devlet
- Akışkan Korku
- Borçlu Zamanlarda Yaşamak
- Zygmunt Bauman ile Söyleşiler
- Akışkan Doğanlar
- Etiğin Tüketiciler Dünyasında Bir Şansı Var mı?
- Kültür Teorisinde Eskizler
--reklam--
Zygmunt Bauman Alıntıları - Sözleri
- Büyük servet olan yerde büyük eşitsizlik vardır. Bir kişinin çok zengin olabilmesi için en az beş yüz fakir gerekir! (Azınlığın Zenginliği Hepimizin Çıkarına mıdır?)
- Görünür olmak birey olmanın yoludur; belki de biri olmanın tek yolu. Herkes gizliden gizliye var olmadığından korkar, çünkü başkaları farkına varmadığı sürece aslında o yoktur. (Ölümlülük Ölümsüzlük ve Diğer Hayat Stratejileri)
- "Dünya düşününenler için bir komedi, Hissedenler için bir trajadi." (Zygmunt Bauman ile Söyleşiler)
- Bütün aşklar insan - yiyici bir açlık çekerler. (Akışkan Aşk)
- müritlerinize verdiğiniz şey hakikat değil, sadece hakikatin suretidir. Birçok şeyin işiticileri olacaklar ama hiçbir şeyi öğrenmeyecekler. Her şeyi biliyormuş gibi görünecekler ama genel olarak hiçbir şey bilmeyeceklerdir. Sinir bozucu, bezdirici insanlar olacaklar, gerçekliği olmayan bir bilgeliğin taşıyıcıları gibi davranacaklardır. (Tanrı'ya ve İnsana Dair)
- “Uzaklık coğrafi olmaktan çok zihinsel bir mesele olabilir.” . (Sosyolojik Düşünmek)
- Eskiden uzun süreli bir aşk ilişkisinde belirleyici unsur seks iken, artık odak noktası güvenliğe kaymıştır. Bu yalnızlık asrında aşk bir dermandır.. (Retrotopya)
- Robert Winder'in zekice belirttiği gibi, "İstediğimiz kadar sandalyemizi kumsala koyup, yaklaşmakta olan dalgalara bağıralım, ne gelgit dinleyecek ne de deniz geri çekilecektir." Göçmenleri "kendi arka bahçemiz'den uzak tutmak için duvarlar inşa etmek, gülünç şekilde antik filozof Diogenes'in eski Sinop'un sokaklarında içinde yaşadığı fıçıyı bir o yana bir bu yana yuvarlaması hikâyesine benziyor. Bu tuhaf davranışının nedeni sorulduğunda, Diogenes komşularının kapılarına barikat yapmak ve kılıçlarını keskinleştirmekle meşgul olduğunu gördüğünü ve Makedonyalı İskender'in yaklaşan askerleri tarafından işgal edilmesine karşı şehrin savunmasına katkı yapmak istediğini söyler. (Kapımızdaki Yabancılar)
- "hiçbir şey bahşedilmediği" için "her şey kazanılmalıydı." (Modernlik ve Müphemlik)
- "Cepteki ilişkiler" anlık olmanın ve fırlatılıp atılabilirliğin cisimleşmiş hâlleridir. (Akışkan Aşk)
- Tüketim toplumunda seri imalat artık kitlesel emek gücüne ihtiyaç duymuyor ve bir zamanlar "yedek sanayi ordusu" olan yoksullar şimdi "defolu tüketiciler"e dönüştürülmüştür. (Çalışma, Tüketicilik ve Yeni Yoksullar)
- "Geriye ya da yukarıya değil; becerinin, iradenin, gücün toplanması gereken yere, kendi içine bakmalı insan. Oradan başlamalı. Bir ‘savunma stratejisi’ olarak daima orada kalmalı." (Akışkan Modernite)
- Göçmenler (yerkürenin uzak köşelerinden "arka bahçemiz"e boca edilen atık insanlar) ile kendi imalatımız olan dayanılmaz korkularımız arasında bir seçici yakınlık mevcuttur. (Iskarta Hayatlar)
- Hayatının her günü kösteklenen ve hakir görülen birey kişisel narsisizmine “kolektif narsisizm” içinde barınak bulur. Bu ağır yara almış bireyselliğin kurtuluşu ne oranda aranıyorsa o derece aldatıcı olabilecek bir güvenlik vaadidir. Kefaret umudu hüsranla sona ermeye mahkumdur... (Akışkan Hayat)
- Gezegende her şey birbirine bağlı olduğundan, yerkürenin belli bir kısmında güvenlik, ancak güvenli bir insanlık içinde temin edilebilir. İnsanların aşağılanmasına her yerde karşı çıkan, artan fırsat eşitsizliğiyle büyüyen toplumsal adetsizlik ve insani aşağılanmaları hafifletecek, etik açıdan aydınlanmış bir küresel eylem, her açıdan ortak sağ kalımımızın en temel koşuludur. (Avrupa)
- Oxford Üniversitesi'nin saygın sosyologlarından John Goldthorpe yönetiminde on üç güçlü ekibin Ingiltere, Şili, Macaristan ve Hollanda'da yürüttüğü bir çalışmanın bulgularına göre, kültürel seçkinlerle, kültürel hiyerarşide daha altta olanların, günümüzde artık eskiden olduğu gibi bazı işaretlerle kolayca ayırt edilemediği görülmektedir. Bu eski işaretler, düzenli olarak opera ve tiyatroya gitmek, 'yüksek sanat' sayılan her şey karşısında her zaman duyulan coşku ve bir pop şarkısı ya da popüler bir televizyon dizisi gibi sıradan sayılan her şeye burun kıvırmak gibi unsurlardan oluşmaktadır. Elbette bu durum, dışarıdan kültürel seçkinler, gerçek sanatseverler, kültürün ne olduğu, nelerden oluştuğu ve bir kültür adamı ya da kadını için (comme il faut ya da comme il ne faut pas) -neyin uygun olup neyin olmadığı gibi konularda, pek de o kadar kültürlü olmayan akranlarından daha bilgili kabul edilen kişilerle artık karşılaşma yacağımız anlamına gelmez. (Akışkan Modern Dünyada Kültür)
- Tüketim toplumunun bir üyesi olmak göz korkutucu bir görev ve hiç bitmeyen Çetin bir mücadeledir. Ayak uyduramama korkusu yetersizlik korkusu tarafından kenara itilmiş ama rahatsız edici iliğinden bir şey kaybetmemiştir. (Akışkan Gözetim)
- Devlet her şeyden önce bir yeniden metalaştırma aracıdır. (Yasa Koyucular ve Yorumcular)
- "dış görünüş benim için hem gerçekleştiren hem de yaşayandır" diye yazdı Nietzsche. (Akışkan Doğanlar)
- "Farkında olalım veya olmayalım, hoşumuza gitsin veya gitmesin, yaşamlarımız sanat yapıtıdır." (Yaşam Sanatı)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin