Kitap Künyesi
Yazar: Jack London
Çevirmen: Nurperi Savaşer
Yayın Evi: Oda Yayınları
İSBN: 9786055205706
Sayfa Sayısı: 151
Alın Teri Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Ben işçi sınıfı içinde doğdum.
Coşku, hırs ve ülkü denen şeyleri çok genç yaşlarda keşfettim.
Bu tutkuları dindirebilmek çocukluk yaşamımın en temel sorunu oldu.
Gemilerde tayfalık, limanlarda hamallık yaptım; konserve fabrikalarında, daha başka fabrikalarda ve çamaşırhanelerde çalıştım; ot biçtim, halı temizledim, cam siliciliği yaptım.
Ama hiçbir zaman emeğimin tam karşılığını alamadım.
Bundan böyle ölesiye çalışmayacağım.
Eğer bir daha ölesiye çalışırsam, gerekenden bir damla fazlasını yaparsam:
Allah belamı versin!
Alın Teri Alıntıları - Sözleri
- Bütün öbür günler gibi bir gün daha işte ve bütün günler birbirimin aynısıydı. Dün ya da geçen yıl, bin yıl gibiydi...
- "Bütün öbür günler gibi bir gün daha işte ve bütün günler birbirinin aynısıydı. Dün ya da geçen yıl, bin yıl gibiydi... ya da bir dakika gibi."
- "Öyle bir çağda yaşıyoruz ki, çürümüş, yozlaşmış..."
- " Zaman yürümüyordu. Olduğu yerde sayıyordu hep. Hareket eden tek şey, dönen makinelerdi; makineler de her an daha hızlı, daha tıkır tıkır işlemelerine karşın hiçbir yere gitmezlerdi. "
- Ben işçi sınıfı içinde doğdum. Coşku, hırs ve ülkü denen şeyleri çok genç yaşlarda keşfettim. Bu tutkuları dindirebilmek Çocukluk yaşamımın en temel sorunu oldu. Gemilerde tayfalık, limanlarda hamallık yaptım; Konserve fabrikalarında, daha başka fabrikalarda ve çamaşırhanelerde çalıştım; Ot biçtim, Halı temizledim, Cam siliciliği yaptım. Ama hiçbir zaman emeğimin tam karşılığını alamadım. Aşırı çalışma beni hasta etti. Ömrüm boyunca gövdemle hayvan gibi çalıştım ve ne denli çok çalıştıysam toplumsal çukurun dibine o denli fazla yaklaştım. Bu çukurdan çıkacağım, Ama pazılarımı kullanarak değil.
- Gözleriyle bana bir dakika baktı; bu bir dakika içinde, bin yılda tüm kitaplarda okuyabileceğimden çok daha fazlasını anlattı.
- Adalet değirmeni teklemeden işliyor, adam öğütmeyi sürdürüyordu.
- Biz insanlar çevremizin ürünüyüz
- "Ben işçi sınıfı içinde doğdum. Coşku, hırs ve ülkü denen şeyleri çok genç yaşlarda keşfettim. Bu tutkuları dindirebilmek çocukluk yaşamımın en temel sorunu oldu. Gemilerde tayfalık, limanlarda hamallık yaptım; konserve fabrikalarında, daha başka fabrikalarda ve çamaşırhanelerde çalıştım; ot biçtim, halı temizledim, cam siliciliği yaptım. Ama hiçbir zaman emeğimin tam karşılığını alamadım. Aşırı çalışma beni hasta etti. Ömrüm boyunca gövdemle hayvan gibi çalıştım ve ne denli çok çalıştıysam toplumsal çukurun dibine o denli fazla yaklaştım. Bundan böyle ölesiye çalışmayacağım. Eğer bir daha ölesiye çalışırsam, gerekenden bir damla fazlasını yaparsam: Allah belamı versin!"
- Sana şunu söyleyeyim ki, şuracıkta saatlerce ve saatlerce hiç bir şey yapmadan öylece oturup kalmanın tadına doyum olmuyor. Daha önce hiç böyle mutlu olmadım. Zamanım olmamıştı buna. Ha babam de babam hareket halindeydim. Mutlu olmanın yolu bu değil. Artık hiçbir şey yapmayacağım. Yalnızca oturacağım, yine oturacağım, dinleneceğim, yine dinleneceğim, daha sonra biraz daha dinleneceğim.
- Yumuşak başlı, silik biri olup çıktım.
- Bütün günler birbirinin aynısıydı...
- Şuracıkta saatlerce ve saatlerce hiçbir şey yapmadan öylece oturup kalmanın tadına doyum olmuyor.
- Gençlik, kocamışları çiğneyip geçerdi ve bunu yaparken kendini de yıkıp geçtiğine bakmazdı hiç.
Alın Teri İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Kitap tek bir hikayeden oluşmuyor. İçerisinde birbirinden bağımsız fakat aynı konuları anlatan küçük öyküler var. 1. Kitaba başlığı veren sosyalizmin nerden geldiğini niye olması gerektiğini anlatan Kapitalizm şikayeti var ( johnn av ve sefil fabrika işçiliği hayatı) 2. Meksikalı bir boksör hikayesi var. 3. Bir kalem pirzola ,4. Arabacı ile doğramaci 5. Enseleniş . (Sezar Agustus Romulus)
Jack London uzun zamandır ayrı kaldığım ve eserlerini okumak konusunda arafta kaldığım yazarlar arasında. Yeri geliyor aynı kitabını birkaç defa okusam hepsinde de farklı düşündürecek diyorum yeri gelince bu neydi şimdi diye sinirleniyorum. Bazen bu ikisine de karar veremiyorum. Şimdi bu ‘Terazi’ mi yoksa ‘İkizler’ mi oluyor. İkisi de değilim. Hayat ve bunun tecrübesi konusunda yetersiz kalan bir gencimiz var, evet tanıdık geldi, ancak bu kardeşimiz daha farklı koşullarda ilerliyor. Zorlu kış şartlarında hayatta kalma mücadelesi ve insanlarla olan etkileşimi anlatılıyor bu kitapta. Aslında mücadele iyiydi. Christoffer Bellew yani kitaba adını da veren Alaska Kid’in kendisine rahat batması sonucu yaşadıklarını okurken hoşa giden pek çok olayla karşılaşıyoruz. İyi bir kitaptı diyebilirim. İyi okumalar dilerim.. (Sadık Kocak)
Yurttaşlık, adaletsizlik, yoksulluk.: Beş farklı hikayeden oluşan kitapta genel anlamda gelir dağılımının eşitsizliği, sanayileşme döneminin etkileri, yoksulluk, adaletsizlik vb. konular işleniyor. Kitaptaki ilk hikayenin ismi Alınteri. Bu hikayede çocuk işçi Johnny'nin makineleri işleterek geçirdiği ömrünün bir grip vakasıyla farkına varması ve yaşadığı bölgeyi terk etmesi anlatılıyor. İkinci hikaye Meksikalı. Bu hikayede Rivera adlı devrimci bir gencin devrim için gereken silahları alabilmek için şaibeli bir boks maçına çıkıp kazanmasını anlatıyor. Üçüncü hikaye Bir Kalem Pirzola. Bu hikayede Tom King adlı boksör bir adamın gençliğinde çenesini dağıttığı Bill adlı yaşlı boksörü yaşlanıp bütün parasını kaybettiğinde genç bir boksörle 30 sterlin için maça çıkacakken hatırlaması ve - kendisine göre- yiyemediği bir kalem pirzola için maçı kaybetmesi anlatılıyor. İkinci ve üçüncü hikayede kitap/sampiyon--165819 eserinde olduğu gibi boksörler üzerinde adaletsizliği, şaibeli durumları anlatıyor. Boks kavramlarına ve tekniklerine de vakıf olması kitabın akıcılığını ve inandırıcılığını arttırıyor. Dördüncü hikaye Arabacı ile Marangoz. Bu hikayede bir toplum bilim öğrencisinin düşkünlerevinden iki adamla beraber yemek yemesi ve onlarla muhabbeti anlatılıyor. Adamların karnı doydukça bahsettikleri meselelerin kişisellikten çıkıp toplumsal meselelere doğru gitmesi dikkat çekiciydi. Son hikayenin ismi ise Yakalanış. Bu hikayede yük vagonuyla Niagara'ya giden bir adamın geç saatte dışarda olması hasebiyle ifade alınmadan yargı önüne çıkması ve konuşma hakkı tanınmadan 30 gün hapse atılması anlatılıyor. Özellikle hikayenin içinde 'Yurttaşlık hakkı' üzerinde duruluyor. Polis ve Yargı mercileri ise ağır eleştiriye tabii tutuluyor. Hikayeler ve üzerinde durulan konular ilginizi çektiyse rahatlıkla okuyabileceğiniz sade ve akıcı bir kitap. Keyifli okumalar... (Muhammed Safa KAYA)
Kitabın Yazarı Jack London Kimdir?
12 Ocak 1876’da San Francisco’da doğdu. Gerçek adı John Griffith Chaney’dir. Evlilik dışı bir çocuk olarak dünyaya gelen Jack London, soyadını, henüz sekiz aylıkken annesinin evlendiği John London adlı savaş gazisinden aldı. Maddi sıkıntılar nedeniyle küçük yaşta okulu bırakıp gazete satıcılığı, tayfalık, balıkçılık, istiridye korsanlığı, gazetecilik, sahil koruma devriyeliği gibi çeşitli işlerde çalıştı ve Amerikan işçi sınıfını tanıdı. 1894’te serserilik suçlamasıyla otuz gün hapis yattı. Hapisten çıktıktan sonra hayatını değiştirmek arzusuyla liseye kayıt yaptırdı. Lise öğrenimini bir senede tamamlayarak 1896 yılında Kaliforniya Üniversitesi’ne girdi. Bir dönem okuyabildiği üniversiteden maddi zorluklar sebebiyle ayrıldı. 1897’de Klondike bölgesinde altın arayanlara katıldı ama bir yıl sonra yine yoksul ve işsiz olarak geri döndü. Yoğun bir çalışma programı hazırlayarak şansını yazarlıkta denemeye karar verdi. Soneler, baladlar, nükteli fıkralar, anekdotlar, korku ve serüven öyküleri yazmaya başladı. 1909’da yazdığı Martin Eden bu dönemi yansıtması bakımından otobiyografik izler taşır. İlk kitabı Kurt Dölü (1900) büyük ilgiyle karşılandı. Aynı yıl Elisabeth Maddern ile evlendi ve bu evlilikten iki kızı oldu. Ancak bu beraberlik uzun ömürlü olmadı ve 1904’te sona erdi. Charmian Kittredge ile ikinci evliliğin ardından 1916’da Kaliforniaya’daki çiftliğinde hayatını kaybetti. London yazarlık kariyeri boyunca elliye yakın kitap yazdı ve döneminin en çok okunan yazarlarından biri oldu. Yazdıkları, yaşadıkları etrafında şekillenmiş, sosyalizmin de etkisiyle toplumcu bir dünya görüşüne ulaşmıştır. Başlıca eserleri arasında Beyaz Diş, Martin Eden, Uçurum İnsanları, Vahşetin Çağrısı yer alır.
Jack London Kitapları - Eserleri
- Beyaz Diş
- John Barleycorn
- Martin Eden
- Demir Ökçe
- Ay Vadisi
- Demiryolu Serserileri
- Vahşetin Çağrısı
- Deniz Kurdu
- Uçurum İnsanları
- Alın Teri
- Şampiyon
- Dehşet Ülkesi
- Güneşin Oğlu
- Yanan Günışığı
- Kız, Kar ve Kan
- Düş Ülkelerine Yolculuk
- Sevginin Katıksızı
- Tanrılar ve Köpekler
- Suikast Bürosu
- Kurt Dölü
- Denizin Çağrısı
- Midas'ın Müritleri
- Yıldız Gezgini
- Ölüme Boyun Eğmeyen Adam
- Ataların Tanrısı
- Beyaz Sessizlik
- Can Yoldaşı
- Devrim
- Dönek
- Gece Doğan
- Halk Avcısı
- İnsanın Sadakati
- Meksikalı
- San Fransisco'nun Güneyi
- Sınıf Farkı
- Makaloa Hasırı Üzerinde
- Bana Göre Hayatın Anlamı
- Hawaii Öyküleri
- Büyük Serüven
- Kurt Kanı
- Yakalanış
- Öyküler
- Uzak Diyarlarda
- Bir Kuzey Macerası
- Gece Geçen Serseriler
- Gemide İsyan
- Geleceğin Hikayeleri
- Beyaz Cehennem
- Büyük Evin Küçük Hanımefendisi
- Beyaz Diş - Madam Bovary
- Şafak Kızı
- Beyaz Diş - Esrarlı Ada
- Yumruk
- Buzun Çocukları
- Bin Düzine Yumurta
- Adem'den Önce
- Oyun
- Ateş Yakmak
- Acemi Gece
- Vahşetin Çağrısı (Çizgi Roman)
- Kumarbazlar Cenneti
- Vahşetin Çağrısı - Beyaz Diş
- Ateş Yakmak
- Hayatın Kanunu
- Demir Yolu Çocukları
- Kızıl Veba
- Büyük Sorgu
- Mapuhi’nin Evi
- Ölümcül Dalgalar
- Kadın Denen Mucize
- İlk Savaş, İlk Zafer
- İnsanlığın Sürüklenişi
- Kepaze
- Çinago
- Bütün Dünyanın Düşmanı
- Alice Ruhunu Açınca
- Kahekili’nin Kemikleri
- Dağ Adamı
- Bir Dilim Biftek
- Kırmızı
- Tek Özgürlüğüm
- Güneşe Doğru
- Lost Face And Other Stories
- Theft
- Tom Pomplun
- Kaval Kemikleri
Jack London Alıntıları - Sözleri
- “Sanki kendimin dışında durmuş da kuşkuyla kendime bakıyor gibiydim.” (Deniz Kurdu)
- Henüz çıldırmadım ama çıldırmaya başladığım zaman beni görün;))) (Büyük Evin Küçük Hanımefendisi)
- Yaşlılık zamanlarımızda dine ihtiyaç duyarız Alice. Din bizi yumuşatır, diğer insanların zayıflıklarına, özellikle de nerede sabah orada akşam hovardalık ettikleri ve ne yaptıklarını bilmedikleri gençlik zamanlarında gösterdikleri zayıflıklara karşı daha hoşgörülü ve affedici olmamızı sağlar. (Alice Ruhunu Açınca)
- Ömrüm boyunca gövdemle hayvan gibi çalıştım ve ne kadar çok çalıştıysam çukurun dibine o kadar fazla yaklaştım. (Tom Pomplun)
- °• İnsan her zaman hayattan talep ettiğinin daha azını alır . (Uçurum İnsanları)
- Dünyaya egemen olan kanunu iyi biliyordu: zayıflar ezilir, güçlülere itaat edilirdi. (Beyaz Diş)
- “Bana o gözleriyle bir dakika içinde, bin yılda kitaplarda okuyabileceğimden daha çok şey söylüyordu.” (Büyük Sorgu)
- Bundan şu çıkıyordu ki bir kişi dostluğun d'sini bile bilmez ama soylu biri olabilir! (Uzak Diyarlarda)
- İnsanlar neden şarap içer, at biner, aktristleri tutar, papaz ya da kitap kurdu olur? Öyle isterler de ondan. İşte sana cevap. Hepimiz, elimizdeyse, hoşlandığımız şeyleri yapmak isteriz, elde edelim etmeyelim, istediğimiz şeylerin peşinden koşarız. (Sevginin Katıksızı)
- Güneş her sabah doğar. (Makaloa Hasırı Üzerinde)
- Korkak olduğu için, zorbalığı da korkaklığıyla uyumluydu. (Can Yoldaşı)
- Derler ki, bu aşk hayattan bile daha kıymetliymiş, aşık olanlar böyle söyler. Bir kadın ya da erkek, birini dünyadaki herkesten daha fazla severse, o zaman aşık olduğunu anlar. Böyle denir ama kelimelerle açıklamak fazlasıyla zor. Sadece bilirsin işte, o kadar. (Kadın Denen Mucize)
- “Kalbimde sana duyduğum hisler yıldızlar kadar parlak ve çok, bunu ifade edebilecek bir dil yok. Sana nasıl anlatabilirim ki? Oradalar... Görüyor musun?" (Kadın Denen Mucize)
- Tekdüzelikten uzak olması belki de serseri yaşantısının en güzel yanıdır. Topluluklar hâlinde yaşayan serserilerin ülkesinde, yaşamın yüzü sık sık biçim değistirir. (Demir Yolu Çocukları)
- Yaşamaktan mutluyum, kendi akıl ve gücümden mutluyum, işleri yapmaktan mutluyum, kendim için yapmaktan. Bundan başka yaşamak için bir neden olabilir mi? Kendimden ve yaptığım işlerden keyif almayacaksam, neden yaşayayım? (Buzun Çocukları)
- “Aramızda küçük bir tartışma yaşadık ve yapabileceğimiz en iyi şey, bunun bu kadarla kalmasını sağlamak.” (Vahşetin Çağrısı (Çizgi Roman))
- Kötü olan iyi olanı bozar, her şey birlikte iltihaplanır. (Uçurum İnsanları)
- Bugün n'oluyor, ilkokuldan sonra ortaokul, lise, sonra üniversite, sonra ya memur oluyoruz ya doktor moktor, bildiğimiz serüvenleri de sadece kitaplardan öğreniyoruz. (İlk Savaş, İlk Zafer)
- Hayat hayal kırıklıklarıyla dolu ve öyle olmalı zaten. En tatlı et kıtlıktan sonra gelen ve en yumuşak yatak da zor bir avdan sonra yatılandır. (İnsanın Sadakati)
- Kazanılacak bir oyun gibi gördükleri şeyi yıllarca oynayan insanları izledim. Sonunda kaybettiler... (Dönek)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin