Kitap Künyesi
Yazar: Jean Paul Roux
Çevirmen: Aykut Kazancıgil
Orijinal Adı: La Mort Chez Les Peuples Altaiques Anciens et Medieaux
Yayın Evi: Kabalcı Yayınevi
İSBN: 9789758240173
Sayfa Sayısı: 352
--reklam--
Altay Türklerinde Ölüm Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Türkler, Moğollar ve Tunguzların oluşturduğu Altay toplumlarının yaşayışları dilsel ve dinsel olarak hala tam anlamıyla çözümlenememiştir. Paganizm, Mazdeizm, Budizm, Manihaizm, Nasurilik, Musevilik, Hıristiyanlık ve Müslümanlık ayrıştırılamaz biçimde iç içe geçmiştir.
Ülkemizde Türklerin Tarihi, Türklerin ve Moğolların Eski Dini gibi ayrıntılı çalışmaların yazarı olarak tanınan Jean-Paul Roux, "ölüm" gibi dinsel, kavimsel ayrılıkların ötesine çıplak insan gerçeğine ulaşmayı sağlayan bir kavramı son arkeolojik incelemelerin ışığında inceleyerek Altay toplumlarına genel bir giriş yapmamızı sağlıyor.
--reklam--
Altay Türklerinde Ölüm Alıntıları - Sözleri
- Zelenine, Sibiryalıların, hayvanların cinsel organlarına verdikleri önemi fark etmiş ve ruhun burada ikamet ettiğinin ya da edebileceğinin düşünüldüğü sonucunu çıkarmıştır. Bu nokta, bizi, arkeoloji sayesinde izlerine rastladığımız erkeklik organına tapma adetine götürmektedir ve eski yazılı metinlerde bu adetin doğrulandığı görülmektedir (öyle ki, İbn Fadlan, Başkırtların kendilerine özgü bir biçimde erkeklik organına taptıklarını görmüştür;
- Dolayısıyla mesele çok açıktır. Herhangi bir şekilde olası bir yeniden doğuşa engel olmak için kemikler yok edilmektedir: ölü yer yüzünde çok az kalır, öteki dünyaya göçmesi hızlandırılır, vücudu eski biçimini alamaz ve gücü yok edilir.
- Eskiden Yakutlar ölülerini yakarlar ya da bir ağacın üzerine koyarlar ya da onları öldükleri kulübede bırakırlardı.
- "Ölüm şiddetli bir travmaya yol açmaktadır; önce bir korku uyandırmakta, hayatta kalanların kuşkusuna neden olmaktadır. Dolayısıyla olayın gerçekleştiği toplumun ilk tepkisinin tamamen pasif, muhafazakâr, yani kaçış niteliğinde olmuş olsa gerekir: duruma karşı gelmek bir reddediş hareketidir."
- "Uyku sırasında nefes alıp verme yavaşlar ve bu biyolojik olay, dünyada amaçsız bir şekilde dolaşan ruhun bedenden ayrıldığı şeklinde yorumlanır; bu görüş, aslında ruhun amaçsızca dolaştığı sırada gördüklerinden başka bir şey olmayan rüyaların oluşumuyla doğrulanmaktadır. Genellikle, uykudan uyanırken ruh bedene geri döner. Fakat temelli olarak da gidebilir, işte bu, ölümdür."
- "Ruhun başta ve beyinde bulunduğuna inanmaktaydı."
- İnsan ebediyen yaşamaz; mezara girdiği vakit artık geri dönemez.
- Şamanist bir toplumda, hasta, gelecekteki ölüdür; işte bu nedenle de, hastalık ve ölüm karşısında insanoğlunun tavrı hemen hemen aynıdır.
- Hiçbir ölüm kesin değildir. İnsan ya da toplum için olsun yeniden dirilebilmek hep mümkündür.
- Çoğu din tarihçisine göre Altay dini, günümüzde (XIX. ve XX. yüzyıl) Orta Asya’da yaşayan Tunguz, Moğol ve (geniş anlamda) Türk toplumlarınca uygulanmaktadır.
--reklam--
Altay Türklerinde Ölüm İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Anlatim dili kitap okumayı sevmeyen bir okuyucu icin ağır gibi gelsede sakinlikte okuyarak anlaşılacak kadar güzel bir kitap. Kendi kültürünü, bugün dahi kendi kültürünün içindeki olguları anlamak isteyenler için bir baş yapıt. (Erhan UZMAN)
Altay Türklerinde Ölüm: Jean Paul Roux'un Altay Türklerinde Ölüm adıyla, Kasım 1999 yılında Kabalcı yayınevinden çıkan kitabı, üç ana bölüm haricinde belgeler, kaynakça ve dizin kısımlarından oluşmaktadır. Bu üç ana bölüm ise: Ölüm, Ruh ve Ölüm ile Cenaze Törenleri adını taşıyor. Öncelikle kitap, Türkçeye çevrilmesi dolaysıyla yazarın Türkçe baskı için yazdığı önsöz ile okuyucuyu karşılar. "Sanırım her yazar, kitaplarından birinin yabancı bir dile çevrildiğini duyunca, içinde tatlı bir ürperdi duyar…"(s.7) diyerek mutluluğunu dile getirir. Ayrıca Türkçeye tercüme edilmesinin Almancaya, İtalyancaya ya da Yunancaya çevrilmesinden daha önemli olduğunu, çünkü Türkleri tanıyıp sevdiğini de ifade ediyor. Ama bu kitabın Fransızlara, Türkleri tanımak için yazıldığını da belirtiyor. Bu kitap, okurken, yazarken ve duyarken çok da hoşnut olunmayan, ruhun bedenden ayrılmasını yani ölümü, Altay Türkleri özelinde anlatıyor. Her şeyin üzerinde olan bir gerçeklik anlatılırken, bugünkü zaman dilimi içinden haber vermiyor. Eskilere gidiyor yani arkeolojik kazılar eşliğinde 'Altay Türklerinde Ölüm' kavramını inceliyor. Eski Türklerde ki bazı inanışlar, Türkler din değiştirmiş olsa da yine varlıklarını devam ettirmiş. Arkeolojik kazılar neticesinde elde edilen bulgular ile mezarların mimari yapısı, insan kalıntıları, gömülen eşyalar ve çevresine göz atılıyor. Bu somut görüntü ve bunlardan elde edilen yazılar eşliğinde bir yapboz gibi zaman aşama aşama geriye sardırılıyor ve o yaşanan zaman içine dönülüyor. Yazar burada, "Bu belgeler ölüm, ruh ve cenaze törenleriyle ilgili inançları tamamıyla tanımlamak için yeterli olmayabilir, ama sağladıkları bilgiler farklı yollardan elde edilen bilgilerin aydınlatılmasına ışık tutmuştur. " (s.12) diyerek de kitabını da anlatır. Çok sayıda yerli [Fransız] kaynak bulunmamaktadır…En eskileri belki de Yenisey Yazıtları'dır" (s.17) diyerek de, çalıştığı alanın zorluğuna da dikkat çeker. Geçmişten günümüze bazı gelenekler taşınarak, sonsuzluğa giden yolun da basamakları oluşturulur. Aile içi evlilikler, toplumlar arası geçiş, ölüm sonrası yaşam, ayrılık, iskelet, ruh, ölü yakma ya da yakmama, mezar, mezarlık, mezar taşları, cenaze töreni vb. bazı durumlar haricinde şu an bize 'garip' gelebilecek bir takım eylemlerden de bahsedilir. Yazar, kaynakların bazen yetersiz olmasından, yeterli olanların da çok dağınık olması dolaysıyla tam istenilen bir şekilde bu konunun bitirilemediğinden de söz ederek, konunun zorluğu hakkında da bilgi veriyor. Ama 'ben pencereyi araladım' diyerek de, din tarihçileri, sosyoloji ve Altay dili uzmanlarının da bu konular üzerine çalışarak, hem kitapta öne sürdüğü tezler hakkında görüş bildirmelerini hem de yeni araştırma yapılarak da konunun daha iyi aydınlatılması gerektiğini vurgular. Yazarın yararlandığı farklı dillerdeki çok sayıda kaynak eser kitabın arka sayfalarında gösteriliyor. Herkese hitap eden bir çalışma olmadığını özellikle belirtmek istedim. Antropoloji, arkeoloji, mitoloji, sosyoloji, dinler tarihi üzerine okuyanlara kaynaklık edebilir. Ben ise bir konuyu merak ettiğim için okudum. Ama kolay bir kitap değil. Yazar haklı olarak akademik niteliğini konuşturmuş. Orhun Yazıtları, Moğol, Çin kaynakları, Divan-ı Lügat-ı Türk, Dede Korkut, Moğolların Gizli Tarihi haricinde diğer bilimsel araştırmalar da kitabın içine serpiştirilerek konu anlatılmış. Akademik düzeyde yazıldığı için konunun uzmanlarına yöneliktir. Çünkü; tez, karşı tez ve sentez haricinde eskiden yeniye doğru görüşlere de yer vermektedir. Kelimelerden hareket ederek o kelimelerin kökenleri haricinde zaman içinde anlam kayması geçirip geçirmediğine de bakılıyor. Bu kitabı 12 - 16 Ekim 2019 tarihleri arasında okuyup inceleme yazısı ise 23 Şubat 2020 tarihinde 1000Kitap sitesine eklenmiştir. (S. Ali)
Ünlü Fransız Türkolog Jean Paul Roux'nun genel anlamda Altay kavimleri özelde ise Türkler (Tukiular, Hiongnular, Huan Huanlar...)'in ölüm, ruh ve ölümden sonrası ile ilgili düşünceleri, cenaze törenleri ve mezarları ile ilgili detaylıca bilgi bulabileceğiniz akademik bir başyapıt. (Annabel Lee)
--reklam--
Altay Türklerinde Ölüm PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Jean Paul Roux - Altay Türklerinde Ölüm kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Altay Türklerinde Ölüm PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Jean Paul Roux Kimdir?
Jean-Paul Roux Fransız oryantalist ve Türkolog (d. 5 Ocak 1925, Paris - ö. 29 Haziran 2009, Saint Germain-en-Laye (Yvelines)).
Yazar, öğrenimini Paris şehrinde yaptı. Eğitimine Doğu Dilleri Okulunda başladı ve daha sonra sırasıyla École de Louvre Tarih Bilimleri Akademisini bitirdi. Doktorasını ise doğubilim ve edebiyat üzerine verdi.
1952 yılında CNRS yani Fransız Ulusal Araştırma Merkezi'nde çalışmaya başladı ve 1990 yılında Araştırma Birimi Başkanı olarak emekli oluncaya kadar burada çalıştı. Yine bu dönemde 1957 ve 1990 arasında École de Louvre de akademisyen olarak da çalıştı ve Profesör ünvanını aldı ve Orta-Asya ve Türk kültür tarihi üzerine yaptığı alan çalışmaları sonucunda hazırladığı temel çalışmalarla tanındı.
La Turquie: Géographie. - Économie. - Histoire. - Civilisation et Culture, 1953
Türkiye ile 1950'li yıllardan itibaren ilgilenmeye başladı. La Turquie: Géographie. - Économie. - Histoire. - Civilisation et Culture adlı çalışmasını 1953 yılında yayınladı. bundan sonra peş peşe Türkiye ve Orta-Asya tarihi ve Türk örf ve adetlerini kapsayan çalışmalar yaptı.
Bu bağlamda, Türkiye'yle ilgilenmesi, 1950'li yılların başlarına rastlamaktadır. Hazırladığı La Turquie: Géographie. - Économie. - Histoire. - Civilisation et Culture (1953) adlı eserden sonra, ardı ardına Türkiye ve Orta-Asya kültür tarihi ve Türk geleneklerini kapsayan analitik-karşılaştırmalı çalışmalarla adını duyurdu. Kimi eserleri Timur (1994), Türklerin ve Moğolların Eski Dini (1994), Türklerin Tarihi: Büyük Okyanus'tan Akdeniz'e İki Bin Yıl (1995) adıyla Türkçeye çevrildi.
1971 ve 1977 yıllarında Paris'teki iki büyük İslam Sanatları Sergisi'ni organize etti.
Başta Atatürk Kültür Merkezi de olmak üzere birçok Fransız bilimsel derneğe fahri üye seçildi. Aynı zamanda Türk hükümeti tarafından 1973 yılında Devlet Ödülü verildi ve TÜTAV Ödülü aldı ve 1998 yılında da Liyakat Madalyası ile onurlandırıldı.
Jean Paul Roux'un ikiyüz makalesi ve yüzü aşkın araştırması ve bununla birlikte çoğunluğu Orta Asya ve Türk kültürüyle ilgili 25 kitabı vardır.
--reklam--
Jean Paul Roux Kitapları - Eserleri
- Türklerin Tarihi - Pasifik'ten Akdeniz'e 2000 Yıl
- Eski Türk Mitolojisi
- Moğol İmparatorluğu Tarihi
- Türklerin Tarihi
- Türklerin ve Moğolların Eski Dini
- Orta Asya
- Büyük Moğolların Tarihi Babur
- Dinlerin Çarpışması
- Altay Türklerinde Ölüm
- Cengiz Han ve Moğol İmparatorluğu
- Orta Asya'da Kutsal Bitkiler ve Hayvanlar
- Kral
- Orta Asya Tarih Ve Uygarlık
- Aksak Timur
- Timurlenk
--reklam--
Jean Paul Roux Alıntıları - Sözleri
- Timuçin’in, genç nişanlısının evinde, müstakbel damat sıfatıyla kalmasına karar verildi. Babası ona hediye olarak yanındaki binek atını verdi. Düğün öncesi hediyesi geleneksel ve vazgeçilmezdi. Ardından baba oğul vedalaştı. Giderken Dey Seçen’e dönüp şöyle dedi: “Oğlum köpeklerden korkar. Köpeklerinin onu korkutmasına izin verme!” Bu çocuğun babasından duyduğu son sözler oldu. Köpeklerden korkan dokuz yaşındaki bu çocuk, tarihin en büyük fatihi Cengiz Han olacaktı. Dünyanın tanıdığı en olağanüstü serüven işte böyle bir masal gibi başlamıştı. (Moğol İmparatorluğu Tarihi)
- Üç kez ‘ Ben ki , Tengrinin hizmetkarıyım, bunu yazdım. ‘ diyen Gürberçin e ait küçük bir metinde , islamın etkisini görmek kesinlikle mümkün değildir. (8.yüzyıl) (Eski Türk Mitolojisi)
- Zelenine, Sibiryalıların, hayvanların cinsel organlarına verdikleri önemi fark etmiş ve ruhun burada ikamet ettiğinin ya da edebileceğinin düşünüldüğü sonucunu çıkarmıştır. Bu nokta, bizi, arkeoloji sayesinde izlerine rastladığımız erkeklik organına tapma adetine götürmektedir ve eski yazılı metinlerde bu adetin doğrulandığı görülmektedir (öyle ki, İbn Fadlan, Başkırtların kendilerine özgü bir biçimde erkeklik organına taptıklarını görmüştür; (Altay Türklerinde Ölüm)
- Babür büyük bir fatihtir ve oldukça kısıtlı imkanlarla, 12.000 adamı geçmeyen bir güçle, çok büyük insan kıyımlarına neden olmadan kurduğu eseri, zaferleriyle gözleri kamaştıran öteki kahramanların eserlerinden çok daha kalıcı, çok daha zengin olmuştur. (Büyük Moğolların Tarihi Babur)
- Zaman tanrısı karar verir, tüm insan oğulları ölümlü olarak dünyaya gelmiştir. (Eski Türk Mitolojisi)
- "Büyük Türkler olarak adlandırılacak Osmanlılara gelince Türkçe konuşan öteki devletlerin gözünde Asyalıdan çok Bizanslıydılar." (Türklerin Tarihi - Pasifik'ten Akdeniz'e 2000 Yıl)
- Eğer şimdi böylesi kötü düşüncelerimiz varsa gök tarafından sevilmeyeceğiz. (Türklerin ve Moğolların Eski Dini)
- "Ölüm şiddetli bir travmaya yol açmaktadır; önce bir korku uyandırmakta, hayatta kalanların kuşkusuna neden olmaktadır. Dolayısıyla olayın gerçekleştiği toplumun ilk tepkisinin tamamen pasif, muhafazakâr, yani kaçış niteliğinde olmuş olsa gerekir: duruma karşı gelmek bir reddediş hareketidir." (Altay Türklerinde Ölüm)
- Artık öyle görünmek, öyle olmaktan çok daha önemli hale geliyordu... (Türklerin Tarihi - Pasifik'ten Akdeniz'e 2000 Yıl)
- Sonunda Maveraünnehir özgürlüğüne kavuşmuştu. Çağataylı Kabul Han başa geçti. Türk soylular kazanmışlardı. Bağırlarından yeni bir efendi -hem de ne efendi!- çıkarmakta gecikmediler: Timur. (Orta Asya)
- Acaba hangi uygarlık, Altaylılar gibi, av çemberinde kalan hayvanlardan birkaçının kaçmasına göz yumup türlerin yok olmamasını sağlamak istemiş ya da meyve ağacında mutlaka birkaç meyve kalmasına dikkat etmiştir? Toroslu bir oduncunun birazdan keseceği ağaçtan özür dilemesini sağlayan nasıl bir duygudur? Ya da birazdan kurban edeceği horozun boynunu özenle, neredeyse şefkatle okşayan köylünün heyecanı nasıl bir heyecandır? (Orta Asya'da Kutsal Bitkiler ve Hayvanlar)
- Dişe gelen her şey onların gıdası olabilir. (Cengiz Han ve Moğol İmparatorluğu)
- Büyük Şaman, Şaman başrahibi, Cengiz döneminde ve Cengiz'den önceki çağlarda beki'dir, bu kelimede Türkçedeki beg, "güçlü", sonraları bey şekline dönüşen "efendi" kelimesini bulmak olasıdır. (Türklerin ve Moğolların Eski Dini)
- Türkler İslamiyet'i kabul ettiklerinde, kendilerini Abbasi halifelerinin koruyucusu olarak görmüş, Sünni mezhebinin kural ve ilkelerini benimsemiş ve Şii mezhebini ortadan kaldırmayı da en önemli hedefleri olarak görmüşlerdi. (Dinlerin Çarpışması)
- Türklerin yaşam biçimi ve Türklere ait eşyalar günlük yaşamımıza sandığımızdan fazla girmiştir. Ortaçağda Fransa’da yel değirmenlerine turquois denilirdi. Fransızcada kiosque adıyla bilinen halka açık müzik ya da gazete bayilerimiz, Türklerin köşk adını verdikleri küçük, gösterişli binalardan devşirmedir. HollandalIların Avrupa’ya Boğaziçi’nden taşıdıkları lale, tulipe adım, bu çiçeğin taç yapraklarının bir türbanı andırmasından dolayı tülbent sözcüğünden almıştır. XIV. yüzyıldan beri Avrupalılar evlerini, çoğunlukla Türklerden, arada sırada İranlIlardan (uzakta kalan İran yerine daha çok Türkiye’den ahşveriş yapıyorlardı) aldıkları Doğu halılarıyla süslemişlerdir; ressamlar Türklerden o kadar çok etkilenmişlerdir ki, bugüne kadar ulaşan değerli birçok parçaya adlarını vermişlerdir. Bellini, Lotto, Holbein halıları (Holbeinler en ünlüleri ve en değerlileridir) XV ve XVI. yüzyıllarda ve XVII. yüzyılın bir bölümünde Türkiye’de üretilmiştir. (Türklerin Tarihi)
- Bir gün bir Çinlinin Ögedey'e rüyasında Cengiz Han'ı gördüğünü ve hemen tüm Müslümanları yok etmesini istediğini söylediğini anlatırlar. Ögedey, rüya gören kişiye sorar: "Sana hangi dilde konuştu? –Çince. –Bu olanaksız, çünkü babam yalnızca Moğolca bilirdi." Ve bu sözde rüyayı gören kişiyi öldürtür. (Moğol İmparatorluğu Tarihi)
- kral yer yöne dağılır ve her şey ona yakışır. Kainat düzenin, zamanın, doğal olayların, doğurganlığın, verimliliğin ve sağlığın düzenleyicisi ve sorumlusudur. (Kral)
- İmparatorluğun, temeli krallıktadır; krallığın temeli, ailede; ailenin temeli, bireydedir. (Kral)
- Eskiden Yakutlar ölülerini yakarlar ya da bir ağacın üzerine koyarlar ya da onları öldükleri kulübede bırakırlardı. (Altay Türklerinde Ölüm)
- Ölümünün ardından "Firdevs Mekanı" [yeri cennet olan] unvanını alır. Bilindiği gibi Büyük Moğolların hükümdarlarına ölümlerinin ardından bir unvan daha verilirdi. (Büyük Moğolların Tarihi Babur)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin