Anılar, Düşler, Düşünceler - Carl Gustav Jung Kitap özeti, konusu ve incelemesi

Kitap

Anılar, Düşler, Düşünceler kimin eseri? Anılar, Düşler, Düşünceler kitabının yazarı kimdir? Anılar, Düşler, Düşünceler konusu ve anafikri nedir? Anılar, Düşler, Düşünceler kitabı ne anlatıyor? Anılar, Düşler, Düşünceler PDF indirme linki var mı? Anılar, Düşler, Düşünceler kitabının yazarı Carl Gustav Jung kimdir? İşte Anılar, Düşler, Düşünceler kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

Kitap Künyesi

Yazar: Carl Gustav Jung

Çevirmen: İris Kantemir

Derleyen: Aniela Jaffé

Orijinal Adı: Erinnerungen, Traume, Gedanken

Yayın Evi: Can Yayınları

İSBN: 9789750720154

Sayfa Sayısı: 336

Anılar, Düşler, Düşünceler Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

Analitik psikolojinin kurucusu Carl Gustav Jung, 1957 baharında 81 yaşındayken, tüm bir yaşam öyküsünü meslektaşı ve yakın dostu Aniela Jaffé'ye anlatmayı kabul etti. O güne dek yaşamöyküsünü yazması yolundaki tüm önerileri geri çevirmiş olan Jung, belirli aralıklarla düzenlenen söyleşilerde, yaşamının hiç bilinmeyen yönlerini Jaffé'ye anlattı. İki yıldan fazla bir zaman kendini bu uğraşa adamakla kalmadı, 1961'deki ölümüne kadar kitabın son biçimini almasına katkıda bulundu.

Anılar, Düşler, Düşünceler, insan zihninin en büyük kâşiflerinden birinin, yaşamının en gizli köşelerine kadar uzanan içten açıklamalarından oluşuyor. Bu benzersiz kitap, kişilik, rüyalar ve fanteziler ile din konusunda tüm insanlığı etkileyen düşünceleri geliştirmiş olan Jung'un, ilginç ve bir o kadar da saklı kişiliğini kendi ağzından gözler önüne seriyor. Önce hayranı olduğu, sonradan derin görüş ayrılıklarına düştüğü Sigmund Freud'la ilişkilerine birinci elden ışık tutuyor.

Carl Gustav Jung'un özyaşamöyküsünü, fotoğraflar eşliğinde ve İris Kantemir'in Almanca aslından yaptığı çeviriyle sunuyoruz.

Anılar, Düşler, Düşünceler Alıntıları - Sözleri

  • "Sorumluluğu benim yüklenmem gerekli çünkü kaderim benim elimde."
  • Bugün bunların olmasındaki amacın karanlığa, olabildiğince aydınlık getirebilmek olduğunu biliyorum.
  • Doğduğumuz dünya çok acımasız, ama aynı zamanda ilahî bir güzelliği var. Anlamlı oluşunun mu yoksa anlamsızlığının mı ağır bastığına karar vermek insanın yapısına bağlı.
  • Hiçbir şey bir insanın kendine düşman olmasından daha çok acı veremez.
  • Yaralı nasıl kendisini yaralarsa iyileşen de kendisini iyileştirir.
  • Yalnızlık, insanın çevresinde insan olmaması demek değildir. İnsan kendisinin önemsediği şeyleri başkalarına ulaştıramadığı ya da başkalarının olanaksız bulduğu bazı görüşlere sahip olduğu zaman kendisini yalnız hisseder.
  • "Okumak yalnızca ilginç gelmiyor, aynı zamanda,ikinci kişiliğimin kafasını sürekli meşgul eden ve beni giderek karamsarlığa iten konulardan uzak durmamı sağlıyordu .." (Iyi ki kitaplar var ,şifa gibi)
  • "Kendi ruhunu bir teleskopla baktı. Düzensiz gibi görülenleri gördü ve güzel yıldız kümeleri gibi gösterdi ve bilincine dünyaların içinde gizli dünyalar kattı."
  • Bir gize sahip olmak kişiliğimin oluşmasında çok büyük rol oynadı.
  • Yaşamını bir yalanın üzerine kuramazsın.
  • Bir şeyden vazgeçersek ve bir şeyi geride bırakıp onu iyice unutursak, görmezden geldiğimiz şeyin güçlenerek geri dönme tehlikesini oluşturmuş oluruz.
  • "Sorumluluğu benim yüklenmem gerekli çünkü kaderim benim elimde."
  • "Kendimi yalnızca içimde olup bitenlerle anlayabilirim. Yaşamamı benzersiz kılanlar onlar."
  • Bir şeyi körü körüne kabullenmek çözüme ulaştırmaz hiçbir zaman, olsa olsa süreci duraksatır ve bedeli sonraki kuşak çok ağır öder.
  • Ruh kavramlarda yaşamaz, eylemlerde ve olgularda yaşar. Sözcüklerle bir şey elde edilemez.

Anılar, Düşler, Düşünceler İncelemesi - Şahsi Yorumlar

Psikoloji okumayı seven herkes gibi benim de favorilerim; Alfred Adler, Sigmund Freud ve Carl Gustav Jung. Dünyanın bu en iyi 3 psikoloğundan biri olan Freud ' in çalışmalarına baktığımız zaman toplumsal ve ikili ilişkilere yoğunlaştığını görürüz. Ama Jung, Freud' in aksine bireysel çalışmalar yapmıştır. Yani kişileri değil, kendini geliştirmenin peşinde olmuş. Hani Monteigne' nin felsefesine " kendini tanı " demiştim ya, Jung ' un amacı da " kendini keşfet " diyorum ben. Jung daha çocukluk döneminde iki farklı kişiliği, karakteri olduğunu farketmeye başlamıştır ve bunun ardına düşmüştür. Tıp dilinde bunu " bölünme " ya da " kopukluk " diye tanımlıyorlar. Ama Jung' a göre bunun bölünmüşlükle ilgisi yok. Her insan çift kişiliklidir ama her insan bunu farkedecek kadar zeki değildir. Misal; çok sakin, sessiz bir insanın, aniden parlaması, aşırı tepki vermesi çift kişilikli olmasından kaynaklı, Jung' a göre. Babası, amcası, dayısı yani kısacası ailesindeki erkeklerin tümü rahip olan ve kendini keşfe çıkan Jung, çocukluk döneminde aynı zamanda tanrı, din arayışlarına, sorgularına da çok fazla kafa yormuş. Ama bunca din adamının olduğu bir ailede bunu dillendirememiş. Hayattaki anlam ve anlamsızlık kaosu, kozmosun sonsuzluğu, tanrı-şeytan, iyilik-kötülük gibi konular kafasını kurcalamaya başladığı için ve çevresinde bu düşüncelerini paylaşacağı kimse olmayan ve mütecessis kişiliğinden dolayı öğrenme merakı da olan Jung, kitaplara yönelmiş. Özellikle Pithagoras, Herakleitos, Empedokles, Sokrates ve Platon’un savları üzerinde çok fazla araştırma yapmış. Ama kendine en yakın Kant ve Schopenhauer ' i bulmuş. Çünkü tanrının sandığımız kadar iyi niyetli olmadığını düşünen Jung " Tanrı en yüce iyilikse O’nun yarattığı bu dünya, neden bu denli kusurlu, bu denli acınası ve bozuktu? Büyük bir olasılıkla Şeytan onu böyle zehirlemiş ve bir karmaşaya sürüklemiş, diye düşünüyordum. İyi de Şeytan da Tanrı’nın bir yaratığıydı. (sayfa 62) " bunun gibi sorgulamalara girmiş. Ve babasının kitapları arasında bu filozof ve düşünürlerin içinde kendisi gibi tanrı hakkında en realist olanın Schopenhauer olduğu kanısına vardığını şu sözlerle açıklıyor " Öbürlerinin farkına bile varmadıkları, vardıklarında da tümü kapsayan bir uyum ve anlaşılırlıkla çözümleyiverdikleri, bizi gözle görülür bir biçimde alev alev saran dünyadaki acılardan, karmaşadan, ihtirastan ve kötülükten söz eden ilk oydu. Sonunda, evrenin temelinde her şeyin iyiliğe yönelik olmadığını görebilecek yüreklilikte bir düşünür çıkmıştı. Ne Yaratıcı’nın tümüyle iyi ve bilge âleminden ne de evrenin uyumundan söz ediyor, sözü dolandırmadan insanlık tarihinin izlediği acı dolu yolun ve doğanın acımasızlığının altında temel bir hatanın yattığını söylüyordu. Bu hata dünyayı yaratan iradenin körlüğüydü. Söyledikleri benim daha önceki gözlemlerimi haklı çıkarıyordu. Can çekişen hastalıklı balıklar, perişan tilkiler, donmuş ya da aç kuşlar ve çiçeklerle bezenmiş tarlalarda gizli, acımasız trajediler görmüştüm. Karıncalar işkence yapa yapa solucanları öldürüyor, böcekler birbirini lime lime ediyordu. İnsanlarla ilgili deneyimlerim de beni, insanın özünde iyi ve temiz olduğuna inandıramamıştı. Kendimi, bir hayvandan ancak yavaş yavaş ayırabildiğimi anlayabilecek kadar tanıyordum. Schopenhauer’in karanlık dünya tablosuna tümüyle katılıyordum. (sayfa 71) " Hegel için, kendini beğenmiş, dilinin akıcılıktan uzak, güvensiz ve itici olduğunu söylüyor. Ama ben bu dediklerine pek katıldığımı söyleyemem. Kant' ın doğa ve tin ikirciliğine karşı onun tarih ve akıl felsefesini daha mantıklı buluyorum. Schopenhauer' in de kadınlar ve cinsellik hakkındaki savlarını itici bulduğum için, sevgili Jung la filozof tercihlerimizde bayağı ayrı düşüyoruz :) Psikolojide favorilerim Adler, Jung ve Freud üçlüsü. Bu üçü arasında da gözdem Freud idi. Ama bu kitaptan sonra Freud ve Jung arasında ikileme düştüm. Çünkü Jung, Freud ' e göre daha mantıklı ve tutarlı geldi bana. Cinselliğe, libidoya ilgili olan Freud ' a göre insan içgüdüsünün büyük bölümü cinsellikle ilgili. Ama Jung insan içgüdüsünde önceliğin beslenme ve güç olduğu savunusunda, cinsellik bunlardan sonra gelir. Tam olarak hatırlamıyorum ama bir röportajında " Genç ve tecrübesiz olan Alfred Adler için, önemli olan güçtür, başarılı olmaktır. Ama zaten istediği başarıyı elde etmiş, zirvede olan, gücü elinde tutan Freud ' in haz ve cinsellik ilkesine önem vermesi çok olağan " gibi bir şeyler söylemişti. Yani bizim deyimimizle aç ayı oynamaz demek istiyor. Karnı aç olan ya da hayatı boyunca başarısızlığa uğramış bir insanın hayatındaki en önemli güdünün cinsellik olması biraz boş distur geldiği için, Jung ' u, Freud' e göre daha mantıklı buldum. Jung bu kitapta; çocukluk,gençlik ve üniversite döneminden başlayıp, Freud le nasıl tanıştığına, ortak ve bireysel çalışmalarına, yollarının nasıl ayrıldığına kadar her konuyu açıkça anlatmış. Ailesi hakkında da her şeyi anlatması kitabı daha samimi kılmış ve kendisini daha iyi tanımamızı sağlamış. Kitabın isminden de anlaşılacağı gibi düş, rüya konularına kitapta büyük yer vermiş. Daha çocuklukta başlayan, çok fazla anlam yüklediği düşlerini, kendince yorumlaması ve onlara göre yol alması oldukça ilginç. Düşlere olan ilgisinden dolayı ispritizmayla ilgilenmeye ve Karl Duprel’i, Eschenmayer’i, Passavant’ı, Justinus Kerner, Görres’i ve Swedenborg ' i okumaya başlayan Jung, düşlerin ruhlarla bir ilgisi olup olmadığı konusuna da bayağı kafa yormuş. Jung her alana,her konuya ilgili, sürekli araştırıp, kendini geliştirme çabasında değişik kişiliği olan, eksantrik biri bence. Kitapta en çok ilgimi çeken bölüm psikiyatrik çalışmalarını ve Sigmund Freud ' i anlattığı bölümler oldu. Freud'le nasıl çalışmaya başladığını ve fikir ayrılıkları yüzünden kopmalarını anlatmış. Başta da dediğim gibi Freud' in savları hep cinsellik hakkında. Ona göre nevrozların sebebi bastırılmış hazlar ve cinsel travmalardır. Ama daha ilkokul döneminde nevroz geçirmiş olan Jung, cinselliğin ikincil sebep olduğu, nevrozların asıl sebebinin topluma uyum sağlama, yaşamın acı gerçeklerinin verdiği baskı ve prestij gibi öğeler olduğunu söylüyor. Bunu Freud ' de de açmış ama o cinsellik olduğu konusunda diretmiş ve böylece ilk fikir ayrılıkları ortaya çıkmış. Asıl kopma sebeplerini ise şu şekilde açıklamış " Freud’un bana, “Sevgili Jung, cinsellik kuramından hiçbir zaman vazgeçmeyeceğine söz ver. Bu çok önemli. Bunu aşılmaz bir kale, bir dogma haline getirmemiz gerekli,” dediğini çok iyi anımsıyorum. Bu sözleri, bir babanın oğluna, “Bana tek bir söz ver oğlum. Her pazar günü kiliseye gideceksin,” dediği gibi büyük bir duygusallık içinde söylemişti. Biraz şaşırarak, “Neye karşı bu kale?” diye sormuştum. Bu sorumu, “Kara çamur seline karşı,” diye yanıtlamış, sonra da, biraz duraksayarak, “doğaüstü güçlere karşı,” diye eklemişti. Özellikle, “dogma” ve “kale” sözcüklerinden kaygılanmıştım çünkü bir “dogma”, o düşünceye duyulan kuşkuları bir kalemde silmek amacıyla kurulan ve tartışmaya açık olmayan bir inançtır ve bu inancın artık bilimsel değerlendirmeyle bir ilgisi kalmaz; bireysel bir güç dürtüsüne dönüşür. (sayfa: 136) " Yani Freud geliştirdikleri cinsellik kuramının sonsuza dek sürmesi ve mutlak inanılması gerektiğini düşünmüştür. Ama Jung a göre cinsellik kuramı da, felsefenin, dinin ve gelişen çağdaş parapsikoloji biliminin ruhla ilgili ortaya çıkardığı her şey gibi kanıtlanmamış bir varsayımdı. Ve bir varsayımın kutsal bir abide gibi korunması mantığına inanmadığı için Freud le arasındaki ipler kopmuş. Freud' in psikanaliz kitabındaki incelememde de dediğim gibi oldukça hırslı ve egoist bir yapıya sahip olduğu için sonuna kadar birlikte gitmeleri mucize olurdu zaten. Kitabın başından beri paleontolojiyiye, din ve doğa bilimlerine, felsefeye bu kadar ilgili birinin ters köşe yapıp psikiyatriyi seçmesi beni çok şaşırttı. Freud ' in nörolijiden, psikiyatriye yönelmesini de ilginç bulmuştum. Ama Jung beni bayağı şaşırttı. Kısacası analitik psikolojinin kurucusu ve derinlik psikolojisinin kurucularından biri olan (diğer ikisi Sigmund Freud ve Alfred Adler) Carl Gustav Jung ' u yakından tanımak ya da yeni başlayacaklar için bu kitabı tavsiye ederim. (Elif Kimya S.)

Ne kitaptı ama. Jung burada kronolojik bir biçimde anılarını anlatıyor. Ne demeli, ilk başlarda yadırgadım. Freud'a laf atmasına gücendim. Fakat dili o kadar iyi ki, Bir edebiyatçı da böyle yazabilmeli, diyor insan. Çoğu yazardan daha iyi bir dili var. Çocukluk yıllarında Tanrı kavramını, İsa'yı ve hristayınlığı yorumlaması, şimdiye dek görmediğim bir bakış açısıyla yazılmış. Rüyaları yorumlaması, arketipler, ölümden sonra yaşam; her bölüm birbirinden iyi. Ben kitabı sesli okudum. İlk başta iyi bir fikir gibi geldi. Fakat 2 ay süreceği aklıma gelmemişti. Yorucu oldu. Yine de pişman değilim. Çok fazla okumaktansa az okuyup, iyi anlamanın daha etkili olduğunu da anlamış oldum. Mistik bir adam Jung. Okurken film izliyor gibi oluyor. Garip bir okumaydı. Tekinsizdi. Ama en sevdiğim okumalardan biri oldu. (Emel Kalender)

"Hiçbir şey insanın kendine düşman olmasından daha çok acı veremez." Jun en sevdiğim düşnürlerden biri. Kitaplarının çoğunu okusam da hayatı hakkında ne kadar az şey bildiğimi fark ettim bu kitapta. Onu tanıyınca fikirlerine de biraz daha yaklaştım. (Gizemin küflü kitaplığı)

Anılar, Düşler, Düşünceler PDF indirme linki var mı?

Carl Gustav Jung - Anılar, Düşler, Düşünceler kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Anılar, Düşler, Düşünceler PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.

Kitabın Yazarı Carl Gustav Jung Kimdir?

Carl Gustav Jung. (d. 26 Temmuz 1875 Kesswil, Thurgau, İsviçre. ö. 6 Haziran 1961 Küsnacht ZH, Zürih, İsviçre). İsviçreli psikiyatr, analitik psikolojinin kurucusu. Derinlik psikolojisinin üç büyük kurucusundan birisi.

Basel Üniversitesi'nde tıp profesörü olan büyükbabasının adını taşıyan Carl Gustav Jung İsviçreli bir papazın oğludur. 1895 yılında Basel'de tıp eğitimi almaya başladı ve 1900 yılında Eugen Bleuler'in asistanı olarak Burghölzli'de psikiyatrist olarak hizmet verdi. Doktorasını 1902 yılında tamamladı. Konu okült (gizli, görünmeyen) fenomenler (etkiler) ve onların Psikoloji ve Patolojiyle bağlantıları idi. Paris'te 6 ay Pierre Janet ile bilgilerini derinleştirdi. 1903 yılında Emma Rauschenbach ile evlendi. 36 yaşında Uluslararası Psikanaliz Birliği'nin ilk başkanı oldu. Psikolojik analizlerinde astrolojiden de yararlanan Carl Gustav Jung,Sigmund Freud'le beraber üzerinde çalıştığı toplumsal bilinçaltı kavramı ile de tanınır.

Carl Gustav Jung Kitapları - Eserleri

  • Dört Arketip
  • Keşfedilmemiş Benlik
  • İnsan Ruhuna Yöneliş
  • Psikoloji ve Din
  • Anılar, Düşler, Düşünceler
  • Rüyalar
  • Maskülen
  • Feminen
  • Kişiliğin Gelişimi
  • Kırmızı Kitap
  • Ulysses ve Picasso Üzerine Denemeler
  • Analitik Psikoloji Üzerine İki Deneme
  • İnsan ve Sembolleri
  • Psikoterapi Pratiği
  • Gökte Görülen Cisimler Üzerine Bir Mit
  • Eşzamanlılık
  • Analitik Psikoloji Sözlüğü
  • Analitik Psikoloji
  • Doğu Metinlerine Psikolojik Yaklaşım
  • Freud ve Psikanaliz
  • Ruh
  • Carl Gustav Jung'un Kehf Suresi Tefsiri
  • Analitik Psikolojinin Temel İlkeleri
  • Seçme Yazılar
  • Nietzsche'nin Zerdüşt'ü Üzerine Seminerler
  • Psikolojide Tipler
  • Bilinç ve Bilinçaltının İşlevi
  • Dinlerin Psikolojiye Etkileri
  • Dönüşüm Sembolleri
  • Aion
  • Psikiyatri Araştırmaları
  • Les Racines de la Conscience
  • Dışa Bakan Rüya Görür İçe Bakan Uyanır
  • The Structure and Dynamics of the Psyche
  • The Archetypes and the Collective Unconscious
  • Civilization in Transition
  • Psikoloji ve Felsefe
  • Two Essays on Analytical Psychology
  • Rüyalar
  • Kundalini Yoga Psikolojisi
  • Rüya Analizleri
  • Kəşf Olunmamış Mənlik

Carl Gustav Jung Alıntıları - Sözleri

  • ...ruhani bir amaç, ruh sağlığının kesin gerekliliğidir. (Kişiliğin Gelişimi)
  • "Kendi ruhunu bir teleskopla baktı. Düzensiz gibi görülenleri gördü ve güzel yıldız kümeleri gibi gösterdi ve bilincine dünyaların içinde gizli dünyalar kattı." (Anılar, Düşler, Düşünceler)
  • Bugün bunların olmasındaki amacın karanlığa, olabildiğince aydınlık getirebilmek olduğunu biliyorum. (Anılar, Düşler, Düşünceler)
  • Bastırılmış acı verici düşünce kendisini ancak "sembolik " olarak ifade edebilir. (Rüyalar)
  • Duygusallık, aşağılık duygusunun varlığının şaşmaz belirtisidir. Bu,sadece iki kişi arasında değil, aynı zamanda kendi içimizdeki çatışmanın ve anlaşmazlığın psikolojik temelini oluşturur. (Analitik Psikoloji)
  • Tutkularının cehenneminden geçmemiş biri, onların hiçbir zaman üstesinden gelemez. (Doğu Metinlerine Psikolojik Yaklaşım)
  • “Nietzsche’nin Zerdüşt’ünün bir de psikolojik açıdan dikkatle okunmasını öneririm. Nietzsche, tanrısı ölen ve tanrısal paradoksu ölümlü insanın dar kılıfına hapsettiği için yıkılan “Üst-İnsan”ın psikolojisini eşine az rastlanır bir tutarlılıkla ve gerçekten dindar bir insanın tutkusuyla tasvir etmiştir.” (Dört Arketip)
  • Biz hala kendimizde görmek istemediğimiz bütün kötülükleri ve değersizlikleri diğer insanlara atfetmeye devam ederiz. Bu nedenle, onu eleştirmemiz ve ona saldırmamız gerekir. (Keşfedilmemiş Benlik)
  • insan yığınları hep sürü psikolojisine, bu yüzden de körükörüne “kaçışmaya” ve avam psikolojisine, bu yüzden de hissiz bir vahşilik ile isterik ağlamaklılığa meylederler. (Psikoterapi Pratiği)
  • Ne var ki ben, büyük ölçüde insanca beceriksizliklere bağlı olan bir şey için dini suçlamak gibi bir hataya düşmek istemiyorum. (Seçme Yazılar)
  • Bütün kaosun içinde bir kozmos, bütün düzensizliğin içinde gizli bir düzen vardır. (Les Racines de la Conscience)
  • Kadının güçlü bir erkeğin gücünden çok zayıflığını, zekası yerine akıllı adamın aptallığını sevmesi kadim bir olgu değil midir? (Feminen)
  • - " (...) Bir Japon atasözü şöyle der: “Hırsızlık yalanla başlar.“ (Psikiyatri Araştırmaları)
  • "Biraz yanlış davranmak bize daha bir rahatlık sağlar.. Bunun da nedeni, mükemmellik denen şeyden yoksunluğumuzdur.. Hintliler bir tapınak yaptırdı mı, bir köşesini bitirmeden bırakır.." (Analitik Psikolojinin Temel İlkeleri)
  • Öğrendim ki yalnızca içimizde olanı ifade etme, ona tanıklık etme hakkına sahibiz; başkalarından bizim bakış açımızı benimsemelerini beklemeye hakkımız yok, onları dönüştürmeye çalışmaya ise hiç hakkımız yok. (Kundalini Yoga Psikolojisi)
  • "Jung, Müslümanların yaşadığı Mısır, Cezayir, Tunus, Büyük Sahra'ya geziler yapmıştır. Bu gezilerinden birinde Somalili bir sufî, Jung'un Kur'an'ı kendisinden daha iyi bildiğini söylemiştir." (Carl Gustav Jung'un Kehf Suresi Tefsiri)
  • İnsan muazzam işler başardı, ama bunun karşılığında dünyanın uçurumunu derinleştirdi; insan nerede duracak, durabilecek? (Dört Arketip)
  • Yaşamını bir yalanın üzerine kuramazsın. (Anılar, Düşler, Düşünceler)
  • …bilinç gelişimi ne düzeyde olursa olsun, her uygar insan ruhunun derinliklerinde arkaik bir insan olmaya devam eder. İnsan vücudu bizi nasıl memelilere bağlıyorsa ve sürüngenler çağına kadar uzanan evrimsel sürecin hatıralarını taşıyorsa, insan ruhu da, başlangıcına kadar izlerini takip ettiğimizde, sayısız arkaik özellikler gösteren bir gelişimin ürünüdür. (Keşfedilmemiş Benlik)
  • ....özellikle ilkel insanlar çocuklarına çok bağlıdır.. (Freud ve Psikanaliz)