Kitap Künyesi
Yazar: Sylvia Plath
Çevirmen: Yusuf Eradam
Orijinal Adı: Ariel Sylvia Plath - Poems Se/ected by Ted Hughes
Yayın Evi: Kırmızı Kedi Yayınları
İSBN: 9786054927968
Sayfa Sayısı: 136
--reklam--
Ariel ve Seçme Şiirler Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Dibi bilirim, diyor. En büyük kökümden bilirim onu: Seni korkutur. Ben korkmam oradan: ben oraya gittim. Deniz mi içimde işittiğin, Onun doyumsuzlukları mı? Yoksa hiçbir şeyin sesi mi, şu senin deliliğin hani. Bir gölgedir aşk. Nasıl da yalan söyler ağlarsın ardından, Dinle: bu onun toynakları: alıp başını gitti, at gibi.
Yetişkin yaşamının büyük kısmını depresyon halinde geçiren Sylvia Plath 1963'te 32 yaşındayken kendi eliyle hayatına son verdiğinde arkasında özgün şiirlerini bırakmıştı. Depresif ruh hali hemen hemen bütün şiirlerine yansıyan Plath'ın ölümünden sonra 1965 yılında yayımlanan Ariel'deki şiirleri onun şair olarak ününü sağlayan çalışmaları oldu. Bu kitapta Ariel'le birlikte yine ölümünden sonra eşi şair Ted Hughes'un seçerek yayımladığı şiirler de yer almaktadır. Şairin ölümünden önce yazdığı son şiiri olan "Uç" da bu kitaptaki son şiirdir.
(Tanıtım Bülteninden)
--reklam--
Ariel ve Seçme Şiirler Alıntıları - Sözleri
- Bir şeyi bırakmak, hepten bırakmak senin için olanaksız mı? Her parçayı morla mühürlemen şart mı?
- Ve kalbim onların korkunç hatalarını saramayacak denli küçük.
- Böylesi ifadesiz sirenler kör etmiyor mu sizi? Bu afallamış ruhların sessizliği.
- Fakat sizi seyretmek beni bitiriyor.
- “Bir kadın olacağım yine, yüzümde gülümseme. Otuzumdayım daha. Kedi gibi dokuz canım var hem de.”
- Kendimi yitirdim artık
- hem zaten ben kazara hayattayım
- bir başka yaşamda karşılaşmalıyız, havada buluşmalıyız, sen ve ben..
- Baltalar İndikten sonra orman nasıl da inler Nasıl da yankılanır! Bu yankılar merkezden Çıkıp atlar gibi gezerler. Sapı Gözyaşları misali dolup taşar, aynasını Düşüp dönen Kayanın üstüne Yeniden yerleştireyim diye Çabalayan su gibi, Yabanıl yeşilliklerin yediği Beyaz bir kafatası, Yıllar sonra ben Yolda rastlarım onlara - Sözcükler kuru ve sürücüsüz, Yorulmak bilmez toynak vuruşları. Lakin Havuzun dibinden dibinden, sabit yıldızlar Bir hayata hükmeder.
- senin için de başkası için de fazla safım ben
- " Bir şeyi bırakmak, hepten bırakmak senin için olanaksız mı? Her parçayı morla mühürlemen şart mı? "
- “Saçlarımın diplerinden tanrının biri kavramış beni Mavi voltlarında cızırdadım bir çöl peygamberi gibi.”
--reklam--
Ariel ve Seçme Şiirler İncelemesi - Şahsi Yorumlar
'Büsbütün olur kadın. Ölü gövdesi...': *Sahne1(Tanışma) Sylvia'nın eserlerinin de ilk olarak Ariel'i incelemeye karar verdim. Benim için Plath gibi bir kadını, eserlerini yazıya dökmek incelemek tıpkı onu anlayabilmek gibi zordur... Genel olarak kitabı birilerine önerdiğim de olumsuz eleştirilere denk geldim. Bu nedenle Ariel ile tanışma zamanımdan biraz bahsetmek istiyorum. Kitaba ilk olarak kütüphanede denk gelmiştim. Kitabın kapağında muhteşem derecede güzel gülümseyen bir kadın... Bir kadınsanız eğer kendi varlığınızın yansımalarını, sesini duymak ve önünüzde duran onca kitabın arasında bir kadının dizelerine denk gelmek sizi fevkalade sevindirebilir... Okumaya başladığımda kitabı oracıkta yarım bıraktım...süresi dolduğunda da onu rafına geri yolladım. (Çok acımasızca değil mi?) Ama bu güzel gülümseyen kadın peşimi bırakmayacaktı ya da ben onun peşini bırakmayacaktım... Sylvia, insanların sürekli eserlerinden önde tuttuğu hayat hikayesine denk gelmemle ikinci kez karşıma çıkmış oldu. Bu sefer gülümsemiyordu oldukça donuk bakışlarıyla bir yere bakıyordu...İşte o donuk bakışlarda kendi varlığımı gördüm(Nilgün Marmara gibi) ve ona dair her şeyi araştırmaya başladım. Ben araştırdıkça ve onun diğer eserlerini okudukça bu şiirler anlamlaştı, ağırlaştı dilimde... Kömür olarak gördüğüm dizelerin aslında elmas gibi keskin olduklarını fark ettim. *Sahne2(Sylvia) Kitabın içeriğine geçmeden önce Sylvia'nın hayat hikayesine değinmek istiyorum. Sylvia Plath, kısa ömrü boyunca mental rahatsızlıklarla boğuştu ve hayatı boyunca ileri derecede bipolar bozuklukla yaşadı. Özellikle şiirlerinde bu rahatsızlığının etkilerine çok denk geleceksiniz. 1950 yılında bursla girdiği Smith College'deki ikinci yılında ilk intihar girişimini gerçekleştirdi ve bunun neticesinde akıl hastanesine yatırıldı.( şiirlerinde akıl hastanesinde yaşadıkları ve tedavi sürecinin kelimeleri nasılda ele geçirdiği gözünüzden kaçmamalı) 1955'te Smith College'den iyi bir derece ile mezun oldu ve Ted Hughes'la evlendi. Sylvia erken yaşta kaybettiği babasının boşluğunu Ted'le doldurmuştu belkide... (*Ted, Sylvia Plath için çok önemliydi. Onu, hayatında eksik olan erkek figürü yerine koymuştu. Ted’in beğenisi, tercihleri, Sylvia için çok önemliydi… Ama sonunda Hughes, Sylvia Plath için çıldırtıcı bir deneyim oldu. Dönemin en iyi şairleri arasında görülen Hughes ile Sylvia Plath tanıştıkları yıl evlendiler. Çiftin iki çocuğu oldu. Ancak Ted, Sylvia Plath'ı hep aldattı. Plath şiirlerinde, içinde kocasının da bulunduğu evini, canlı canlı gömüldüğü bir mezara benzettti. Kendisini bu evlilik yüzünden yaratıcılık açısından gerilemiş ve kısıtlanmış hissetti. Hayatının aşkıyla evlendiğini zannederken bir anda evde çocuklarına bakan, dışarıda gezen kocasını bekleyen bir kadın olmuştu. Ted'in Sylvia'yı komşuları Assia Wevill adlı şair bir kadınla aldatmasıyla ilişkileri son buldu.) Bu olanlardan sonra Slyvia'nın ruh hali ve sağlığı daha da kötüye gitti.. Ve son kez intihar girşiminde bulundu.. (*1963'te, ikinci kattaki odalarında uyumakta olan çocuklarının yanına süt ve kurabiye bıraktıktan sonra, odalarının kapısını da içeri gaz girmeyeceğinden emin olacak şekilde bantlayarak kapattı ve kafasını fırının içine sokarak intihar etti...) Sahne3(Şiirler) Ariel 39 şiir ve Ted'in seçtiği 26 şiirinde eklenmesiyle toplamda 65 şiirden oluşmakta. Slvia'nın kendine özgü, kendi içindeki Plath'lara özgü bir yazım tarzı var. Betimlemeleri kimi zaman uçuk gelebilir ki bende bunu seviyorum. Sylvia'nın depresif kişiliği, değişken ruh hali özellikle ölüm arzusu hemen hemen bütün şiirlerine sinmiş. Hiçlik duygusu bana en çok hisettiren şairdir, Sylvia. Bazen kokuşmuş diye tanımladığı sırça fanusunda hissedebilirsiniz kendinizi... Sylvia şiirleri kimi zaman öfkesinden beslenmiştir... Bu öfkeden kimi zaman babası, kimi zaman tanrı kavramı, kimi zamanda Ted payına düşeni almıştır. *Ah tanrım, kof zifirinde Ben senin gibi değilim, Üstümüz başımız yıldız, pırıltılı aptal konfeti. Ebediyet sıkar beni, Hiç istemedim ki...(Yıllar) *Işıldıyor kan, yakutum benim . Uyandığın Bu acı senin değil..(Nick ve Şamdan) *Tuhaf tabut taşıyıcıları ve ham tarih nefis bir sükûnetle nakşediyor kendisini gümüşe... *Bir kadın olacağım yine, yüzümde gülümseme . Otuzumdayım daha. Kedi gibi dokuz canım var hem de (Lady lazarus) "Bak, geri de gelebilirim. Yalanlar ne işe yarar bilirsin. Karşılaşmayacağız bir daha, şu Zen cennetinde bile senin.." *Sahne4(Babacığım) Franz Kafka da olduğu gibi Sylvia'nın eserlerinde de baskın bir baba figürü var. Biraz bu konuya değinmek istiyorum. ' Babacığım' şiirini ele alalım... (*Baba imgesi en belirgin imgelerindendir. Babası ile hep sorunlar yaşamıştır. Plath, baba ile yaşadığı iletişimsizliğin izlerini l963 yılındaki intiharına dek hep içinde taşır. Bu çekişme Plath’ı manik depresif, şizofren, içine kapanık, öfkeli, bezgin ve intihara yatkın bir duruma getirir. Sylvia Plath babası ile olan bu olumsuz ilişkisini henüz o yıllarda sıcak olan Nasyonal Sosyalizm ve lll. Reich rejimi ile özdeşleştirir. ‘Babacığım’ şiirinde babasını acımasız, kan dökücü, insanlıktan uzak SS subaylarıyla özdeşleştiren şair, kendisini de masumiyeti sembolize eden toplama kampına kapatılmış Yahudi bir kıza benzetir. Bu konuda diğer bir yorum, Sylvia’nın babasına beslediği öfkenin kaynağının, babasının erken yaşta ölerek onu yalnız bırakmasına karşı babasına duyduğu sitemoldoğudur. Baba kendisi öldüğü için o da şiirinde babayı öldürecek, böylece ondan bağımsızlaşacaktır...) *Dikenli tellere takıldı kaldı/ich, ich, ich, ich/Güçlükle konuşurdum/Her Alman’ı sen sanırdım/Hele o yüz kızartıcı dilin’ *Babacığım öldürmek zorundayım seni. Ben zaman bulamadan ölüverdin .. *Baba, babacığım, alçak herif, seninle işim bitti... - Buraya Yalnız Dergi'sinden şiirle ilgili kapsamlı incelemenın sayfasını bırakıyorum üşenmeyip okuyacağınızı umuyorum:) https://i.hizliresim.com/pbDoLo.jpg https://i.hizliresim.com/Nno4PL.jpg *Sahne5(Lady Lazarus'un intikamı) Plath'ın çok sevdiğim bir şiiri olan Lady Lazarus'la ilgili de bir bölüm bırakmak istiyorum. Özellikle okumunazı istediğim ve önerdiğim bir kısım... Buracığa bırakıyorum şiirin incelemesini(Yalnız Dergi'den bir kesit) https://i.hizliresim.com/Ll6EdJ.jpg https://i.hizliresim.com/zjDYEB.jpg - Konu Sylvia olunca yazmak istediğim üzerine konuşmak istediğim o kadar çok şey var ki... Sylvia yaşadığı sürece hatta şimdi eserleriyle kendi varlığının sesi olmuş bir kadın... İyi şiir yazan 'Kadın' yok diyen her insanın inadına böyle naif kadınların şiirlerini hatırlatacağım, okuyacağım... İncelememi Sylvia'nın kendi sesinden bir röportajı ve Sevdiğim bir şiirinin bestelenmiş haliyle bitirmek istiyorum. https://youtu.be/68JFyWFuBDI https://youtu.be/_uN3B0csdVg İyi okumalar diliyorum... (Berf)
İntihara kurban giden bir şair. (Bu incelemeyi sonuna kadar okumalısınız.): 20.yüzyılın en önemli kadın şairlerinden olan trajik yaşamı ve intiharıyla bilinen Sylvia Plath son derece karamsar ve kırılgan bir kaleme sahiptir. Sylvia Plath evlendikten sonra daha da kapanır ve evde çocuklarıyla beraber kalan kısıtlanmış bir insan olarak kalır. Yani hayatının aşkı diye evlendiği başka bir yazar Ted Hughes ile evlilik hayatları pek olumlu ilerlemez. Araştırınca çok şaşırdığım bir konudan bahsedeyim. Sylvia ve eşi Ted'in evlerinin yanına komşu olarak Assia ve David Wevill çiftinin taşınmasıyla ihanetin temeli atılır. Ted ile Assia Wevill arasında ilişki başlar ve Sylvia Plath ihanete uğrar. Sylvia Plath her zaman intiharı deneyen bir kadındı. Şimdi burayı kendi ağzımla değil de araştırmamdan okuduğum gibi paylaşmak istiyorum çünkü intiharın bu şekilde olduğunu bilmiyordum ve bu durum moralimi çok bozdu. " Sylvia Plath 11 Şubat 1963 gününe her zamanki günlerden biriymiş gibi başlar. Belki de her zamanki intihar denemelerinden birini gerçekleştirme planı yaparak… İkinci kattaki çocuklarının kurabiye ve sütlerini hazırlar odalarına koyar. Sonrasında odalarını kapatarak dikkatlice kapının aralıklarını bantlar. Aşağı iner ve fırının gazını açarak kafasını fırından içeri sokar…" İşte böyle bir hayata sahip olan Sylvia Plath'ın yazdıklarını mutlaka okumalıyız. (Ferdi Yılmaz)
Ah slyvia nasıl anlatsam bilemiyorum.. Sen çok değişik bir kadınsın, anlaşılması çok zor. O kadar yakınsın ki, bana o kadar bensin ki.... Sırça Fanus'u okuduğumda fark etmiştim bunu, ve iyi ki tanımışım seni.. Bu kitabı da okumak için sabırsızlanıyorum. (Melek)
--reklam--
Ariel ve Seçme Şiirler PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Sylvia Plath - Ariel ve Seçme Şiirler kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Ariel ve Seçme Şiirler PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Sylvia Plath Kimdir?
Sylvia Plath (d. 27 Ekim 1932 Boston - ö. 11 Şubat 1963 Londra), ABD'li şair ve yazardır.
Trajik yaşamı ve intiharıyla tanınan Plath, aynı zamanda yarı otobiyografik bir roman olan ve depresyonu üzerine ayrıntılı bilgiler veren Sırça Fanus kitabının yazarı olarak bilinir. Anne Sexton ile birlikte, Plath gizdökümcü şiirin önemli isimlerinden biridir.
Hayatı
1932 yılında Alman bir baba ve ABD'li bir anneden, Massachusetts'te doğdu. Profesör olan babası 1940 yılında öldü. Plath ilk şiirini 8 yaşında yayımladı.
Plath, hayatı boyunca ileri derecede manik-depresif bozuklukla boğuştu. 1950 yılında bursla girdiği Smith College'deki ikinci yılında ilk intihar girişimini gerçekleştirdi ve bir akıl hastanesine yatırıldı. 1955'te Smith College'den summa cum laude derece ile mezun oldu.
Kazandığı Fulbright bursuyla Cambridge Üniversitesi'ne giderek çalışmalarını burada sürdürdü ve şiirlerini üniversitenin öğrenci gazetesi olan Varsity'de yayımladı. Plath burada 1956 yılında evleneceği İngiliz şair Ted Hughes'la tanıştı. Evliliklerinin ardından Boston'da yaşamaya başladılar. Plath, hamile kaldıktan sonra ise İngiltere'ye geri döndüler.
Plath ve Hughes, Londra'da kısa süre yaşadıktan sonra North Tawton'a yerleştiler. Çiftin Sylvia'nın kıskançlık krizleriyle başlayan sorunları bu dönemde başladı ve ilk çocuklarının doğumundan kısa süre sonra Sylvia Plath Londra'ya geri dönerek boşanma işlemlerini başlattı.
Kiraladığı evin eskiden İngiliz şair William Butler Yeats'e ait olduğunu öğrenen Plath bunu iyi bir işaret olarak değerlendirdi. 1962-1963 kışı Plath için çok zor geçti. 11 Şubat 1963'te, ikinci kattaki odalarında uyumakta olan çocuklarının yanına süt ve kurabiye bıraktıktan sonra, odalarının kapısını da içeri gaz girmeyeceğinden emin olmak üzere bantlayarak kapattı ve kafasını fırının içine sokarak intihar etti.
İntiharıyla ilgili olarak kocası Ted Hughes eleştirilere maruz kaldı. Hughes yıllarca bu konuda konuşmadı. Daha sonra anılarını yayımladı.
1963 yılında daha 30 yaşındayken intihar eden Plath'ın hayatı, Oscarlı oyuncu Gwyneth Paltrow'un ünlü şairi canlandırdığı "Sylvia" filmine de aktarıldı.
Plath'ın Türkçe'ye çevrilen eserleri arasında bulunan "Sırça Fanus" adlı romanı, birçok kişi tarafından ilk Amerikan feminist romanı olarak değerlendirilir.
--reklam--
Sylvia Plath Kitapları - Eserleri
- Sırça Fanus
- Günlükler
- Ariel ve Seçme Şiirler
- Temmuz Gelincikleri
- Üç Kadın
- Johnny Panic ve Rüyaların Kutsal Kitabı
- Suyu Geçiş
- Kiraz Hanım'ın Mutfağı
- Çizimler
- Ariel
- Mary Ventura ve Dokuzuncu Krallık
- Metaphors
- The Mirror
- Daddy
- The Bell Jar
--reklam--
Sylvia Plath Alıntıları - Sözleri
- Onun sevgisi, yirminci kattan atlamaktır, boğaza dolanan ip ve yürekteki bıçaktır. O sahip olduğunu unutmaz. (Johnny Panic ve Rüyaların Kutsal Kitabı)
- benim bütün var olma duygum senin yokluğunla kırılıyor. (Çizimler)
- "Her yeni anda sil baştan başlayamazsın. Ölmüş olana göre yargılamak zorundasın. Tıpkı bir bataklık gibi... daha en başından umutsuz. " (Günlükler)
- "Bir boşluk var. Birdenbire öyle kırılgan duyumsuyorum ki kendimi." (Üç Kadın)
- Baltalar İndikten sonra orman nasıl da inler Nasıl da yankılanır! Bu yankılar merkezden Çıkıp atlar gibi gezerler. Sapı Gözyaşları misali dolup taşar, aynasını Düşüp dönen Kayanın üstüne Yeniden yerleştireyim diye Çabalayan su gibi, Yabanıl yeşilliklerin yediği Beyaz bir kafatası, Yıllar sonra ben Yolda rastlarım onlara - Sözcükler kuru ve sürücüsüz, Yorulmak bilmez toynak vuruşları. Lakin Havuzun dibinden dibinden, sabit yıldızlar Bir hayata hükmeder. (Ariel ve Seçme Şiirler)
- dokuzuncu kralliga vardigin anda artik geri donemezsin. orasi yoklugun, donmus iradenin kralligi. (Mary Ventura ve Dokuzuncu Krallık)
- Kudurmuş genç bir pragmatist oluverdim. (Johnny Panic ve Rüyaların Kutsal Kitabı)
- Haftalar geçtikçe, Agnes kara kara düşünmeye başlamıştı. Harold’a söz etmekten kaçınsa da, kendi rüyaları (ne yazık ki, yeterince sık görmüyordu) onı dehşet içinde bırakıyordu: Uğursuz, tanımlanamaz görüntülerle dolu, karanlık, yiyecekmiş gibi kendisine bakan mekanlar. Bu kabusları hiçbir zaman ayrıntılı bir şekilde hatırlayamıyordu, aksine, rüyaları daha uyanmak için çabalarken biçimlerini kaybediyorlardı ve geriye sadece ertesi gün boyunca devam eden eziyet dolu, boğucu, fırtınalı atmosferlerinin keskin izleri kalıyordu. Agnes kendi hayal gücünün sınırlarını kaba bir şekilde yansıtacakları korkusuyla bu parça parça dehşet sahnelerinden Harold’a söz etmekten utanç duyuyordu. (Johnny Panic ve Rüyaların Kutsal Kitabı)
- “İçimde uyandırdıkların hoşuma gidiyor.” (Günlükler)
- Bir kemanın en üst teli gibi gergin ve sinirli olabilirim ama yine de gökyüzü mavileşmeye başladığı sırada uyumaya hazırımdır. Sancılı bir uykuya dalıncaya dek, bütün o rüya görenleri düşünmek ve gördükleri rüyalar, gücümü tüketir. (Johnny Panic ve Rüyaların Kutsal Kitabı)
- "Bekliyorum ve ağrıyorum.İyileşiyorum galiba. Daha çok şey var yapacak. " (Üç Kadın)
- “Kendimi duygusuz ve boş hissediyordum, aklım, paramparça olmuş hayallerimin kırıntılarıyla doluydu.” (Sırça Fanus)
- . Bu kadar çok tuhaf insana nasıl bu kadar çok kadın olabiliyorsun, ah seni garip kız ? . (Çizimler)
- "Uzun süren bir çöküntüden çıkan ben yatakta buluyorum kendimi Döşek üstünde güvenliyim, bir düşüşe karşı sımsıkı kenetliyorum ellerimi Kendimi buluyorum yeniden, gölge değilim ben." (Üç Kadın)
- "Yaşam üstüne yaşam yitiriyorum. İçiyor onları karanlık yeryüzü " (Üç Kadın)
- Ölümü gördüm çıplak ağaçlarda, yok oluşu gördüm. İnanamadım. O kadar güç mü Ruhun bir yüze, bir ağıza kavuşması? (Üç Kadın)
- Bırakın , bir saksının içine oturayım, Örümcekler farketmesin beni. Sus pus olmuş bir sardunya, yüreğim. (Suyu Geçiş)
- Ah o aşk, ansızın dönüp Renk değiştirir dünya. Parçalanıp yayılır (Temmuz Gelincikleri)
- Not God but a swastika So black no sky could squeak through. Every woman adores a Fascist, The boot in the face, the brute Brute heart of a brute like you. (Daddy)
- Kendimi duygusuz ve boş hissediyordum. Aklım, paramparça olmuş hayallerimin kırıntılarıyla doluydu. (Sırça Fanus)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin