Kitap Künyesi
Yazar: Ayfer Tunç
Yayın Evi: Can Yayınları
İSBN: 9789750736803
Sayfa Sayısı: 448
--reklam--
Aşıklar Delidir ya da Yazı Tura Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Arka Kapak Yazısı (Tanıtım Bülteninden)
Saatin içindeki kum taneleri gibi parmaklarının arasından akıp giderken hayat, hikâyeleriyle birbirini tamamlayan iki âşık, belirsizlik içinde sevgilerini var ediyor. Ama bazen kum saati sadece akmıyor, yere düşüp kırılıyor, kumlar ortaya saçılıyor. Böyle anlarda ailenin sadece huzur ve güzelliği değil geçmişe terk edildiği sanılan hatıraları, marazları da taşıdığı anlaşılıyor.
İki âşığın genetik bir hastalıkla kesişen yolları bir noktada ayrılsa bile biri İstanbul’da, diğeri New York’ta aynı nefesi alıp vermeyi sürdürecekler… nefesleri yettiği sürece.
Ayfer Tunç, ilmek ilmek işlediği cümleleriyle modern bir destan yazıyor. Âşıklar Delidir ya da Yazı Tura ailenin, arkadaşlığın, sadakatin, hastalığın ama en çok deliliğin ve acının öyküsü. Çünkü âşıklar delidir ve deliler acı çeker.
Umutlandı. Yüzü açık kalmış bir kitap gibiydi, aşk hakkında hiç söylemediği sözler satır satır okunuyordu. Mucizeler her zaman beklenir hayattan. Aşkın kendi varlığından gelen, iyileştirici bir gücü vardır ve kıyaslanacak olursa, aşkla geçen zamanın özgül ağırlığı, saatlerin gösterdiği zamanınkinden kat kat fazladır.
Aşk zamanın yoğunluğunu arttırmaya muktedir olan tek kimyadır.
--reklam--
Aşıklar Delidir ya da Yazı Tura Alıntıları - Sözleri
- Arada geçmişi, geleceği, her şeyi içine alacak kadar büyük bir aşk olmadıkça ilişkiler yara bandı olmaktan öteye gitmiyor.
- " Mutluluk hakkında bir fikrim yok. Hatta mutluluk diye bir şey var mı, ondan da emin değilim. Bence mutluluk bir varsayım. İnsan sadece mutsuzluğu biliyor, bunun bir karşıtının olması gerektiğini düşünüyor, o yüzden inanıyor mutluluğun varlığına. "
- Ama umut vardır, her zaman vardır.
- Kelimelerin iyi geldiği, yarım kalmış insanlarız biz.
- ... bir gülümseyişe tutulursun ve hayatın kayar.
- .... bazı duygular kelimeleri aşıyor.
- Sahtelik hayatın kendisi oldu, herkesin hayatı sahte.
- .... bu hayatı sürüklemekten çok yoruldum.
- Kendimde olmayan umudu başkalarına vererek yaşıyorum.
- Dünyanın bütün dillerini bilseydik ne iyi olurdu. Sana daha çok ve daha güzel şeyler yazabilirdim.
- Yaşamak yara almak demek.. Sonunda ölüyorsun.
- Dünya çoktandır iyi bir yer değildi... Belki de hiç olmamıştı.
- Yaralı insan kendi gibi yaralı biriyle karşılaşınca hemen tanıyor.
- Yaşamak hasar almak demek, sonunda ölüyorsun.
- Kelimelerin yana yana gelişini büyüleyici buluyorum. Bu yüzden okumayı çok sevdim,..
--reklam--
Aşıklar Delidir ya da Yazı Tura İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Âşıklar Delidir ya da Yazı Tura Ayfer Tunç'tan; Dünya Ağrısı, Kapak Kızı, Yeşil Peri Gecesi, Osman, Mağara Arkadaşları, Aziz Bey Hadisesi, Evvelotel-Saklı, Ömür Diyorlar Buna, Bir Mâniniz Yoksa Annemler Size Gelecek, Kırmızı Azap, Suzan Defter ve Memleket Hikâyeleri’nden sonra okuduğum 13. kitap... Âşıklar Delidir ya da Yazı Tura; Umut’un anlatıcı olduğu Yazı, Sanem’in anlatıcı olduğu Tura ve her ikisinin de anlatıcı olduğu Her Şey Çok Çabuk Kayboluyor adlı üç bölümden ve 447 sayfadan oluşuyor. Yazı bölümü 1-23 arasındaki tek sayıları, tura bölümü ise 2-24 arasındaki çift sayıları içeriyor. Umut’un anlatıcı olduğu sayfalarda olaylar yüzeysel anlatılırken Sanem’in anlatıcı olduğu bölümlerde olaylar bütün detaylarıyla veriliyor. Ayfer Tunç; bir tarafta annesi bir gen hastalığı yüzünden ölen ve o geni annesinden genetik miras yoluyla alan Umut’un; diğer taraftan ise ailedeki herkes tarafından özellikle de annesi ve ablası tarafından sömürülen Sanem’in acı dolu hikâyesini bütün çıplaklığıyla gözler önüne seriyor. Umut, abisi tarafından tedavi için -doktor arkadaşı Stefan’ın yanına- Amerika’ya gönderiliyor. Bu sırada bir restoranda Sanem ile tanışıyor. Aralarındaki iletişim aşk ile arkadaşlık arasında gidip geliyor. Ne tedavi süreci ne de Sanem’le olan iletişimi Umut’u Amerika’da tutmaya yetiyor. Bir aşamadan sonra tedaviyi bırakarak İstanbul’a dönen Umut, Sanem aramadan az önce bileklerini kesiyor ve onunla konuşurken hayata gözlerini yumuyor. Ayfer Tunç’un bugüne kadar okuduğum en iyi romanı diyebilirim. Yazar, sadece iyi bir yazar değil aynı zamanda iyi bir araştırmacı. İnşaatta kum nasıl elenir, harç nasıl karılır bir bir anlatmış. Sanki harçlı bardaktan çay içermiş gibi... Kitapta altını çizdiğim bazı ifadeler; “Galiba aşkın bende bir karşılığı yok” (s. 27). “Aşk ne kadar şiddetliyse o kadar uzun bir gelecek hayali kurarsın” (s. 82). “Çünkü âşıklar delidir ve deliler acı çeker” (s. 202). “Kelimelerin iyi geldiği, yarım kalmış insanlarız biz” (s. 301). “Saçlar ayrılığa dayanamaz” (s. 381). “Arada geçmişi, geleceği, her şeyi içine alacak kadar büyük bir aşk olmadıkça ilişkiler yara bandı olmaktan öteye gitmiyor” (s. 386). Okuyun, asla pişman olmazsınız. (Mahir)
Aşk, Güzel Bir Deliliktir: Sen ne yaptın böyle Ayfer Tunç; sen yine ne yaptın? Çünkü ben şahane bir roman okudum. Aşıklar Delidir Ya Da Yazı Tura isminden üslubuna, kurgusundan etkileyiciliğine kadar tam bir Ayfer Tunç romanı olmuş. Türk kadın romancılar arasında bence en başarılısı Ayfer Tunç olabilir. Daha önce Deliler Evi ile kendisine hayran kaldığım Tunç, 2014’te Dünya Ağrısı’yla içimize bir sızı oturtmuştu. Ha, bu arada aslında Tunç’la ilk tanışmam ve onu ilk beğenişim, bir roman olmayan Bir Maniniz Yoksa Annemler Size Gelecek ile olmuştu… Gelelim romana… Tunç kitabı üç, hatta iki buçuk bölümden oluşturmuş. İlki olan yazıda bölümler, 1,3,5,7 olarak sıralanmış ve oradaki anlatıcı bir erkek; Umut. İkinci bölüm olan turada ise bölümler 2,4,6,8 olarak devam ediyor ve anlatıcımız Sanem adlı bir kadın. Tunç romanı adeta ilmik ilmik işlemiş. İsim seçimlerinden ara hikayelere kadar bir yazarlık hatta bir mühendislik çalışması da var adeta… Umut, annesinden geçen bir genetik hastalığın pençesindedir. Yazı ya da tura olacaktı, yani ağabeyi veya o… Yüzde elli şans var, ikisinden birine vuracaktı bu hastalık. Pek ümitli olmasa da tedavi için gittiği New York’ta Sanem’le tanışırlar ve Umut’un durumunu bile bile aşık olurlar. Çünkü aşıklar delidirler… Sanem ise bir mimardır; ailesinden sevgi görmemiş ve hüzünlü çocukluğu, ilk gençliğinden kaçarak ama ailesine de sürekli para göndererek Amerika’nın yolunu tutmuştur. İşte roman, iki kahramanın etrafındaki olaylardan müteşekkil. Son bölüme yarım bölüm dedim çünkü orada iki anlatıcı birden var ve sadece 12 sayfa… Açık söyleyeyim, roman özellikle Umut’un anlattığı ilk bölümde zaman zaman gitmiyor, oldukça durağanlaşıyor. İşte tam da bu nedenle gerçek kitap okurlarının o sınavı geçeceğini düşünüyorum. Belki de Tunç’un bir erkek olarak anlatıyor olması, bilemiyorum ama Umut’ta biraz takılıyor gidişat. Sonra Sanem’e geçiyorsunuz ve su gibi akıyor anlatılanlar. Romanda iki tane çok acayip, kelimenin tam karşılığı bu mudur bilmiyorum ama sarsıcı diyeyim. Evet, sarsıcı iki hikaye finali var. İpucu vermeyeceğim lakin şunu yazayım, birisi ilk bölümde, anne ve babanın aşkları; diğeri ise ikinci bölümde Sanem’in ilk aşkı… Vay be diyorsunuz, olur mu böyle şey? Ama oluyor. Gerçekten sarsılıyorsunuz. Zaten Tunç’un başarılarından birisi de bu. Sokakta, iş yerinde, trafikte gördüğümüz sıradan bir insanın iç dünyasını öyle bir deşiyor ve bize sunuyor ki, hayatta böyle şeyler olur mu diyemiyorsunuz bile; oluyor işte… Her iki durum da, aşk ve delilik üzerine. Ama ya benim başıma gelse, ne yapardım diye sormadan edemiyorsunuz tabii. Aşkın bir delilik hali olduğuna inanlardanım ya da daha hafif bir şekliyle söylersek, bir hastalık hali. İşte bu kitapta Tunç, aşkı, kaderi, aileyi, insanı anlatmış, sorgulamış. Üstelik başarılı bir anlatımla. Uzun bir okuma serüvenine girebilenlerdenseniz eğer, iyi bir roman okumak istiyorum diyenlerdenseniz mutlaka tavsiye ederim. İyi okurlara tavsiye ederim; Ayfer Tunç’u tanıyanlara tavsiyeye gerek yok zaten… (Mehmet Y.)
Yine bir Ayfer Tunç klasiği... Kendisiyle pandemi döneminde tanıştığım bir yazar ancak neden bu zamana kadar okunmamışım diye düşünmeden edemiyorum. Bir solukta bütün kitaplarını okumak istiyorum ama bir yandan da sindirerek okumanın hafızamda daha kalıcı olacağını biliyorum. Bence Ayfer Tunç ne zaman okunmalı diye bir soru olmalı. Okumak istediğimiz birçok kitap o zamandaki ruh halimize, hayata bakışımıza her zaman uygun olmayabiliyor çünkü. Ben Ayfer Tunç kitaplarını kendimi şımarık hissettiğim zaman okuyorum. Mesela işlerden çok sıkıldığımda, hayatın kötü şansının hep bana vurduğunu, aynı şeyleri hissetmekten ve yaşamaktan sıkıldığımı hissettiğimde okuyorum. Peki neden? Çünkü Ayfer Tunç'un hikayeleri o kadar sarsıcı, o kadar gerçek ki kendimi bir anda büyük bir hüzünle ve omuzumdaki hikayenin bu yüküyle buluyorum. Karakterlerin yaşadıkları gerçekten bizim hiç görmediğimiz, bilmediğimiz belki de duymadığımız yerlerde yaşanan olaylar. Ve bütün hikayeyi bir araya getiren ise herkesin acıları. Bence mutluluk nasıl paylaştıkça çoğalıyorsa acı da paylaştıkça azalıyor, insanı rahatlatıyor. Eğer Ayfer Tunç hiç okumamışsanız bu kitapla ya da Suzan Defter ile başlayabilirsiniz. kitap/asiklar-delidir-ya-da-yazi-tura--271233 yazar/ayfer-tunc (Seda Demirel)
--reklam--
Aşıklar Delidir ya da Yazı Tura PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Ayfer Tunç - Aşıklar Delidir ya da Yazı Tura kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Aşıklar Delidir ya da Yazı Tura PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Ayfer Tunç Kimdir?
Ayfer Tunç 1964'te Adapazarı'nda doğdu. İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'ni bitirdi. Üniversite yıllarında çeşitli edebiyat ve kültür dergilerine yazılar yazmaya başladı.
1989 yılında Cumhuriyet gazetesinin düzenlediği Yunus Nadi Öykü Armağanı'na katıldı, Saklı adlı yapıtıyla birincilik ödülü aldı. 1999-2004 arasında Yapı Kredi Yayınları'nda yayın yönetmeni olarak görev yaptı. 2001 yılında yayımlanan ve okurdan büyük bir ilgi gören Bir Maniniz Yoksa Annemler Size Gelecek-70'li Yıllarda Hayatımız adlı yapıtı, 2003 yılında yedi Balkan ülkesinin katılımıyla düzenlenen Uluslararası Balkanika Ödülü'nü kazandı ve altı Balkan diline çevrilmesine karar verildi. Tunç'un 2003 yılında Sait Faik Abasıyanık'ın öykülerinden hareketle yazdığı Havada Bulut adlı senaryosu filme çekildi ve TRT'de gösterildi. Tunç'un Saklı, Mağara Arkadaşları, Aziz Bey Hadisesi ve Taş-Kağıt-Makas adlı dört öykü kitabı, Ömür Diyorlar Buna adlı bir e-kitabı, Kapak Kızı adlı bir romanı, İkiyüzlü Cinsellik adlı (Oya Ayman'la birlikte yazdığı) bir inceleme kitabı ve Bir Maniniz Yoksa Annemler Size Gelecek adlı bir yaşantı kitabı var.
--reklam--
Ayfer Tunç Kitapları - Eserleri
- Suzan Defter
- Aziz Bey Hadisesi
- Yeşil Peri Gecesi
- Kapak Kızı
- Dünya Ağrısı
- Osman
- Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihi
- Aşıklar Delidir ya da Yazı Tura
- Bir Maniniz Yoksa Annemler Size Gelecek
- Evvelotel - Saklı
- Ömür Diyorlar Buna
- Kırmızı Azap
- Mağara Arkadaşları
- Taş - Kağıt - Makas
- Memleket Hikayeleri
- Saklı
- Harflere Bölünmüş Zaman
- İkiyüzlü Cinsellik
--reklam--
Ayfer Tunç Alıntıları - Sözleri
- Çocukluğumun bütün anıları gülümseyen fotoğraflar oldular artık. Hiç yaşanmamış kadar uzak.. (Evvelotel - Saklı)
- ...... Her rüzgârda incecik sallanan, ıslak gözleri hep uzaklarda bir yerlere takılı duran, suskun kadın. (Evvelotel - Saklı)
- Bekledim onu, hep bekledim... Gelmedi. (Ömür Diyorlar Buna)
- Kendini her zaman olduğu gibi koca şehirde, koca ülkede, koca dünyada yapayalnız hissetti. (Kırmızı Azap)
- Türk halkı nelere inanmamıştı ki? Futbolda sekiz sıfır yenilir ve ezilmediğine inanırdı. İhtilallerin memleketin menfaati için yapıldığına inanırdı. Dünyanın sadece Türk olduğu için kendisine düşman olduğuna inanırdı. Hep bir şeylere sonuna kadar inanırdı. (Bir Maniniz Yoksa Annemler Size Gelecek)
- Öykü edebiyatın gayri meşru çocuğudur. Nüfusa kaydedilmiştir, edebiyat ailesinin asil üyesidir. Ama şiir ve romanla aynı evde oturmaz. O kendi küçük evinin odalarında oturup pencereden bakar. Kenar mahallelerin dar sokaklarında yürür. Kendine ait dünyasına başkalarını sokmayı pek sevmez. Oysa şiir ailenin haylaz, havai ve biraz da hayırsız çocuğudur. Duyguludur, zaman zaman hırçındır, kavga etmeyi sever. Ağır konuşur, ağır aşk yaşar. Meraklıdır, romanın da öykünün de işine burnunu sokar. Sevimlidir, girdiği yerden çıkmaz, kimse ona git diyemez. Roman ise ailenin ağırbaşlı, ciddi, ne yaptığını bilen çocuğudur. Öykünün hakkını korur, nüfusa kayıtlı olduğundan hareketle onu ailenin üyesi sayar. Roman öyküyü gizlice sever, çünkü kendi çocukluğunu görür öyküde. Ama şiire de, öyküye de akıl vermeye kalkar. Hırslıdır. Tartışmaları o açar, gündemi o değiştirir. Akıllıdır ne de olsa, şiir kadar duygularına yenilmez. Öyküyle şiir çok iyi geçinirler. Birbirlerine daha çok benzerler. Şiir öykünün gayri meşru oluşuna aldırmaz; bütün sevecenliği ve sevimliliğiyle öykünün hayatına sızar, orada derin izler bırakır. Oysa roman, şiirin bu girdiği yere sızma ve yayılma eğilimini kaldıramaz. Yatağından şiiri kovmaya çalışır, bazen başarır, bazen başaramaz. Roman bilgiçtir, arada bir küstahlaşır, kendini ailenin sözcüsü, temsilcisi olarak görür, gösterir, başarır. Şiir romanın bu tutkusuyla dalga geçer. Havaidir. Roman çalışır, kazanır. Şiir çalışmaz, kazanır. Öykü çalışmaz, kazanmaz. Deneme ise ailenin nüfusa bile kaydedilmemiş gayri meşru çocuğudur. Çokları onun aileden olmadığını sanır. Ciddidir, boş konuşmaz, hoşsohbettir ama biraz sesi kısıktır. Aileden olmak olmamak hiç umurunda değildir. Uzak durur, beni de aranıza alın, ben de sizdenim demez. Ailenin canı cehennemedir. Duygusal olduğu halde, öyle görünmeyi sevmez. Pek varlıklı da değildir. Nüfusa kayıtlı olmadığı için payına miras düşmez. Deneme çok çalışır, ama kazanamaz. Oyun ailenin zengin kuzenidir. Sahneyle, oyunculukla, rejiyle kardeştir. Aristokrat takılır, soy ağacında kökleri çok geriye gider. Aslında tiyatro ailesine mensuptur. Edebiyat ailesinin sıkıntıları onu pek ilgilendirmez, başka bir deltada yaşar. Oyunun ailesi zengindir, ailece çalışıp kazanırlar, sonra ailece bölüşürlerken kavga çıkar. Senaryo ailenin ahbabıdır. Çok cazibelidir. Romanı pek sever, ama roman uzak durmaya çalışır ondan. Ne zaman senaryoyla dostluk etmeye kalksa kazık yiyen roman olmuştur. Anı, ailenin bunak büyükbabasıdır, çok bilir, çok konuşur, yarısı palavradır. Biyografi ailenin yurtdışında yaşayan üyesidir. Bencildir, fazla uğramaz memleketine. Otobiyografi bu ülkede daha doğmamış çocuktur, adı hazırdır, kendi yoktur ortada. Hayat aslında tek bir uzun öyküdür. Her defasında değiştirilerek yazılsa da, finali yoktur. (Harflere Bölünmüş Zaman)
- Kelimelerin iyi geldiği, yarım kalmış insanlarız biz. (Aşıklar Delidir ya da Yazı Tura)
- Geçmiş, her anlattığımızda kılık değiştiren bir uydurmadır. (Memleket Hikayeleri)
- "Müzikten konuşurken geçip giden güzel saatlerimiz..." (Saklı)
- Birini bir zamanlar sevmiş olmak insanın içinde iz bırakıyordu. İnsan o kişiyi artık sevmese bile iz kalan yer acıyordu. (Yeşil Peri Gecesi)
- Gülüşü kurgulanmış gibiydi. (Suzan Defter)
- Anadolu halkı, yüz yıl sonra “Kendi okulunu kendin yap”, kampanyasına şaşılası bir coşkuyla destek verecek, bir Allah’ın kulu çıkıp “Okulumuzu da kendimiz yapacaksak devlet niye vergi alıyor?” diye sormayacaktı. (Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihi)
- Kaçamıyordu insan hayattan. Hiçbir biçimde kaçamıyordu. Mekanlar, eşyalar, şehirler, sokaklar değişiyor ve insan kendinden, hayattan kaçamıyordu. Ya da ben yapamıyordum. (Mağara Arkadaşları)
- "Artık her şey, her yer değişiyordu. Çağa uygun düşen bir yoksulluk olacaktı bahar." (Saklı)
- “En fazla bir yıl sürer yirminci asırlarda ölüm acısı.” (Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihi)
- Sevmenin insanı böylesine var edebileceğine inanmazdım, yaşadım;sevmenin yokluğu fikrinin bile insanı yok edebileceğine de. Onu da yaşadım... (Kırmızı Azap)
- Yaş ilerleyince anlıyordu insan. Mutluluk öyle gökten zembille inmiyor, itina istiyordu (Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihi)
- “Eriyorum, çürüyorum, hayatım bataklık gibi dibe çekiyor beni desem sana, o manasız soruyu bile sormazsın: Neden? Hemen teşhisi koyarsın: Rahat batıyor sana!” (Suzan Defter)
- Viski yorgunluğu alır derler. Kasttettikleri günün yorgunluğudur. İstediğin kadar iç, hayatın yorgunluğu baki kalır. (Yeşil Peri Gecesi)
- “Neden yazıyorum?” Yazarların birçoğu neden yazdığını bilmez. Ya da neden yazdığını bilerek başlamaz yazmaya. Yazının evrenine girildiğinde sorular belirginleşir, önceleri pek de tatmin edici olmayan, oynak cevapların bir kısmı yerli yerine oturur. Birçok soru cevaplansa da, cevaplandığı sanılsa da, “neden yazıyorum?” sorusu lezzetli bir iç huzursuzluğu sorusu olarak kalmayı sürdürür. Çünkü yazmanın bütün sırrı aslında bu sorunun içindedir ve bence yazarlar bu soruya kesin bir cevap bulup defteri kapatmak istemezler. Yazı, yazarın da eremediği bir sırdır; sır aydınlanırsa yazar ışığa yakalanmış bir tavşana dönüşür, kıpırdayamaz. Ben böyle olduğunu düşünüyorum; oysa Sait Faik, “Haritada Bir Nokta” adlı öyküsünü neden yazdığını söyleyerek bitiriyor: “Yazmasam deli olacaktım.” Ama bence bu cümle, o sır dolu sorunun cevabı değil, yazı serüveninin son aşamasında kendiliğinden vardığı bir sonuçtur; hayat karşısında tutunmanın yolunu, Sait Faik’in kendi “çaresiz çare”sini işaret eder bize. “Yazı yazmak da, bir hırstan başka ne idi?” Sait Faik’in ölümünden iki yıl önce yazdığı “Haritada Bir Nokta”, imgeler arası ilişkiler açısından çok zengin bir öykü olmanın yanı sıra, yazının evrenine ilişkin soruları, insanla, varolmakla, toplumsallıkla da ilişkilendirerek kurcalayan bir metindir. Öykünün kurgusu ile huzursuz soruları arasındaki ilişki muhteşemdir. Şu soru: “Yazı yazmak da, bir hırstan başka ne idi?” sorusu, “neden yazıyorum?” sorusundan hiç aşağı kalmadığı gibi, neden yazıyorum sorusunun bir önceki cevabıdır. Sait Faik bu öyküde, önce neden yazdığı sorusuna bir cevap bulmuş, yazı yazmanın bir hırs olduğuna karar vermiş ve adaya çekilmiş bir adamı / kendini anlatır bize. Ama adada insan vardır, insanın olduğu yerde kötülük vardır, kötülük onu tütüncüye koşturur, kâğıt kalem aldırır, kalemi yontturur, öptürür ve yazdırır. Sorunun cevabı değişmiştir: “Yazmasam deli olacaktım”. Yazı artık bir ilaçtır. İyi de, yazı yazmanın bir hırs olduğuna neden karar vermiştir Sait Faik? Ne olmuştur? Ne gibi kötülükler görmüş ya da etmiştir ki, vazgeçmiştir yazmaktan? “Kaybettiğim her şeyi; insanlığı, cesareti, sıhhati, safveti, dostluğu, alın terini, sessizliği yeniden bulacak; belki yeniden bir adam olmasam bile bir temiz hayatın içinde hayran, meyus ve mahcup ölümü bekleyecektim. Aklıma ara sıra esen yazı yazmak arzusunu, arzusu değil kötü huyunu, bu tek kötü huyu muvaffakiyetler, şöhretler düşünmeden, “düşünürsem Allah canımı alsın!” düşüncesiyle yeniden bulabilirsem, kalemsiz kâğıtsız dağlara fırlayacak, balığa çıkacaktım. Yazmayacaktım.” Sait Faik, bedenine girip çıktığı anlatıcı aracılığıyla, bu öyküyü bir tür günah çıkarma metnine dönüştürür. Öyle bir altmetin akar ki öyküde, Sait Faik’in yazar olmanın bütün nimetini ve külfetini tattığını, ünlü yazarlara vadedilen mevkilere ulaştığını hissederiz. Ama bundan bir parça haz duymuş olduğu için kendinden utanmış gibidir. Yazmaktan değil, şöhretten alınan hazzın yazmanın has anlamını kirlettiğini; onun, mevkilere bir an için bile olsa kanmış olabileceğini, yazmanın varlığının özü olan yanından uzaklaşmış olmaktan korktuğunu düşünürüz. Biz de onunla birlikte yazmanın bir hırstan başka bir şey olmadığına inanırız. Yazdıklarında kendini gizlemeyen, tersine, kendini ancak yazdıklarında açan bir yazar olan Sait Faik, has yazar türündendir. Onun her türlü edebi mevkii reddettiğini, baş köşeye geçip ahkâm kesmekten hoşlanmadığını, gerek yazdıklarından, gerek onu anlatanların anılarından biliyoruz. O, mevkileri reddederek varolmuş bir yazardır. Bu reddedişte de bir altını çizme, bundan övünme payı çıkarma yoktur üstelik. İşi sadece yazıyladır. Edebiyatı en doğal haliyle yaşamış ve yazmış, kendi yarattığı büyüleyici alana bir üstünlük, bir ayrıcalık atfetmemiş, okura veya insana yukardan bakmamış, kendi imgesini yeniden imal etme ihtiyacı duymamıştır. (Harflere Bölünmüş Zaman)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin