Kitap Künyesi
Yazar: Hilmi Ziya Ülken
Çevirmen: Ruken Kızıler
Editör: Ruken Kızıler
Yayın Evi: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
İSBN: 9789944889414
Sayfa Sayısı: 322
--reklam--
Aşk Ahlakı Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Ülken`in Seçme Eserleri kapsamında yayınladığımız Ziya Gökalp, Millet ve Tarih Şuuru ve iki ciltlik Felsefeye Giriş eserinin ardından Aşk Ahlâkı`nı okurlarımıza sunuyoruz.
"Bu kitabın amacı, Demokrasi ahlâkına yükselten Eğitim yollarını aramaktır.
Demokrasi, araç-değerlerde eşitlik, ideal değerlerde hürlük isteyen çağdaş sistemdir; sosyal adalet ancak böyle bir sistemde gerçekleşir.
Bu kitap, siyaset ahlâkına hazırlayan bir Eğitim yolu sayılmalıdır."
--reklam--
Aşk Ahlakı Alıntıları - Sözleri
- İlim cüzidir; irfan küllidir.
- İhtiras vatandan başlamak ve vatanda bitirmektir; aşk vatanda ve insanlıkta bitirmektir.
- "İnsan, tek başına bir cemiyet olandır. İçinde bütün bir âlemi taşıyandır. Kütlelerin ortasında fert olarak kalandır; dağ başında ruhuyla bir cemiyet yaratandır. Bütün güç ve gayretinizle bu insanı arayınız! Yalnızlığın azabını duyanlara acıyınız!"
- Asla kin bilmeyen ruhlar olduğu gibi, asla sevgi bilmeyen ruhlar da vardır.
- İşsizlik bizi herkesin hayatına sanki günahı bizimmiş gibi karışmaya sevketti. İnsanlığımızı unuttuk. Vazifelerimizi ve sevgimizi unuttuk.
- ruhu terbiye edilen mümin, dua ile yüzünü Allah’a çevirir. Züht ve takva ile gönlü temizlenen tâlip (yol arayıcı) “esma ve tesbih” ile birliğe ulaşırdı.Dua ve esma,dinin Hakka açılan iki kapısıydı. Dua ile Hak kelâm haline gelir; ve kelâm insanı küllileştirir, halk ile Hakkı bir kılardı. Esma ile Hak tasavvur haline gelir; nefs konunun aynı olur ve âlem birlikten ibaret kalırdı.
- Ümit ve korku duyguları kendi başlarına iyi olamazlar. Kedersiz ümit ve korku duygusu yoktur, çünkü korku bir kederdir ve korkusuz ümit de yoktur.
--reklam--
Aşk Ahlakı İncelemesi - Şahsi Yorumlar
İrfanlar Kitabı: Eser sevdiğim ve takip ettiğim bir yazarın tavsiye ettiği bir eserdi. Adını ilk duyduğumda, çok ilgimi çekmişti, 'Aşk Ahlakı'... Aşk'ında riayet edilmesi gereken kuralları mı vardı? Peki aşk itaat ettiğinde, geriye ne kalırdı. Çok geçmeden anladım ki Aşk'a hiç bir şey dayatmıyor bu eser. Aşk'ın muazzam doğasından söz ediyor, varolan yüksekliğinden dem vuruyordu. Olması gerekenden değil, olmaması gerekenden, bilinmesi gerekenden değil, unutulması gerekenden bahsediyordu. Hilmi Ziya Ülken müthiş bir usluba ve birikime sahip, ilk andan itibaren o kadar şaşırttı ki bu beni, şimdiye dek duymamış olmanın üzüntüsünü hissettim. Kendisi ordinaryüs profesörmüş fakât ilmi ezberden ve bilineni daha bi bilmekten ötede... Düşüncelerinin ilk ağızdan çıktığı o kadar bariz ki, onları tutuşturan binlerce uykusuz gecenin ve ciddi bir emeğin varlığını seziyorsunuz. Ülken evvela, arzularınızı, duygularınızı ne diye yok sayacakmışsınız ki diyor. Burada bir duraksıyorum, nasıl yani diyorum, devam ediyor. Ne diye ihtiraslarınızı görmezden gelesiniz, onlar sizin tek dayanağınız... Yok artık diyecekken, yazar dağılan okurun bütün önyargısını darmadağın ediyor. Ve diyor ki, ey okur, sana sen lazımsın! Evet ruhun var amenna ama ona sahip olabilmen için, onu yönetebilmen için, önce ihtiraslarını aşkın değirmeninde öğüt. Bunun için de ihtiraslarını tanı, sev, dinle...Kendine bir ceset muamelesi yapma, isteklerinle anlaşmadan, onlardan kurtulmanın hayalini kurma. Kirlilik dereceni ölçmeden arınmanın vaazını etme. Vazgeç kendine zulmetmekten. Çünkü sen bir cevhersin, nelerin üstesinden gelebileceğini, nasıl büyük düşünebileceğini farket ve küçük savaşların enerjinden çalmasına izin verme... Küçük sevgileri feda et, küçük hazları, küçük elemleri feda et... Özetle patikaları değil dağ yolunu düşle, tepelerde kanat çırpmayı bırak, zirvenin rüzgarını, bilgeliğini özümse... Aşk Ahlak'ı nedir? Aşk'ın derinliğini aşka bırakmaktır. Ruhun sonsuzluğu değil, sonsuzluğa aşık bir ruhun varlığı... Aşkın felsefesini bırak ey okur! Aşkı tanımak istiyorsan, onu bütün kılıflarından azad et... Yazar felsefi olarak o kadar donanımlı ki, sık sık fikirlerini diğer düşünürlerin sorularıyla harmanlıyor.Sokrates Descartes ve Kant'ın ahlak görüşlerine yer veriyor. "Cehennem yoksa, cennet de yoktur." diyor. Burada bir kez daha en büyük dertlerin sahibi olanların en büyük mertebelere erişmiş olduklarını hatırlıyoruz. Ve bir kere daha kuvvetle anlıyoruz ki; Derdini seven ilahi dermanı bulmuştur. Anlıyoruz ki bizim ihtiras dediğimiz şey, onun ihtiras tabiriyle uyuşmuyor. O manevi bir katalizörden söz ediyor 'ihtiras' denince, bir yürek işçiliğinden... Nietzsche 'nin, 'kudret iradesi' diye tanımladığı üstüninsan'ından yola çıkarak, kendisinin yüce insan tanımına varıyor ki bu kısım çok değerliydi benim için. Halkın gözünü kaldır aradan ey okur diyor, bizim sağduyu dediğimiz şeyin toplumun kabulleriyle ilgisi yoktur. Onlar sadece sizdeki postu tekmelerler ya da size üç beden büyük kaftanlar giydirirler. Siz ruhunuza kulluk edin, içinizdeki ejderi bir başkasının beslemesine izin vermeyin. Onunla baş etmenin ateşini taşıyın, onun nefesiyle küle dönmeyin... Pasajlar arasında nefes alamıyorsunuz, o kadar çok konu, o kadar hızlı ve yoğun anlatılıyor ki, bir durup dinlenmekte fayda var :) Fakat şundan emin oldum ki Ülken, insanı çok iyi tanıyor, psikolojisini ve kuruntusunu sırtlanıyor ve ruhsal sıkıntılarını dert ediniyor. "Ukbâ ümidini kalbinden silen ukbâya zaten erişmiştir." Şu cümle dahi kendisinin ilmi düsturu hakkında bizlere bir ufuk açacaktır diye düşünüyorum.Bambaşka bir ahlak anlayışıyla karşı karşıyasınız. Eserin son kısmında, daha evvel hiçbir kitapta denk gelmediğim bir açıklamalar kısmı var ki, eserin şerhi diyebiliriz. Bize sunulan bütün o yoğunluğu bir anda çözüme kavuşturan bir yardım eli. Öyle duru bir dille odaklanamadığınız yerlerin altını çizmiş ki, Allah razı olsun dedirtiyor insana :) Pdf'den okumak isteyen arkadaşlar için; https://mega.nz/file/p5d3AS4b#aSsQ_YyoS1c-_pMRapie7NtImBGBNm1W_MZkyYMrxps Son olarak kitabın -bence- kalbi olan cümleyi paylaşmak isterim; "İnsan zincirler içinde uyanır. Fakat kendi çabalarıyla birer birer bu zincirleri kırarak hürriyetini kazanır." Derin saygımla... (Eylül Türk)
"İnsan zincirler içinde uyanır; fakat kendi çabalarıyla bu zincirleri birer birer kırarak, büyük emekler ve kurbanlar karşılığında hürriyetini kazanır. İnsan, toplumun pasif bir unsuru olarak doğar; fakat hayatın direnme ve tepkileriyle gittikçe daha fazla bir kişi olmaya ve iç hürriyetini kazanmaya başlar." Alıntı Hilmi Ziya Ülken'in elimde ikinci kez okumaya başladığım "Aşk Ahlakı" kitabının ilk cümleleri. Eski devlet bakanı mehmet Özgüneş fikir be karekter yapımın teşekkülünde iki kitap etkili olmuştu der. 1.Ziya Gökalp Türkçülüğün Esasları 2. Hilmi Ziya Ülken Aşk Ahlakı. Kitabına 1971 yılında üçüncü baskıya yazdığı önsözde Ülken şunları söylemiş: "Gerçeği bütün acılarıyla gören, ona gözlerini yummayan, bir masal uğruna insanlığı kana bulamayan, bu canavar taktiği karşısında yalnız medeni cesaret taktiğini kullanan insanların günden güne çoğalması, yarın belki de ordu kurması Aşk Ahlakı'nın zaferidir." Kitaptan bir alıntı ile bitiriyor ve şiddetle herkese tavsiye ediyorum. "İnsani ideallerin şehitleri bütün şehitlerden büyüktür. İhtiras için ölen, toprakta kalacaktır; aşk için ölen, göğe yükselecektir." (Kitaptadında)
İsmine binaen toplumda oluşan genel kanaate göre iki cins arasındaki aşkta olması gerekenler ele alınmamaktadır. İnsanı insan yapma yolundaki “aşk ahlakı” ele alınmaktadır. Ruhun ne olduğu, kişinin nasıl fiillerde bulunulması gerektiği büyük bir incelikle ele alınmaktadır. Tam bir baş ucu kitabıdır. Sadece bir kere okunduğunda bitirdim denilemeyecek kadar derin bir kitaptır. (Sare Şeyma)
--reklam--
Aşk Ahlakı PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Hilmi Ziya Ülken - Aşk Ahlakı kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Aşk Ahlakı PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Hilmi Ziya Ülken Kimdir?
Türk düşünce yaşamında ve Türkiye'de bir felsefe geleneğinin oluşmasında büyük etkisi olmuş felsefeci ve sosyolog.
Hilmi Ziya Ülken İstanbul Sultanisi'ni (İstanbul Lisesi) (1918) ve Mekteb-i Mülkiye'yi (A.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi) bitirdi (1921). Aynı yıl Darülfünun-ı Osmani (bugün İstanbul Üniversitesi) Edebiyat Fakültesi Beşeri Coğrafya Kürsüsü'ne asistan oldu. Aynı fakültede felsefe tarihi ve sosyoloji öğrenimi gördü. 1933'e değin sosyoloji, felsefe, tarih ve coğrafya öğretmenliği yaptı. Umumi İçtimaiyat (1931), Türk Tefekkürü Tarihi (1932-33, 2 cilt) adlı kitapları yayımlandıktan sonra uzmanlık eğitimi için Almanya'ya gitti (1934). Türkiye'ye döndükten sonra İ. Ü. Edebiyat Fakültesi'nde Türk Tefekkür Tarihi Kürsüsü'ne doçent olarak atandı (1935). 1944 yılında profesör, 1957 yılında ordinaryüs profesör oldu. 1973'te A. Ü. İlahiyat Fakültesi'nden emekli oldu. Hilmi Ziya Ülken, 1938-1943 yılları arasında İnsan dergisini yayımladı ve Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Dergisi'ni yönetti. Türk düşünce tarihi üzerine yaptığı çalışmalarla sosyal bilimlere önemli katkılar sağlamış olan Ülken 5 Haziran 1974'te İstanbul'da öldü.
--reklam--
Hilmi Ziya Ülken Kitapları - Eserleri
- Türkiye'de Çağdaş Düşünce Tarihi
- Aşk Ahlakı
- Türk Tefekkürü Tarihi
- Yeni Zamanlar Felsefesi
- Şeytan'la Konuşmalar
- Eğitim Felsefesi
- Felsefeye Giriş - 1
- Uyanış Devirlerinde Tercümenin Rolü
- Ahlak
- Anadolu Kültürü Üzerine Makaleler
- Yarım Adam
- Posta Yolu
- Millet ve Tarih Şuuru
- Bilim Felsefesi
- İslam Düşüncesi
- Ziya Gökalp
- Bilgi ve Değer
- İslam Felsefesi Kaynakları ve Etkileri
- Tarihi Maddeciliğe Reddiye
- Felsefeye Giriş - 2
- İbn-i Haldun
- Dünyada ve Türkiye`de "Sosyoloji Öğretim ve Araştırmaları"
- İnsani Vatanseverlik
- İslam Felsefesi Eski Yunan’dan Çağdaş Düşünceye Doğru
- Destanlar
- Genel Felsefe Dersleri
- Varlık ve Oluş
- Anadolu Hayali
- Hakimiyet
- Veraset ve Cemiyet
- Anadolu'nun Dini Sosyal Tarihi
- Tarihi Maddeciliğe Reddiye
- Anadolu Köklerini Arayış
- Mantık Tarihi
- Sosyoloji Sözlüğü
--reklam--
Hilmi Ziya Ülken Alıntıları - Sözleri
- Duygu ile akıldan her biri daima birtakım savunucular bulmuştur. Duygular sanatçılarda ve bazı filozoflarda rağbet bulduğu halde akıl yalnız tecrübe ve gözlemden hareket eden maddi filozoflarca tercih edilmiştir. (Türkiye'de Çağdaş Düşünce Tarihi)
- Maniliğe göre (manichéisme) insanı karanlıklar hükümdarı yaratmıştır. Bedeni evrenin örneği (nüsha-i Kübrâ) yani bir küçük âlem (Âlem-i suyâ) dır. Tabiatın bütün vak’aları oradadır. (İslam Felsefesi Kaynakları ve Etkileri)
- Anadolu Kültür Merkezi Anadolu Selçukluları zamanında İslâm âlemi esaslı değişikliklere uğramaktaydı: Araplar Sicilya ve Endülüs'ten çekilmekteydiler, doğudan Moğol istilası İslâm âlemini parçalıyordu. İçeriden Bâtınîlerin bozucu ve dağıtıcı tesirleri kuvvetlenmeye başlamıştı. Doğu ve batıdaki memleketlerini terk etmeye mecbur olan birçok ilim ve sanat adamı, bu yüzyılda İslâm dünyasının en sağlam ve sakin parçası olan Anadolu'ya sığınıyorlardı. Endülüs'ü terk eden Muhyiddin Arabî (1165-1240) Konya'da yerleşti. Bir Türk prensesi ile evlendi ve üvey oğlu Sadreddin Konevî'nin terbiyesini üzerine aldı. Eserlerinin büyük bir kısmını Anadolu'da yazdı. İslâm dünyasının en büyük mistik mütefekkiri ve dünyaca tanınmış panteist filozofu olan Muhyiddin'in sistemi Sadreddin Konevî tarafından şerh edildi ve Türkiye'de yayıldı. Azerbaycan'dan Anadolu'ya gelmiş olan Şehabeddin Sühreverdî İslâm âleminde İşrâkîlik (Illuminisme) diye tanınan bir felsefe cereyanı kurdu. İşrâkîlik bir yandan Platonculuğa dayanmakta, bir yandan tasavvufa yaklaşmakta ve zulmetten nura sürekli bir gelişme suretinde tasavvur edilen orijinal bir felsefi görüşü savunmaktaydı. Şehabeddin Selçuklu prenslerinden İmadeddin Karaarslan Berkyaruk adına eserler telif etti; onlara hususi hocalık yaptı. Hayatıni tamamen Selçukluların sarayında ve yanında geçirdi. Anado lu'nun o zamanki toleransı sayesinde fikirlerini rahatça yazan ve neşreden Şehabeddin bir seyahat vesilesiyle Halep'e gittiği sırada, o zamanki medrese taassubuna uymayan düşünceleri yüzünden Selâhaddin Eyyûbî emrindeki bir kadı fetvâsıyla idam edildi (1154-1191). Siraceddin Urmevî de aynı suretle hayatını Konya'da geçirdi. İslâm âleminde, Gazâlî ve Fahreddin Râzî'den sonra en esasli kelâm ve mantık kitabı olan Metâli'ül-Envâr'ı yazdı. | Hilmi Ziya Ülken, Anadolu Kültürü Üzerine Makaleler, Doğu Batı Yayınları, 3. Basım: Eylül 2021, s. 192. (Anadolu Kültürü Üzerine Makaleler)
- Düşman yine öz yurduna el attı, Mezarından ata'n kılıç uzattı, Yürü diyor! Hakkı zulüm kanattı.. (Ziya Gökalp)
- Ayrı ayrı medeniyetleri açar gibi görünen büyük "uyanış"lar, hakikatta, gittikçe genişleyen sürekli tefekkürle birbirine bağlıdır. (Uyanış Devirlerinde Tercümenin Rolü)
- Akıl tutkulardan vazgeçmeyi, hiç değilse başkalaştırmayı öğretir. (Varlık ve Oluş)
- Filozoflar felsefeyi temel olarak almış ve dinî inancı ona göre açıklamışlar; Kelâmcılarsa, tersine, dinî inancı temel olarak almış ve bunun için felsefî kanıtlar kullanmışlardır. (İslam Felsefesi Kaynakları ve Etkileri)
- Yalnız kendi derdine düşen ve nabız saymaktan başka endişesi olmayan insanın mesut olmasına imkân var mı? (Şeytan'la Konuşmalar)
- Ululuğun denizinde göremez kimse kara (Millet ve Tarih Şuuru)
- ... Türk tefekkür tarihini üç devreye ayırmak doğru olur: 1- Payen Türk tefekkürü 2- İslami Türk tefekkürü 3- Modern Türk tefekkürü (Türk Tefekkürü Tarihi)
- Türk kültürünü eski irk ve kavim geleneklerinin devamı saymak kabil değildir. Çünkü bu yeni vatanda büsbütün yeni problemler meydana çıktı: Eski Hitit memleketi ve onun ilkçağlardan beri Hititler tarafından eritilmemiş olan parçaları Bizans idaresinde siyasî ve medenî bir birlik kazanmış bulunuyordu. Anadolu Oğuzlar tarafından zapt edildiği zaman yalnız coğrafi bir isimden ibaret değildi. Ticaret yolları, kervansaraylar geçidi, büyük merkezler, müdafaa kaleleri, transit şehirleriyle muhtelif kısımları birbirine bağlanmış yekpâre bir memleket haline gelmişti. Tıpkı Cermenler Galya'ya geldikleri zaman orada Roma'nın hazırladığı siyasî ve medenî bir birlik buldukları gibi. Şu farkla ki az nüfusla gelmiş olan Cermenler yerli kültürü benimsemeye mecbur oldular ve oraya yalnız örf ve âdetlerinden bazı şeyler kattılar. Halbuki çok nüfusla gelen Oğuzlar bu yekpâre vatanda derhal birliği kurarak kendi dillerini yerleştirdiler. Bu suretle Oğuz muhacereti, İslâmiyet ve Anadolu’nun hazırlanmış iktisadi ve siyasî birliği aynı vatanda gittikçe birbiriyle kaynaşarak Türk milletinin Orta Asya'dakinden farklı yeni bir kültür kurmasına sebep oldu. | Hilmi Ziya Ülken, Anadolu Kültürü Üzerine Makaleler, Doğu Batı Yayınları, 3. Basım: Eylül 2021, s. 97. (Anadolu Kültürü Üzerine Makaleler)
- ...Yunan ve İran hikmetleri birbirinin tamamıyla zıddı vasıflara maliktir. [...] İkisi de realist insan görüşünü ifade etmekten uzaktır. [...] Çünkü biri insanı varlığa esir etmiş, diğeri varlığı insana bağlamak suretiyle onun âlem içindeki mevkiini mübalağa ve ifrat ile görmüştür. (Türk Tefekkürü Tarihi)
- Tarihten evvelki devirlerde vukua gelen intikalleri paleethnologie vasıtasıyla öğreniyoruz. Fakat bu sahada yapılan mukayeseler ve hükümler yalnız insanî müstehase ve izlere, alet ve eşyaya dayandığı için takribi ve müphem olmaktan kurtulamazlar. (Türk Tefekkürü Tarihi)
- Ahlâkda Sokrat gibi mutluluğu hedef edinen filozof, bunu üstün ve manevî hazda değil, aşırı duyumlar ve hazlardan kaçman «tam orta» (vasat-ı adil) dediği ölçülü bir hazda aradı ve böyle bir hazzın doğuracağı ahlâkî karakterlerin de alışkanlıklarla elde edileceğini söyledi. (İslam Felsefesi Kaynakları ve Etkileri)
- "Yeryüzünde aklın uyanışı ve insanın önce tabiata, sonra kendi kendine çevrilmiş bakışından doğan bütün fikir denemeleri halinde, safha safha ve birbirine benzer şekillerde, birçok yerlerde birden meydana çıkmıştır." (Felsefeye Giriş - 1)
- Xenophanes insana benzetilen Tanrılar fikrine hücum etti: Her Kavmin Tanrısını kendine göre düşündüğü, hatta hayvanların düşünceleri olsa Tanrılarını kendileri gibi tasavvur edecekleri, halbuki asıl Tanrının hiç bir suretle insana benzetilemeyeceği, tek ve sonsuz olduğu, doğurmadığı ve doğmadığını iddia etti (İslam Felsefesi Kaynakları ve Etkileri)
- Asla kin bilmeyen ruhlar olduğu gibi, asla sevgi bilmeyen ruhlar da vardır. (Aşk Ahlakı)
- "Eğer kati tabiat kanunlarının varlığı bizim hadiseler arasında gördüğümüz sabit sebeplik münasebetlerinden ileri geliyorsa, bu sabit dediğimiz münasebetler şuur verilerimiz arasında çağrışımlarla kurduğumuz ve alışkanlıklara dayanan bir münasebetten ibaretse, o halde Hume'un gösterdiğine göre, her sebeplik münasebeti ruhumuzun alışkanlığından başka bir şey değildir; bundan dolayı da değişmez tabiat kanunlarının olduğunu şuur verilerimiz ve çağrışım münasebetlerimiz dışında hiçbir prensiple ispat edemeyiz." (Felsefeye Giriş - 2)
- Kimsenin iç alemine karışma, Kimseyi iç alemine karıştırma. Kimseye iç alemini açma. Gizli tut. Yan ama tütme. (İbn-i Haldun)
- Platon’un rasyonel ve ideal varlığa ait derin görüşünü gerçeğe ait incelemelerle birleştiren Aristoteles ilk defa ilim felsefesinin temellerini kurmuştu. O zamandan beri (yirmi dört asır) insanlık bu büyük yolun üzerinde düzeltmeler yaparak ilerliyor. (Felsefeye Giriş - 2)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin