Kitap Künyesi

Yazar: Reşat Nuri Güntekin

Yayın Evi: İnkılâp Kitabevi

İSBN: 9789751000132

Sayfa Sayısı: 326

Ateş Gecesi Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

Yazar, Ege bölgesinde yaşanan unutulmaz bir aşkın çevresinde, döneminin gerçeklerini de ustalıkla yansıtmıştır. Çalıkuşu'ndaki Feride gibi, Akşam Güneşi'ndeki kahraman Jülide gibi, Güntekin'in bu kitabında da Afife'yi tanıyacaksınız.

Ateş Gecesi Alıntıları - Sözleri

  • "Etraf viran amma tavan mamur.."
  • Bizim için artık yarın yok.
  • Benimki ondan aldığım birkaç çizgi ve boya ile kendi kafamın içinde yaptığım bir hayaldi
  • O zaman aşkın alâmeti utanmaktı.
  • ‘Ben sanıyorum ki, biz biraz okusaydık bu hale gelmezdik.’
  • "Hatıralar tesirlerini kaybetmeye başlamışlardı.."
  • "Bazen felaketin de olurmuş hayırlısı.."
  • anlaşılıyordu ki, etrafında birbiri ardınca meydan almış yıkıntılar ve yeni bir şey getirmesinden ümit kesilmeye başlayan seneler karşısında tek heyecan ve tek hayal olarak ben kalmıştım. niçin ben? ihtimal ki, bunun asıl şahsımla alâkası bile yoktu, yahut pek azdı ve ben incecik çocuk başımda esip savuran çılgın havamla, dakikadan dakikaya kızarıp sararan rengim, kâh gülen, kâh ağlayan büyümüş hasta gözlerimle hayatının tek romanesk çehre ve vakası olmuştum.
  • ‘Dikenli yatağımda buna benzer birçok gecelerin beklediklerimizden hiçbirini getirmeyerek beyhude mehtapları ve yıldızlarıyla sıra sıra akıp gideceklerini görüyor, ‘Anlaşılıyor ki bu, daima böyle gidecek. Ölmekten başka çare yok.’ diye söyleniyordum.’
  • ‘Zillet ve sefaletin son mertebesi..’
  • bazan beni dalgın zannederek işini dizlerinin üstüne bıraktığı, ellerini göğsünde kavuşturarak biraz kısık boynunu dışarıdaki manzaraya çevirdiği oluyordu. çok kere varvar dududa da tesadüf ettiğim bu jest bana ümidini kaybetmiş bütün kadınların müşterek jesti gibi görünüyor ve bu dakikalarda büyük ablaya karşı duyduğum merhamet, onun bana duyduğu merhametten az olmuyordu.
  • ‘Bazen felaketin de olurmuş hayırlısı.’
  • ‘Hayattır bu Kemal, böyle şeyler olur, olacak.. Nasip dağarcığında ne miktar gözyaşı ve ne miktar kahkaha bulunduğunu kestirmek mümkün değil..’

Ateş Gecesi İncelemesi - Şahsi Yorumlar

Kitap güzeldi lakin sanırım ben hep aynı tarz ve hep aynı sonlu kitaplarından sıkıldım Reşat Nuri'nin.Yine bir aşk hikayesi.Afife karakterimiz ve Ege...Çalıkuşu ve Akşam Güneşi kitabı tercih edilir. (Furkan Güreci)

sonunda bitti ya gereksiz uzun bir kitap, aşşşırı sıkıldım okurken sürekli uyuyakaldım. olayları da pek beğenmedim. durup durup "murat kemal senin amacın ne çocuğum?" dedim durdum. afife de ne yaptığını bilmiyordu zaten. olmadı, beğenemedim zaten reşat nuri'nin hatırına 4 yıldız veriyorum. (⋆ beliz ⋆)

Ateş Gecesi: Murat Kemal İstanbul'dan Milas'a sürgün edilmiş 18 yaşında bir genç. Bir gün sınav esnasında müdür tarafından çağırılır ve her şey başlar. Hikayeyi onun ağzından dinliyoruz ve dinlerken erkek bir karakterin içinden ne kadar fenalık geçirebileceğine tanık oluyoruz. Milas'ta Kilise Mahallesi adında bir mahalleye yerleşen Murat Kemal, Varvar Dudu denen bir kadının misafirhanesinde kalmaya başlıyor ve bu süreçte, yaklaşık 100 sayfa boyunca mahallede yaşayan genç kızları etkilemeye çalışmasını, onları parmağında oynatışını okuyor ve okudukça sinir oluyoruz. Zampara, Murat Kemal için cuk oturmuş bir tabir. Hovarda, aklı bir karış havada, sürgün içinde popülerliğini günden güne yükselten Murat Kemal'in esas hikayesi Ateş Gecesi diye tabir edilen bir kilise ayininde Afife'yi görmesiyle başlıyor. Afife, genç yaşında evlenmiş ama kocası ve çocuğundan ayrı abisi Selim ve ablasıyla Milas'taki köşkelerinde yaşamakta olan 24 yaşında bir kadın. Başlarda merakla başlayan ilgi zamanla Murat Kemal'in kalbinde aşka dönüşüyor ve karakterin aslında ne kadar hasta olduğunu anlıyoruz. Bence o zamanlar adı konulmamış ama şiddetli bir anksiyete bozukluluğu olduğunu hatta depresyon içinde boğuştuğunu da söylemek mümkün diyebiliriz. Kafasında kurdukları, devamlı intiharı düşünmesi... Tüm bunlar birleşince böyle bir karakterin bu denli tuhaf düşünceler ve kuruntular içinde üstelik kendinden büyük ve evli çocuklu bir kadına aşık olmasının nasıl bir şey olduğunu tahmin edebiliriz. Gelin görün ki karakter zaman içinde, sürgün yulları bitip İstanbul'a döndüğünde ve şerefle ödüllendirildiğine bile değişmiyor. Gençliğinde neyse on yıl sonra da aynı hovarda ve düşüncesiz. Genel bağlamda olanları anlattım ama ayrıntılara girmek istemiyorum. Sadece şunu söyleyebilirim ki Reşat Nuri'nin Çalıkuşu romanını nerdeseyse on kere okumuşumdur, bu romana başlarken aynı hisleri hissedeceğimi düşünüp heyecanlanmıştım ama bu roman oradaki hikayenin derinliğini, altındaki güzelliği ve mücadeleyi hissettiremedi. Kitap biterken ne yani, hiçbir şey değişmedi mi, diye düşündüm durdum ve rüyamda Murat Kemal'i bir güzel patakladım. (Nagihan Coşkuner)

Kitabın Yazarı Reşat Nuri Güntekin Kimdir?

Reşat Nuri Güntekin (25 Kasım 1889;, İstanbul - 7 Aralık 1956; Londra), Cumhuriyet dönemi edebiyatında önemli bir yeri olan Çalıkuşu, Yeşil Geceve Anadolu Notları gibi önemli eserlere imza atmış romancı, öykücü ve oyun yazarıdır.

Hayatı

1889'da İstanbul’un Üsküdar ilçesinde dünyaya geldi. Babası, askeri tabip Nuri Bey, annesi Kars valisi Yaver Paşa'nın kızı Lütfiye Hanım'dır. Reşide adlı kız kardeşi çok genç yaşta hayatını kaybetti, tek çocuk olarak büyüdü. Babası askeri doktor olduğu için öğrenim hayatı boyunca birçok il gezen Reşat Nuri, ilköğrenimine Çanakkale'de başladı. Çocukluk yıllarında dinlediği Fatma Aliye Hanım’ın Udi isimli romanı hayatına iz bırakıp,sanata heveslendiren eserleri arasına girdi. Babasının Çanakkale’deki evlerinde zengin bir kütüphanesinin olması onu kitaplara iten ve yazı yazma kültürünün gelişmesini sağlayan bir araç oldu. İzmir'deki Frerler okulunda bir süre öğrenim gördükten sonra İstanbul’da Saint Joseph Lisesi’nde öğrenim gördü. Yükseköğrenimini Darülfünun Edebiyat Şubesi'nde 1912'de tamamladı. Böylece öğrenim hayatını yirmi üç yaşında bitirmiş oldu.

1927'ye kadar Bursa ve İstanbul’da çeşitli okullarda Fransızca ve Türkçe öğretmeni ve müdür olarak görev yaptı. Görev aldığı okulların bazıları Bursa Sultanisi, İstanbul Beşiktaş İttihat Terakki Mektebi, Fatih Vakf-ı Kebir Mektebi, Akşemseddin Mektebi, Feneryolu Murad-ı Hâmis Mektebi, Osman Gazi Paşa Mektebi, Vefa Sultanisi, İstanbul Erkek Lisesi, Çamlıca Kız Lisesi, Kabataş Erkek Lisesi, Galatasaray Lisesi ve Erenköy Kız Lisesi'dir. 1927’de Erenköy Lisesi’nden yeni mezun olan öğrencisi Hadiye Hanım ile evlendi.

Öğretmenlik mesleğinin yanı sıra edebiyatla uğraşan Reşat Nuri, Halit Ziya’nın eserlerinden aldığı ilhamla hikâye yazma hevesi duymaktaydı . Daha sonra tiyatro edebiyatını benimseyerek bir tiyatro yazarı olmak için uğraştı. Yazı hayatına I. Dünya Savaşı sonlarında başladı. Başlangıçta “Eski Ahbap” (1917) gibi uzun hikayeler, “Hançer”(1920) ve “Eski Rüya” (1922) gibi sahne eserleri, “Gizli El” (1924) gibi romanlar yazan, tiyatro eleştiri ve araştırmaları yayınlayan sanatçı “Çalıkuşu” adlı romanının 1922’de Vakit Gazetesi’nde tefrika edilmesiyle şöhrete kavuştu.

Güntekin, 1931'de maarif müfettişi oldu ve bu arada Dil Heyeti'yle birlikte bazı çalışmalarda bulundu. Anadolu’yu baştan başa dolaşmasına neden olan müfettişlik görevi sayesinde ülkenin gerçeklerini yakından görme ve tanıma imkânı buldu.

1939'da ise Çanakkale milletvekili olarak TBMM'de bulundu. Bu görevini 1946'ya kadar sürdürdü. 1941’de tek çocuğu olan kızı Ela dünyaya geldi.

1947'de, Cumhuriyet Halk Partisi'nin Ankara'da yayımlanan Ulus gazetesinin İstanbul kolu olan Memleket gazetesini çıkardı. Güntekin daha sonra müfettişlik görevine geri döndü ve 1950'deBirleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) Türkiye temsilciliği ve öğrenci müfettişliği görevleriyle Paris'e gitti. Paris kültür ataşeliği yaptı. 1954'te ise yaşından dolayı bu görevden ayrılmak zorunda kaldı.

Emekliliğinden sonra bir süre İstanbul Şehir Tiyatrosu edebi heyeti üyeliği yaptı. Güntekin'e Akciğer kanseri teşhisi konulduktan sonra tedavisi için Londra'ya gitti ve orada hastalığına yenik düşerek öldü. 13 Aralık 1956 günü, Karacaahmet Mezarlığı'na gömüldü.

Levent’te oturduğu sokağa “Çalıkuşu” ismi, Kadıköy’de ve İzmir’de bir ilköğretim okuluna ve Fatih'te bir tiyatro sahnesine Reşat Nuri Güntekin ismi verilmiştir.

Eserleri Hakkında Bilgiler

Yazar, öykü, roman ve oyunlarıyla edebiyatımızda önemli bir yere sahiptir. Kahramanları genelde tek yönlüdür. Olay kahramanlarını çevreyle birlikte verir.

Anadolu insanını iyi tanıdığını eserlerinden anlaşılır. Bazı eserlerinde genç cumhuriyetin toplumsal ideallerini işlemiştir. Reşat Nuri Güntekin eserlerine konuşma dilinin zenginliğini zorlanmadan yansıtır.

Çalışma Yöntemi Hakkında

Bütün romanlarının tiyatro halinde senaryoları olduğunu söyleyen Reşat Nuri, Hikmet Feridun'la yaptığı bir konuşmada çalışma yöntemlerini şöyle açıklar:

"Roman ve hikâye yazarken konunun evvela asıl canlı noktası, amudi fıkarisi (belkemiği) gelir. Bu amudi fıkaridir ki bana yazmak arzusunu verir. Bu bazen bir vak'a olur, beni alâkadar eden bir vak'a.. Fakat çok kere pek alakadar olduğum insan tipi. (Şu vak'ayı veya şu insanı, şu tipi yazayım) derim. Bu suretle eserin iki adımı atılmış olur. Mevzuu pek iptidai bir şekilde fikrime gelir. Hiçbir zaman hemen derhal bu mevzunun planını yapıp da yazmağa başladığım vaki değildir. Bulduğum mevzuu zihnimde bir köşeye atarım. Onun francala hamuru gibi kendi kendine kabarması için uzun müddet bırakırım. Çok defa aradan birçok senelerin geçtiği de vakidir. Bu müddet zarfında mevzua bazı ilaveler yaparım. Bazı kısımlarını tayyederim, atarım, çıkarırım. Vakaları retuş ederim. Tipleri develope ederim (geliştiririm).. Yazma işine başladığım zaman da çok muntazam çalışırım. Romanın sonunu nasıl bitireceğimi tayin etmeden yazıya başlamam. Evvela umumi bir şema yaparım. Fakat eser henüz definitif (kesin, belirli) olmamıştır. Ortada şahıslar vardır, vakalar vardır, eserin ana hatları vardır. Fakat yazmaya başladıktan sonra şahıslar ekseriyetle hüviyetlerini değiştirirler, evvelce hiç düşünmediğim vak'alar, yeni şahıslar gelir. (Muhit dergisi, 1933; anan: Muzaffer Uyguner, Reşat Nuri Güntekin, Ağustos 1967) Kişilerine sevgiyle sokulan bir romancıdır Reşat Nuri. Genellikle onların gerçek yaşamlarındaki en belirgin özelliklerini yitirmeden yansıtmaya çalışır. Gözlem yeteneği yaşama çok geniş bir perspektiften bakma imkânını sağladığı için romanları geçiş dönemi yaşayan ülkemizden "insan manzaraları" çizme başarısına ulaşmıştır."

Reşat Nuri Güntekin Kitapları - Eserleri

  • Çalıkuşu
  • Acımak
  • Yaprak Dökümü
  • Anadolu Notları 1-2
  • Yeşil Gece
  • Leyla ile Mecnun

  • Kan Davası
  • Damga
  • Dudaktan Kalbe
  • Akşam Güneşi
  • Bir Kadın Düşmanı
  • Değirmen
  • Kızılcık Dalları

  • Olağan İşler
  • Miskinler Tekkesi
  • Eski Hastalık
  • Ateş Gecesi
  • Gökyüzü
  • Gizli El
  • Harabelerin Çiçeği

  • Sönmüş Yıldızlar
  • Tanrı Misafiri
  • Kavak Yelleri
  • Son Sığınak
  • Hadiye'ye Mektuplar
  • Salgın - Madalyonun Ters Tarafı
  • Eski Ahbap

  • Balıkesir Muhasebecisi - Tanrıdağı Ziyafeti
  • Hülleci
  • Eski Şarkı / Yaprak Dökümü
  • Bir Kır Eğlencesi
  • Gizli El - Sahne Işıkları
  • Bir Köy Öğretmeni
  • Roçild Bey

  • Çalıkuşu
  • Madalyonun Öteki Yüzü
  • Yeşil Gece

Reşat Nuri Güntekin Alıntıları - Sözleri

  • "Ben sevmeyi onların hepsinden daha iyi biliyorum.." (Olağan İşler)
  • Ne bileyim, insan kalbi, öyle anlaşılmaz bir şey ki!.. (Çalıkuşu)
  • — Bu acı, zamanla geçer mi acaba enişte?  — Her yara gibi o da kapanır kızım,.. Bahusus sen, hemen hemen çocuksun... Önünde bütün bir hayat var... izi bile kalmaz...        Bu teselli sözleri onu bilâkis daha ziyade meyus etti.    — Ne fena bir şey söylediniz enişte... - Niçin?     — Çünkü ben, bu yarayı çok seviyorum. (Akşam Güneşi)
  • Fakat hiddet, insana neler yaptırmaz? (Gökyüzü)
  • Uzun uzun yüzüme baktıktan sonra gülümseyerek: "Züleyha, senin ne kadar çok susacak şeyin varmış!" dedi. (Eski Hastalık)
  • Aynı duayı birbirimden habersiz eden iki insan, er ya da geç birbirlerine kavuşurlar. (Çalıkuşu)

  • Tevekkeli dememişler, deli bir kuyuya taş atar, kırk akıllı çıkaramaz diye... (Değirmen)
  • O mesut olursa ben ziyan olan gençliğime acımayacağım. (Dudaktan Kalbe)
  • Atalarımızın "Ar ve hayâ perdesi yırtılmak" diye pek düşündürücü bir tâbirleri vardır... İnsanın öyle şeyleri saklayıp bir anda ortaya çıkardığı oluyor ki... (Kavak Yelleri)
  • " Benim derdim başka... Herkesin bir şeyden şikayeti var; benimki belli değil... Düşünmek, istemek... Hoş bir şey olacağını tahmin ediyorum. Ben, o kadar fukarayım ki..." (Son Sığınak)
  • "Meğer ben seni ne kadar severmişim..." (Dudaktan Kalbe)
  • "Benim asıl davam kendi kendimle.." (Gökyüzü)
  • Gülmesini biliriz biz yalandan. (Damga)

  • Sevda, tatlı şeydi. Fakat ne çare ki vefa ile bir arada yaşayamıyordu. (Sönmüş Yıldızlar)
  • İnsan, sırası geldikçe eğlenmeli, ama bütün aklını da eğlenceye vermemeli! (Kızılcık Dalları)
  • Kurdun çocuğu nihayet kurt olur. (Kızılcık Dalları)
  • Bazı tesadüfler insana elli senede öğrenemeyeceği şeyleri iki dakikada öğretiyor. (Eski Ahbap)
  • İnsanların paradan başka şeylerle de mesut olacaklarına inanarak yaşadım.O kanaatle öleceğim. (Eski Şarkı / Yaprak Dökümü)
  • İlim para ile satılmaz... (Kavak Yelleri)
  • Bu dağ tepesinde bütün dünya ile alakasını kesmiş garip, fakir köylülerin cehaletlerinden başka ne günahları olur? (Salgın - Madalyonun Ters Tarafı)