Kitap Künyesi
Yazar: Jack London
Çevirmen: Zaven Biberyan
Yayın Evi: Oda Yayınları
İSBN: 9789753850551
Sayfa Sayısı: 448
Ay Vadisi Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Ay Vadisi'nde Oakland grevlerini anlattı. Grevcilere grev kırıcılarının sokakları derinliklerine girebildi. Savaşlarının, amaçlarının yanı sıra sevgilerini, özlemlerini de sergiledi. Daha iyi bir hayat için verilen bu mücadelede bir kesimin, mutluluğu ataları gibi kır hayatında aramalarını ele aldı. O dönemler çok etkin olan adanmış topraklar eğilimini eleştirdi. Estetik yetkinliği ve şaşırtıcı etkileyiliği Ay Vadisi'ni bütün dünyada sürekli yayımlanan bir kitap yapmıştır./
Ay Vadisi Alıntıları - Sözleri
- Yolumdan çekilirseniz daha iyi edersiniz.
- Sizi bulacağım ve hayatınızda yemediğiniz dayağı atacağım ..
- Milyonlarca saygın yurttaş da memleket yönetiminde söz sahibi olduklarına inanarak yataklarında rahatça uyumakta.
- Yine de anlayamayacağım kitapları okumaktansa olduğum gibi kalmayı tercih ederim.
- __ ilk öldüreceğim adam siz değilsiniz .Ben eski askerim ,kan görmekten korkmam ..
- "Bir çeşit cinnet vardı içinde."
- satılmışlara oy vermeyin .Eğer namuslu insanları seçersek onlar da bize namuslu davranırlar .
- atla dedim kendime, atla iplerin üstünden ,aralarına dal, kır aģizlarını burunlarını, sürükle çıkar dışarı. ..
- "Insan kör bile olsa satırlar arasındaki gerçeği okur. "
- Sizi bulacağım ve hayatınızda yemediğiniz dayağı atacağım ..
- On litre benzin ve bir araba bulmuşlar diye ,benim babamla sizin babanızın kendi elleriyle yaptıkları yolun kendi babalarının malı olduğunu sanıyorlar !
- Sizi ,sizden tiksinecek kadar kıskanabilirim .
- Çok seyrek gülülmsüyordu . Dudakları gözleri ,çizgileri de düşünceleri gibi sertti .
- Sevmek için cesaret gerek!
- Oysa şimdi kolları da, gönlü de bomboştu.
Ay Vadisi İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Okuduğum 17. Jack London kitabı. Bu okuduğum eser aralarında en sürükleyici olanlardan biriydi diyebilirim. Yoruma geçmeden önce yayınevine eleştiştireceğim nokta şuydu puntolar aşırı küçük ve imla hataları fazlaydı. Ama çok takılmadım buna. Roman Jack London'un hayatından izler taşıyor. Ana karakterin boksör olması, romanının Oakland'da başlaması, çiftlik kurma hayalleri gibi. Her neyse benim için kitaptaki en çok can alıcı nokta birbirini seven iki insanın sırtlarına aldıkları battaniyelerle yaşadıkları memleketi terk edip yollara düşmesi, bunu yaparken de fedakarlık düsturundan ödün vermemeleri. Şunuda söylemeden geçemeyeceğim bir kitabı okurken sizi içine alıyorsa o eser gerçekten okunmaya değerdir.Mesela şöyle örnek vereyim bir Gazap Üzümleri okurken o kamyona bindiysem, bu kitapta da o battaniyeleri sırtıma alıp eşlik ettim bu güzel iki insana :) (Ömer Kılıç)
Jack London'un bu kitabı, 1913 de ilk baskıya girmiştir. İlginç bir tarih. 1.nci Dünya Savaşının soluk nefesinin hissedildiği, 20.nci Y.Y ilk çeyreği.. Toprak muhteşem bir üretim aracı, tren aktif bir ulaşım aracı, ama henüz kara yolları çok aktif değil, dolayısıyla at ve at arabası hala, bilhassa tarım girdileri ve ürünleri için önemli bir taşıt. Kısa bir süre önce modern tarım araçları kırsalda, kentlerde ise fabrikalarda ve çeşitli iş alanlarında emeğin yerini almakta modern makinalar. Ama hala bakir, el değmedik vahşi tabiat açmış kucağını insanları da bekler bir durum arz etmektedir. Kentlerde sıkışıp kalmış insanlar, grevler, sarı sendikalar, vahşi kapitalizmin ezdiği insanların hayat kavgası, mücadelesi de bir başka pencereden yansımaktadır kitapta. Bunun en güzel kanıtı şu sözlerle ifade ediyor yazar: "Birbirinin ağzından kemik kapmaya çalışan köpekler gibi kavga eder insanlar insanın kemiği ise 'iş' tir." Başka tarzda izah edile bilinir mi? İşte bu ahvalde Yazar bu kitabı yazdığında elimize bir roman vermemiş, aslında Amerika'nın sosyo ekonomik, sosyal politikasının analizini uzatmıştır bize. Kitap, Amerika'da toplum yaşamını insan yaşamlarını, iş koşullarını Ben bu kitabı okurken hep aklımda JOHN STEINBECK'in Gazap Üzümlerinin izlerini hayal ettim. Bu kitap yazıldığında J. Steinbeck henüz 11 yaşındadır. London bunu yazdığında da henüz 1929 Dünya Ekonomik Buhranı yaşamamıştır. Gazap Üzümleri ise işte bu bunalımın izlerini taşır... Yani sözüm şuraya varmaya çalışıyor. İki kitap da iki yazar da aynı kazanda zıtlaşan ama benzerlik taşıyan iki akraba çorba pişiriyor. Tabii bu bir roman nihayetinde okuyucuya bunları bu çerçevede yansıtıyor görüş ve izlenimlerini. Bu Roman, pastoral bir anlatımla, çok güzel ve saygıya laik aşk öyküsünün paraşütüyle süzülüyor kitabın başından son noktaya kadar. Kitabın 240-249 sayfalarında ilginç ama dikkat ederseniz bulacağınız bir nokta da var.bir romanın kadın kahramanı Saxonne ile yazar 12- 13 yaşlarındaki hali ile, Soy adını aldığı üvey babasının adını kendi adı olarak verdiği ama hep "Jack" olarak anılmasını ve maceraperestliğinin heyecanı içinde söylediği "Okland dan çıkış noktası" ( kendi değimi ile "Altın Kapının Ötesi") işte kahramanların yol macerasının kilit sözcüğü bu oluyor. Kahramanlar, karı koça çoğu zaman yay daha sonraları at arabası ile üç yıllık o adanmış toprakları, hayal ederek yaratıkları o vadiyi, kendi şartlarına uygun olan o vadiyi "AY VADİSİ" ni aramaya başlıyorlar.Biz kitabı okurken adım adım okadar derinlemesine geziyoruz ki Amerika'yı bazen, neresi neresidir, şimdi neredeyiz, orası neresi gibi kaosa da düşebiliyorsunuz benim gibi. Bakın ben bir kopya vereyim dostlar. Ay vadisi 446 cı sayfada ifadesini buluyor. Aynen yazıyorum. "Bir akşam beni dışarı çıkardı, ayı seyrettirdi teleskopla. Dedi ki öyle harika bir vadiyi ancak ayda bulabilirmişiz. Düşlerimizin bizi çok uzaklara sürüklediğini anlatmak istiyordu. Biz de bu adı benimsedik ay vadisini aramaya çıktık." Bayan Hale: bu ne rastlantı! diye haykırdı. Çünkü burası gerçekten Ay Vadisi..... Burası "Sonoma" vadisi. sonoma Kızılderililer dilinden bir sözcük Ay Vadisi demek. Benden bu kadar. Gerisini bu güzel ve altın değerinde kitabı okuyarak ulaşınız. (Halil Yavuz KAYA)
#OkudumBitti #AYVADİSİ #JACKLONDON Kutu Yayınları / 510 sayfa Çeviri : Mine Atafırat Merhaba arkadaşlar Jack London'un çok bilinmeyen ama şahane bir kitabıyla geldim. İlk basımı yıllar önce yapılmış, sonrasında nedense uzun bir zaman yayınlanmamış. Ben de kitap alırken görüp aldım. Kutu Yayınları'dan çıkmış ama ağlıyor güzelim eser. Punto küçücük, sürekli kelime hataları var, saçma sapan çeviri. Bütün bu olumsuzluklara rağmen, Martin Eden tadında bir kitap. İnsan psikolojisi analizi ve işçi hareketlerini ele alan bir eser. Saxon ve Billy genç ve bekar işçilerdir, çalışmanın dışında arada bir eğlenmeye de giderler.Saxon ütücü, Billy arabacadır, Billy aynı zamanda iyi dövüşen bir boksördür. Mary ve Bert adlı arkadaşlarıyla dansa gidip, birbirlerine aşık olurlar. Çok kısa zamanda da evlenirler. Çok mutlulardır, ancak bu mutluluk uzun sürmez. Oakland'da grevler başlamıştır. Demiryolu işçileri ayaklanmış, her yerde kendilerini göstermektedir, ellerde sopalar, taşlar, silahlar. Karşılarında ki grev kırıcılarla kavga halindeler, diğer yanda polisler, ortalık savaş alanına dönmüş, birileri yaralanıp, birileri ölüyor. İşçilerin hak arama ve hayat kavgasında Bert'te ölür Grevcilerin bazıları kaçar, bazıları tutuklanır, tutuklananlardan ikisi asılır. Billy hapse girer. Saxon çocuğunu kaybeder, kendini kaybetmiştir adeta. Yiyecek ekmeği dahi yoktur, sokaklarda dolanır, sahile iner bir, iki midye balık bulursa onlarla karnını doyurur. Artık her şey değişmiştir. Grevcilere iş verilmez, aşsız, işsiz kalmışlardır. Billy hapisten çıkar, artık onlara orada iş ve ekmek yoktur. Battaniyelerini sarıp sarmalayıp evden çıkarlar. Amaçları şehirden çıkıp çiftçilik yapmaktır. Sırtlarında yükleriyle Amerika'nın her yerini gezerler, arkadaşlar bulurlar. Derelerde balık tutup, denizde yüzerler, dağlara tırmanırlar. Yerleşecek bir vadi arıyorlardır, ismini de koymuşlardır "Ay Vadisi". Bakalım iki gezgin aradıkları vadiyi bulabilecekler mi? Doğa o kadar güzel işlenmişki kendinizi onlarla Amerika'nın sahillerini, dağlarını, derelerini geziyorsunuz. Akan şırıl şırıl derelere dalıp gidiyorsunuz, yeşilin her tonuna, ağaçların çeşitliliğine hayran kalıyorsunuz. Aklınızdan geçiriyorsunuz heyyy hayat, bana da göster şu güzel vadileri, dağları, bayırları ben de yaşayayım oralarda. Israrla okumanızı tavsiye ederim, mutlaka okuyun. Kitapla kalın sevgili dostlar (Gülsen Gürkol)
Kitabın Yazarı Jack London Kimdir?
12 Ocak 1876’da San Francisco’da doğdu. Gerçek adı John Griffith Chaney’dir. Evlilik dışı bir çocuk olarak dünyaya gelen Jack London, soyadını, henüz sekiz aylıkken annesinin evlendiği John London adlı savaş gazisinden aldı. Maddi sıkıntılar nedeniyle küçük yaşta okulu bırakıp gazete satıcılığı, tayfalık, balıkçılık, istiridye korsanlığı, gazetecilik, sahil koruma devriyeliği gibi çeşitli işlerde çalıştı ve Amerikan işçi sınıfını tanıdı. 1894’te serserilik suçlamasıyla otuz gün hapis yattı. Hapisten çıktıktan sonra hayatını değiştirmek arzusuyla liseye kayıt yaptırdı. Lise öğrenimini bir senede tamamlayarak 1896 yılında Kaliforniya Üniversitesi’ne girdi. Bir dönem okuyabildiği üniversiteden maddi zorluklar sebebiyle ayrıldı. 1897’de Klondike bölgesinde altın arayanlara katıldı ama bir yıl sonra yine yoksul ve işsiz olarak geri döndü. Yoğun bir çalışma programı hazırlayarak şansını yazarlıkta denemeye karar verdi. Soneler, baladlar, nükteli fıkralar, anekdotlar, korku ve serüven öyküleri yazmaya başladı. 1909’da yazdığı Martin Eden bu dönemi yansıtması bakımından otobiyografik izler taşır. İlk kitabı Kurt Dölü (1900) büyük ilgiyle karşılandı. Aynı yıl Elisabeth Maddern ile evlendi ve bu evlilikten iki kızı oldu. Ancak bu beraberlik uzun ömürlü olmadı ve 1904’te sona erdi. Charmian Kittredge ile ikinci evliliğin ardından 1916’da Kaliforniaya’daki çiftliğinde hayatını kaybetti. London yazarlık kariyeri boyunca elliye yakın kitap yazdı ve döneminin en çok okunan yazarlarından biri oldu. Yazdıkları, yaşadıkları etrafında şekillenmiş, sosyalizmin de etkisiyle toplumcu bir dünya görüşüne ulaşmıştır. Başlıca eserleri arasında Beyaz Diş, Martin Eden, Uçurum İnsanları, Vahşetin Çağrısı yer alır.
Jack London Kitapları - Eserleri
- Beyaz Diş
- John Barleycorn
- Martin Eden
- Demir Ökçe
- Ay Vadisi
- Demiryolu Serserileri
- Vahşetin Çağrısı
- Deniz Kurdu
- Uçurum İnsanları
- Alın Teri
- Şampiyon
- Dehşet Ülkesi
- Güneşin Oğlu
- Yanan Günışığı
- Kız, Kar ve Kan
- Düş Ülkelerine Yolculuk
- Sevginin Katıksızı
- Tanrılar ve Köpekler
- Suikast Bürosu
- Kurt Dölü
- Denizin Çağrısı
- Midas'ın Müritleri
- Yıldız Gezgini
- Ölüme Boyun Eğmeyen Adam
- Ataların Tanrısı
- Beyaz Sessizlik
- Can Yoldaşı
- Devrim
- Dönek
- Gece Doğan
- Halk Avcısı
- İnsanın Sadakati
- Meksikalı
- San Fransisco'nun Güneyi
- Sınıf Farkı
- Makaloa Hasırı Üzerinde
- Bana Göre Hayatın Anlamı
- Hawaii Öyküleri
- Büyük Serüven
- Kurt Kanı
- Yakalanış
- Öyküler
- Uzak Diyarlarda
- Bir Kuzey Macerası
- Gece Geçen Serseriler
- Gemide İsyan
- Geleceğin Hikayeleri
- Beyaz Cehennem
- Büyük Evin Küçük Hanımefendisi
- Beyaz Diş - Madam Bovary
- Şafak Kızı
- Beyaz Diş - Esrarlı Ada
- Yumruk
- Buzun Çocukları
- Bin Düzine Yumurta
- Adem'den Önce
- Oyun
- Ateş Yakmak
- Acemi Gece
- Vahşetin Çağrısı (Çizgi Roman)
- Kumarbazlar Cenneti
- Vahşetin Çağrısı - Beyaz Diş
- Ateş Yakmak
- Hayatın Kanunu
- Demir Yolu Çocukları
- Kızıl Veba
- Büyük Sorgu
- Mapuhi’nin Evi
- Ölümcül Dalgalar
- Kadın Denen Mucize
- İlk Savaş, İlk Zafer
- İnsanlığın Sürüklenişi
- Kepaze
- Çinago
- Bütün Dünyanın Düşmanı
- Alice Ruhunu Açınca
- Kahekili’nin Kemikleri
- Dağ Adamı
- Bir Dilim Biftek
- Kırmızı
- Tek Özgürlüğüm
- Güneşe Doğru
- Lost Face And Other Stories
- Theft
- Tom Pomplun
- Kaval Kemikleri
Jack London Alıntıları - Sözleri
- “Sanki kendimin dışında durmuş da kuşkuyla kendime bakıyor gibiydim.” (Deniz Kurdu)
- Henüz çıldırmadım ama çıldırmaya başladığım zaman beni görün;))) (Büyük Evin Küçük Hanımefendisi)
- Yaşlılık zamanlarımızda dine ihtiyaç duyarız Alice. Din bizi yumuşatır, diğer insanların zayıflıklarına, özellikle de nerede sabah orada akşam hovardalık ettikleri ve ne yaptıklarını bilmedikleri gençlik zamanlarında gösterdikleri zayıflıklara karşı daha hoşgörülü ve affedici olmamızı sağlar. (Alice Ruhunu Açınca)
- Ömrüm boyunca gövdemle hayvan gibi çalıştım ve ne kadar çok çalıştıysam çukurun dibine o kadar fazla yaklaştım. (Tom Pomplun)
- °• İnsan her zaman hayattan talep ettiğinin daha azını alır . (Uçurum İnsanları)
- Dünyaya egemen olan kanunu iyi biliyordu: zayıflar ezilir, güçlülere itaat edilirdi. (Beyaz Diş)
- “Bana o gözleriyle bir dakika içinde, bin yılda kitaplarda okuyabileceğimden daha çok şey söylüyordu.” (Büyük Sorgu)
- Bundan şu çıkıyordu ki bir kişi dostluğun d'sini bile bilmez ama soylu biri olabilir! (Uzak Diyarlarda)
- İnsanlar neden şarap içer, at biner, aktristleri tutar, papaz ya da kitap kurdu olur? Öyle isterler de ondan. İşte sana cevap. Hepimiz, elimizdeyse, hoşlandığımız şeyleri yapmak isteriz, elde edelim etmeyelim, istediğimiz şeylerin peşinden koşarız. (Sevginin Katıksızı)
- Güneş her sabah doğar. (Makaloa Hasırı Üzerinde)
- Korkak olduğu için, zorbalığı da korkaklığıyla uyumluydu. (Can Yoldaşı)
- Derler ki, bu aşk hayattan bile daha kıymetliymiş, aşık olanlar böyle söyler. Bir kadın ya da erkek, birini dünyadaki herkesten daha fazla severse, o zaman aşık olduğunu anlar. Böyle denir ama kelimelerle açıklamak fazlasıyla zor. Sadece bilirsin işte, o kadar. (Kadın Denen Mucize)
- “Kalbimde sana duyduğum hisler yıldızlar kadar parlak ve çok, bunu ifade edebilecek bir dil yok. Sana nasıl anlatabilirim ki? Oradalar... Görüyor musun?" (Kadın Denen Mucize)
- Tekdüzelikten uzak olması belki de serseri yaşantısının en güzel yanıdır. Topluluklar hâlinde yaşayan serserilerin ülkesinde, yaşamın yüzü sık sık biçim değistirir. (Demir Yolu Çocukları)
- Yaşamaktan mutluyum, kendi akıl ve gücümden mutluyum, işleri yapmaktan mutluyum, kendim için yapmaktan. Bundan başka yaşamak için bir neden olabilir mi? Kendimden ve yaptığım işlerden keyif almayacaksam, neden yaşayayım? (Buzun Çocukları)
- “Aramızda küçük bir tartışma yaşadık ve yapabileceğimiz en iyi şey, bunun bu kadarla kalmasını sağlamak.” (Vahşetin Çağrısı (Çizgi Roman))
- Kötü olan iyi olanı bozar, her şey birlikte iltihaplanır. (Uçurum İnsanları)
- Bugün n'oluyor, ilkokuldan sonra ortaokul, lise, sonra üniversite, sonra ya memur oluyoruz ya doktor moktor, bildiğimiz serüvenleri de sadece kitaplardan öğreniyoruz. (İlk Savaş, İlk Zafer)
- Hayat hayal kırıklıklarıyla dolu ve öyle olmalı zaten. En tatlı et kıtlıktan sonra gelen ve en yumuşak yatak da zor bir avdan sonra yatılandır. (İnsanın Sadakati)
- Kazanılacak bir oyun gibi gördükleri şeyi yıllarca oynayan insanları izledim. Sonunda kaybettiler... (Dönek)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin