Kitap Künyesi
Yazar: Cengiz Dağcı
Yayın Evi: Ötüken Neşriyat
İSBN: 9789754370683
Sayfa Sayısı: 277
--reklam--
Badem Dalına Asılı Bebekler Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Kırım'daki çocukluk günlerinin saf ve canlı yansımaları… "Uzak ve ıssız yerlerden geliyordu Kızıltaşlılar'ın ve Gurzuflular'ın boğuk ve derinden derine acı çığlıkları kulaklarıma. Onlara özgü gerçeği hayal gücüyle okura duyurabileceğime inanıyordum. Bundan da fazla onların sesleriyle benim için "ben varım" soyundan ve bana güç verici bir yol açılıyordu ilerimde. Dışa kapalı bir yazar olamazdım artık."
--reklam--
Badem Dalına Asılı Bebekler Alıntıları - Sözleri
- Evin kadını ölünce ev de ölüyordu.
- Senin dinlemene bağlı, diyor Zöhre hanım, dinlemesini bilirsen eğer, yalnız insanları değil, meleklerin konuşmasını da duyarsın.
- Mucizelerin meydana gelmesinde bir sebep vardır.
- "Eski dosttan ayrılmak ne zormuş meğer! "
- Zaman umutları yitirir. Zaman yeni umutlar doğurur.
- Savaşmadan önce yenilgiye uğradım. Dört yanımda tapınağımı koruyan yeşil üniformalılar bakıyor bana. Bizim tapınağımız zalimler tapınağı. Bebeklerimi boyamayacağım bundan böyle. Zemberekli maymunumu oynatmayacağım ipin ucunda. Kurbağayı çıkarmayacağım yılanın karnından. Ölü böceklerimi pamuğa sarıp gömmeyeceğim toprağa. Ben zalimler tapınağı içerisindeyim. Karlar üstünde donakalmış bir sinek gözüme ilişse kaldıramam; sineği üfleyemem, kulağımın içine koyup ısıtamam. Zalimler tapınağı içerisindeyim, bekçiler gözetliyor beni...
- O günden sonra mezarlığın her ölen insanın yatacağı yer olmadığını düşündüm.
- Aç ölmek mi iyi, tok ölmek mi?Özgür yaşamak mı iyi, köle olarak yaşamak mı? Ruslar bize Tatar derler; biz Ruslar’a Rus, deriz....”
- Evin kadını ölünce ev de ölüyordu.
- "Ben, bana özgü küçük dünyamın ortasında dünyamın her köşesini aydınlatan sönmez bir ışık yaktım; bakan görür - kaçmaz hiçbir şey gözlerimizden."
- Badem Dalına Asılı Bebekler...
- Biz bu kutsal topraklar üstünde yaşadıkça insanız,oğlum.
- Biz beton odalarda doğan, beton odalarda yaşayan, beton odalarda ölen, beton sandukalara yatırılıp beton mezarlara gömülen insanlarız. Çocukken babam beni duvarları beton odadan alıp yola götürdü -gözlerini aç, ileriye bak, dedi; baktım: yolda yeşil üniformalıları gördüm. Çocukken annem beni duvarları beton odadan alıp yeşil yamaca götürdü -gözlerini aç, ileriye bak dedi baktım; badem ağacına asılı bebekleri gördüm. Çocukken Zöhre hanım beni duvarları beton odadan alıp güneşli üzüm bağına götürdü - gözlerini aç, ileriye bak dedi baktım üzüm bağında beslenen tavşanları gördüm...
- Kasımlar geçer,yeni Hıdırellezler gelir.Bademler çiçek açar.Yeni filizler fışkırır gövdeden.Ama kimse bakmaz,kimse anımsamaz badem ağaçlarını.Ben unutmayacağım. Ben usumda badem filizleriyle örülü bir çevre çizeceğim. /Cengiz Dağcı/
- "Tanrı isteyince her şey olur, derdi annem. Toprak yeşerir, ağaçlar çiçek açar Tanrı isteyince. Kırlarda kuzular meler, inekler buzağılar. Yeryüzüne yağmur yağar, Tanrı isteyince derdi annem. Kar, tipi, fırtına dünyamızı allak bullak eder; ıssız soğuk gecelerin sonunda güneş doğar; allı pullu ışıklarıyla masum insanların gönüllerine göre bir dünya dokur, korkulu gecelerimizi unutturmak için, derdi annem..."
--reklam--
Badem Dalına Asılı Bebekler İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Popüler kültürün ve tüketim çağının hakim olduğu bu zamanlarda belkide adını çok sık duymadığımız bir yazar Cengiz Dağcı. Kendisi Türk dünyasının en güçlü kalemlerinden biri. Özellikle yaşadığı toplumu ve zamanı çok iyi bir şekilde anlatması insanın eserlerine büyük bir hayranlık duymasını sağlıyor. Tüm eserlerini Türkçe yazmısı da bizler için oldukça kıymetli. Kitap Halûk adında küçük bir çocuğun ağzından kaleme alınmış otobiyografik bir eser. Dağcı bu eseri ile çocuk zihninin ne kadar güçlü bir unsur olduğunu okurlarına kanıtlamak istemiş sanki. Aslında Badem Dalına Asılı Bebekler yazarın çocukluğunun hikâyesidir. Sovyet rejiminin baskılarını, yeşil üniformalı kara postallı sovyet askerlerini; çocuk aklıyla Halûk'un gözünden yansıtmıştır Dağcı. Kitabı okurken yazarın yapmış olduğu betimlemeler ve güçlü mekân tasvirleri sizi kitabın içindeymiş gibi hissetirir çoğu zaman. Olaylar bir bahar mevsiminde başlar ve yine bir bahar mevsiminde sona erer. Küçük bir çocuğun zihninde meydana gelen olayların nasıl şekillendiğini, zihnine ne şekilde yerleştirdiğini okuruz tüm kitap boyunca.Ölüm kavramı bir yetişkin için çoğu zaman sadece bir sonu ifade ederken bir çocuğun zihninde ölüm daha farklı şekillendirilir. Mezarlık, kasvetli ve korkunç bir yer olmaktan çıkarılır. Halûk'un kitapta ölenleri zihninde koyduğu yer ve vaktinin büyük bir çoğunluğunu mezarlık duvarı dibinde geçirmesi bundandır. Aynı zamanda çocuğun olaylara henüz kirlenmemiş bir zihinle bakması kitaba acımasız bir kesinlik verir ve eserdeki toplumsal iki yüzlülüğe dikkat çeker. Kuşkusuz kitapta buna en iyi örnek; karakterlerden birinin içki içerken ölmesi nedeniyle diğerleriyle aynı mezarlığa gömülmesinin doğru bulunmamasıdır. Bir Kırım Türk'ü için toprağa değinmeden geçmek düşünülemez sanırım. En azından Dağcı eserlerinde öz toprağına değinmeden edemez. Onlar ana vatanlarında ata toprağına hasret bırakılmış insanlardı. Belki bizler topraklarımızdan zorla sürülmediğimiz için bu duyguya tam anlamıyla vakıf olmayız ancak Kırım Türkleri için bu tarif edilemez bir şeydir. Yazarın diğer kitaplarında bu kavram daha baskın olsada küçük bir çocuğun zihninde de ata toprağının ne kadar değerli olduğunu bütün kitap boyunca hissediyoruz. Toprağın yanı sıra göç kavramı da oldukça baskındır. Kitap boyunca Sovyetlerin, Tatarların evlerine, bağ bahçelerine ve topraklarını zamanla bir bir müsadere ettiğini görürüz. Küçük Halûk'da ilk kez karşılaştığı bu kavram ile zihninde sık sık çatışır. Kısaca kitabı okurken tüm dünyamız küçük bir çocuğun zihni oluverir kısa bir süreliğine. (Rabia)
Cengiz Dağcı ; Kırım'ın Yalta şehrinin Gurzuf köyünde doğar. Çocukluğu kıtlık, yoksulluk, Rus emperyalizminin zulmü ve büyük baskılar altında geçer. Bu yüzden de eserlerinde Rus emperyalizminin getirdiği kötü kaderi en iyi şekilde anlatır. Şu zamana kadar hangi eserinin sonuna gelsem hep kalbimde koca bir taş hissederim. Sanki o taş oraya dünyanın bir yerlerinde Türk vatandaşlarım zulüm gördüğünde habersiz gelip yerleşmiş, ben ise onların yaşadıklarından haber aldıkça o taş yerinden oynuyor, canımı acıtıyor , içimde bir yerleri kanatıyor gibi hissediyorum. Kitabın son sayfalarına geldiğimde - o taşın kalbimi kanatmasından mı bilinmez- ağlaya ağlaya bitirdim. Eser Halûk isimli bir çocuğun gözünden Kırım gerçeğini bize gösteriyor. Halûk küçük . Halûk her şeyden habersiz. Halûk çocuk aklıyla soruyor kendi kendine duyduğu kelimeleri. "Müsadere ne demek? Yeşil üniformalılar bizden ne istiyor ? Kurşuna dizilen on kişi... Dokuzunu saydınız. Peki ya onuncu kim? Yazar burda çocuğun sorusuna cevap vermiyor. Kim cevap verebilirdi ki zaten ? Ama okuyan kişi onuncu kişinin çocuğun babası olduğunu anlıyor. Kitabın başından sonuna kadar ölüm hakim. Ama Halûk bilmiyor. Halûk anlamıyor. Soydaşlarımız neden kar demeden , kış demeden , gece gündüz demeden bir komyon arkasına eşya gibi doldurulup götürüldüklerini anlamıyor. Yazar kitabın başından sonuna kadar bir tek rengin üstünde duruyor hep : Kızıl . Rus emperyalizmini anlatırken hangi rengi daha baskın kullanabilirdi ki ? Âh Halûk. Kalbimdeki taşı oynattın. Canımı acıttın. Komyona yüklenip götürülen sizle beraber bende de bir şeyler eksildi gitti. Ve benim de içimde bir adam kamyon arkasından son kez evine, tarlasına, bahçesine, badem dallarına bakıp bağırdı. "Elveda Vatanım. Elveda." “Yel eskende sallanır. Ağaç dalları. Bizim için haram oldu Kırım yolları...” Kamyonlar, Pilibaşı’ndan ayrılıyorlar. "Men bir saray yaptırdım tepesi daldan Aytır da ağlarım. Kimimiz candan ayrıldı, kimimiz maldan Aytır da ağlarım...” (Sümeyye)
Kitapta toprağından ayrılmak zorunda kalanların acısına tanık oluyoruz. Kırım tatar sürgününü dinliyoruz. Olaylar küçük bir çocuğun, Haluk’un gözünden aktarılıyor. Bu sebeple; hayalleri, yaşananların kendisi üzerinde etkisini öğreniyoruz ama dönemin siyasi olaylarını merak ederken, sorularımıza yanıt bulamıyoruz. Rejim kararları kırım tatarlarına ne yapar, neye sebep olur, toplumdaki yansımaları neler.. olayları tam olarak anlamasa da bize anlatıyor haluk. Sonraları öğreniyoruz ki meğerse Haluk yazarın kendisi. Cengiz dağcı.. çok özel bir yere yerleşti benim için. Elimdeki kaynaklar bittikçe ekleyeceğim kitaplarından. Mutlaka kendisi ile tanışmanızı tavsiye ederim. Neredeyse bütün hayatını memleketinden uzakta geçirmiş bir Kırım-Tatar aydınıdır dağcı. Eserlerinde de, kendi başına gelenler, tanık oldukları ile ülkesinin işgal ve milletinin sürgün edilmesinden kaynaklanan acıları birleştirmiş. Eserleri de vatan özlemi üzerine konu edinmiş. “Elhamdülillah Türküm, Müslümanım ve notlarımda yazdıklarımın hepsinin de hakikat olduğuna yemin ederim” demiştir. Savaş bitiminde türk konsolosluğuna baş vurup sığınma talep ettiyse de olumlu karşılık alamaz. Eşi ve çocukları ile ingilterede yaşamına devam eder. (Halime Çakın)
--reklam--
Badem Dalına Asılı Bebekler PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Cengiz Dağcı - Badem Dalına Asılı Bebekler kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Badem Dalına Asılı Bebekler PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Cengiz Dağcı Kimdir?
9 Mart 1919 tarihinde Kırım'ın Yalta şehrinin Gurzuf köyünde doğar. Çocukluğu kıtlık, yoksulluk, Rus emperyalizminin zulmü ve büyük baskılar altında geçer. İlkokulu köyünde, ortaokulu Akmescit'te bitirir. Kırım Pedagoji Enstitüsü ikinci sınıfında iken İkinci Dünya Savaşı çıkar. 1941'de Ukrayna cephesinde Almanlara esir düşer. Almanların yenilmesi üzerine esir kampından kurtularak müttefik devletler safına sığınır. 1946'da Londra'ya yerleşir. İngiltere'deki hayatı da hiç kolay olmaz; bir taraftan yazarken en vasıfsız ve ağır işlerde çalışmak zorunda kalır.
"Türkçe bana anamın konuştuğu dil" diyerek yazı dili olarak Türkçeyi kabul eder. Türkiye Türkçesindeki ilk kitabı 1956 yılında Varlık Yayınları tarafından yayınlanan Korkunç Yıllar'dır. Yaşar Nabi ile mektuplaşarak tanışan Dağcı, eserlerini de posta yolu ile gönderir. Soğuk savaş şartlarının siyasi etkilerinin hissedilmesi, Sovyetler Birliği'nin sol entelijansiya ile kurduğu ilişkiler ve fikir hayatımızdaki çatlamalar yazarı yalnızlaştırmak üzereyken, Ötüken Yayınevi ile tanışır. Ötüken Yayınevi vasıtasıyla yirmiden fazla kitabı Türk okuyucusuyla buluşturur.
Dağcı Türk edebiyatının büyük yazarları arasındadır. Romanlarında Kırım Türklerinin yaşadığı acıları hüzünlü ama berrak bir üslupla aksettirir. Kitapları yıllarca elden ele dolaşır. Kırımla olan ilgisini hiçbir zaman koparmaz ve Kırım Türklerinin vatanlarına dönüşlerini anlatmayı ihmal etmez. Hatıralarında "Ben yalnızca Kırım'ın yazarı değilim ama Kırım'ın faciasını bütün gerçeği ve içtenliğiyle yalnız ben yazabilirdim" der. Hayatının son yıllarında içerisinde bulunduğu muhitteki karakterleri ele alan hikayeler de yazar.
En büyük destekçisi savaş sırasında Polonya'da tanıştığı ve 1998 yılında kaybettiği kıymetli eşi Regina Hanım olur. Aralarında Yazarlar Birliği'nin ve İlesam'ın yılın yazarı, Türk Ocakları'nın üstün hizmet ödülü de olmak üzere sayısız ödül alır. En son 21.03.2011 tarihinde Marmara Üniversitesi Türkiyat Enstitüsü tarafından düzenlenen "Türk Dünyasında Zirve Şahsiyetler: Cengiz Dağcı" sempozyumuyla yazarlık macerası ele alındı.
Cengiz Dağcı, 22 Eylül 2011 Perşembe günü saat 12.30 sularında Sauthfields'teki evinde vefat etti. Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun girişimleri ile Türkiye'den katılan kalabalık bir topluluk tarafından, 2 Ekim 2011 Pazar günü 69 yıldır görmediği Yalta'ya bağlı Kızıltaş köyünde toprağa verildi. Yazar böylece ebedi uykusunu doğduğu topraklarda uyumak imkânına kavuştu.
--reklam--
Cengiz Dağcı Kitapları - Eserleri
- Onlar da İnsandı
- Korkunç Yıllar
- Yurdunu Kaybeden Adam
- O Topraklar Bizimdi
- Badem Dalına Asılı Bebekler
- Dönüş
- Ölüm ve Korku Günleri
- Genç Temuçin
- Regina
- Üşüyen Sokak
- İhtiyar Savaşçı
- Yoldaşlar
- Anneme Mektuplar
- Benim Gibi Biri
- Biz Beraber Geçtik Bu Yolu
- Rüyalarda: Ana ve Küçük Alimcan
- Yansılar 2
- Bay Markus Burtonun Köpeği
- Yansılar 1
- Ben ve İçimdeki Ben
- Yansılar 3
- Hatıralarda Cengiz Dağcı
- Yansılar 4
- Oy Markus Oy
- Bay John Marple'in Son Yolculuğu
- Haluk'un Defterinden ve Londra Mektupları
--reklam--
Cengiz Dağcı Alıntıları - Sözleri
- Teyze, ben Ramila’yı tanımadan önce de; gördüğüm, düşündüğüm, yaşamış olduğum her şey Ramila’yla ilgiliydi sanırım. (Biz Beraber Geçtik Bu Yolu)
- 'Hoştu akşamlar; akşamlarda insanları kendine çeken, dertleri, yorgunlukları, kasvetleri unutturan bir kuvvet, tatlı bir boşluk vardı; akşamlar gecenin gözleri gibiydi; her yeri görüyor, her yere uzanıyor, her yere dalıyorlardı.' (Onlar da İnsandı)
- Gidip ırmağın kıyısındaki taşa oturdum, cebimden üzerinde şiirlerim yazılı iki tabaka kağıdı çıkarıp iki kayık yaptım. (Anneme Mektuplar)
- -Ama siz ağacı budamıyorsunuz, Selim! Topraktan çıkarıyorsunuz, kökünden kesiyorsunuz. Sen bunu görmüyor anlamıyor musun? Binlerce yıllardan beri bu Toprak da büyümüş, bu toprağa kök salmış ağacı topraktan çıkarıyor, kesiyor, paramparça ediyorsunuz! (O Topraklar Bizimdi)
- Ramila… Biz beraber geçtik bu yolu. Yolun ucunda kurduğumuz sığınağımızın içerisinde biz beraber bekleyeceğiz sonu. (Biz Beraber Geçtik Bu Yolu)
- Gözlerinden belliydi, büyük bir kalbi vardı onun. (O Topraklar Bizimdi)
- Tanrım! Benim halkım nerelerde bırakmadı evlatlarını! .... Yel eskende sallanır ağaç dalları Bizim için haram oldu Kırım yolları (Hatıralarda Cengiz Dağcı)
- Ben, benden başka bir ben daha taşıyorum kendi içimde. (Yansılar 2)
- Yurt dediğin en derin aşklardan güçlü... (Regina)
- Her kazancın bir zararı vardır. (Onlar da İnsandı)
- Tanrı gelir insana yardıma daima. (Onlar da İnsandı)
- Hayatta sığınacak tek yerim varsa o da "Hâtıralardır" (VE) (Yurdunu Kaybeden Adam)
- “Hayatta sığınacak tek yerim varsa o da hatıralardır.” (Yurdunu Kaybeden Adam)
- Elli yıldır gönlümü sevindiren, yüreğimi acıtan; bazı gecelerde, elimde kalem, masamın başında otururken beni ağlatan Kırım. Bir yara oldu Kırım benim için. Durmadan kanayan bir yara oldu. (Hatıralarda Cengiz Dağcı)
- Nereye gitse hayat ona sırtını çeviriyordu. Nereye gitse hayat onun için anlamsızlaşıyordu. (O Topraklar Bizimdi)
- Ölüyü tentenin altına yatırmış, sırtına temiz giysiler giydirmiş; saçlarını da bir güzel taramışlar. Oysa kendileri canlıyken renksiz, pis, âdeta ölü bir hayat yaşadıklarından haberleri yok. (Üşüyen Sokak)
- Tanrım! N'olursun, dünyaya çocuk vermek isteyen ana babayı sen kendi mihrabının önüne çağır; hayatın ne olduğunu onlara anlat. Herşeyden önce onlara hayatın ne olduğunu duyur, Tanrım! (Ölüm ve Korku Günleri)
- Ok yayda iken tehlikelidir, Kargun! Oksuz yayla nitersin? Hiç. (Genç Temuçin)
- ... ölüyorduk en mutlu ölümlerle. (Anneme Mektuplar)
- Bugünü nasılsa atlatırım. Ama yarın… (Üşüyen Sokak)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin