Kitap Künyesi
Yazar: Özcan Doğan
Yayın Evi: Doğu-Batı Yayıncılık
İSBN: 9789758717675
Sayfa Sayısı: 112
--reklam--
Bay How Ne Yapmalı? Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Bay How Ne Yapmalı?
Uyanacak kimse olmasa başlayacak bir hayat olur muydu?
Bazı pencereler bakmamak için mi yapılmıştır?
Silahını ateşlerken eli titreyen bir katil, gerçek bir katil sayılır mı?
Bir dağ nasıl depresyona girer?
Ben bir başkasıysam, başkası kimin nesidir?
Oyuncaklarla oynayan çocuklar, kendileriyle oynayan
yetişkinlerin oyuncakları mı?
Yoksa kaldırım taşları bizden daha mı huzurlu?
Sonlu olmak hangi durumlarda sonsuz olmaktan daha iyidir?
Bir evlâdın hayatının bedeli bütün bir hayat olabilir mi?
Bezdirici alışkanlıkların içinde ne tip bilgelikler bulunabilir?
Huzuru bozulan bir tembel, nasıl öldürücü bir gayretkeşe
dönüşür?
İnsanlar kötü dedikleri şeyleri neden hep karanlıkta yaparlar?
Bir sabah uyandığında nereden başlayacağını bilemeyen bir
hafızayla ne yaparsın?
İnsanların ölmemek için durmadan ölüm hikâyeleri yazmaları
ölmemelerini sağlar mı?
Bir insanın hayat anlayışında yer almayan tek şey insansa o
insanın hâli nicedir?
Ellerini hareket ettirmeyi düşünmeden ellerini hareket ettirmek
bir yetenek midir, yaşlılık belirtisi mi?
Şu insanoğlu kendi elini kendi elinde nasıl taşıyor?
Bir gün gök yarılıp herkesin birbirine çektirdiği acılar, üzüntü ve
sıkıntılar sağanak halinde üstümüze yağsa, bu yağmurun
ağırlığını taşıyacak bir beden bulunabilir mi?
--reklam--
Bay How Ne Yapmalı? Alıntıları - Sözleri
- Sokaklarda yaşıyoruz hepimiz. Bir evi olan insanların bile temel yaşam alanıdır sokaklar. Sokakla olan bağlarını korudukları sürece evlerinde rahat olabiliyorlar. Öyle ki, bir sabah kalkıp sokakların bomboş olduğunu görseler, büyük bir şaşkınlık ve tedirginlik duyarlar. Her gün geçtikleri alanlar, uğradıkları mekânlar bütün anlamını yitiriverir. Tek başlarına bu yalnızlığın ve sessizliğin içinde gezinmeye cesaret edemezler. Soğuk bedenleriyle göğe yükselen yapılar içlerine korku salmaya başlar. İnsanlarını yitiren evler birer taş yığınına, kimsenin açamadığı kapılar kuru birer ağaca, camlar erimiş kum yığınlarına dönüşür yeniden. Korkunç bir kabusun içine düşmüş gibi olur insanlar. Kendilerini uyandıracak tek bir kişi bile kalmamıştır artık. Büyük bir insan boşluğu doldurur her yeri. Hiç tanımadıkları insanlar bile eksikliğini duydukları birer tanıdık hâline gelmeye başlar. Ve binaların arasından çıkıp gelen küçük bir çocuk, kurtarıcısı olur insanlığın.
- İyi ve dürüst olmak... Aslında bunların ne anlama geldiğini pek bilmiyorum. Sadece, böyle olduğunu sandığım bir şekilde hareket etmeye çalışıyorum. Oysa insanlar her şeyi biliyor gibiler. Nerede nasıl davranmaları gerektiği konusunda kendilerinden eminler hep. Ve yapamayacakları şey yoktur onların. Gövdelerinden çıkan şeylerle karşılaşırsınız her yerde. Elleri, ayakları ve gözleri doldurur her yeri. Ama kendi bedenleriyle yetinemezler asla. İstedikleri şeyler arttıkça, hep daha fazla bedene ihtiyaç duyarlar. Yapmak istemedikleri bütün şeyleri başkalarının elleriyle yapar, gitmek istemedikleri yerlere başkalarının ayaklarıyla gider ve görmek istemedikleri şeylere başkalarının gözleriyle bakarlar. Giderek başkalarının bedenini kendi bedenleri gibi kullanmaya ve onlarla yaşamaya başlarlar. Böylece bir sürü uzuvları olan birer canavara dönüşürler. Çember genişlediğindeyse, hiç tanımadıkları yaratıklar onlar için çalışmaya başlar. Sonuçta oturdukları yerden bir sürü şey yapmış olurlar. Ve yeri geldiğinde, hiç tanımadıkları birini bir başkasının elleriyle öldürmekten çekinmezler. Bütün eller, ayaklar ve gözler satılıktır artık. Tek eksikleri üzerindeki etiketlerdir.
- İyi ve dürüst olmak...Aslında bunların ne anlama geldiğini pek bilmiyorum.Sadece, böyle olduğunu sandığım bir şekilde hareket etmeye çalışıyorum.
- Yapmak istemedikleri bütün şeyleri başkalarının eliyle yapar, gitmek istemedikleri yerlere başkalarının ayaklarıyla gider, görmek istemedikleri şeylere başkalarının gözleriyle bakarlar.Bütün eller, ayaklar ve gözler satılıktır artık.Tek eksikleri üzerlerindeki etiketlerdir.
- Bazen bir madende hayatı kazıyorum tırnaklarımla; ekmeğe, ete ve süte dönüşüyor simsiyah taşlar.
- Bilemiyorum.Sanırım insan kendisi olmaktan çıkıyor bazen...Bazı şeyler bize rağmen gerçekleşiyor.
- Büyük bir insan yığının içinde duruyorum kıpırtısız bir şekilde. Başımı kaldırıp etrafıma baktığımda, her yerde aynı kişiyi görüyorum. Bu büyük kalabalığın aslında bir tek kişiden oluştuğunu fark ediyorum. Soğuk ve ifadesiz bir yüzle bana bakıyor. Ama beni göremiyor. Buna rağmen, göremediği hâlde bana bakıyormuş gibi davranmasın beni huzursuz ediyor. Amaçsız ve tepkisiz bir şekilde üzerime doğrultulan binlerce bakışla kendimi köşeye sıkışmış gibi hissediyorum. Kaçıp kurtulmak istiyorum ve tek kişiden oluşan bu kalabalığı yararak ilerliyorum.
- Yoldan geçen insanların bana soran gözlerle baktıklarını görüyorum bazen. İçinde bulunduğum durum, yaşam biçimim, onlar için kesinlikle kabul edilemez, bunu biliyorum. Bana yaklaşmaktan, istemeden de olsa bana dokunmaktan çok korktuklarını hissediyorum. Hoş, benim de onlara yaklaşmak gibi bir niyetim yok. Ama bazen acıyarak ya da aşağılayıcı bir tavırla bakmaları beni rahatsız ediyor. Rahatsızlık demeyeyim de, daha çok tuhafıma gidiyor, gülüyorum. Çünkü bu şekilde bana baktıklarında neler hissettiklerini biliyorum. Onların gözünde ben, daha iyi, daha güzel ve daha anlamlı bir yaşam sürme gereğine dair iyi bir örneğim. Varlığım onlara nasıl yaşanılmaması gerektiğini gösteriyor. Ben ve benim gibiler, sokaklarda yaşayan yoksul ve kimsesiz insanlar, onların hayata tutunma nedenleriyiz sanırım. Bana baktıklarında kendilerinin iyi bir durumda olduklarını hissediyorlar; kendilerini hep daha aşağıda olan insanlarla kıyaslayarak tatmin ediyorlar. Onları alıyorum, ama onların beni anlayabileceklerini sanmıyorum. Çünkü beni anlamamak için, ne düşündüğümü ve ne hissettiğimi bilmemek için çalışıp duruyorlar. Oysa, bir anlığına zamanı durdurup dışarıdan kendilerine bakmalarını sağlamak mümkün olsaydı, dünyanın sunduğu manzarayı gördüklerinde şaşkına dönerlerdi kuşkusuz.
- İnsanların bir yanı da bu gece gibi karanlıktır. Karanlıkta insanın kendisinden başka kötülük yoktur. O yüzden karanlıktan hoşlanmaz insanlar, kendilerinden korktukları için belki de. Işıksız yapamaz onlar. Var olduklarını onlara gösteren ilk şeydir ışık. Boşlukta yol alan ışığın bedenlerine çarpıp geri dönmesiyle varlıklarını keşfederler ve ışığın aydınlattığı her yerde onlar vardır artık. Işıkla aydınlanan elleriyle varlığa dokunmaktan haz alırlar. Aydınlıktan da korkarlar ama.Hep bir şeyler saklarlar ve ışığın o şeylere dokunup ortaya çıkarmasını istemezler. Aydınlıkta giyinip karanlıkta soyunurlar ve kötü dedikleri bütün şeyleri karanlıkta yaparlar. Gerçek insan karanlıktaki insandır o yüzden, kendi karanlığındaki insan.
- Karanlığa yönelttiğim bütün bu övgüler çaresizliğimi gösteriyor belki de. Sonsuz karanlık gibi, sonsuz ışığı da sevebilirim pekâlâ. Hiçbir şeyin gizlenemediği, her şeyin aydınlandığı güçlü bir ışık isterim ben. Ama böyle bir şey, bütün varlığı aydınlatacak sonsuz bir ışık, hiçbir parıltının olmadığı sonsuz karanlıktan bile daha imkansız olduğu için, bundan umudu kesitim sanırım.
- Bedenime dayatılan eylem tasalarıyla sokağa saçılıyorum. Yolların, yapıların ve mekânların bir uzantısı oluveriyorum. Gitmem gereken yerler, yapmam gereken şeyler var... Her hareketimde biraz daha parçalanıyor, yeryüzüne yayılıyorum büsbütün. Zaman ilerledikçe, dışarıda kaldığım süre uzadıkça, kendimi toparlamam, yeniden bir araya gelmem giderek imkânız hâle geliyor. Yekpare bir çokluğa dönüşen insanlar bir zorunluluk kipinde karşıma dikiliyor ve bir şeyler bekliyorlar benden ve herkesten. Onlar bekledikçe yaşadığım parçalanma giderek derinleşiyor ve zamanla kökleşerek katı bir bütün hâlini alıyor. Beklemediğim bir anda olabilecek her şeyi beklemeliyim. Bir zorunluluk olarak bulunabileceğim her yerde üzerime yapıştırılan etiketler bana olmam gereken şeyi söylüyorlar. Hayır! Beklemediğim bir an olmayacak! Olgusal olarak insanın bir parçasını olan ben, tanrılarla yarışabilecek bir varolma eylemi içerisinde bulunabilmeliyim. Böylelikle her an her yerde daima tetikte olacağım ve üzerime düşeni yapacağım. Bu benim çokluğu yaşama biçimim olacaktır; ve kendimi var edememe biçimim aynı zamanda...
- Elimi kaldırıyorum ve bir başka tümceye uzanıyorum bu kez: "Yorgunum, uyumak ve unutmak istiyorum her şeyi." Eğer böyle bir cümle kuruyorsam, kendimi, hayatın kullanıp attığı bir paçavra gibi hissediyorum demektir; ya da büyük bir darbe yemişimdir insanlardan ve benim için hiçbir şeyin önemi yoktur artık; bilemiyorum, ama hüzünlü bir şeyler anlatıyor bu söz.
- Şimdi, etrafımı kuşatan o tümcelerden bir tanesini seçip alıyorum: "Attığım her adımla, yeryüzü tükeniyor sanki ayaklarımın altında..."
--reklam--
Bay How Ne Yapmalı? İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Antalya 'da aradığım bazı kitaplar için sahaf sahaf dolaşıyordum. Bir sahafa girdim; aradığım kitapların isimlerini yazılı liste olarak uzattım. Uzunca bir arayıştan sonra altı kitaptan birini orada bulabildim. Sonrasında, satıcı ile koyu bir sohbete giriştik, tahmin edersiniz ki kitaplar üzerine. İşte Özcan Doğan ile orada tanıştım, kendisiyle yine kendisinin hazırladığı Türk kahvesi eşliğinde bir sohbet etme şansım oldu. İnanılmaz bir edebiyat zevki var, belli bir altyapısı olduğu sohbetinden anlaşılıyor. Kitaba dönecek olursak; içerisinde çoğunluğu iki üç sayfadan oluşan yirmi adet öykü var. Yazarın ilk kitabı olduğu göz önünde bulundurulursa başarılı bir öykü kitabı sayılır. İçlerinden Karanlığa Methiye ve Bir Çokluk Olarak Ölümün Portresi en dikkat çekenleri. Neden on üzerinden yedi puan verdiğime de değinmek istiyorum; Karanlığa Methiye öyküsünden de anlaşılabileceği üzere yazar, kesinlikle derin ve uzun bir öykü yazabilecek kabiliyete sahip. Kısa kısa öykü yazıp kurguyu ve anlatımı yüzeysel tutmak yerine, bir öykü üzerine yoğunlaşıp ortaya güzel bir eser koyabilir. Umarım ileride yerli ve yeni nesil yazarlar içerisinde yer alır ve edebiyatımıza katkıda bulunur. (Celal Uslu)
Arka kapağında yazanlara bakarak bende ilgi uyandıran fakat içeriğiyle alakasız olduğunu farkettikten ve 3-4 önermesiz, sonuçsuz, heyecansız ve mantıksız hikayeyi dahi zorlanarak okuduktan sonra bırakılan kitap. (Alperen Bilici)
--reklam--
Bay How Ne Yapmalı? PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Özcan Doğan - Bay How Ne Yapmalı? kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Bay How Ne Yapmalı? PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Özcan Doğan Kimdir?
1981 yılına doğdu. Hacettepe Üniversitesi Fransız Dli ve Edebiyatı bölümünden mezun oldu. Çevirmen olarak çalışıyor. Sosyoloji ve Antropoloji, Avrupa Düşüncesinin Serüveni, Sanat, Orada Saat Kaç? Geleceğin Tarihinden Alıntılar çevirdiği kitaplardan bazılarıdır. Sarnıç Öykü, Notos, Özgür Edebiyat, Yasakmeyve, Lacivert, Öykü Teknesi, Kül Öykü ve Kirpi Şiir dergilerine öykü, şiir, eleştiri ve çevirileri yayımlandı. Bay How Ne Yapmalı adlı bir öykü kitabı var.
--reklam--
Özcan Doğan Kitapları - Eserleri
- Bay How Ne Yapmalı?
- Ayakları Pürdikkat Refakatçi Haydutlar
- Kendime İyi Geceler
- Bunun Konumuzla Bir İlgisi Yok
- Yeryüzünde Sesler
- Öyle Değil mi Zehra?
--reklam--
Özcan Doğan Alıntıları - Sözleri
- Hayat, insanlar halinde yükselen bir dağdır. (Ayakları Pürdikkat Refakatçi Haydutlar)
- Bu topraklar benimle dolu, diyordu insan düşüncelerim, tasarıları ve eylemleri le dolup taşıyor. Burası benim. (Ayakları Pürdikkat Refakatçi Haydutlar)
- Bilemiyorum.Sanırım insan kendisi olmaktan çıkıyor bazen...Bazı şeyler bize rağmen gerçekleşiyor. (Bay How Ne Yapmalı?)
- Demek ki benimle yolda değil, zamanda karşılaşmıştı. (Bunun Konumuzla Bir İlgisi Yok)
- "Oldu" dediğin şeyin gerçekten olduğu daima şüphelidir. Ama inanmaya meyilli olduğundan, öyle düşünmek hoşuna gider. (Bunun Konumuzla Bir İlgisi Yok)
- Zamanı geldiğinde ölmesini bilmek lazım, dedi içinden. (Ayakları Pürdikkat Refakatçi Haydutlar)
- İnsanların bir yanı da bu gece gibi karanlıktır. Karanlıkta insanın kendisinden başka kötülük yoktur. O yüzden karanlıktan hoşlanmaz insanlar, kendilerinden korktukları için belki de. Işıksız yapamaz onlar. Var olduklarını onlara gösteren ilk şeydir ışık. Boşlukta yol alan ışığın bedenlerine çarpıp geri dönmesiyle varlıklarını keşfederler ve ışığın aydınlattığı her yerde onlar vardır artık. Işıkla aydınlanan elleriyle varlığa dokunmaktan haz alırlar. Aydınlıktan da korkarlar ama.Hep bir şeyler saklarlar ve ışığın o şeylere dokunup ortaya çıkarmasını istemezler. Aydınlıkta giyinip karanlıkta soyunurlar ve kötü dedikleri bütün şeyleri karanlıkta yaparlar. Gerçek insan karanlıktaki insandır o yüzden, kendi karanlığındaki insan. (Bay How Ne Yapmalı?)
- Yan yanayız, ama bir araya gelemiyoruz, buluşamıyoruz. Artık tartışmıyoruz bile. (Bunun Konumuzla Bir İlgisi Yok)
- Yapmak istemedikleri bütün şeyleri başkalarının eliyle yapar, gitmek istemedikleri yerlere başkalarının ayaklarıyla gider, görmek istemedikleri şeylere başkalarının gözleriyle bakarlar.Bütün eller, ayaklar ve gözler satılıktır artık.Tek eksikleri üzerlerindeki etiketlerdir. (Bay How Ne Yapmalı?)
- Geçmişi evlere uzanan insanlar türlü hedef ve arzularla yoğrulmuş mekanlarda sürükleniyor, başladıkları yere geri dönmek için koşuşturuyordu. (Ayakları Pürdikkat Refakatçi Haydutlar)
- hiç olmamak, varlık için büyük bir bedeldi. (Ayakları Pürdikkat Refakatçi Haydutlar)
- ''Ama her şeye rağmen buradasın, yaşıyorsun.'' ''Buna hiç kuşku yok.Yarım kalmış bir şeyi...'' ''Hepimiz olmamış bir hikayeyiz belki, kim bilir.'' (Ayakları Pürdikkat Refakatçi Haydutlar)
- "O halde neden söyledim demek yerine kastettim diyorsun?" Bazı şeyleri kastederiz. Bazen... (Bunun Konumuzla Bir İlgisi Yok)
- Bazen bir madende hayatı kazıyorum tırnaklarımla; ekmeğe, ete ve süte dönüşüyor simsiyah taşlar. (Bay How Ne Yapmalı?)
- Mutsuz ve hoşnutsuz birtakım insanlar, kendilerine hayali bir gaye bulmuştu ve sıkı sıkıya tutundukları bu imkansızlığın peşinden gidiyordu. (Ayakları Pürdikkat Refakatçi Haydutlar)
- Elimi kaldırıyorum ve bir başka tümceye uzanıyorum bu kez: "Yorgunum, uyumak ve unutmak istiyorum her şeyi." Eğer böyle bir cümle kuruyorsam, kendimi, hayatın kullanıp attığı bir paçavra gibi hissediyorum demektir; ya da büyük bir darbe yemişimdir insanlardan ve benim için hiçbir şeyin önemi yoktur artık; bilemiyorum, ama hüzünlü bir şeyler anlatıyor bu söz. (Bay How Ne Yapmalı?)
- Kurumuş her yaprak öğrenilmiş bir gerçek. (Ayakları Pürdikkat Refakatçi Haydutlar)
- İşleyen kusursuz bir düzen var.Neleri hayal edeceğimizi dahi bize öğreten bir düzenek. (Ayakları Pürdikkat Refakatçi Haydutlar)
- Sokaklarda yaşıyoruz hepimiz. Bir evi olan insanların bile temel yaşam alanıdır sokaklar. Sokakla olan bağlarını korudukları sürece evlerinde rahat olabiliyorlar. Öyle ki, bir sabah kalkıp sokakların bomboş olduğunu görseler, büyük bir şaşkınlık ve tedirginlik duyarlar. Her gün geçtikleri alanlar, uğradıkları mekânlar bütün anlamını yitiriverir. Tek başlarına bu yalnızlığın ve sessizliğin içinde gezinmeye cesaret edemezler. Soğuk bedenleriyle göğe yükselen yapılar içlerine korku salmaya başlar. İnsanlarını yitiren evler birer taş yığınına, kimsenin açamadığı kapılar kuru birer ağaca, camlar erimiş kum yığınlarına dönüşür yeniden. Korkunç bir kabusun içine düşmüş gibi olur insanlar. Kendilerini uyandıracak tek bir kişi bile kalmamıştır artık. Büyük bir insan boşluğu doldurur her yeri. Hiç tanımadıkları insanlar bile eksikliğini duydukları birer tanıdık hâline gelmeye başlar. Ve binaların arasından çıkıp gelen küçük bir çocuk, kurtarıcısı olur insanlığın. (Bay How Ne Yapmalı?)
- Büyük bir insan yığının içinde duruyorum kıpırtısız bir şekilde. Başımı kaldırıp etrafıma baktığımda, her yerde aynı kişiyi görüyorum. Bu büyük kalabalığın aslında bir tek kişiden oluştuğunu fark ediyorum. Soğuk ve ifadesiz bir yüzle bana bakıyor. Ama beni göremiyor. Buna rağmen, göremediği hâlde bana bakıyormuş gibi davranmasın beni huzursuz ediyor. Amaçsız ve tepkisiz bir şekilde üzerime doğrultulan binlerce bakışla kendimi köşeye sıkışmış gibi hissediyorum. Kaçıp kurtulmak istiyorum ve tek kişiden oluşan bu kalabalığı yararak ilerliyorum. (Bay How Ne Yapmalı?)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin