Kitap Künyesi

Yazar: John Berger

Çevirmen: Beril Eyüboğlu

Orijinal Adı: Bento's Sketch Book

Yayın Evi: Metis Yayıncılık

İSBN: 9789753428866

Sayfa Sayısı: 176

Bento'nun Eskiz Defteri Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

Kitabın Baskıları:

1. Basım: Kasım 2012

2. Basım: Haziran 2013

Hollandalı filozof Baruch (Bento) Spinoza, kısa ömrünün en yoğun yıllarını yazarak geçirmiş. Resim yapmaktan zevk alır, yanında hep bir eskiz defteri taşırmış. Ani ölümünün ardından dostları mektuplarını, elyazmalarını, notlarını kurtarmayı başarmış ama eskiz defteri bulunamamış. John Berger, içinde ne olduğunu bilmeksizin, bu eskiz defterini bulmayı hayal etmiş hep. İstediği sadece filozofu yeniden okurken, Spinoza'nın gözlemlediği şeylere bir de onun gözüyle bakabilmekmiş. Bir gün süet ciltli bir eskiz defteri hediye gelince, "Bu Bento'nun olmalı!" demiş kendi kendine ve Spinoza'nın düşüncelerini izleyerek çizimler yapmaya başlamış.

Ve Bento’nun Eskiz Defteri çıkmış ortaya. Çizme edimi üzerine sözcükler ve imgelerle yürütülen bir araştırma var bu kitapta: Çağımızın en bilge yazarlarından John Berger'ın çiçeklerle, bitkilerle, hayvanlarla, çeşitli muhalif ve sürgünlerle, Arundhati Roy, Platonov gibi yazarlarla yarenlik ederek yürüttüğü, sanatın giderek acımasızlaşan bu dünyaya bakışımızı nasıl etkilediği üzerine bir düşünme süreci.

Bento'nun Eskiz Defteri Alıntıları - Sözleri

  • İnsanlar kitaplarını başka hiçbir şeyi tutmadıkları, özel bir tarzda tutar. Cansız değil de sanki uyuyorlarmış gibi. Çocuklarda çoğu zaman oyuncaklarını böyle taşır. …’
  • İnsanlar kitapları başka hiçbir şeyi tutmadıkları, özel bir tarzda tutar. Cansız değil de sanki uyuyorlarmış gibi. Çocuklar da çoğu zaman oyuncaklarını böyle taşır.
  • Piyano notalarıyla akorlar bize ölüm teliyle bağlı bir demek çiçek hissi veriyordu. Taptaze çiçekleri alıp teli yok saydık.
  • "..zihin bir şeyi doğanın genel düzeninde algıladığında, yani şu ya da bu şeye dışarıdan, başka deyişle kör bir raslantı sonucu bakmaya zorlanıp da içerden, başka deyişle bir çok şeyi aynı anda göreceği ve aralarındaki benzerlikleri, farklılıkları, zıtlıkları anlayacağı şekilde bakmaya zorlanmadığında, ne kendisiyle, ne kendi bedeniyle, ne de dışındaki cisimlerle ilgili tam bir bilgi edinebilir, sadece bulanık ve bölük pörçük bir bilgi edinebilir." (Ethica, II. Bölüm, XXIX. Önerme)
  • “Aşk’ın Dostluk’la teselli edilmesini gösterir bu heykel,”
  • Özgüvenleri kadar cehaletleri de açıkça okunur yüzlerinden
  • "İnsanı öteki hayvanlardan ayıran, geçmişe ve gelecek olana duyduğu aidiyet hissidir. Lâkin Tarih'le yüzleşmek trajediyle yüz yüze gelmektir. Çoğu insanın bakışlarını kaçırmayı tercih etmesi bu yüzdendir."
  • "Sevinçten doğan arzu, başka her şey aynı kalmak üzere, kederden doğan arzudan daha güçlüdür." (Ethica, IV. Bölüm, XVIII. Önerme)
  • Lakin Tarih’le yüzleşmek trajediyle yüz yüze gelmektir. Çoğu insanın bakışlarını kaçırmayı tercih etmesi bu yüzdendir.
  • ‘Dünya hakikaten gerçek mi?’ Ben pek inanamıyorum buna. Sakinleştiğim zaman İsa’ya inanabilirim. Hele İsa’ya dil uzatmaya kalk, gebertirim seni. Ama öyle zamanlar oluyor ki Tanrı’ya bile inanmıyorum. ‘Eğer Tanrı hakikaten varsa, niye bana hiç şans tanımıyor, bir iş bulmuyor?’
  • ... susmak da konuşmak da insanın elinde olsaydı bu dünya sahiden çok daha mutlu bir dünya olurdu.
  • "Biz ezeli-ebedi olduğumuzu hissederiz ve biliriz. Çünkü zihin anlayarak kavradığı şeyleri [de], hatırladığı şeyleri hissettiği kadar hisseder. Çünkü zihnin şeyleri görmesini ve gözlemlemesini sağlayan gözleri aslında birer [kanıttır]. Bu nedenle [biz bedenimizden önce varolduğumuzu] hatırlamasak bile, zihnimiz sonsuzluğun bakışı altında bedenin özünü içerdiğinden, onun hem ezeli ve ebedi olduğunu hissederiz hem de bu varoluşun zamanla belirlenemeyeceğini, süreyle açıklanamayacağını." (Spinoza, Ethica, V. Bölüm, XXIII. Önerme)
  • "...karşı çıkılan ne varsa, doludizgin ve merhametsizce yoluna devam ediyor. Karşı konulamaz bir güçle devam ediyor. Müsamahakâr, bozulmamış bir sessizlik söz konusuymuşçasına devam ediyor. Sanki kimse tek bir sözcük yazmamışçasına devam ediyor. Bunun üzerine insan soruyor kendi kendine: Sözcüklere aldırış eden var mı? Ve bazen yaklaşık şu mealde bir cevabın gelebileceği tahmin ediliyor: Bu durumda sözcükler prangalı mahkûmların ırmağa itilmezden önce ceplerine doldurulan taşlar gibidir."
  • “Aslında buradaki temel mesele,” diye karşılık veriyor Arundhati, “Demokrasiye bizim ne yaptığımız. Onu neye dönüştürdük? Demokrasi tüketildiğinde, ne olacak? İçi oyulup da anlamdan yoksun kaldığında? Kurumlarının her biri tehlikeli bir hastalığa dönüştüğünde ne yapacağız? Demokrasiye serbest piyasa artık kaynaşarak, gözü kârını artırmaktan başka bir şey görmeyen, kan emici, yararsız ve dar ufuklu tek bir organizmaya dönüştüğüne göre, ne olacak? Bu süreci tersine çevirmek mümkün olabilir mi? Değişime uğramış bir şey eski halini alabilir mi?”
  • Bir hikâyenin etkisi altında kalıp duygulandığımızda, bizim vazgeçilmez bir parçamız haline gelen ya da gelebilecek bir şey ortaya çıkar; küçük olsun yaygın olsun, bu parça hikâyenin çocuğu, onun ürünüdür. Burada anlatmaya çalıştığım şey salt kültürel bir kalıtımdan daha kişisel, daha nevi şahsına münhasır bir şey; sanki okunan hikâyenin kan dolaşımıyla, insanın hayat hikâyesinin kan dolaşımı birbirine karışmış gibidir. Olduğumuz ve gelecekte olmayı sürdüreceğimiz şeye katkıda bulunur. Aile bağlarının yarattığı karışıklık ve çatışmalardan azade olan, bizi şekillendiren bu hikâyeler, biyolojik değil rastlantısal atalarımızdır.

Bento'nun Eskiz Defteri İncelemesi - Şahsi Yorumlar

John Berger’in Spinoza’nın kayıp eskiz defterinden ilham almasıyla ortaya çıkmış olan bu kitap öncelikle yazılış amacıyla dikkatimi çekmişti. Spinoza’nın düşüncelerinin Berger’in yorumlarıyla ve eskizleriyle harmanlanması farklı bakış açılarını gözler önüne seriyor. Kitapta hem Spinoza’nın Ethica’sından alıntılarla Spinoza’yı anlıyoruz, hem de aynı konu hakkında John Berger’in çıkarımlarını görüyoruz. Öte yandan Berger’in eskizleriyle görsel olarak farklı bir yoruma da dahil oluyoruz. Her okumada yeni bakış açıları kazanmak ve farklı bir tat almak mümkün. (Ceren)

Kitap, bir sanat eleştirmeninin günlük ve basit nesneleri nasıl gördüğü, bu nesnelerin arka planını nasıl doldurduğu, nesnelerin ne çeşit çağrışımlara gebe olduğu gibi konulara ışık tutuyor. Ayrıca John Berger ve Spinoza'ya iyi bir başlangıç olabilir. Başlı başına kitabın meydana gelmesindeki incelik bile okumaya başlamak için yeterlidir. Spinoza'nın kayıp eskiz defterinin içindekileri Spinozaca düşünerek kendi perspektifinden yansıtmak orijinal bir yaklaşım. Ben okurken keyif aldım ve yazarın günlük nesneler, günlük diyaloglar ve günlük durumlar üzerine yaptığı tahliller dinlendirici bir şekilde düşünmemi sağladı. (Luna sapience)

20.yy'ın en önemli sanat eleştirmenlerinden biridir. Önemli olması onun sadece okunmasından kaynaklanmıyor. Aslında bir Ressam olan John Berger'i okuyanların genel olarak görebileceği bir Ressamın yaptığı eleştirilerden çok sanatın her alanı için yapmaya çalıştığı eleştirilerdir okuyanın gözüne çarpacak olan. Yani eserlerini okurken sanat eleştirmenliği mesleğini sadece belli kalıpların içinde sıkıştırmayan ,okuyanda anlaşılmayacak bir etki bırakmayan bir yazardır John Berger. 'Görme Biçimleri' eserini okuyanlar John Berger'in salt sanat eleştirisinin aksine bir sanat eserinin sıradan bir insanın gözü ile dünyaya nasıl göründüğünü yazar çok güzel anlatmış. 'Bento'nun Eskiz Defteri' eserinde genel olarak önemli kişilerin portreleri üzerinden sanatın, hep bizim hem de portre sahibinin gözünden nasıl göründüğünü ''Spinoza''nın 'Ethica' eserinden çıkarımlar yaparak anlatmış yazar.Yazarın Spinoza'nın 'Eksiz Defteri'ni merak etmesindeki tek amaç Spinoza'nın yaptığı çizimler değil. ''Eksiz Defteri bulunsaydı eğer,pek öyle ahım şahım çizimlerle karşılaşacağımı düşünmedim hiç.Sadece yazdığı bazı notları ve bir filozof olarak şaşırtıcı önermeleri yeniden okumak,bir yandan da gözlemlediği şeylere onun gözüyle bakabilmek istiyordum.'' [Sayfa:13] Eserde gerek J.Berger'in gerekse Spinoza'nın not edilecek kalitede çıkarımları mevcut. ''Kısaca dediğim gibi,mükemmelden genel anlamda gerçekliği anlıyorum,yani şu ya da bu şekilde varolan ve etki eden herhangi bir varlığın özünü; ve onun mükemmelliğin yaşam süresiyle hiçbir bağlantısının olmadığını.Çünkü hiçbir bireye varoluşunu daha uzun sürdürdü diye daha mükemmel diyemezsiniz...''[Sayfa:98(Ethica eseri)] (Mehmed)

Kitabın Yazarı John Berger Kimdir?

1926'da Londra'da doğdu. İngilizce yazan en etkili sanat eleştirmenlerinden biri olan Berger, ayrıca senaryo yazarı, romancı ve belgesel yazarı olarak da tanınıyor.

İlk romanı 1958'de yayımlanan "Zamanımızın Bir Ressamı"dır. Romanı "G." İle 1972 yılında Booker ödülünü almıştır.

Metis Yayınları yazarın klasikleşmiş yapıtı Görme Biçimleri'nin (1986) yanı sıra, Picasso'nun Başarısı ve Başarısızlığı (1988), Düğüne (1997), Alain Tanner ile birlikte yazdığı 2000 Yılında 25 Yaşına Basacak Olan Yunus (1997), Görünüre Dair Küçük Bir Teoriye Doğru Adımlar (1999) ve Fotokopiler (1999) adlı kitaplarıyla, özellikle görsellik üzerine denemelerini bir araya getiren O Ana Adanmış (1988) adlı seçkisini yayımlamıştır. Berger'ın son romanı Kral ise 2001 yılında Müge Gürsoy Sökmen çevirisiyle yayımlandı.

John Berger Kitapları - Eserleri

  • Görme Biçimleri
  • Hoşbeş
  • Ve Yüzlerimiz, Kalbim, Fotoğraflar Kadar Kısa Ömürlü
  • A'dan X'e
  • Uçuşan Etekler
  • Görünüre Dair Küçük Bir Teoriye Doğru Adımlar

  • Bir Fotoğrafı Anlamak
  • Sanatla Direniş
  • Düğüne
  • Portreler
  • G.
  • Yedinci Adam
  • Duman

  • Buluştuğumuz Yer Burası
  • Bento'nun Eskiz Defteri
  • Picasso'nun Başarısı ve Başarısızlığı
  • Kıymetini Bil Herşeyin
  • Hayvanlara Niçin Bakarız?
  • Kral
  • O Ana Adanmış

  • Manzaralar
  • Fotokopiler
  • Domuz Toprak
  • Gökyüzü Mavi Siyah - Bütün Şiirleri
  • Sanat ve Devrim
  • İstanbul’dan Gelen Telefon
  • Bir Zamanlar Europa'da

  • Leylak ve Bayrak
  • Görme Duyusu
  • Şiirin Saati
  • Zamanımızın Bir Ressamı
  • Clive’ın Koğuşu
  • Bologna'nın Kırmızı Tenteleri
  • 2000 Yılında 25 Yaşına Basacak Olan Yunus

John Berger Alıntıları - Sözleri

  • Delilik, benliğe kapatılmış devrimci özgürlüktür. (Görme Duyusu)
  • Bir yalan hakikat sayılırsa, gerçek hakikat sahte olanı doğrudan teatral bir ha kikate çevirir. (Görme Duyusu)
  • Sevilen insan sokaktan geçerken ya da yüzünü yıkarken görülen insanla aynı değildir. (O Ana Adanmış)
  • Ölülere yakılan ağıtlar ölmekle kaybettikleri umutlaradır aslında. (Ve Yüzlerimiz, Kalbim, Fotoğraflar Kadar Kısa Ömürlü)
  • Geleceği görmek için geriye gidiyorum. (Bir Fotoğrafı Anlamak)
  • Fotoğraflar belirli bir durumda hayata geçirilen insansal bir seçimin tanığıdır. (Bir Fotoğrafı Anlamak)

  • “Zorunluluk hem tragedya hem de komedya üretir. Öptüğünüz ya da kafanızı çarptığınız şeydir.” (Sanatla Direniş)
  • Soyut sanata gelinceye kadar insan bedeni her anıtsal heykele konu olmuştur. Dolayısıyla, sembolizmle yüklenmiş ve idealize etmenin birçok değişik biçimine girmiştir. Oysa bugün, insan bedeni tek ve kaçınılmaz konu değildir. Bugün bir sanatçı, bedene özgü nitelikler ilgisini çektiğinden ötürü insan bedenini seçebilir. (Sanat ve Devrim)
  • Vedalaşmayla buluşma ne kadar da yakındır birbirine! (O Ana Adanmış)
  • Kapitalist üretim tarzı kadar sürekli ve kapsayıcı bir biçimde geleneği parçalayan, geçmişi gereksiz kılan ve yadsıyan başka hiçbir şey yoktur. Brecht’in dediği gibi “Radikal olan, komünizm değil kapitalizmdir.” (O Ana Adanmış)
  • Bugün resim yapmak, yaygın bir ihtiyaca cevap veren bir direniş eylemidir ve umutlanmayı teşvik edebilir. (Görünüre Dair Küçük Bir Teoriye Doğru Adımlar)
  • NASIL OLUYOR DA hâlâ yaşıyorum? (Kıymetini Bil Herşeyin)
  • Hikayelerimizin bizi ele geçirme tehlikesi olduğunu bilsek, başka türlü yazar mıydık acaba? Sanmıyorum. (Hoşbeş)

  • 'Solcu'ların bazı teorileri kolaylıkla aşırı basit olarak eleştirilebilir. Mühendis-sanatçı, sanatçı türlerinden yalnızca biridir, filozof-sanatçılar da vardır. Sanat eseriyle makine ürünü de kesin olarak aynı şeyler değildir. Gene de, makineyi gözlerinde bu denli büyütmüş olmaları, bağlantıları içinde görülürse kolayca anlaşılabilir; sanayileşme fikri lirik bir güç kazanmıştı, çünkü, sanki bu fikir sayesinde tarihin bütün bir evresi, acılarıyla, sıkıntılarıyla yaşanacak yerde atılabilecekti. Aynı liriklik Lenin'in ünlü, 'komünizm demek, elektrik enerjisi artı Sovyetler demektir' sloganında da alttan alta saklıdır. (Sanat ve Devrim)
  • Kalbin gecikmelere tahammülü yoktur, inancını yitirmişçesine perişan olur. (Kıymetini Bil Herşeyin)
  • Yorulunca sessizliği ararız, ama sessizlikten de korkarız, boş tiyatrolardan korkan oyuncular gibi. (Düğüne)
  • "Bir resim cansızsa, bunun nedeni ressamın mo­deline bir işbirliğinin başlaması için yeteri kadar yaklaşmaya cesaret edememesidir." (Görünüre Dair Küçük Bir Teoriye Doğru Adımlar)
  • Kelimeler konuşan kişiyi ayakta tutarlar,  düşüşler ancak konuşmaların yokluğunda ortaya çıkar. (Şiirin Saati)
  • Roland Barthes fotoğrafla ölüm arasındaki gizli anlaşmayı keskin bir dille ifade etti; her ikisi de zamanı durdurur, her ikisi de öldürücü bir darbe indirir. Senin sorun başka türlü. Geçmiş ve gelecek donar da, şimdiki zaman sonsuza dek sürerse ne olur? Saatsiz bir mutfağın sessizliğinde neler yaşanır? (Bir Fotoğrafı Anlamak)
  • Çıplak doğan kalbimin ilk kundağı ninnilerdi. Ardından kendi kendine şiir giydi giysi diye. Bir gömlek gibi taşıdım sırtımda okuduğum şiirleri. Yarım yüzyıl yaşadım böyle Sandalye sırtındaki gömleğimden karşılaşana dek o sözsüzlükte. Öğrendim ki bu gece yıllar boyu kalbimin ezberlediği bekleyişimmiş seni. (Ve Yüzlerimiz, Kalbim, Fotoğraflar Kadar Kısa Ömürlü)