Kitap Künyesi
Yazar: Mine Söğüt
Yayın Evi: Yapı Kredi Yayınları
İSBN: 9789750805486
Sayfa Sayısı: 128
--reklam--
Beş Sevim Apartmanı Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Pürtelaş Sokağı'nda kediler bir gün canhıraş feryatlarla ortalığı inlettiler. Pürtelaş Sokağı'ndaki Beş Sevim Apartmanı'nda tuhaf şeyler oluyordu. Beş pencereli, beş odalı, beş acayip insanın oturduğu Beş Sevim Apartmanı'nda perdelerin arkasında tuhaf şeyler olup bitiyordu. Cinler âleminden gelenler, periler aleminden gelenler, cinperi âleminden gelenler, orada beş garip hikâye yazdılar... yazdılar... yazdılar... Pardon, altı hikâye yazdılar. Bir de Doktor Samimi ve onun günlüğü var. Mine Söğüt ilk romanı Beş Sevim Apartmanı ile okuyanı cinperi âlemine götürüyor, uzun bir masal dinletir gibi, anlatır gibi, gösterir gibi.
--reklam--
Beş Sevim Apartmanı Alıntıları - Sözleri
- Ben... ben... ben seninle gülmeye öyle alıştım ki, artık sensiz ve gülüşsüz bir dünyada asla yaşayamam(…)
- - Bana sorarsan dışarıda suskunluğuna devam et. Sırlar insanı değerli kılar.
- Olduğuna inanmadığımız bir şeyi yok edemezsiniz. Ama bir şeyin varlığını zedelemek istiyorsanız ona olan inancı yok ederek işe başlayabilirsiniz.
- “Sırlar insanı değerli kılar.”
- Inancin olmadığı yerde hiçbir şey yoktur. Inanç sarsilmasin diye mahremiyet esastır.
- Tüm saldırılar "Zaten cinlerim tepemde" diye başlardı. Önceleri, cin kelimesinden çok, tepe kelimesine takılıyordu aklım. Tepenin anlamını kavramakta zorluk çekiyordum. Babamın ve annemin bir yerlerde tepeleri mi vardı? Vardıysa neden hiç o tepelere gitmiyorduk?
- "Hadi artık yaşama geri dönme zamanı"
- Korkunun gölgesinde akıl fakir kalır.
- Belki mucizelere inanmak hasta ruhların en iyi ilacıdır ama mucizelere kanmak kimi zaman ölümcül bir hastalıktır.
- Benim başım artık kendimle dertte...
- “İstemek başarıyı baştan çıkarır.”
- Rüyasında kendini âşık gören kimse aklını yitirecek demektir. Rüyada aşk, şuur dünyasının kralıdır. İçine girdiği ruhu isterse atlıkarıncalarla gezdirir, isterse dipsiz uçurumların kasvetine düşürür. Nasıl isterse...
- Pencerelerin öyküleri yaşamın tüm sırlarını içinde saklar. İddiasız, mütevazı ama derin anlamlar taşıyan ve kurgusuz gelişen hayatlar, sayısız pencerede bir hayal gibi oynar biter.
- Benim annem ve onun annesi olan anneannem süslü püslü ve peri gülüşlüymüşler. Ben nesillerdir süse püse düşkün, gülüşü büyülü, benzersiz bir genin son mirasçısıyım.
- Kardeşim beğenile beğenile, ben unutula unutula büyüdüm. Kardeşimi övgülerle suladılar, beni yergilerle kuruttular.
--reklam--
Beş Sevim Apartmanı İncelemesi - Şahsi Yorumlar
"Rüyada günlük görmek iyi bir kitap okuyacağınıza işarettir. Rüyada günlük görülse de görülmese de kitap/bes-sevim-apartmani--12451 'nı okumak iyiye işarettir, onu okuyanın gönül gözü açılır, peri kızları rüyasına girer." Haberiniz olsun...... " Pürtelaş Sokağı'nda kediler bir gün canhıraş feryatlarla ortalığı inlettiler. Pürtelaş Sokağı'ndaki Beş Sevim Apartmanı'nda tuhaf şeyler oluyordu. Beş pencereli, beş odalı, beş acayip insanın oturduğu Beş Sevim Apartmanı'nda perdelerin arkasında tuhaf şeyler olup bitiyordu. Cinler âleminden gelenler, periler áleminden gelenler, cinperi âleminden gelenler, orada beş garip hikâye yazdılar. yazdılar.. yazdılar. Pardon, altı hikâye yazdılar. Bir de Doktor Samimi ve onun günlüğü var. yazar/mine-sogut ilk romanı Beş Sevim Apartmanı ile okuyanı cinperi âlemine götürüyor, uzun bir masal dinletir gibi, anlatır gibi, gösterir gibi." "Ben rüyaya inanırım mesela, mıhlanmış duygulara. Rüya dediğim de senin anladığın değil, bunu da belirteyim laf arasında.! " yazar/birhan-keskin Siz kadın şairler,yazarlar hep varolun emi. Ne çılgın, ne pervasız, ne kadar da yoksunuz.... Yaşasın kutsal cuma.....(Ankara hani bugün 6 derece sıcak olacaktı.) (Asya)
-Kitabın son sayfasını okuyan herkesin o an ki yüz ifadesini görmek o kadar çok isterdim ki… İnanılmaz ve etkileyici bir son bekliyor okurları… “Bir şeyi yok etmek istiyorsanız, onu içerden fethetmelisiniz. Olduğuna inanmadığınız bir şeyi yok edemezsiniz.” Mine Söğüt'ü ifade etmek isteseniz hangi sözcükleri kullanırsınız bilmiyorum ama benim tek bir tanımım yok. Bu kadını ya çok seversiniz ya da kalemi ile bir türlü bağ kuramazsınız. Ben sevenlerdenim. Hem de çoook sevenlerden. Yaşamın içinde olanı veriyor okuyucuya. Onun kahramanlarının büyülü dünyasında insan kendi ayak sesini duymaya başlayınca korkmuyor değil. Aynalar bile bir yabancı, yolunu kesiyor insanın. Mesela kitap bittikten sonra insan bir müddet korkuyor aynaya bakmaya. Sert yaşamlar yeryüzünde hâlâ bir yerlerde sayısız vücutta yer alıyor. Özellikle kadın hikayelerini okurken zorlandığımız satırları gerçek yaşamda belki de çok daha ağırlarını yaşayan insanlar var. Kulak vermek gerekiyor diye düşünüyorum... * “Belki mucizelere inanmak hasta ruhların en iyi ilacıdır; ama mucizelere kanmak kimi zaman ölümcül bir hastalıktır.” Beş Sevim Apartmanı, Pürtelaş Sokağı’nın, perdelerinin arkasında garip olayların yaşandığı bir apartmanına götürüyor bizi. Mine Söğüt, kedilerin cirit attığı o sokağı, sakinlerini ve cinperi alemi ile haşır neşir olan Beş Sevim Apartmanı sakinlerini öyle güzel anlatmış ki; kitabın tamamında kendimi oranın bir sakini gibi hissettim. Kitap aslında o kadar kasvetli ki bazen “akıl sağlığımı koruyarak okumaya devam edemeyeceğim sanırım” diyorsunuz. Ama emin olun, Mine Söğüt’ ü bırakmak hiç kolay olmuyor. O kasvet sizi o kadar içine çekiyor ki, apartmanı arayacak hale geliyorsunuz. Fakat yine de kalbin göğüs kafesine sığamayacak hale gelmesi ile sonlandırıyorsunuz kitabı. Kitap, ana karakter Doktor Samimi'nin hayat öyküsüyle başlıyor ve o da tıpkı kitaptaki diğer karakterler gibi çocukluğunda sevgisiz ve ilgisiz bırakılmış. Bundan dolayı en yakın arkadaşlarının cinler-periler olduğunu düşünüyor. Fakat yıllar geçtikçe buna karşı koymak ve cin-perilere olan inancı yok etmek istediği için bir deneye girişiyor. Bunun için Beş Sevim Apartmanı'nın her bir katına bir hasta yerleştiriyor. İşte kitap boyunca bu hastaların neden bu durumda olduğunu okuyoruz: Önce onların bakış açısından, sonra Doktor Samimi'nin dosyalarından gerçek hikayelerini. Tabii bir de apartmanın bu ismi almasının trajik öyküsünü. Bu hastaların hepsinin ortak sorunu aile içi fiziksel/psikolojik şiddet, cinsiyet/kimlik karmaşası, ilgisiz ve sevgisiz bırakılmış olmak.. Yazar bu sorunlara çok çarpıcı bir şekilde değinmiş. Ürpertici detayları olduğunu söylemeliyim fakat genele baktığımızda bu bir korku kitabı değil. Yazar bu sorunlara dikkat çekmek istemiş ve bence çok da başarılı olmuş. Farklı bir yazar ve özgün bir üslup okumak isteyenlere tavsiyemdir. Ben, Mine Söğüt kalemine olan tutkumu paylaştım. Gerisi sizlerde… “Hız yükseldikçe, zaman yavaşlar... Hız, belirli bir noktaya ulaştığında ise zaman durur!” (「Öykümmm」)
6.Sevim'i de ben yazdım. Kurgusal Spoiler içerir!: Öncelikle bu kitabı beraber okumamızı öneren Zey_y ‘e nazik daveti ve muazzam kitap seçiminden dolayı teşekkür ediyorum. Yakın okur arkadaşlarımın şikâyetçi oldukları listende neden “yerli” yazar çok az isyanını bir nebze bastıran bu kitabı okumamı sağlamış oldu. :) Facebook gruplarında takılırken bana kitap önerin de gideyim buralardan dediğimde çoğunluk hep yabancı önerdi. O liste artarak büyüdü, büyüdü ve büyüdü :D Halen çok az yerli yazar var. Dengeyi sağlamak için yeni yeni yerli yazarlar eklemeye çalışıyorum. Şimdi size biraz da kitaptan bahsetmek istiyorum. Yazarın okuduğum ilk kitabıydı. Dili gayet akıcıydı. Kitabı yazarken konuyu çok güzel işlemişti. Hatta o kadar güzel işlemişti ki başlarda yaptığı betimleme beni şüpheye düşürdü. Şüpheye düşmemin sebebi kitap boyunca sürekli betimleme mi yapacak acaba diye bir düşünmemdi. Ama neyse ki öyle bir şey olmadı. Yavaş yavaş kitap açıldı. Yazar hikâyeleri adım adım işlemiş, kaba tabirle malzemeyi yavaş yavaş yedirmiş. Betimlemeler muazzam olmuş. Kurguyu çok iyiydi. Hatta kitabı o kadar beğendim ki neden bu kadar geç okudum diye kendime kızdım. Kitaptaki konuya da ufakça değineyim. Kitapta cin hikâyeleri var. Ben normalde korku filmi, gerilim vs gülerek izleyen biriyim. Korku filmi izlemek için arkadaşla sinemaya gittiğimizde gülüyoruz diye arkadan bağırıyorlardı: D Öyle birini düşünün. Böyle birinin bu kitabı okurken ki hali yine gülerek olacak sandınız değil mi? Değil işte. Yazar bu hikâyeleri anlatırken öyle bir kasvetli anlatıyor ki ilk gün okuduğumda beni olumsuz yönde etkiledi ve acaba kitabı bıraksam mı diye düşündüm. O derece bir etkiden bahsediyorum. Belki de o gün için psikolojim buna biraz müsait de olmuş olabilir. Ama bu beni etkilediği gerçeğini değiştirmiyor. Çünkü diğer gün de yer yer aynı şeyleri hissettim. Şimdi hiçbir incelemede daha önce yapmadığım bir şeyi deneyeceğim. Yani kurgusal, basit örnekler yazdığım incelemeler oldu. Ama bu sefer bir hikâye yazmak istiyorum. Yazarın kasvetli anlatışını ve kitabın işleyişini size bir hikâye ile tarif etmeye çalışacağım. Anlatacağım hikâye kitapta yok. Ben şu an kurguluyorum. Yazacaklarım Şirin adındaki bir kızın hikâyesi olacak. Şirin, bu anlattıklarını yattığı akıl hastanesindeki doktora anlatacak. Not: Buraya kadar okuyan arkadaşlara bir uyarıda bulunmak istiyorum. Okuyacağınız hikâye şiddet içerikli ( kanlı vs ) olacak. Çok abartmayacağım. Ama yine de söylemeliyim ki bu hikâye sizi korkutabilir, üzebilir, sinirlendirebilir. Ona göre okuyun. Eğer bunları göze alamıyorsanız okumayın. Başından uyarıyorum. Not2: Lütfen benim bu yazacağım incelemeyi topluluk kuralları, şiddet içerikli vs diyerek şikâyet etmeyin. Niyetim sizi korkutmak değil. Yazar gibi bir kasvetli, korkunç bir hikâye yazmaya çalışırken aynı zamanda kitaptaki işleyişin bir benzerini zihninizde canlandırmak istiyorum. Önce Şirin’in ağzından yazacağım. Ardından asıl olan hikâyeyi aktaracağım. Başlıyorum. Adım Şirin. 18 yaşındayım. Çok güzel olduğumu söylerlerdi. Bunu ben söylemiyordum. Okulda yüz vermediğim oğlanlar sürekli söylerdi. Babamın ismi Şamil’dir. Çok iyi bir insandı. Dedemden ona kalan tarlada çalışır, topladığı ürünleri satar ve geçimimizi sağlardı. Annemin adı ise Fatima’dır. Annem güzeller güzeli bir kadın olup altın kalpli kocaman bir yüreğe sahipti. Klasik köy kadınları gibi ev işleriyle, ahırla vs ilgilenirdi. Çok mutlu bir aileydik biz. Bir de Aziz var. Ahh Aziz, gönlümün sahibi, prensler kadar yakışıklı Aziz, seni öyle çok seviyordum ki Aziz. Aziz, yan köyde otururdu. Onunla aynı okulda okurduk. Küçüklüğümüzden beri birbirimizi seviyorduk. Yaşımız küçük diye evlenemezdik. Aziz, fırsat buldukça kendi köyünden bizim köye olan 2 kilometrelik mesafeyi yürüyerek gelirdi. Uyuduğum odanın camına tıklatır, uyanmamı sağlardı. Annemi uyandırmadan parmak uçlarıma basarak evden çıkar Aziz’in yanına giderdim. Sarılır, koklaşırdık. Aziz’in babası yan köyün ağasıydı ve çok zenginlerdi. Günler günleri, aylar ayları, yıllar yılları kovaladı. 18 yaşımıza girmemize az bir zaman kala Aziz, babasına benimle evlenmek istediğini söyledi. Hemen gelip beni istediler. Babam da benim rızam ile evlenmemize izin verdi. Yüzükler takıldı, söz kesildi. Düğün tarihini 18’e bastığımız gün olarak belirledik. Nikâh memuru gelecek, imzalar atılacak ve davullu, zurnalı bir düğün ile evlenecektik. Aslında biz daha önce de evlenebilirdik ama düğünlere Jandarma komutanı geldiğini bildiğimiz için bunu yapmadık. Kanundan korkardık. O yüzden bekledik. Düğünden bir önceki akşam annem Fatima ile geçireceğim son gündü. Çok heyecanlıydım. Yarın sevdiğime kavuşacaktım. Telli duvaklı gelin olacaktım. Beyazlar içinde kendimi hayal ettikçe mutluluktan havalara uçuyordum. Banyo yaptım. Mis gibi kokuyordum. Annemin yanına gittim. Annem üzgün olmasına rağmen bana çaktırmamaya çalışıyordu ama ben anlamıştım. Gül gibi kızı gidecekti. Üzülmez mi insan? Annem sonunda dayanamadı. Saçlarımı okşarken başladı ağıt yakmaya. Hemen onu susturdum. Şöyle bol sevinçli bir türkü çığırmasını söyledim. Sevinçliydim. İkimizi de üzmesine izin vermedim. O da türkü söyledi. O gün bitti. Heyecandan zorla uyudum. Düğünü yaptık, nikâhı kıydık. Ben Aziz’ime kavuşacağım odada beklemeye başladım. Dışarıdan sesler geliyordu. Aziz geliyordu. Sevdiğim geliyordu. Adettendir diye sırtına vura vura odaya soktular onu. Ben gelinlikle oturuyordum. Aziz yanıma geldi. Duvağımı kaldırdı. Alnımdan öptü. Sonunda birbirimize kavuştuk. Çok mutlu bir gece geçirdim. Önümde çok mutlu ve uzun bir hayatın olacağını düşündüğüm bir gecenin sonunu düşünerek uyudum. Günler geçti, mutluluğumuz asla azalmadı. Aziz ile babasının evinin yanındaki evde yaşıyorduk. Aziz, her gün babasının tarlalarına gidiyor, işçileri denetliyordu. Akşam o gelene kadar ben de evde ev işi yapıyor, yemek pişiriyordum. İşlerim bitince Aziz’imi pencerenin başında beklemeye başlıyordum. Aziz geliyor yemek yiyor, sarılıp, koklaşıyorduk. Birkaç ay sonra Aziz eve geç gelmeye başladı. Geldiğinde de hep sarhoş oluyordu. Gündüzleri Aziz'e bunu yapmamasını söylediğimde beni dövmeye başladı. Sevdiğim Aziz gitmiş, yerine bir şeytan gelmişti. Ondan çok korkmaya başlamıştım. Korkumdan ne kendi aileme ne yan evde yaşayan Aziz'in ailesine bir şey diyemiyordum. Beni öldürmekle tehdit ediyordu. Yanlış yapsam da dövüyor, doğru yapsam da dövüyordu. Onun için her zaman bir sebep oluyordu. Artık attığı dayaklara alışır olmuştum. Vücudum artık tepki vermez olmuştu. Günler geçtikçe yemeden içmeden kesildim. Zayıfladım. Aziz, bu halimi gördükçe bana acıyıp dayağı azalttı. Ama asla kesmedi. Konuşamamaya başladım. Sus pus olmuştum. Bir gün bana vurduğunda bayılmışım, beni hortumla sulayarak uyandırdı. Sonra da benden nefret ettiğini, beni istemediğini söyledi. Küfürler yağdırdı ve beni babamın evine göndereceğini söyledi. Aziz, ertesi sabah beni emrinde çalışan işçilerden birini kullandığı bir arabaya bindirdi. 2 kilometrelik mesafedeki evimize gitmek için yola koyuldum. Arabadan indim. Annem, evin kapısında oturmuş el işi yapıyordu. Beni görünce birkaç dakika tepki vermedi. Herhalde gündüz vakti güneş yüzünden göremiyor diye düşündüm. Hayır, aslında annem beni tanıyamamıştı. Şirin’ini tanıyamamıştı. Ben olduğumu anladığında ise şoka girip bayıldı. Etraftan görüp gelen komşular onu eve taşıdılar. Sonra da gittiler. Annem uyandığında ben yanında oturuyor ve sadece karşıya bakıyordum. Tepki veremiyordum. Konuşamıyordum. Zayıftım, güçsüzdüm, yaralı bir ceylan gibiydim. Annem bana bakıp ağlamaya başladı. Ne olduğunu sordu. Cevap veremedim. Ama annem, yüzümdeki ve vücudumdaki morluklardan Aziz'in bana eziyet ettiğini, beni dövdüğünü anladı. Ardından da babamın eve gelmesini beklemeye başladı. Babam eve geldiğinde beni karşısında görünce şaşırdı. Annem olanları babama anlattı. Babam dinledikten sonra sustu. Ben tepki veremiyordum ama içimde fırtınalar kopuyordu. Babam bir şey söylemiyordu. O çok iyi olan babam, benim kahramanım olan babam ses çıkarmıyordu. Annem, babama bey neden bir şey demiyorsun diye sorduğunda ise babam, anneme cevap vermedi. Annem ısrarla babama sormaya devam edince babam birden patladı. Bundan kimseye bahsetmemesi gerektiğini yoksa annemi de beni de öldüreceğini söyledi. Annem ağlamaya başladı. Babam bunun ardından da evden çekti gitti. Annem, babam gittikten sonra bana sarıldı, bağrına bastı, saçlarımı okşadı. Anne şefkatinin de etkisiyle günler geçtikçe toparlanmaya, yemek yemeye, yavaş yavaş da konuşmaya başladım. Babam, gündüzleri evden çıkıyor, geceleri eve gelince içki içiyordu. Çok geçmeden de masada sızıp kalıyordu. Annem asla onu uyandırmıyor, yatağa gelmesini söylemiyordu. Annem sonrasında beni odama götürüyor, saçlarımı okşuyor, uyumamı bekliyordu. Annem, benim uyuduğumdan emin olunca da odasına gidip uyuyordu. Ben ise asla düzgün uyuyamıyordum. Her gece kâbus görüyordum. Çığlık atarak uyanıyor, sakinleşemiyordum. Annem odama koşup beni sakinleştirince tekrar uyuyabiliyordum. Bir gece rüyamda sarışın, mavi gözlü bir erkek gördüm. Bana gülümsüyordu. Kimsin dediğimde benim adım Azazil dedi. Ne istiyorsun dedim. Seni dedi. Olmaz dedim. Ortadan kayboldu. Yine çığlık atarak uyandım. Annem odaya koştu. Bana sarılıp, sakinleştirdi. Tekrar uyudum. Günler geçtikçe her gece Azazil’i rüyamda görmeye başladım. Her gece bana rüyamda aynı şeyleri tekrarlıyordu. Ama artık ben ona olmaz demiyor, aksine ben de seni istiyorum diyordum. Mavi gözlerinden, teninin güzelliğinden, boyundan çok etkilenmiştim. Ona âşık olmaya başlamıştım. Ama bir sorun vardı. Azazil, nerede yaşadığını bana bir türlü söylemiyordu. Bir gün annem evde yokken temizlik yapıyordum. Birden Azazil’i karşımda gördüm. Nasıl burada olabilirsin dedim. Seni görmeye geldim dedi. Yanına yaklaştım. Elim uzattım. Elim içinden geçti. Nedenini sorduğumda benden 2 şey yapmamı istedi. Bana kavuşmak istiyorsan bunları yapman gerekiyor dedi. Azazil’e benden ne isterse yapacağımı söyledim. Ona çok âşıktım. Gerçekten de ne istediyse yapacaktım. Azazil’im yakışıklı sevgilim! Azazil, babamı ve Aziz’i öldürürsem bana yaşadığı yeri söyleyeceğini ve sonsuza kadar mutlu yaşayacağımızı söyledi. Azazil, babamı öldürmem gerektiğini söylediğinde ben, geri geri gitmeye başladım. Koşar adım Azazil’den kaçıyordum. O an ki şoku atlattığımda neden babamı öldürmem gerektiğini sordum. Aziz’i anlamıştım. Ama benden altın kalpli babamı neden öldürmemi istediğini anlamamıştım. Ona nedenini sordum. Azazil, bana dönüp çünkü o seni bir mal gibi sattı dedi. Asla dedim! Babam beni asla satmaz dedim. Azazil de o yüzden mi baban sen eve geldiğinde annenin söylediklerini duyduktan sonra sessiz kaldı. Neden jandarmaya gitmedi diye sordu. Ben daha cevap vermeden, çünkü baban seni asla sevmedi, baban seni bir mal gibi satacağı günü bekledi dedi. Yalan diye bağırdım. Azazil de doğru söylüyorum dedi ve gitti. Birkaç gün Azazil’i ne rüyamda ne uyanıkken gördüm. Onu çok özlemeye başlamıştım. Bir gün yine evde yalnızdım. Azazil'in özlemine artık dayanamıyordum. Azazil diye seslenmeye başladım. Birden karşımda belirdi. Azazil'e benden istediklerini yapacağım dedim. O da tamam dedi. Ne zaman yapmamı istiyorsun dedim. O da bu gece dedi. Ben de tamam dedim. Sonra Azazil yine kayboldu. Artık kâbus görmüyordum. Rüyamda sevgilim Azazil’i gördüğüm için çok güzel uyuyordum. Annem de kâbus görmediğim için beni kontrol etmeyi bırakmıştı. Gece oldu. Babam eve geldi. Yine sarhoş olup sızdı. Ben de odaya gittim. Annemin uyuduğundan emin olduğumda yataktan kalktım. Doğruca merdivenlere gittim. Oradan da aşağı indimve mutfağa yöneldim. Çekmeceden ekmek bıçağını aldığım gibi babamın sızdığı odaya gittim. Bıçağı kaldırdım ve sapladım. İlk sapladığımda babam uyanır gibi oldu. Bıçağı neredeyse elimden düşürüyordum. O anda Azazil’i gördüm. Azazil bana gülümsemeye başladı. Sonra ona olan aşkımın da etkisiyle bıçağı sıkıca kavradım. Onlarca kez babama sapladım. Ellerim, elbisem, etraf hepsi kan oldu. Azazil bana sevgilim, şimdi Sıra Aziz’de dedi. Ben de kafamı salladım ve evden çıktım. İki köy arası 2 kilometreydi. Adeta uçarak diğer köye koştum. Eski kocama, beni bu hale getiren, vücudumun her bir bölgesini morartan, kanatan adama koşuyordum. Evin kapısından hızla içeri girdim. Yukarıya çıktım. Gittiğim oda ilk defa dayak yediğim odaydı. Beynimin her bir köşesinde yediğim dayaklar ve Sevgilim Azazil’in görüntüleri vardı. Odaya girdiğimde Aziz sırt üstü yatıyordu. Yatağın üstüne çıktım. Aziz’in karnına bıçağı sapladım. İlk sapladığımda Aziz uyandı. Ama bu beni durdurmadı. Aziz’i bıçaklamaya devam ettim. Aziz’in gözlerine son kez baktığımda benden deli gibi korkan bir ifade kalmıştı. Aziz ölmüştü. Onu öldürmüştüm. Sonunda intikamımı almıştım. Elimde olan kanlı bıçağımla yatağın kenarına yere oturdum ve gülmeye başladım. Kahkahalarım odada, evde, ardından da bütün köyde yankılandı. Attığım kahkalaların sesini duyan köylüler eve geldiler. Beni yatağın yanında elimde kanlı bir bıçakla oturmuş gülerken, Aziz’i de yatakta ölü buldular. Köylüler bir yataktaki ölü Aziz’e bir elinde kanlı bıçakla duran bana bakıyorlardı. Görüntülere bir süre anlam veremediler. Çünkü ben gülüyordum ve köylüler, neye güldüğümü anlamıyordu. Ama ben karşımda duran Sevgilim Azazil’e gülüyordum. Sonunda onun olacaktım. Ardından jandarma geldi ve beni götürdü. Sorgulamaya çalışırken bana iğneler saplamak zorunda kaldılar. Çünkü kahkaham asla kesilmiyordu. Uyumuşum. Uyandığımda buradaki bir odada yatağa bağlı olarak uyandım. O geceden sonra da sevgilim Azazil’i bir daha hiç görmedim. -------------------------------------------------------------------------------------- Şimdi bu tüyler ürperten, isyan ettiren, sinirlendiren, üzen, birçok duyguyu aynı anda size yaşattığını düşündüğüm hikâyeyi bir de cinler olmadan, gerçek haliyle yazacağım. Baştan yazıyorum. Lütfen okumaya devam ediniz. ---------------------------------------------------------------------------------------- Fatima adında bir anne ve onun da Şirin diye bir kızı varmış. Şirin, 18 yaşında, çok güzel, iyi huylu bir kızmış. Şirin ile annesi Fatima’nın o gece beraber geçirdikleri son günmüş. Çünkü Şirin, evden yarın olacak olan düğün sebebiyle ayrılacakmış. Komşu köyde yaşayan, ondan 35 yaş büyük olan Aziz ile evlenecekmiş. Babası Şamil, kızını ondan 35 yaş büyük olan Aziz ile 50 bin lira karşılığında evlendirecek olan kötü bir adammış. Şamil, asla Şirin’i sevmemiş. Büyüdüğünde kızı Şirin’i adeta bir mal gibi satıp, para kazanacağı günlerin gelmesini sabırsızlıkla bekliyormuş. Aslında Şamil, Şirin’i 18 yaşından küçük de olsa verecekmiş de kanunlardan korkmuş. Çünkü düğünlere Jandarma komutanı gelirmiş. Komutanın yanında bir de nikâh memuru gelirmiş ki her şey devletin istediği gibi resmiyete uygun olsun. Şamil de bu mevzuları bildiği için mecburen Şirin’in 18 yaşına basmasını beklemiş. Şirin, 18 yaşına bastığı gün düğün yapılmış. Yani Şirin, doğum gününde ömrünün en kötü günlerini yaşayacağı talihine de adım atmış. Düğün gününün gecesi Fatima ve Şirin bu kötü talihi kabullenmiş şekilde yatakta oturuyorlarmış. Fatima, kızının saçlarını tararken Şirin tamamen tepkisiz bir şekilde bekliyormuş. Şirin durumu kabullendiği için ses çıkarmazken, Fatima kızının başına gelecekleri adeta hissediyormuşçasına acılı bir ağıt yakmaya başlamış. Fatima, Şirin ile acı içinde kıvranırken birbirlerine sarılıp uyumuşlar. Davullar, zurnalar, halaylar, nikâh kıyma derken düğün bitmiş. Aziz’i sırtına yumruklar ata ata odaya sokmuşlar. Şirin ile Aziz baş başa kalmış. Aziz, odaya girdiğinde Şirin yatağa oturmuş onu bekliyormuş. Aziz, Şirin’in duvağını kaldırır kaldırmaz Şirin daha ne olduğunu anlamadan tokadı suratında hissetmiş. Neden? Çünkü kocası şiddet eğilimi gösteren psikopatın tekiymiş. O gece Şirin, kötü günler yaşayacağı yeni hayatına korkunç bir başlangıç yapmış. Günler geçmiş. Şirin dayak yemeye devam etmiş. Aziz, ne dese yapıyormuş, yine dayak yiyormuş. Şirin, o evde geçirdiği günler boyunca yanlış da yapsa doğru da yapsa Aziz bir bahane bulup onu dövüyormuş. Şirin’in her gün ağzı burnu kan içinde kalıyormuş. Şirin, bir süre sonra dayak yemeye o kadar alışmış ki çığlık atmayı bırakmış. Adeta acısını duyumsamaz hale gelmiş. Bedeni de morarsa, kan da aksa onun için bir şey ifade etmiyormuş. Şirin giderek yemeden içmeden kesilmiş. Konuşmayı da bırakmış. Aziz de onu “mal” gibi gördüğü için bozulmuş bir ürün gibi eski evine çalışanlarının kullandığı bir araba ile göndermiş. Şirin, köye arabayla geldiğinde Fatima, kapının önünde oturuyormuş. Kızını gördüğünde tanıyamamış. Şirin, o kadar kötü görünüyormuş ki Fatima, gelen kişinin Şirin olduğunu anladığında geçirdiği şok yüzünden bayılmış. Komşular olanları görünce koşarak yanlarına gelmiş ve Fatima’yı eve taşımışlar. Fatima kendisine geldiğinde Şirin bir köşede oturmuş, buz gibi bir ifadeyle karşısındaki duvara bakıyormuş. Fatima, Şirin’e baktığında ne kadar zayıfladığını, güçsüzleştiğini, bir deri bir kemik kaldığını görmüş. Ardından Şirin’e ne olduğunu sormuş. Şirin de konuşamadığı için cevap verememiş. Fatima, yüzündeki, vücudundaki morluklardan Şirin’e ne olduğunu anlamış. Şamil’in eve gelmesini beklemiş. Şamil eve geldiğinde Şirin’i karşısında görünce şaşırmış. Fatima olanları Şamil’e anlatmış. Şamil de dinledikten sonra Fatima’ya eğer bundan birilerine bahsedersen seni de Şirin’i de öldürürüm diye bağırmış. Fatima da ağlamaya başlamış. Şamil de bunun ardından evden gitmiş. Şirin, annesinin şefkatiyle zamanla toparlamış. Yemek yemeye başlamış, yüzüne kan gelmiş. Yaraları iyileşmiş, yeniden çok güzel bir kız olmuş. Yavaş yavaş konuşmaya da başlamış. Anne kız için her gün aynı şekilde geçiyormuş. Şamil, geceleri içki içiyor, masada sızıp kalıyormuş. Fatima da Şamil’i masada bırakıyor, onu yatağa çağırmıyormuş. Uyku vakti geldiğinde Fatima, Şirin’i kontrol ediyor ve uyuyormuş. Şirin için de geceler hep aynı geçiyormuş. Her gece rüyasında kâbuslar görüyor, çığlık atarak uyanıyormuş. Fatima, Şirin’in çığlığına uyanıyor, kalbi göğsünden fırlayacak gibi atarken kızının odasına koşuyor, kızını sakinleştirip tekrar yatırıyormuş. Bir gün Şirin uyuyamamış. Çektiği acılar bir an olsun aklından çıkmıyormuş. Annesinin uyuduğundan emin olduğu bir anda yatağından fırlamış. Merdivenlerden koşar adım inmiş ve mutfağa yönelmiş. Ekmek bıçağını kaptığı gibi masada sızıp kalan babasının yanına gelmiş. Babasını sırtından bıçaklamaya başlamış. Şirin, babasının öldüğünden emin olduğunda durmuş. Şirin, bununla da yetinmemiş. İki köy arası 2 kilometre olan yolu adeta uçarak koşmuş. Eski kocasına, onu bu hale getiren adama koşmuş. Evin kapısından hızla içeri girmiş. Yukarıya çıkmış. Odaya girdiğinde Aziz uyuyormuş. Yatağın üstüne çıkmış. İlk önce Aziz’in karnına bıçağı saplamış. Aziz uyanmış ama Şirin, bıçağı tekrar tekrar saplamaya devam etmiş ve Aziz’in ölürken gözlerinde Şirin’den deli gibi korkan bir ifade kalmış. Şirin, Aziz’in öldüğünden emin olduğunda yatağın yanına oturmuş. Gülmeye başlamış. Kahkahaları odada, evde, ardından da bütün köyde duyulmaya başlamış. Köylüler korkunç kahkaha sesine uyanmış ve eve gelmişler. Aziz’i yatakta ölü, Şirin’i ise kahkalarla gülerken elinde kanlı bir bıçakla bulmuşlar. Köylüler ardından Jandarma’ya haber vermişler. Jandarma gelmiş ve Şirin’i götürmüş. Jandarma’daki nöbetçi komutan Şirin’in ifadesini alamamış. Çünkü Şirin gülmeye devam ediyormuş. Sakinleştirmek için iğneler yapmışlar. Sonrasında da Şirin’i ilçedeki hastaneye ardından da şehirdeki akıl hastanesine göndermişler. Arkadaşlar hikâyenin gerçek hali buydu. Şirin, aslında Azazil’i yani cini görmüyor ya da duymuyordu. Yediği dayaklar yüzünden akli dengesi bozulmuştu. Psikolojisi bozulduğu için akıl hastanesindeki doktora Azazil’in içinde yer aldığı bu hayat hikâyesini anlattı. Umarım kurguladığım hikâyeyi beğenmişsinizdir. Kendimi eleştirmem gerekirse size gerçek hikâyeyi kısaca, resmi rapor gibi anlatabilirdim. Ama aynı şekilde duyguları içeren bir şekilde anlattım. Kitapta da bu şekilde bir işleyiş var. 1 tane cin hikâyesi 1 tane de o hikâyenin gerçek hali anlatılıyor. Kitabı okumadan hikayelerimi okursanız size tutarsız gelebilir. Mesela Şirin ile Aziz ilk hikayede yaşıtken, ikinci hikayede Aziz 35 yaş büyük. Bu kitabı okumamış kişiler bunu tutarsız bir kurgu olarak görecek haklı olarak. Aslında yazar gibi karakterin kafasında yarattığı dünyayı yansıttım. Dünyayı görmek istediği şekilde gören psikolojik rahatsızlıkları olan mağdurları öyle yazmıştı. Bakıyorsunuz mekanlar vs aynıyken hikayeler acayip farklı olabiliyor. Bu noktada yazarın stilinden daha özgün bir şeyler ortaya koysaydım daha iyi olacaktı ama ben diğer yolu seçtim. Psikoloji bilim dalının teknik detaylarını da hikayelere yedirmeyince ortaya biraz acemi bir ürün çıktı. Birkaç saatte yazdığım ve detaylı araştırmalar yapmadığım için böyle oldu. Önemli değil. İlk defa ciddi olarak bir hikaye yazma girişimim oldu. Genel itibariyle becerebildiğimi düşünüyorum. Umarım daha çok yazarım. Tabi kendime özgü bir şeyler ortaya koymam daha iyi olacaktır. İncelemeyi buraya kadar sabırla okuyan arkadaşlara teşekkür ederim. Kitabı da hepinize tavsiye ederim. İyi okumalar dilerim. (Bilal Günaydın)
--reklam--
Beş Sevim Apartmanı PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Mine Söğüt - Beş Sevim Apartmanı kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Beş Sevim Apartmanı PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Mine Söğüt Kimdir?
Babası bir deniz subayı olan Mine Söğüt, ortaöğrenimini Kadıköy Kız Lisesi'inde tamamladığı 1985 yılında babasını kaybetti. Aynı yıl İstanbul Üniversitesi Latin Dili ve Edebiyatı bölümünde girdi.
Gazeteciliğe 1990 yılında Güneş Gazetesi'nde başladı, İnsan Hakları Servisi'nde muhabirlik yaptı. Güneş Gazetesi'nin kapanmasından sonra Tempo Dergisi ve Yeni Yüzyıl gazetesinde çalıştı.
1993 yılında Türkiye Gazeteciler Cemiyeti'nin düzenlediği yarışmada, Haber dalında mansiyon aldı. 1996-2000 yılları arasında Haberci adlı televizyon belgeselinin metin yazarlığını yaptı. 1999-2001 yıllarında Öküz dergisinde yazdığı yazılarla tanındı. Profesyonel gazeteciliği bırakan Söğüt, 2001-2005 yılları arasında Cihangir Postası adlı yerel bir gazetenin gönüllü editörlüğünü yaptı.
Mine Söğüt'ün ilk kitabı, Adalet Cimcoz: Bir Yaşam Öyküsü Denemesi isimli biyografidir. İlk romanı Beş Sevim Apartmanı / Rüya Tabirli Cin Peri Yalanları'ndan sonra Kırmızı Zaman adlı ikinci romanı ve Doğan Kardeş adlı kitabı yayımlandı. 2006 yılında Pınar Kür'le yaptığı "Aşkın Sonu Cinayettir" adlı söyleşi kitabı Everest yayınlarından çıktı. 2007 yılında üçüncü romanı "Şahbaz'ın Harikulade Yılı 1979" yayınlandı.
Karikatürist yazar/bahadir-baruter ile evlidir.
--reklam--
Mine Söğüt Kitapları - Eserleri
- Madam Arthur Bey ve Hayatındaki Her Şey
- Dolapdere - Kürt Kediler Çingene Kelebekler
- Şahbaz'ın Harikulâde Yılı 1979
- Beş Sevim Apartmanı
- Deli Kadın Hikayeleri
- Kırmızı Zaman
- Adalet Cimcoz - Bir Yaşamöyküsü Denemesi
- Milyonluk Manzara
- Aşkın Sonu Cinayettir
- Darbeli Kalemler
- Bütün Yönleriyle Özal ve Dönemi
- Gergedan
- Sevgili Doğan Kardeş
- Alayına İsyan
--reklam--
Mine Söğüt Alıntıları - Sözleri
- Kadınların evlendikten sonra soyadlarının değişmesi ve hayatlarına bambaşka bir insan olarak, yepyeni bir kimlikle devam etmeleri insanı nasılda çıkmaza sokuyor. (Adalet Cimcoz - Bir Yaşamöyküsü Denemesi)
- Gerçek, yolu gösteren en iyi ışıktır. Sadece gerçeği bilerek evrendeki tüm soruların cevabını bulabilirsin. Ama evren kurnazdır. Gerçeği hep saklar. Yaşam denilen şey gerçeğin peşinde alınan yoldur. Kimi zaman bir arpa boyu da olsa , insan gerçeğe baktığında hep ilerler. (Şahbaz'ın Harikulâde Yılı 1979)
- Kimin öyküsüne mercek tutsanız, hangi hayatın peşine düşseniz mutlak bir acı üzerine inşa edildiğini görürsünüz. Üstelik sadece bu mahallede değil, her yerde. (Dolapdere - Kürt Kediler Çingene Kelebekler)
- Tanrı dünyayı altı günde yarattı. Yedinci gün utandı. (Gergedan)
- “Sahi insan ölünce içindeki şarkılara ne oluyor sen bilirsin. Ölüden avucuna hiç şarkı döküldü mü daha önce? Benim döküldü. Küçük oğlum öldüğünde, avuç avuç ninni döküldü avucuma.” (Deli Kadın Hikayeleri)
- "Cesaret insanın hayatta kalmasını sağlayan kadim genlerden biridir." (Kırmızı Zaman)
- Kadınını altına alıp ezen erkek, halkını altına alıp ezen devletin yapıtaşıdır. (Alayına İsyan)
- Bu silah satışları üzerinden devletler ve şirketler hem açık hem de gizli politik anlaşmalar yaparlar. Legal olarak üretilen silahların bir kısmı o yüzden yeraltına kayar. Tüm devletler silah kaçakçılığına kör ve sağırdırlar. Yeraltında dönen illegal ekonomi aynı zamanda yeryüzünü de besler. Cumhurbaşkanları, başkanlar, krallar, kraliçeler ve diktatörler bu ekonomilerden semirirler. Dağa çıkanlar ve kışlaya girenler ellerindeki silahın kimi öldüreceğiyle aslen ilgilenmezler. Gözlerini kapar ve vatan için ve direniş için ve bayrak için ve kurtuluş için ve toprak için... tetiği çekerler. (Alayına İsyan)
- Belki mucizelere inanmak hasta ruhların en iyi ilacıdır ama mucizelere kanmak kimi zaman ölümcül bir hastalıktır. (Beş Sevim Apartmanı)
- Benim başım artık kendimle dertte... (Beş Sevim Apartmanı)
- "Hayat tuhaflıklarla doludur ve katlanılabilir olmasını bu tuhaflıklara borçludur." (Kırmızı Zaman)
- Korkunun gölgesinde akıl fakir kalır. (Beş Sevim Apartmanı)
- Artık kimin kim olduğunu öğrenmek istemiyorum. Oysa bu mahallede herkesin hikayesi kimliğiyle başlıyor. Kaderler burada kimliklere göre paylaştırılmış. (Dolapdere - Kürt Kediler Çingene Kelebekler)
- “Benden ne istediğinizi öğrenemedim, beni sevip sevmediğinizi hiç bilemedim” (Deli Kadın Hikayeleri)
- İlerki yıllarda yaptığım analizler sonucu anladım ki, aşk benim için her zaman mutluluktan çok, mutsuzluğu içermiş. En mutlu olduğumu sandığım anlarda bile hep mutsuzluğu beklemişim. Son diye bir şeyi aklıma getirmediğim zaman bile bilinçaltımda bir yerde hazırlanıyormuşum sona. Bitmeyen aşk yok yani. (Aşkın Sonu Cinayettir)
- "Evin dilini de anlıyormuşsunuz?" "Evet?" "Mesela pencereler ... şu an bir şey diyorlar mı?" "Onu hatırlamıyorlar bile ... " "Öyle mi? Neden? Yaşarken hiç dışarı bakmadığı için mi?" "Hayır, ölürken bile sırtını onlara döndüğü için." (Deli Kadın Hikayeleri)
- "Deliliğin cazibesi ne kadar tehlikelidir bilemezsiniz.." (Deli Kadın Hikayeleri)
- "Kadınların en büyük zaafı, kendilerine yakıştırılan genel ahlakın gerçekten kendilerine yakıştığına kanmalarıdır." (Alayına İsyan)
- Sakın bana ismimi sormayın Sakın gözlerimin tam içine bakmayın Yanımdan geçerken bana dokunmayın. Varsayın ki burada değil, oradayım. Oraya siz gelemezsiniz. Köprüleri yıktılar, gemileri yaktılar, yollar kayboldu. Ben başkayım. Ben uçurumlar kadar tehlikeli Dereler kadar tekinsiz Rüzgarlar kadar esriğim. (Deli Kadın Hikayeleri)
- “İstemek başarıyı baştan çıkarır.” (Beş Sevim Apartmanı)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin